Ya Sonrası...

Halit Emre Aydın

27.07.2020 Monday 16:34

Hem İmtihan Hem Nimet; Bir Erin Yeryüzüne Vurabileceği En Büyük Damga Evlat.

Her ne kadar analarımızın fedakarlıkları, emekleri ve çabaları bir babaya göre daha görünür, daha meşakkatli, daha şefkatli olsa da babaların bu manadaki zahmetlerinin her zaman yeterli değeri görmediğini düşünürüm.

Ana evladı için mücadele eder, çabalar, baba ise evladı için dünya ile mücadele eder, evladı dünyaya yenilmesin, evladı da kendi evlatları için dünya ile mücadele edebilsin diye didinir durur.

Ana evladın günü için kendi feda ederken, baba evladın yarını için kendini heba eder.

Zira ulu kelam, Kuran-ı Kerime göre de evladın yetişmesinde, terbiyesinde, eğitim ve öğretiminde babanın sorumluluğu çok ağırdır.

Mamafih insan fıtratının ve ahlakının helal ve temiz rızık ile ancak abad olacağı gerçeği ile rızkın ana sorumlusu olan babanın bu meyanda dahi yükü ağır, ödevi büyüktür.

Her evladın yetişmesinde, ilerlemesinde, uhrevi ve dünyevi makamlara sahip olup, vatana, millete, ümmete hizmet eden, edebilen bir birey olmasında babanın rolü muazzamdır.

Bir baba evladının iyi bir eğitim alıp, hem ayakta kalıp mücadele gücü kazanması için, hem de ehline hizmet edebilmesi için elinden geleni yapar. Kendi ilminin yettiği zuhurda kendi eli ve dili ile, yetişemediği yerde evladının ilim sahiplerinden istifade edebilmesi için lazım gelen koşulları oluşturmak için canını dişine takar.

En basit hali ile kendi hayatımın çerçevesinden baktığım zaman, Rahmetli Dedem Müftü Halit Aydın’ın 5 erkek evladını yetiştirirken gösterdiği ihtimamı, her birinin hem mümin birer kul hem de milletine hizmet edebilecek noktalara gelecek nitelikte olmaları için gösterdiği çabanın hem şifahen hem de sonuçları itibari ile şahidi olmam benim de evlatlarımı yetiştirirken bu konudaki hassasiyetimin yükselmesine çok büyük etki etmiştir.

Rahmetli dedemin babası Hacı Hafız İsmail Efendi’nde başladığı akabinde yöremizin önde gelen ilim adamlarında devam ettiği tahsil hayatını ömrü boyunca ilme ve insan yetiştirmeye yüksek önem vererek devam ettirmiş. Bugün bir evladı dünya çapında bir beyin cerrahı ve mütefekkir, bir evladı on binlerce öğrencinin istifade ettiği bir eğitim kurumunun kurucusu bir eğitimci, bir evladı iyi bir doktor ve yüzlerce insana istihdam sağlayan bir dava adamı, bir diğeri yine ulusal çapta bir ilahiyat profesörü eğitimci ve son evladı da bir çok başarıya imza atmış, ehline sahip bir iş insanı olmuş ise ve hepsinden önemlisi bu beş erkek evladın her biri dini bütün, vatansever, ülkesine bağlı ve hadim birer beşer olmuşlar ise rahmetli dedeciğimin senelerce onlara verdiği emeğin etkisi ve sonucudur.

Bugün dört evladını Allah inancı ve korkusu ile yetiştiren, her birimizin milletine sadık, vatanına bağlı birer birey olmamız emeklerinin sonucu olan, her biri başarılı olsun diye tüm imkanlarını ve enerjisini seferber etmiş babamız Dr. Ömer Aydın’ın gölgesi üzerimizde olmasa biz bugün olduğumuz yerlerde olabilir miydik?

Zira dünya tarihi, ülkemizin tarihi de bu ve benzeri yüzlerce örneği barındırmıyor mu?

Babası Yesügay'ın Hayali ve Eğitimi Olmasa Timuçin Cengiz Han Olabilir Miydi ?

Ertuğrul Gazi, Ertuğrul Gazi Olmasa Osman Gazi 632 Yıl Hükümranlık Sürecek Osmanlı Hanedanını Kurabilir Miydi?

II.Murad’ın tahayyülü, yetiştirmesi ve ihtimamı olmasa II. Mehmet, Fatih olup peygamber efendimizin müjdesi hadisine vasıl olabilir miydi?

Mehmet Sıddık Özal evlatlarının eğitimi ve iyi birer insan olması için çabasına çaba katmasa Korkut Özal’ı, Turgut Özal’ı tanır mıydık?

Kaptan Ahmet Reis, evladı iyi yetişsin diye gece gündüz çalışıp, o vatana millete hayırlı bir nefer olsun diye emek üzerine emek katıp, kendisi futbolcu olmak isterken karşı çıkıp daha hayırlı işler yapmasını tavsiye etmese idi, bugün Türkiye’nin gelmiş geçmiş en başarılı siyasetçisi, 19 yıldır Türkiye’yi zirveden zirveye taşıyıp çağ atlatan, ümmetin umudu, milletin güvenli limanı ve gururu Recep Tayyip Erdoğan olur muydu?

İnsanımızın medeniyet kökleriyle irtibatları kesilmek istenirken, cesaretle bir adım öne çıkarak, o irtibatı muhafaza etmek için adeta göğsünü, bedenini siper eden Sadık Albayrak, davası, hem kendi çocukları hem milletin çocukları için defalarca medreseyi Yusufiyede çile doldurmuş Sadık Albayrak,  göz nurunu el yazması eserlerini evlatları iyi bir eğitim alsın diye elden çıkaran Sadık Albayrak ve öğretileri olmasa, bugün ülkenin orta ve uzun vadeli enerji politikalarından oluşan “Milli Enerji ve Maden Strateji Belgesi"ni hazırlayan ve enerjide yerlileşme oranını arttırıp, enerji ithalatını gerileten, Türkiye’yi dünya enerji politikalarını belirleye birkaç ülkenden biri haline getiren, ABD Başkanı’nın "Türk ekonomisini mahvedeceğim” dediği 2018 Ağustos ayındaki spekülatif döviz saldırısının ardından "Türkiye iflas eder, Dolar 10 lira olur, faizler tavan yapar, şirketler batar, Türkiye yeniden IMF’nin kapısına dayanır" paniğinde ekonominin yönetimini üstlenerek, ateşten gömleği giyen bir babayiğit olan Berat Albayrak yetişir miydi ?

Velhasıl kelam babalar bazen görünen ama çoğu zaman varlıklarının manası ve gücü anlaşılmayan birer kahramandır. Baba evladının, milletinin ve neslinin geleceği için canını dişine takar, dünya ile mücadele verir.

Rabbim bizlere de yukarıdaki emsal şahsiyetler gibi birer baba olup onları eserleri evlatlar gibi evlatlar yetiştirmeyi nasip etsin.

Hepinizin, hepimizin babalar günü kutlu olsun.

İyi ki senin oğlunum Babam !

19.06.2020 14:25

Çok uzun zamandan sonra ha gayret dedim bırak üşengeçliği de yaz. Kimse yazmadın diye hesap sormadı, yazdığın zaman da kimse teşekkür etmeyecek belki ama yaz, dillendir ki yarın keşke sessiz kalmasaydım deme.

 

Geçen hafta sayın cumhurbaşkanın Sosyal Medyada da birlik olmalıyız çağrısı üzerine, başta Mahir Ünal ve Mücahit Birinci’nin emeği ile akabinde de yerli ve milli diye tanımlayabileceğimiz birçok yüksek takipçili kişinin bu kampanyaya katılması ile twitter deyim yerinde ise Mohaç Meydanına döndü. 2 Gün üst üste önce 750 Bin, sonra 1,1 Milyon gönderi paylaşılarak 4-5 saat içinde twitter ve sosyal medya gündemine oturan bir iş ortaya çıktı. Tam rakamlara hakim olmamak ile birlikte birim zamanda en çok tweet atılan "hashtag" olarak rekor kırılmış olması da oldukça muhtemel.

 

Kimi bu kampanyayı takipçi sayılarını arttırmak için kişisel menfaat devşirmek üzere kullandı, kimi gönülden samimi olarak ben de varım demek adına mesai harcadı. Her ne kadar bazı arkadaşlar bu ve benzeri kampanyaların kişi ve hesapların etiketlenmesi için bir araç olduğunu söylese de, özellikle Milli - Manevi Hassasiyetleri yüksek insanların azınlık zannedildiği twitter dünyasında böyle bir mesaj verebilmiş ve organize olabilmiş olmak önemliydi.  

 

Şimdi bu şenlik halinin asıl bana düşündürdükleri ve bundan sonrası için asıl yapılması gerekenleri dilim döndüğünce, elim yettiğince ifade etmeye çalışayım;

 

Genetiğimize işlemiş olan final coşkusu ile yapılan işlerde motive olup, başarıyı yakalama halini her alanda ve konuda istikrarlı bir biçimde hayatımıza adapte etmeliyiz.  

Ki bunun en yakın ve bilinen örnekleri milli takım ve takımlarımızın uluslararası arenadaki maçlarıdır. Tahmin ederim herkes bana hak verir.

 

Fikrimizi, tavrımızı, sözümüzü artık sakınmadan, sahip çıkarak sesimizi bu platformlarda çok daha gür ve çok daha kavi olarak sürekli çıkaralım.

Bize Tanzimat ile biçilen, cumhuriyet ile dikişleri sağlamlaştırılan, muhafazakar, müslüman, mümin, dindar etliye sütlüye dokunmaz gömleğini 15 Temmuzda çok güzel parçaladık, Sosyal medya da bu gömleğin bize giydirilmesine müsaade etmeyelim. Binlerce takipçisi olan vekillerin, bakanların, yazarların ve hatta utanç ile ifade ediyorum sayın cumhurbaşkanımızın gönderileri takipçi sayılarına göre çok az destek, etkileşim ve rağbet görüyor.  Halbuki karşı cenahın iki kelamı bir araya getiremeyen matematik özürlü yazamaz, çizemez takımının yalanı, dolanı, gazının sesi bile tüm muhaliflerce kutsanıyor, sahip çıkılıyor.

 

Aslında vatandaşını takip etmeyip, sadece siz birlik olun bizi burada tutun diyen siyasetçi abi ablalar da bir çift laf edecektim ama üstad Ahmet Tezcan ağabey o konuyu son yazısında hakkıyla vurguladı.

 

Bizim yörede başka tabirlerle de anlatılsa da edeplisi ile söyleyelim; El Arsasına Yapılan Bina Gecekondu Olur, El Oğlu Sıkılınca Gelir Yıkar.

Bir an önce bir çok meselede ve başlıkta ortaya koyduğumuz iradeyi Yerli Sosyal Medya Platformu ve Yerli Yazılım Meselesinde de koymalı ve erk sahiplerinin de koordinasyonuyla yerli çözümlerimizi üretmeliyiz.

Bu etiketlenme meselesini birçok kişi dile getirdi, hatta abartıp sazan avı diyenler oldu. Her gün hepimiz bir şekilde ama beğenerek ama paylaşarak ama direk fikrimizi gönderi olarak yayınlayarak zaten sosyal medyada, kullandığımız mobil cihazlarla, bilgisayarlarla koca koca dijital ayak izleri bırakıyoruz. Bir etikete mesaj, yorum bırakarak mı etiketleneceğiz. Bunun gerçekten böyle olduğunu düşünen saftır, bunun böyle olmadığını bildiği halde açıktan böyle söyleyen de fitne peşindedir. Mamafih Jack’in veya Mark kardeşin canı sıkıldığı zaman bizi kısıtlayabildiği, hesaplarımızı sadece milli olduğu için kapattığı, Google’ın özellikle seçim zamanlarında arama sonuçlarını manipüle ettiği gün gibi ortadır.

 

Bu bağlamda birilerinin yaptığı gibi başka yazılımların alt yapılarına makyaj yapıp değil, dipten uca mühendislerimizi, iletişimcilerimizi ve içerik üreticilerimizi devletimizin, hükümetimizin bir araya getirip, koordine edip yerli sosyal medya platformu seferbirliğini başlatması gerekmektedir. Tek bir girişimcinin veya tek bir ekibin bu işin altından kalkması mantık, finans ve matematik olarak mümkün değildir. Nasıl ki yerli otomobil projesinde ciddi bir organizasyon ile yola çıkıldı ve mesafe alındı. Bu konuda da derhal bir oluşum ihza edilmelidir. Ki otomobil projesine göre çok daha az meşakkatli ve masraflı bir yolculuk olacaktır bu.

 

Küçükten büyüğe, kolaydan zora günlük hayatımızı kaplayan bu bilgi teknolojileri çözümlerinin yerli ve millilerini devreye almalıyız.

Tekraren ve defaten, bunun bir kişi, kurum ya da girişimci tarafından yalnız yapılması mümkün değildir, konunun tüm tarafları bir araya getirilmeli ve süratle işe başlanmalıdır.

 

Yerli Programatik reklam çözümleri, yerli sosyal medya platformu, yerli mobil işletim sistemi ve daha niceleri yarının milli egemenlik unsurları olacaklardır.

 

Bugün bilgide, gelecek bilgi de… Türkiye teknoloji ile kalkınacak !

 

Bugün süper güç dediğimiz devletlerin, devletlerden güçlü şirketlerin arkasında bu arge, tasarım üretimi ve pazarlama güçleri yatmaktadır.

 

Türkiye Türkiye’den ibaret değildir ve bizim bu manada yapacağımız her iş, başta geleceğimiz çocuklarımızı, soydaşlarımızı, din kardeşlerimizi bu küresel tasalluttan kurtarmaya atılmış bir adım olacaktır.

 

Ne zaman muvaffak oluruz;

Söylenmeyi bırakıp söylediğimiz, uyuşukluğu terk edip yaptığımızda.

15.05.2020 00:28

Üzerine söz söylenecek, kelam edilecek, yazı yazılacak çok mesele var aslında…

Bir yanda ağız verip insanları kandırıp her gün söylediklerinin aksini icra ederek İstanbulluyu bin pişman eden İBB Başkanına söylenmesi gerekenler, öte yanda tüm uyarılara rağmen bu müteahhit kırmasını İstanbul’un başına bela eden vatandaşlara denecekler…

Bir yanda taahhütlerine her zaman olduğu gibi uymayan ve Suriye’de tüm varılan mutabakatlara rağmen Mehmetçiklerin şehadetine sebep olan Rus Hükümeti ve Putin, bir yanda kameralara şehitlerimize duyduğu empatiyi gözlerini kapatmak sureti ile sureti haktan görünmeye çalışırken, meclis kürsüsünde şebbihalığını hatırlayan bay Kemal.

Bir yanda ensar ruhu ile kucak açıp ekmeğimizi bölüştüğümüz Suriyeli kardeşlerimize sınır kapılarının açılması, bir yanda Suriye sınırına dayanmış milyonlarca yeni mülteci adayı.

Ve hepsinden öte yanda, milli ve yerli teknolojinin aslında ne kadar hayati ve önemli olduğunun bizatihi ispatı olan İHA, SİHA’larımızın Suriye’deki operasyonları.

Şimdi herkesin konuştuğunu konuşmak, herkesin söylediğini söylemek kifayetsiz kalacağı için, biz bu yerli milli teknoloji konusuna odaklanalım, odaklanalım ki bugüne sirayet eden örnekler, yarın bize daha önemli avantajlar sağlasın.

Bir programda Selçuk Bayraktar ağabeyin de net bir biçimde ifade ettiği gibi, bizim de defalarca dilimizin döndüğünce ifade ettiğimiz gibi; makine üretmek, devre tasarımı yapmak evet çok önemli aynı bir insanın iskeleti, bedeni gibi. Bu zaviyede yapılması gereken, yapılan çok şey var memlekette.

Ama bizi ileri, daha ileri taşıyacak olan, gerçek mana da bağımsız kılacak olan, kalkınmamızı, genç nüfusumuzu istihdam noktasında önümüzü açacak olan “Yerli Yazılım” projeleridir.

Örnek olarak, yaptığımız İHA ve SİHA’ların yazılımları milli ve yerli olmasaydı, bize ait olmasaydı bugün üzerine destanlar aşk edilen o görüntüler ortaya çıkar mıydı?

Peki bugün gerçekten Türkiye olarak iletişim güvenliğimiz, ekonomik güvenliğimiz, bilgi güvenliğimiz mevcut mu ?

Kullandığımız cep telefonlarının işletim sistemlerinin Türkçe olması bizi yanıltmasın en nihayetinde ya IOS ya Android. Yarın Amerika’nın canı sıkılsa bir tuşla bütün cep telefonlarımızı kullanıma kapatabilir.

Ya da en kritik yerlerden, en standart alanlara verilerimizi sakladığımız sunucular ve yazılımları Dell, HP, VMWare, Citrix veya Fujitsu olduğu sürece ne zaman elin oğlunun bizim bilgimize erişmek isteyeceğini veya sistemimizi kilitleyeceğini bilebilir miyiz ?

Ayrıca rekabetçi ekonomi açısından da yüzlerce oyuncunun olduğu, onlarca global şirketin mücadele ettiği alanlara verdiğimiz önemi çok daha alt seviyeden başlayarak kendimize kolaylıkla alan açabileceğimiz tröstlerin hakimiyetindeki alanlara vermemiz gerekmez mi ?

Bu konularda her bir alan üzerine zihnimiz yettiğince, dilimiz döndüğünce uyarılarımızı yapmaya, elimizden geldiğince projeler geliştirmeye devam edeceğiz.   

 

Twitter : @halitemreaydin

05.03.2020 16:38

Tüm kötülere, tüm habislere, tüm aşağılıklara inat, iyi niyetmizi kaybetmeyeceğiz.

 

Günlerdir milletin, memleketin ulusal gururu olan, hem yurt içinde, hem yurt dışında mazluma, mağdura, muhtaca kol kanat geren, yüz akımıza Elazığ depreminden beri hem bir takım siyasiler hem de sosyal medya trolleri saldırdıkça saldırıyor.

Dünyanın dört bir yanında “ailesini, çoluğunu, çocuğunu” geride bırakıp, sıcak yatağında değil, garibin dizinin dibinde sabahlayan Kızılay çalışanları, gönüllüleri şimdi bu alçak saldırının karşısında madem öyle bende kimseye yardım etmiyorum, bana ne onun bunun derdinden dese olur mu?

KK kameraların önünde girip çıktığı Kızılay, AFAD çadırlarını ve orada götürülen hizmetleri canlı canlı müşahede etmiş olmasına rağmen, grup toplantısında çadır bile yoktu deyip, göz göre doğru söylemediği için orada ona bilgi veren, canını dişine takıp, hayatını hiçe sayıp, oradaki insanların yardımına koşanlar, yaptığımızın kıymeti bilinmiyor, bu saatten sonra bende vazife icra etmiyorum dese olur mu?

17 Yıldır gece gündüz demeden, tatlı bir uyku nedir bilmeden, canını dişine takıp milletine hizmet için ülke, ülke, şehir, şehir, dağ bayır demeden ömrünü vatandaşına adayan reis-i cumhur, bu hizmetlerin, bu canhıraş gayretin, adanmış bir hayatın değerini bilmeyi bir kenara bırakın, kendisine, ailesine hakaret, terbiyesizlik ve benzeri adi davranışlarda bulunan bir çok insan var diye, yemişim hizmeti, milleti, devleti; ben “çocuklarımın büyümelerini kaçırdım, torunlarımın büyümesini kaçıramam” deyip yüklendiği bu zor, meşakkatli sorumluluğu üstünden atsa olur mu ?

OLMAZ !

İşte bu yüzden iyi niyetimizi istismar eden, bunaldığında darlığı geçsin diye elimizden geleni yapmamıza rağmen nankörlük eden, arkamızdan iş çeviren, kıymetimizi bilmeyen, Allah rızası için yardımına koştuğumuzda şeytanla iş birliği yapanlara tam da bu karakter ve şahsiyetle, Halk bilmez ise Halik bilir mantığı ve düsturu ile iyi olmaya devam etmeliyiz.

Ahlaksızlar, şerefsizler, adiler, nankörler çoğaldı diye biz istikameti kaybetmemeli, iyi niyetimizi, insanlara, insanlığa karşı husnizanımızı yitirmemeliyiz. İş o ki bizim derdimiz Allah (cc)’nün rızasını kazanmak olsun.

 

Tam bu noktada hayatının bir noktasında geçmişe sünger çekip, varı ile yoğu ile, enerjisi ve emeği ile Allah rızasını kazanmak adına gayret içinde olan Gamze Özçelik kardeşime sosyal medya üzerinden saldıran müptezel, haysiyetsiz güruha rağmen mizanı, izanı ve şirazeyi kaybetmemesini tavsiye ediyorum.

Bacım bu şerefsiz mahlukata takılma sen, Rabbim bağışlayıcı ve gafurdur. Cenab-ı Hak yar ve yardımcın olsun.

NE ZAMAN MEMLEKET DÜZE ÇIKAR;

Karşımızdakinin aklının seviyesini anlayıp, aptal yerine koymayıp, kendimizi geri zekalı durumuna düşürmediğimiz zaman.

 Twitter: @halitemreaydin

05.02.2020 17:27

Ben Ekrem yazmaktan oldukça sıkıldım sevgili okuyucu;

Her ne kadar kendisi ve etrafındaki zevat, insanın gözüne sokarak tıynetlerini, cibilliyetlerini ortaya koysalar da ve içimdeki ses bunlara tepki göstermeyeceksen zihnin ne anlamı, bunlara yazıp, söylemeyeceksen dilin ne manası var diye baskı yapsa da, bir süre bu kitleden bahsetmemeyi umuyorum!

Bu arayı şöyle başlatmış olalım;

Ekrem Efendi daha seçim zamanında Selo’nun çizgisini beğeniyorum demedi mi?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi ile Dilek Hanım (Çok Özür Dilerim) Üniversite Mezunu, Doktora yapmış Dilek Hanım Selo’nun zevcesini ziyaret etmedi mi?

CHP’nin il başkanı olan hanımefendi (Kendisini Mertliği ve Düzlüğünden dolayı takdir ediyorum) azılı bir anarşist ve PKK sempatizanı değil mi?

Bu noktada soruyu soracağım kişiler, ülkücü olduğunu iddia edip, vatan – millet ekseninde yürüdüğünü iddia edip bu adama destek çıkanlar…

Yüzünüz kızarmıyor mu, her bu ve benzeri davranışta elinizi ısırmıyor musunuz?

Yürüyen işlere çomak sokup İstanbul’un sistemini her yavaşlatan hamlesinde kafanızı duvara vurma arzunuz kabarmıyor mu?

Bunlar olmuyorsa kolpa yapıp ben milliyetçiyim, vatanseverim demeyin…

Zira; Ekrem İmamoğlu, Trabzon'luların terör ve yandaşlarına karşı milli duruşu neticesinde geliştirilen projenin adıdır. Trabzon'luları kendi silahıyla vuruyorlar. Ekrem İmamoğlu, terör ve yandaşlarına sempati toplayan bir misyonun maskeli temsilcisi.

Hafter Ne Yapmaya Çalışıyor ? Neden Ateşkesi Reddetti ?

Hafter merkezi, yek, yeksansak bir gücün temsilcisi değil, bir sürü farklı grubun heterojen karışımının üstüne CIA’in yerleştirdiği yüzen yaprak.

Game of Thrones izleyenler hatırlar; vahşilerin başındaki adam, John Snow’un teklifini kabul etmek için yanıp tutuşurken, kırk benzemezi bir araya getirmiş olmasından mütevellit ben bu formasyonla bunların başında kalamam demişti.

Heh tam da Hafter’in hikayesi bu.

Bir de buna parasını verenlerin zıp zıplamasını koyun, istese de barış yapamaz.

O zaman Ey Şanlı Ordu, Ey Şanlı Asker; Ordumuz olsun daim muzaffer deyip, dua etmek de bize düşüyor.

Mey biter saki kalır. Her renk solar haki kalır. İlim insanın cehlini alsa da hamurunda varsa eşeklik; baki kalır.

Fuzûlî

15.01.2020 13:32

Neresinden tutsak elimizde kalacak bir üslup ve tavır...

Dün ile bugünü geçelim, bugünle bugünün çeliştiği bir düşünce yapısı.

Tecrübe ve geçmiş olarak bizden çok daha mertebe sahibi Ahmet Hakan yazmış ya İmamoğlu’na dostane uyarılar diye.

Ben de Ahmet Hakan’a soruyorum ben uyarmıştım demek için mi uyarıyorsunuz muhterem? Zira uyardığın konular kronik, yapısal sorunlar. Tavsiye, uyarı ile değişmeyeceğini bilecek kadar irfan sahibisiniz bence.

İşime geldiği kadarsın tavrı ile;

Ekranlarda biz bilim adamlarımız ne derse önümüze rehber olarak koyarız şovunu yapan, en nihayetinde referanduma gitmek lazım diye arı sokmuş gibi titreyen zevatın bu yöntem ve eğilimler kendinden taraf olmadığı zaman ki halini tüm memleket ibretle izledi.

Şimdi ben Nush İle Uslanma İhtimali Olmadığını Düşündüğüm Ekrem Bey’e Şu Hatırlatmaları Yapayım…

1- Sen 16 Milyon İstanbullunun temsilcisi değil hizmetkarısın, İstanbul’un temsilcileri TBMM’de.

2- Mamafih 4 Milyon oy aldın, diyelim ki onların temsil ediyorsun; sana oy vermeyen kişilerin adına konuşmaktan bir an önce vazgeç. Biz oy vermeyenler senin bizim adımıza beyanlarda bulunmandan sıkıldık.

3- Ben saksı değilim, belediye başkanıyım dinleyin beni tavrın Allah muhafaza daha etkin ve yetkin bir makamda yapabileceklerin hakkında kuvvetli öncül kanaatler uyandırıyor. İfşa olan amacına gerçekten ulaşmak istiyorsan, önce var olan görevini tam, eksiksiz ve iyi yap. Ayrıca az konuş ki olmayan sempatin nefrete dönüşmesin.

4- Kanal İstanbul’u Cumhurbaşkanı ile bir mücadele alanı görüp aynı kareye girmek için zorladıkça zorladığın çok aşikar. Ama Recep Tayyip Erdoğan bu hamlıkla sana 5-10 beden bol gelir. Biraz piş, en azından ne dediğini hatırlayacak tutarlılığa ulaş ki, düştüğün hallere düşme.

5- Hanımefendilere hitap şekline ve onlarla kurduğun diyaloglara dikkat et, et ki evde yenge hanım sokakta birinin kocası,  sevgilisi seni tartaklamaya yeltenip korumalarından dayak yemesin.

İMZA : Tüm hemşerilerine ön yargısız sevgi ve sempati duyan ama seni gördüğü andan itibaren memleketimden böyle biri nasıl çıktı Ya Rabbi sorgulamasına girmiş bir Trabzonlu. 

HERKESE EKMEK KAPISI

Kimi Mustafa Kemal’i ekmek kapısı yapmış kimi dini – manevi duyguları…

Kimi överek, kimi söverek prim kastıkça kasıyor.

Durup durup hocaları, Gaziyi, Reis-i cumhuru pelesenk edenler size diyorum;

Az ötede oynayın, kimse sizin kanaatleriniz, söyledikleriniz ve/veya yönlendirmenizle olduğu mevziiyi terk etmiyor.

Sizin gibi düşünenlere kendini tatmin malzemesi olmaktan öteye gitmiyorsunuz.

Yani diyorum ki kabartma tozu olmayın, zihninizi işe yarar şeylere yorun belki efsane olursunuz.

TÜRKİYE TEKNOLOJİ İLE KALKINACAK

Yerli depolama, yerli bulut sistemleri olmadan,

Yerli mobil işletim sistemi, yerli dijital reklam teknolojileri olmadan,

Ulusal internet ve milli yapay zekaya gereken önem verilmeden olmaz ama.

11.01.2020 09:52

Sabah İran’ın vekalet savaşlarını yöneten komutanı Kasım Süleymani ABD bombardımanı ile ölüm akıbeti ile karşılaştı haberleri ile çalkalandı gündem. Daha uzun saatlerde manşetlere, programlara yön verecek muhtemelen. İran ritüelini gerçekleştirdi tehdit etti, Trump sosyal medya hesaplarına ABD bayrağını sabitleyerek savaş modundayız mesajı verdi. Bu ve benzeri birçok hamle önümüzdeki günlerde de devam edecek.

Benim ise ilgimi çeken bizim gazetecilerin mütefekkir ve yazarların konuya tepkisi oldu. Kimi kanına uygun davranarak ABD’yi lanetledi, kimi Suriye kasabının ölümünden sonra zafer çığlıkları attı, kimi de her iki tarafa da insanlık adamlık dersi verme peşine düştü.

Peki milli ve yerli duruş hangisiydi…

Eğitim formasyonum gereği olsa gerek bende oluşturduğu hisler ve sorular şunlardı;

  • Dünya bir katil pislikten kurtuldu mu?
  • Evet
  • Kimin öldürdüğünün önemi var mı?
  • ……

ABD’nin Irak’ta yaptığı bombalamanın sivil halka verdiği zarara üzülmek, Kasım’ın ölmesine sevinmeye engel değil.

Senelerdir birçok meselede gizli aleni plan kuran, ümmete karşı planın parçası olan aktörün birbirini yemesi zerre beni bağlamaz, zulüm görecek olanlar Irak’ın yıllardır mağdur olmuş halkı olmasa.

İran şimdi ne yapacak; gidip Amerika ile savaş tutacak değil, Irak’taki halka özellikle Sunni Müslümanlara zulmünün boyutunu arttıracak.

Petrol, doğal gaz fiyatları artacak, bozuk olan Dünya istikranın daha fazla bozulması gerilen ve şişen sinirleri daha da gerecek, küresel çapta beklenen krizin tarihi öne alınmış olacak.

Peki bize değecek olan tarafı…

Etrafımızda her yer zaten karma karışık İran’da bunlara eklenecek.

İçimizde yerli, milli alerjisi olan vatandaşlar olmasa….

Buradan gelin Libya tezkeresine bağlanalım şimdi;

Düne kadar milli, yerli, ülke bütünlüğü diye boğaz patlatanlar, bize ne Amerika’dan diyen hocanın talebeleri, mazlum bir müminin bile bir damla göz yaşı için Dünya yansın diyen başkanın çömezleri, HDP ve CHP ile aynı çeşmeden su içtiler bir de üzerine Ya Rabbi şükür dediler. HDP ve CHP’ye ess bile demiyorum, mazi belli, ati belli. Cins belli, cibilliyet belli. Ama daha 3 ay önce söz konusu olan ülke menfaati olursa diye cümleye başlayanlar dün red verdiler, ne diyelim hayrını görsünler.

Tarih en kaba tabirle, bugün Doğu Akdeniz’de ve genel ölçekte deli gömleği giydirilmeye çalışılan Türkiye’nin iradesi ve duruşuna karşı duranları nasılsa yazar.

Allah kimseyi kendisine saygısını yitirtecek kadar kendisi ile çelişkiye düşürmesin.

Yazının son konusu biraz kişisel, biraz vicdani.

Ünal Karaman ve Trabzonspor ayrılığı.

Şahsi olarak Ünal Hocanın ayrılmasına üzüldüm, iyi bir ritim yakalamıştı takım. İstifa haberini duyar duymaz içeriden bilgi alayım diye kaynağım olan kuzenlerimi aradım. Bein Sports’da Ahmet Ağaoğlu’nun anlattığı meseleyi o gün biraz daha detaylı bir şekilde anlattılar. Bir kere daha anlatmanın manası yok ama olayı öğrendikten sonra verdiğim yönetici refleksim şu oldu, madem gitmek istemiş yolu açık olsun. İyi adamdı, hoş adamdı ama bu psikolojik şantaja girer başkan bu işi yememeli.

Pazartesi günü yine bir dostun sormasıyla üretilen tevatürden haberim oldu, Ünal Hocayı Berat Albayrak kovdurmuşmuş. Cumartesi akşamı kendi kulağımla işin özünden haberi almasam acaba mı derdim belki bende ama yekten cevap verdim, boş konuşmalar bunlar. Peki bu söylentileri kim çıkarıyor diye düşününce herkes parti içi çekişmelerden dolayı bir isme odaklanıyor ya ben şimdi ezber bozayım; Ekrem yapmıştır Ekrem.

Allah kimseyi gerçeğini bile bile kuru kuruya menfaat temini için iftira atacak karaktersizliğe düşürmesin.

Ne zaman mutlu oluruz, kendimizle çelişmeyecek kadar karakterli, her durumda gerçeği haykıracak cesarette ve dürüstlükte olduğumuz zaman.   

03.01.2020 15:15

Memleket gibi memleket gerçekten Türkiye… Azıcık dert sahibi isen sıkılmaya imkan yok.

Sağcısı, solcusu, liberali, muhafazakarı hepsi bir alem.

Şimdi gündemi bu kadar meşgul eden iki konu var ki yazmazsam uyku tutmaz.

Kanal İstanbul doğa tahrifatı mı olacak, Dünyanın en güzel lokasyonu İstanbul boğazını mı kurtaracak ?

Boğazlardan geçen gemi sayısı artıyor mu azalıyor mu ? İki kelimeyi bir araya getirebilen anlatıyor da anlatıyor, yazıyor da yazıyor. Montrö mü delinecekmiş, ABD ye üs mü olacakmışız.

Bre mübarekler hepiniz mi uluslararası ilişki uzmanısınız, hepiniz mi doğa bilimleri profesörüsünüz. El insaf artık yahu el insaf. Bylock röportajı ile muhabir ünlüsü olmuş gazeteci çırağı bile almış eline sopayı ahkam kesiyor.

Bu mevzuda iki sorum var gerçek uzmanların cevaplamasını istediğim;

  • Kanal İstanbul yapıldığında İstanbul’un iklimi ve çevresel dengelerinin değişimi ne yönde ve ne ölçüde hissedilir olacak?
  • Tanap, Mavi Akım, Bir Kuşak Bir Yol gibi projelerin hayata geçtiği bir zaman diliminde yapılan SWOT analizi gerçekten bu projeyi karlı mı gösteriyor?

Bunların cevabını gerçek uzmanlardan almadan yorum yapmayı en basit tabiri ile hadsizlik sayarım kendi adıma.

Gel gelelim yerli otomobil mezuna; tasarımcısı kimmiş, fabrika nerede imiş vs vs…

Benim her dost meclisinde, her ortamda izah ettiğim, mesleki formasyon ve uzmanlık alanıma girdiği içinde rahat rahat konuştuğum bir konudur bu teknolojik gelişim ve yerli, milli teknoloji meselesi.

Şimdi madde madde konuya en cahil kişilerin anlayacağı şekilde izah etmeye çalışalım.

  • Günümüzde esas olan şey ürünü tasarlamaktır, kendi kaynaklarınla ve kendi ülkende üretebiliyor olmak ortaya çıkacak faydanın geniş tabana yayılması için çok büyük artıdır ancak gerçek katma değer ürünün müellifi olmaktadır. Ne hangi parçanın nerden alındığı ne de ürünün ne kadarının kendi bandında üretildiği esas mesele değildir. En basit örneği ile dünyanın en büyük şirketi olan ve bir Amerikan firması olan Apple ürünlerini maliyetin en uygun olduğu Dünyanın çeşitli yerlerindeki tedarikçilerine yaptırmaktadır. Ya da başka bir örnekle Mercedes 2000 cc altı motorlarını Renault’dan almaktadır. Dolayısıyla eğer yerli ve milli bir özellikle de Elektrikli otomobil tasarımı ortaya çıkarabilmişsek bu çok önemli bir artıdır.
  • Yerli otomobilden daha fazla öncellenmesi gereken ve bir bağlamda çok daha kolay sonuca gidebileceğimiz, çok daha geniş kitleleri ilgilendiren projeleri de hızlıca hayata geçirmeliyiz. Yerli mobil işletim sistemi, yerli depolama ve bulut teknolojileri, yerli ERP yazılım gibi sadece devlet ve hükümetimizin birazcık şefkati ve ayrıcalık tanımasıyla sonuca gidebilecek birçok yerli girişim var, bu bağlamda da konuşulanların ivedi bir biçimde hayata geçmesi en büyük temennimiz.

Önümüzdeki yazılarda zihnimiz ve belagatımızın yettiğince bu yerli yazılım ve teknoloji meselesine değinmeye çalışacağız. Yeni mottomuz Türkiye teknoloji ile kalkınacak olmalı zira.

Ne zaman büyük ve gelişmiş oluruz,

Her konuya her kafadan ses çıkmadığı, herkesin önce kendi işini en iyi haliyle yapmaya çalıştığı zaman.   

25.12.2019 15:18

Atalarımız her deyişlerini, her sözlerini binlerce yıllık tarihin tecrübesi, yaşanmışlığın derinliği ve deneyimlenen olayların bıraktığı izlerle söylemişler.

Bunların içinde bir tanesi var ki, hemen hemen her defasında hayat silsilesi içinde çok net bir şekilde tezahür ediyor. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.

Biz ve bizim gibi birçok insan seçimlerde verilen vaatleri, davranış ve yaklaşım biçimlerini gördükçe karşımızda utanmaz, arlanmaz bir söz cambazı olduğunu, yaşamın öncesi ile sonrasında, aynı hayatlar ve hayaller minvalinde çok savruk bir biçimde ayrışacağını öngörmüştük.

Bedava süt ve ekmekle yola çıkılan bir kampanya zam oğlu zam ile sürüp gidiyor. Ha pardon zam değildi ne idi, finansal düzenleme.

Kimsenin alın terine halel gelmeyecek namus sözü ile yüreklerde yankılanan sloganlar, binlerce günahsız emekçinin işini nedensiz ve müfterinin iftirası ile kaybetmesi ile sukuta büründü.

17 Yıldır İktidar olan yapının bir kez bile tevessül etmediği, ideolojik ayrıştırmayı CHP’li yerel yönetimler 6 ayda çok da ağır bir biçimde uygulamaya koydu.

Şimdi hayal edelim bu CHP’nin yaptıklarının 10’da 1’ni AK Partili biri yapsa neler olurdu…

Peki suç kimin, suç onların değil, suç bu kadar olaya rağmen hala her şeyi Recep Tayyip Erdoğan’dan bekleyen, konforunu bozmayan, elini taşın altına koymayan üst düzey, alt düzey, orta düzey AK Parti mensuplarının.

Şu an boş vaatlerin, özellikle gençlerin hayallerini gasp eden boş sözlerin hala büyük bir toplumsal gürültü kopararak hesabı sorulmuyorsa, kimse kusura bakmasın, bu ekran karşısına çıkmak için kendini paralayıp sahada mağdurun yanında olmayan, olamayan kişilerin iş bilmezliği, vebalidir.

Ne Zaman Kaybederdik!

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin en köklü ve önemli kurumlarından birinin başında olan, çalışmaları ile benim de çok yakından takip ettiğim ve başarılı addettiğim bir büyüğümüz geçti piyano başına İzmir Marşı çaldı söyledi. Böyle çok yönlü olması, hele de yüksek kavrayış ve sanatsal kabiliyet gerektiren piyano gibi bir enstrümanı çalabiliyor olması ne hoş velakin, yıllarca sorguladıklarına popülizm uğruna teslim olmak işte onu sizin değerlendirmenize bırakıyorum.

Teşbih de hata olmaz, bu vatan sathı mahallinde yaşayan herkes de kardeşimiz velakin ne diyordu Aliya; “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir”. Bir hatırlatayım istedim.

Cemil Usta Sezonu

Türkiye Futbol Camiasının kısır döngüsü, aymazlığı ve özellikle kalitesizliği nedeniyle uzun süredir futbol takımlarını ve uluslararası maçlar dışında maçları takip etme motivasyonumu yitirmiştim. Velhasıl hem takımlarımızın yaptıkları transferler hem de bugüne kadar oynan maçları baz aldığımızda sanki bu sene daha kaliteli, daha heyecanlı ve daha keyifli maçlar izleyeceğiz.

Özellikle Trabzonspor ve Fenerbahçe çok uzun bir aradan sonra sanki bu yarışın daha etkin paydaşları olacak gibi…

Ümit ediyorum ki bu sene Türk Futbolu açısından geçtiğimiz yıllara nazaran daha başarılı geçsin.

İhraçlar vs İstifalar

Dün AK Parti MYK’sında alınan Davutoğlu ve arkadaşlarının ihraç talebi ile disipline sevkleri haberi gündeme bomba gibi düştü. Uzun uzadıya sayfalarca yazılıp, saatlerce konuşulacak malzeme olan bir konu ama en net ve doğru yorumu siyasetin eskisi ve abisi Mehmet Ali Şahin yapmış; "Bu arkadaşlarımızın istifa etmemiş olmaları kendileri açısından yanlıştı" 

Haftanın Kazananı :  Metin Feyzioğlu, muhalefet ile vatan – millet düşmanlığının aynı şey olmadığını gösterdiği için

Haftanın Kaybedeni : Burhan Kuzu, kendisine hiç yakışmayacak cehalette bir paylaşımı üzerine sıva yapıp savunmaya kalktığı için

Bu arada bu Cuma hutbesinde Gazi’nin anılmamasını mevzu yapanlara bir soru, ayda kaç kez cumaya gidip kaç vakit namaz kılıyorsunuz…

Bence çok uzatmayın Anıtkabir’de mescit, mevlüt istenebilir maazallah.

03.09.2019 14:43

Memleket maşallah iğne atsan yere düşmez bir gündem yoğunluğu ile tüm dünyadaki ülkelere kıskançlıktan parmak ısırtıyor.

Birde transfer gündemi de başladı ki değme keyfimize. O kadar fazla kaynaktan o kadar yoğun bir bilgi akışı var ki lazım olan ile gereksizi, işe yaracak olan ile lüzumsuzu ayırt etmek için bile yoğun çaba sarf etmek durumunda kalıyoruz.

Bu akış içerisinde birçok önemli konuda gözden kaçabiliyor ya da gerekli ehemmiyet verilmeden hızlı tüketim içerik havuzunda diplere doğru çökebiliyor.

Hemen hemen hepimiz gündemi hem mecralardan hem de sosyal medya platformlarından anlık olarak takip edip, bireylerin geniş bir tabanda yorumlarını öğrenme şansını elde ediyoruz.

Binaleyh geçtiğimiz günlerde bizim süzgecimize takılanları naçizane sizinle paylaşalım.

Bu arada bu akışı artık bu çarşambadan itibaren (24 Temmuz) haftada iki gün Furkan Hasdemir kardeşim ve çeşitli konuklarımız ile birlikte Analiz ve Akış programında da analiz etmeye gayret edeceğiz. Teşrif buyurursanız memnun ve mesrur oluruz.

 

Kim Neden Kovdu ?

Malum geçen hafta içi Ahmet Davutoğlu hoca ile üç gazeteci arkadaşımız Youtube kanallarında bir röportaj gerçekleştirdi.

Ardından da program yapımcısı Yavuz Oğhan’ın günlük program yaptığı RS FM’deki tüm programları yayından kaldırıldı.

Aldı sosyal medyayı bir isyan, vay nerede basın özgürlüğü, konuşma hürriyeti vs.

Sanki bir el düğmeye bastı da bu kardeşlerimizin programları ondan yayından kaldırılmış gibi.

Be güzel kardeşim, be daha düşünmeden dilini çalıştıran aklı evvel insan; sen şu sorulara bir cevap ver önce de öyle anlayalım kim kimi neden kovmuş…

RS FM kimin ?

Rus Devletinin Sputnik ile birlikte Türkiye’de operasyon için kullandıkları medya mecraları.

Gerek hain terör örgütü PKK, gerek başka Türkiye’yi yakından ilgilendiren hangi konuda bu mecra AK Parti ve/veya Cumhurbaşkanı çizgisinde yayın yapmış ki şimdi ona şirinlik olsun diye senin programına son versin ?

Programı yaptığın kişi Rus Uçağını ben düşürün emrini verdim diyen dönemin başbakanı, peki canım arkadaşım adam alenen kendine düşmanlık ettiğini beyan eden bir şahısla senin gerçekleştirdiğin mülakattan rahatsız olmuş olamaz mı?

Ki bahsettiğimiz kendi ülkesinde muhaliflerini hapse atan Rus Hükümeti…

Hadi RS FM ve Sputnik özgürlükler diyarı olsun kimse de ne üzerine diyalog geliştirdiğiniz ile ilgilenmiyor olsun, ticari ve müelliflik olarak dahi olsa o kurum kendi bünyesinde program ismi olarak kullandığın bir Youtube programını kendisinden daha fazla öncellemiş olmandan liberal ve özgür saiklerle rahatsız olmuş olamaz mı ?

Neresinden tutsan elde kalan bir mevzu ve 80 Milyon içinde son sorumlu tutulacak kişi Recep Tayyip Erdoğan, 780.000 KM2 içinde son sorumlu tutulacak kurum AK Parti.

Hocam sen de daha makul batıl mağduriyet gerekçeleri bul lütfen bak önünde Ekrem İmamoğlu gibi iyi bir örnek var.

Hocam Sizlere Güveniyoruz

İ.B.B Başkanı Ekrem İmamoğlu Bey algı yönetim sürecine tam gaz devam ediyor.

Belediyede yaptığı üst düzey atamalarda akademik titri ağır ve uzun değerli kişiliklere görev tevdi ederek bakın ben işi ehline veriyorum demek istiyor.

Bize düşen hüsnü zan ile iyi niyet ve sonuca ulaşma maksadı taşıdığını düşünmek ve kendimizce uyarmak.

Bu memlekette bugüne kadar henüz akademik hayatta başarılı olup siyasi ve bürokratik düzlemde çok da başarılı olmuş kimseye pek de rastlanmamıştır.

Sağın en sağından başlayıp solun en soluna kadar bir tarama yapsak arşiv başarısız ve teoride ifade edilen ile gerçek hayatta gerçekleşenin birbirinden çok farklı olduğunu idrak edememiş ulema ile doldur. Onlarca örnek vermek mümkün ama en yakın örneklerden biri tevekkel üst satırlarda zikredilmiştir.

Siz yine o hocalarımızın yanına pratik tecrübesi ve uygulaması olan kişileri yardımcı olarak koyun da İstanbul’un başı ağrımasın.

 

Trabzonspor Bu Haftanın Tebriki Size..

Trabzonspor Macron ile tasarlayıp satışa sunduğu yeni formlarından en içe dokunan Keşan dokumalısına bir tanıtım filmi çekmiş üç kere izledim dört kere gözlerim nemlendi.

İçerik itibari ile tasarım itibari ile video ayrı güzel forma ayrı.

Ömer Ekinci dostum tam da içimden geçeni doğru kelimeler ile ifade ettiği için kendisinin affına sığınarak burada o sözlere yer vermek istiyorum…

“Trabzonspor bir ders verdi. Dedi ki adeta üniformamız sayılan, bize gönül vermiş milyonlarca çocuğun aşkla giydiği formaların tasarımlarını Puma'nın, Nike'ın, Adidas'ın ticari kaygılı, ruhsuz tasarımcıların keyfine bırakmayın. Aldınız mı?”

İşte bu tasarım yerelin nasıl ulusala ve globale ehil eller olduğunda taşınabileceğini ve aslında birçok alanda yapmamız gerekenin ilerlemek adına bu olduğunu çok güzel işaret eden bir örnek olmuş.

Bir kez daha tebrikler Trabzonspor.

 

 

Dünya mı iki günlük eğleşme sanma ki varır üçe

Bir yol bir iz tutmak kurtarır ancak bir hakikatle

Selam ile sela arasında geçen nahoş kof ömre

Katma sende seninki düşüp de nefis gömütüne

Twitter için: @halitemreaydin

22.07.2019 15:25

15 Temmuz Hain darbe girişiminin ardından tam 3 yıl geçti. 251 Yiğit vatan evladı şehit oldu, binlercesi gazi. Üzerine söylenecek çok söz var, çok da söylenen.

Ama bu ortamın oluşması, bu hainlerin bu cürete nasıl eriştikleri ve dindar vatandaşları tam manasıyla nasıl kandırabildikleri kimse tarafından yeterince geriye giderek izah edilmedi.

15 Temmuz’da yaşanan kalkışmanın ilk briketleri 28 Şubat sürecinde yerleştirilmişti.

Herkes askerin MGK toplantısında Hükümetle yaşadığı krize odaklanırken aslında herkesin dikkatini çekmesi gereken bir husus nedense hiç dile getirilmedi. MGK'da askerin o gün ki hükümetin Refah Partisi kanadına “Ayar” vermesini Doğru Yol Partili Milli Savunma Bakanı istemiş, MGK öncesi ve sonrasında da medyaya verdiği beyanatlarla hükümeti açık hedef haline getirmişti. O bakanın adı Turan Tayan’dı ve aşağıdaki fotoğrafta bugün hepimizin içinden en galiz hakaretleri geçirten o kişi ile samimi bir şekilde yan yana.

 

28 Şubat memleketin dindarlarının ağzında Allah lafsı olan herkesi umut olarak görmesinde, müraice de olsa hassasiyeti olduğunu ifade edenlere can diye bakıp ve desteklemesine sebep oldu. Ve ne enteresandır ki o süreçten asgari hatta neredeyse hiç zarar görmeden aksine alabildiğince geniş kitleye ulaşarak güçlenip çıkan tek yapı FETÖ oldu. Şimdi ben bütün bu yaşananlar ışığında soruyorum;

Bunların sadece tesadüfün sonucu olmadığını düşünmek çok mu kötü niyetlilik.

Yaşananlardan doğru dersleri çıkarmaz isek tarihin tekerrür çemberinden kurtulamayız.

Erol Ağabey, Abdullah Kardeşim, Halil Ağabey, İsmail Ağabey, İlhami Hocam ve nice vatan, millet, dava uğruna şehadet şerbetini içmek nasip olan baş tacı kardeşlerimiz. Rabbim bizi size ve feda ettiklerinize layık olmayı nasip etsin.  

 

Bir İstanbul Beyfendisi

Çocuk yaşta bir bahçenin içerisinde, bir aile meclisinde samimi ve halisane tavsiyelerini dinlemek nasip olan ve elini öperek tanıştığım, zaman zaman ziyaret edip, yada rastlaştığımızda çokça kez feyz aldığım, camiamızın nasıl entellektüeller yetiştirmesi gerektiğinin canlı örneği, nezaket, fikir ve kalem Ehli Üstad Mehmet Şevki Eygi Rahmeti Rahman’a Kavuştu.

Bildiğimiz, alıştığımızın dışında ve ötesinde nezaketi ve üslubu, insanı hayranlığa ve muhabbete gark eden derinliği ve birikimi ve uzun ömründe zerrece doğrultusundan sapmayan karakteri ile mühim ve örnek bir şahsiyetti. Rabbim mekanını cennet, makamını ala eylesin.

Bu vefatın ardından sosyal medyada bazı densiz ve mendeburların reaksiyonlarını görünce şu şekilde dua ettim,

Allah’ım bana da böyle bir şecaat, teslimiyet ve dava şuuru ver. Ver ki dinine düşman ne kadar zelil varsa ölümüm onlara bayram olsun.

 

S400 vs Duş Başlığı

Duştan yeni çıkanların, vatanı ilk anda terk eden hainlerin, iş bilmez iş birlikçilerinin ve millet düşmanlarının birbirine karışan uğultusu arasında S400’lerin ilk teslimatı yapıldı.

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi; vatanın savunması, ülkenin akıbeti ve bekası söz konusu olduğunda ne Amerika ne başkası fark etmez dik durmak gibi bir sorumluluğumuz ve bu sorumluluğu ifa edecek asaletimiz var.

Peki şimdi ne olacak;

Amerika bizi F35 programının dışına atacak biz de ona bizi bu patlak programın içinde kalmak zorunda bırakmadığı ve zarar görmeden bizi bu mezbele işten kurtardığı için teşekkür edeceğiz. Bir iki yaptırım lafı dolanacak, biraz ekonomimizle oynamaya çalışacak sonrası malum, el mahkum sırt gardiyan oturup bizimle anlaşacak.

Biz Ne Yapmalıyız,

En ivedi biçimde geçiş dönemi için 5. Nesil alternatif bir muharip uçak filosu edinmeli ve kalıcı vadede hızlıca TFX’i seri üretime girecek hale getirmeliyiz.

 

O ÖKÜZÜ BU SEFER VERMEDİK !

Twitter : @halitemreaydin

13.07.2019 17:39

Sosyal medya günlük rutinimizde daha fazla mevzi kazandıkça hayat her geçen gün algının gerçeğin önüne geçtiği bir düzleme doğru kayıyor.  

Her sosyal medya platformu farklı bir bağlamda ve amaçla oluşturulan algıların başlangıç noktası oluyor.

Londra’nın en popüler restoranı olarak tanımlanan yerin bir gencin sosyal medya deneyinin (trollemesinin) eseri olması gibi yeni bir olayın ortaya çıkması, bir kare photoshoplanmış fotoğraf ile ya da montajlanmış bir videonun olmayan bir olayı gündemin en üst sıralarına taşıması hayatımızın rutini haline geldi.

Korkutucu olan ve endişe veren ise yalanı satın alanın doğruya itibar edenden kat be kat fazla olması.

Ve dahasında medya unsurlarının da bunları ciddiye alıp araştırmadan yayınlayarak yanlış algıya hizmet etmesi.

En son dün, sadece bizim ülkemizde başlayan bir akımla sosyal medyada bir sürü ilgisiz olayı birbirine karıştırılıp Trump’ı öldürdüler, olmayan Avrupa Güvenlik Konseyini toplantıya çağırdılar, Çin seferberlik ilan etti vs.  

Trump sağ, Avrupa Güvenlik Konseyi diye bir kurum yok, Çin de rutin hayatında.

Biz fanilerin artık sosyal medya da gördüğümüz her olaya balıklama dalmadan önce en azından bir Googlelaması, yabancı dil bilenlerin yurt dışı kaynakları incelemeyi öğrenmesi elzem oldu.

Algılara bu kadar kolay teslim olursak, mabadımızdan donumuzu alırlar haberimiz olmaz.

 

 

Edepsiz mi Edepli mi ?

Bülent Arınç’ı siyasi söylem olarak ve yaklaşımları bağlamında pek te kendime yakın hissetmem. Ama söylediği cümlelerin önünün arkasının kesilerek kurban verilmesine de vicdanım müsaade etmez.

Adam ben özellikle bana tevdi edilen görevle ilgili maddi bir beklentim olmadığını zihnimizin yettiğince hizmet edeceğini söylemiş olmasına rağmen, kendisi bu görevin karşılığında ne alacağımı bilmiyorken bu konu üzerine bilgisizce, cahilce, veri sahibi olmadan edebe aykırı yorum yapanlara haklı olarak edepsiz diyor.  Oluşturulan algı ise sanki bunu sorgulayana ya da sorana edepsiz demiş gibi.

Beyler, bayanlar kumpanyamıza hoş geldiniz kafası ile böyle olur olmadık algı yapmaya devam ederseniz bir gün biri de sizin namusunuz, haysiyetiniz, kişiliğiniz ile algı yapar adalet tecelli etmiş olur. Yol yakınken vazgeçin bu haysiyet cellatlığından.

 

Ya Bir Gün Bizde

Bir toplumun tamamının iyi veya kötü diye tanımlanması ancak cehaletin fiziksel dünyadaki tezahürü olabilir.

Suriyeliler meselesi birçok platformda ve mecrada ilgili ilgisiz kişiler tarafından tartışılıyor, her gün sosyal medyada yeni bir zihinsel operasyonla karşı karşıya kalıyoruz.

Bu operasyonların özellikle başını çeken bir grup var ki akıllara ziyan açıklamalar ve yönlendirmeler ile toplum huzuruna sabotaj yapıyorlar.

Suriyeliler evlerine dönsünler mi tabi ki dönsünler ama evleri gerçek manada güvenli olup hayatlarını suhuletle devam ettirebilecekleri zaman.

Bu noktada hatırlamakta fayda var;

  • Suriye dediğimiz yer 100 yıl öncesine kadar ata topraklarından biri idi ve orda yaşayan kişilerin büyük kısmı hem bizimle aynı dine hem de milliyete mensuplar.

 

  • Bu kişiler yüce Türk milletinin şefkatli kollarına, büyük Türk devletinin güçlü korumasına sığınmışlardır. Ve bir çoğu da Kuzey Suriye’de Mehmetçiklerimizle aynı safta ülkemizin bekası için can vermektedir.

 

  • Biz Kuzey Suriye’ye Suriye için değil kendi sınır güvenliğimiz için konuşlandık.

 

  • Devletimizin Suriye İstihbaratı elemanı olup buradaki toplumsal kırılmalara sebebiyet verme maksadıyla provokasyon yapan kişiler noktasında çok daha etkin ve etkili olması gerekiyor.

 

  • Küfür de kötülükte tek millettir, biz bize sığınana antik Türk mitolojisi anlatan Tarkan filmlerinde dahi sahip çıkan bir geleneğin evlatlarıyız, yanlış yapan varsa devletimize gereğini yapması için yardımcı olalım ama öbür dünyamızın kurtuluşuna vesile olabilecek Ensarlık vazifemizi baltalamayalım.

 

Ay senin, gün senin, dün senin, bugün senin

Gök yıkılmadıkça üstüne, yer yutmadıkça seni

Veren el senin, Rabbine açılan el senin

Kim yıkabilir senin ilini, kim yok sayabilir töreni

 

 Twitter: @halitemreaydin

03.07.2019 17:24

Tekrarlanan İstanbul Seçimleri de geldi geçti.

Her akşam hemen hemen tüm haber kanallarında kelli felli abiler analiz kasıyor, yorum yapıyor.

Kimi kibir diyor, AK Parti fabrika ayarlarına dönmeli diyor, kimi ekonomi diyor, vatandaş kendisiyle inatlaşılmasına reaksiyon verdi diyor.

Kimi doğru, kimi yanlış, hepsi doğru hepsi yanlış.

Doğru analiz, doğru veri ve doğru yaklaşımla yapılabilir.

Bir genel durum ve ahval var bir de bu seçim özelinde değerlendirilmesi gereken konular var.

Genel Bağlamda;

  1. İstanbul Anayasa Referandumundan beri bu gidişatın sinyallerini veriyordu

 

  1. Her yıl ortalama 1 Milyon genç seçmen ekleniyor seçmen listelerine ve bu genç seçmene daha önce hayal dahi edilemeyen birçok imkanı sunan AK Parti sosyolojik olarak bu seçmenle bağ kuramadı

 

  1. 7 Haziran 2015 Seçimlerinden beri AK Parti söylev olarak, tehlikeleri anlatmak, problemlerden bahsetmek, yurt dışı – içi kliklere mesaj göndermek dışında fiili olarak yapacağı projelere, getireceği yeniliklere seçim kampanyalarında yeteri kadar yer vermedi

 

  1. Her ne kadar parti kadrolarında gençleşme rüzgarı estirilse de bu gençlerin seçiminde yeterli parlaklığa sahip, öne çıkan isimler ortaya konamadı. Nicelik olarak hızla gerçekleştirilen yenilenme de nitelik çok zayıf kaldı.

*Unutulmamalı ki bir kişinin belli bir makama gelmesinde ya da öne çıkmasında toplumun nefesi olmadığında bu kişiler birlikte hareket ettikleri kişiler kadar anlam ifade ederler. Dolayısıyla parti kadrolarının büyük kısmı cumhurbaşkanından yük alan değil yük olan tarafta yer aldılar. Bir yönüyle bu kişiler yerlerine geldikleri kişilerin boşluklarını doldurmaktan uzak kaldılar

 

  1. AK Parti zannedildiğinin aksine teşkilatlardan ve onlara bağlı kişilerden gelen geri bildirimlere fazla boğuldu sokağın sesinden uzaklaştı.

 

  1. Herkesin zannettiğinin aksine AK Parti için çanlar bu seçimde değil CHP’nin verdiği hesapsız seçim rüşvetlerini sahiplenmeye başladığı zaman dilimi olan 7 Haziran’dan sonra çalmaya başladı. Görece başarılı sonuçlarla bunun fark edilmesinde çok geç kalındı. Önce MHP’ye kayıp sonra geri gelen oyların esbabı mucibesini idrakten uzak kaldılar.

 

  1. Son 3 Yıldır AK Parti hiç yapmadığı bir şeyi yapmaya başladı; gerçekleştirilmesi akılcı olmayan talepleri eskiden ret edip açıklaması yapılırken, geçiştirme, bakarız deme hastalığına yakalanıldı.

 

  1. AK Parti geçmişte karşı cephenin kullandığı korku ve ürkütme iletişimini benimseyip umut olmaktan çok tek çareyiz temasına sığındı.

 

  1. İmar edilen ülkenin gençleri ve çocukları yanlış yollarla ihya edilmeye çalışıldı.

 

Bu Seçim Özelinde;

  1. Zaten yukarıda bahsedilen sebeplerle AK Partiye daha iyi olduğu için oy veren seçmen (%5-) benzer umutlar vadeden bir adayı deneme yoluna gitti

 

  1. Baştan beri tavanda kurulan Cumhur İttifakı tabanda bir türlü MHP’li kardeşlerimiz tarafından içselleştirilemedi ve kendi jargonlarına çok yakın olmasa da düşmanca davranmayan bir adayı kendi ittifak adaylarına tercih ettiler

 

  1. Muhafazakar seçmen kendi tercihlerine soğuk durmayan ve yaş itibari ile, söylem itibari ile, duruş itibari ile daha dinamik “Görünen” adaya yakın durmakta beis görmediler.

 

  1. AK Parti’nin iletişim noktasında iş birliği yaptığı kişiler tam bir fecaat yaşattı, Binali Beyi hayatın doğal akışına uygun olmayan slogan ve zorlama davranışlar içine sokmak suretiyle vatandaştaki samimiyet algısına zarar verdiler

 

  1. Özellikle ilk turda uygulanan yanlış iletişim ile kendi kaynakları ile tanıtımına katkı sağladıkları rakip adayı ikinci turda halkın reaksiyon vermeyeceği unsurlarla köşeye sıkıştırmaya çalışıp daha da büyümesini sağladılar. Odaklanılması gereken mesajları es geçip enerjiyi yanlış yere kanalize ettiler.

 

  1. Son 3 günde yaşanan terörist başı Apo ve şeref yoksunu kardeşinin açıklamalarından yalap şalap akılsızca bir fayda çıkarmaya çalışıp rakip iletişimine malzeme olmasına müsaade ettiler

 

  1. Ve en önemlisi, yılgınlık ve ümitsizlikle sandığa bir gitmeyen %2-3’lük CHP’li kitle tekrarlanan seçimde bir umut var diye sandığa gitti ve muhtemelen bundan sonra tekrar oyuna dahil olacaklar.

Bu seçim üzerine AK Parti için söylenecek aslında dahası ve fazlası var. Mevcut Durum 90 yılların siyaset tarzını getirdi aklıma. Popülist vaadler Ekrem bu vaadleri fazlasıyla yaptı bizimkiler o trene bindi. Yukarıda bahse konu yanlışlardan bir veya daha fazlası yapılmamış olsaydı belki de seçim kazanılacak ve yanlışlarda ısrar edilecekti. Umulan odur ki samimi ve gerçekçi bir yaklaşımla ders alınsın ve davanın bugün ki kalesi olan AK Parti bundan sonra daha fazla irtifa kaybetmeden yükselmeye, ümmetin umudu milletin ümidi olmaya devam etsin.

Rakip aday seçimi kazandı kağıt üzerinde kazandı, demokrasi böyle bir şey ama bundan sonraki süreçte paydaşları ile arasındaki ilişkiyi nasıl yönetecek, hesap vermesi gereken bu kadar farklı cephe görünürken bunları mı memnun etmeye mi çalışacak gerçekten iddia ettiği gibi millete hizmet mi götürecek yaşayıp göreceğiz. Karşımızda Beylükdüzünde 37 vaad verip 2 tane yapan profil mevcut. Muhtemelende İstanbul’a verilen vaadleri gerçekleştirmeyecek.

Şahsi kanaatim mi, net ifade edeyim; Geçmişine, yaptıklarına ve uygulamalarına bakıyorum, eğer süreç kendi inisiyatifinde devam edecekse İstanbul 5 Sene geçmişin mirasını yer, sevdiğimiz tabiri ile üst akıl sahip çıkıp yön çizerse Ekrem İmamoğlu ismini daha çok duyarız. Ki öyle olacak gibi duruyor.

 

Seçim Gelir Geçer Asıl Olan Dava

200 Yıldır bu millete sevdalı, bu davanın hizmetkarı alp erenler, mümin ve mümineler bu davayı daha da yüceltmek Türkün bayrağını, İslam’ın sancağını daha da yukarı çıkarmak için canlarını, kanlarını, emeklerini harcadılar. Davanın sahibi Allah’tır ve muhakkak nurunu tamamlayacaktır. Bize düşen elimizden, yüreğimizden, zihnimizden, vücudumuzdan emin olup vazifemizi gerçekleştirmek. Gerisi Rabbimizin takdiri.

 

Haftanın Kazananları

Ne iddia ettiği gibi İyi Parti, ne HDP ne CHP…

Haftanın hatta ayın kazananları filosuna katılan en genç üyesine şehidimiz Eren Bülbül’ün memleketi Maçka’nın adını veren THY ve şehidimizin adını son SİHA’mıza veren Selçuk Bayraktar oldu.

Teşekkürler THY,

Teşekkürler Bilal Ekşi Bey.

Ve Teşekkürler Selçuk Bayraktar Bey.

 

Unutanlara Hatırlatmak Maksadıyla 

 

28.06.2019 13:03

Selahattin Demirtaş hapishaneden haber göndermiş….

- Ne demiş, ne demiş…

- Oyları Ekrem’e verin demiş…

- Apo mektup yazmış, saklıyormuş bizimkiler

- Ne demiş, ne demiş

- Akıllı olun, tarafsız kalın, bu işlere girmeyin demiş

- Tutsaktır o, işbirlikçi olmuş desene

 

- Genel Merkez açıklama yapmış

- Ne demiş ne demiş

- Bizim tavrımız sabit, biz Ekrem için çalışmaya devam edeceğiz

- Hee Kandil’den öyle talimat geldi demek ki…

 

Cumhurbaşkanımız kendi aralarında iktidar mücadelesi, bizi enterese etmez bizim tek ittifak ortağımız MHP biz onunla yol yürüyoruz dedi ve konuya noktayı koydu.

Bizim mahalleden bazı abiler bak Apo ne yazmış, mektubunu da saklamışlar gibi anlamakta güçlük çektiğimiz bir tavra girdi, karşı cepheden bazı tahammülsüzlerde vay nasıl böyle bir mektup yazar diye feveranda…

Karşı mahalle kendi içinde çözsün problemini, Selahattin de onların terörist başı Apo da onların, kendi kendilerine versinler mücadelelerini.

Ama tek gerçek var bu terör uzantılarının patronları ne İmralı’da ne de Edirne’de. Onların ağaları Kandilde…

Bize bakan yönüyle de çok net ifade edelim, Bize Ne La Apodan, Bize Ne La Selodan…

Bizim iş birliği yaptığımız kişi belli, kurum belli…

Herkes her şeyi söyleyebilir, bizi ilgilendiren bir durum yok… İş birlikçileri düşünsün !

 

Ahmet Hakan

Zamanında çok kızdırdığı, kırdığı yaklaşımlar oldu hala oluyor.

Bizim mahalleden karşı mahalleye geçtikten sonra ki entegrasyon hızının verdiği rahatsızlıkta hala zihnimde.

Ama son süreçte yürüttüğü tutarlı çizgisinden dolayı da tebrik edip hakkını vermezsek vicdanım rahat etmez.

Özellikle dün sayın cumhurbaşkanına sorduğu neden 1 hafta kala sahaya indiniz, problem mi görüyorsunuz da ki incelik ile yalap şalap moda dönüş yapmadığının ispatladı.

Karşı mahalledekiler ve bizden bazıları şakşakçılık yapmayanlara kızabilir.

Fikirsel ve yaklaşımsal tutarlılık olduğu sürece kişilere tahammül etmeyi ve takdir etmeyi içselleştirmek gerek velhasıl.

 

Yavuz Ağıralioğlu

Bir başka tutarlılık hikayesini de Yavuz Bey yazıyor.

Kendi partisinin ortaya koyduğu söylem ve yaklaşıma, partisinin önde gelenlerinin zik zaklarına rağmen ilk günden beri çizgisini bozmadı.

Çizgisini beğeniyor muyum hayır, bir çok noktada ayrışıyoruz, ama tutarlılığı saygıdeğer.

Bir de keşke nalına mıhına olsun diye zaman zaman duraksayıp bekleme yapmasa daha da inandırıcı ve saygı değer olur.

 

Seçim öncesi bu son yazı;

İstanbul seçimi, İstanbul’un çok ötesine geçti…

Konu Ekrem İmamoğlu ya da CHP de değil….

Konunun ne olduğu aşikar ve ayan beyan ortada.

Aman ego tatmininin, öfkenin kurbanı olup yarına bomba atmayın, atmayalım.

22.06.2019 13:05

Dün akşam malum, büyük tantanaya sebep olan Büyük Buluşma diye nitelendirilen İ.B.B Başkan adaylarının programı vardı.

Herkes açısından beklenti büyük olduğu için hayal kırıklığı da büyük oldu.

Herkes bir dövüş ortamı, 90’lı yılların Amerikan Güreşleri mizanseni bekliyordu velhasıl hem adaylar hem de moderatör İsmail Bey bu kurguya yaklaşmadılar doğal ve doğru olarak.

Şimdi, bu az çok yayını izleyen ya da sosyal medya üzerinden takip eden vatandaşın muttali olduğu bir durum. Peki aslında ne oldu…

Adaylar birbirlerinin kemikleşmiş kitlesinden toz koparacak bir eylemde bulunamadılar, yada herhangi bir aday karşı adaya yarayacak kadar büyük bir gaf yapmadı.

Bazı mahalle arkadaşlarımız hemen kızmasınlar lafın devamı var.

 Zira aklı ile değerlendiren herkes için Binali Bey ile Ekrem Bey arasındaki fark pürü pak aşikar.

Hani şu sosyal medyada yapılan mavi kart, kırmızı kart deneyinde Londra’yı Binali Yıldırım yönetsin ama İstanbul’u Ekrem İmamoğlu diyen çocuk gibi karşımızda dogma ile hareket eden bir güruh var.

Dolayısıyla adaylardan biri ya aslında benim cinsel tercihim diye başlayan bir cümle kurmadıkça bu durum zaten değişmeyecekti.

Velhasıl arada kalan kararsız seçmen ve AK Parti küskünleri için çok mesaj vardı…

- Hemen 150 Kreş yapacağız (E.İ)

- Beylikdüzü’ne 11 Kreş söz verip 1 tane yapmış Ekrem Bey, vaat vermek değil vaadi gerçekleştirmek siyasetçinin kalibresini belirler. (B.Y)

- Partizanlığı sileceğiz (E.İ)

- Partizanlıkla uzaktan yakından alakamız olmadığının ispatı İzmir’e yapılan hizmetlerdir. (B.Y)

- Ulaşımı şunları yaparak daha rahat ve yönetilebilir bir düzleme getireceğiz (B.Y)

- İstanbullular ile kucaklaşarak, bu kentin taksicisini, dolmuşçusunu, Özel Halk Otobüsü işletmecisini, öğrencisini… vs kucaklayarak bu meseleyi çözeceğiz. (E.İ)

Kast edilen sarılarak daha az yer kaplayarak hacmi küçültmek değilse anlamsız aforizma içeren bir lakırdı.

Yahu şu basit 3 mesele üzerine dahi söylenenler ortada iken hala bu Zübük filminden fırlamış Ekrem'i umut olarak gören kararsız vatandaş varsa başımıza gelecek var der geçeriz.

Zira basiret bağlanmasından başka bir tanımlama ile ifade etmek mümkün olmaktan çıkar.

Ha bu arada Kemalist, Laik kardeşler de dünden beri isyanda; bu Ekrem madem AK Partinin milletin hassasiyetlerini gözeten politikalarını devam ettireceğini irticalen, riya ile de olsa söylüyor o zaman biz buna niye oy veriyoruz diye…

İşte aslında gerçek iktidar tam da böyle bir şey.

Milli Teknoloji Hamlesi

Bugün ilk Milli,Yerli Savaş uçağımız olan TF-X in mock-up'ı (birebir ölçü modeli) Paris Airshow'da Sergilenmeye Başladı.

 Türk Havacılık ve Uzay Sanayii’nin (TUSAŞ) geliştirdiği ilk milli muharip uçağımız olan TF-X bir çok tasarlanan özelliği bakımından F35 ve üstü segmentlere eş değer bir uçak.

Gurura vesile, yarınlara daha umutla bakmamıza vesile bir haber.

İşte aslında tam da yapmamız gereken devlet olarak da millet olarak da bu ve benzeri girişimleri sürdürmek ve daha da ileriye götürmek.

Özellikle savunma sanayinde İHA, SİHA ve çeşitli alanlarda tüketici ülke olma konumundan üretici ülke olma konumuna evriliyoruz.

Ama geleceğin toplumunun ve dünyanın bilişim ve bilgi üzerine kurulu olduğu gerçekliği ile yerli yazılım (arama motoru, sosyal medya, reklam teknolojileri vb.) alanında da ivedi bir biçimde seferberlik başlatmalıyız…

Milli Yazılım meselesi yapacaksan gel sana yer, vergi indirimi zihniyetinden çok daha öteye gitmeli.

Stratejik planlama ile insan kaynağımız arttırılmalı ve  doğru alanlara kanalize edilerek bu alanda da kendi kendimize yeter hale gelmeliyiz.

İHA, SİHA, Yerli Tank, TF-X ile duyduğumuz gururu yazılım ve bilgi teknolojileri alanında da duyacak gelişmeleri sabırsızlıkla bekliyoruz.

 

18.06.2019 17:00

- Sizin valiniz …….

- Ekrem Bey Ordu Valisi için kullandığınız kelimeden pişman mısınız ? Özür dileyecek misiniz

- O benden özür dilesin, kumpas kurdu bana

-  Ama siz hakaret etmişsiniz

- Ben onun basitliğini ifade ettim, özür dilesin önce

Programı sen mi sunacaksın İsmail…

Peki bana sorup benden izin aldın mı; bak şimdi sen! Buraya bir ünlem koyalım, kaş gözle de şuraya buraya oramızı buramızı oynatalım.

- Binali Bey soruları istemiş…

- Program Moderatörü yok öyle bir şey diyor Ekrem Bey.

- O anlamaz karışmasın bu işlere o

- E ama programı o yönetecek o sunacak

- Tamam işte anlamaz o bu işlerden….

CHP’nin İstanbul adayının vukuatlarından sadece iki tanesini ilistire etmeye çalıştım. Şimdi bunu aday yapan mekanizmaya mı kızmalı, yoksa buna ikinci Atatürk, kurtarıcı, huhuvv ovvv bizi kurtaracak diyen zihinsel fukaralara mı acımalı…

Karşı karşıya olduğumuz kitlenin zihinsel ve fikirsel yetersizliğini idrak ettikçe hırsın yerini acıma, kendi anlatmaya çalışma gayretinin yerini ossun ossun Allah güç kuvvet versin deme isteği bastırıyor.

 

Karşı Mahallenin Çocukları Daha Mı Acımasız

Adam senelerce, onlarca seçimde ve durumda kendini paraladı muhalefet edeceğim diye, bir kere doğruyu söyleyesi tuttu yemediği hakaret, uğramadığı linç kalmadı. Kırk yıl sırtında taşısan nankörü 10 dakika dinleneyim dedin mi senden kötüsü olmaz, bu da sana ders olsun Fatih Bey kardeşim.

 

S400 vs F35

S400 şöyle iyi böyle iyi, F35 şöyle yetersiz böyle cak cuk. Bizim mahalle de birtakım yetersizler kendileri ile çelişmekten, fikri değil günü analiz etmekten zerre hicap duymuyorlar ve artık bizi birilerinin yerine utanmaktan yorulur hale getirdiler.

 

Ne S400 sahibi olunca dünyanın en güçlü ülkesi olacağız ne de F35 işe yaramaz.

Ne Rus babamızın oğlu ne Amerikalı…

Olayları derinlemesine ve doğru bir biçimde tetkik etmeden tarihsel izdüşümlerini incelemeden yapılan tüm popülist yorum ve açıklamaları ibret ve hayretle izliyorum.

 

Gerçek şu;

Sayın Cumhurbaşkanı net bir şekilde S-400'leri aldığımızı geri dönüşünün olmadığını ifade etti ki dört bir yanı bu kadar kargaşa ile sarılmış bir coğrafya da savunma sistemlerinde de sepet algoritmasını uygulamak gayet akılcı ve mantıklı.

Bu noktada sadece zihnimde uyanan tek bir soru var;

"Bu Ruslar son dakikada bize kazık atarlar mı ?"

F35 olayında Amerikanın tavrının bana hatırlattığı ise 1.Dünya savaşının başlamasına yakın İngiltere’nin satın aldığımız gemileri bize teslim etmemesi ve ardından yaşananlar.

Bu bağlamda güç dengesini Abdülhamit titizliğinde yürüten Cumhurbaşkanı'nın Amerika ile gerilen iş birliği noktasında Rusya'nın alternatifi olarak muhakkak batı dünyasında İngiltere, Fransa ve/veya Almanya üçlüsünden birini oyuna sokması elzem.

Tüm bu yaşananlarda masaya yumruğumuzu vurduğumuzda dünyanın dört bir yanında yankı yapmasını istiyorsak kendi göbeğimizi kendimiz kesme yetisini bir an önce edinmeliyiz.

13.06.2019 17:17

Kutsal kitabımız, Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)’in en büyük mucizesi Kur’an-ı Kerim’de yüce yaradan kullarına hep aciz olduklarını külli iradenin yanında, sahip oldukları cüzi iradenin ancak ve ancak tercih yapmakta kullanılabileceğini, ondan sonrasının ise kendi tasarrufunda olduğunu öğütler. Kişi ancak kendi zaviyesi ve cürmü kadar bilgiye sahip olabilir ve ancak bunlar ile bir analiz yapabilir. Halbuki aynı konu ile ilişkili binlerce vaka, durum veya husustan habersizdir. Dolayısıyla kendi bildiği ile meşrebince, zihinsel kapasitesi doğrultusunda tercih ortaya koyabilir; velhasıl akıbet kendi kontrolü dışında bir çok noktaya dayanır. Ez cümle kul kulluğunu bilir, acziyetini fark eder ve Allah (cc)’ya sığınırsa belki bir şansı olur. Maalesef günümüzde insanlar, her konuda olduğu gibi burada da haddi aşmakta ve çoğu zaman özellikle varlıklı insanlar tanrı-ben sendromu ile acziyetlerinin şuurunda olmazlar.

 

Şimdi buradan hareketle, kendi küçük beyinleri ile Sayın Reis-i Cumhurumuza sosyal medya vasıtası veya kendilerine kiralanan köşelerinde akıl vermeye çalışan ahmaklara, dün ki kongre sonucunda kendince çıkarım yapıp, moda tabiri ile analiz kasan şarlatanlara birkaç önemli referansı hatırlatarak, bazı uyarılarda bulunulması gerektiğini düşünüyorum.

 

Kendinizce, nargileci salonlarında, etçilerde, restoran masalarında birbirinize anlattığınız kahvehane dedikodundan öteye gidemeyecek, mahalle fitnesinden başka bir şey olmayan bilgilerinizle iş öğretmeye kalktığınız adamın kim olduğunu önce bir anımsayalım, çok gerilere gitmeyeceğim ki yazı aşırı uzamasın.

 

Yaklaşık 43 Yıldır siyasetin tozunu yutan, kimse beklemezken 1994 yılında İstanbulluların teveccühü ile belediye başkanı olan,  2001 yılında kurduğu parti ile bir yıl sonra tek başına iktidara gelen, girdiği her seçimden galip olarak ayrılan, başkalarının hayal edemeyeceği şeyleri ve reformları milleti ile kol kola yapan, adamlığın ne olduğunu, mazluma nasıl kol kanat gerileceğini, sağ sola yalpa yapmadan, kıvırmadan da siyaset ehli olunabileceğini değil Türkiye’ye, tüm dünyaya gösteren bu yiğite, Emir-el Mümine siz kimsiniz ki akıl veriyorsunuz, uygulamalarını eleştiriyorsunuz.

 

Onun bildiklerinin, bilgi akışının yüzde kaçı sizde var ki, onun bilmediği veya ona ulaşmayan hangi bilgi size geliyor ki siz ona akıl satma, eylemlerini ve stratejisini sorgulama edepsizliğini yapıyorsunuz.

 

Adam memleketteki domates rekoltesini bile takip edip fazla üretimi ihraç için bile mesai harcarken sizin bahsettiğiniz temel konuları es geçtiğini hangi beyinle düşünebiliyorsunuz.

 

"Ben bile gördünüz ki yanlış yola saptım gereğini yapın" diyen bir zata siz hangi hakla eleştiri getirme kapasitesinde olabilirsiniz.

 

Yıllarca berber yol yürüdüğü insanları ondan daha mı iyi tanıyorsunuz ki, ondan daha mı akıllısınız ki, hiçbir işlevi olmayan sadece nifak tohumu saçmaya yarayan, fitne doğuran deli saçmalarınızla insanları zehirlemeye çalışıyorsunuz.

 

Akıllı olun, ya ahmaksınız fitne ateşine odun taşıyorsunuz, ya da hainsiniz bilinçli yapıyorsunuz. Ahmaksanız haddinizi bilin, hainseniz yine haddinizi bilin bu millet fazla sabreder ama hesabı tek seferde gördüğü için can yakar.

22.05.2017 16:49

Musul’da Irak Ordusu (!) ve peşmerge DAEŞ’e operasyon yapıyor,

DAEŞ Kerkük’te orayı burayı bombalıyor !

Fırat Kalkanı bir yandan devam ediyor,

Bir yandan hainler tuzak kurmaya, pusu kurmaya devam ediyor!

Dost zaten yoktu da düşmanlar bile seçilemez hale gelmiş,

Bazı aklı evveller soruyor Devlet Bahçeli neden AK Parti’ye destek veriyor…

Devlet Bahçeli AK Parti’ye destek vermiyor, tecrübeli kurt gelen havayı seziyor…

Memleket dört bir yandan sıkıntı ve problemle uğraşırken bir de yarın öbür gün cumhurbaşkanı ile hükümet çatışmasından dertlenmeyelim diyor…

Recep Tayyip Erdoğan sonsuza kadar yaşamayacağına göre, AK Parti ilelebet iktidar kalmayacağına göre, önlem alalım diyor…

Yani aslında ilk kez biri Cumhurbaşkanını gerçekten anlıyor…

Muhalefet her şeye istemezük demek değil, yanlışların önüne geçilmesi için olduğu gerçekliğini ortaya koyuyor…

Gözleri Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığı ile kör olmuş güruh şunu anladığı zaman birçok mesele hal olacak zaten…

Adam başkanlığı kendi için istemiyor, adam zaten başkan hem de bayağı bir başkan!

Yarın öbür gün ben olmam, AK Parti veya  X Parti seçilmiş cumhurbaşkanı ile ikiliğe düşüp memleket koalisyon zamanlarında yaşanan çok başlılığı daha da beter yaşamasın diyor !

Ahmet Necdet Sezer gibi toplum ile alakası olmayan bir adam bile AK Parti’nin hayatının bu kadar zorlaştırabildiyse bir de seçilmiş biri, of ki ne of!

Yani kararmış kalplerinizle değil, üstüne oturduğunuz uzuvlarınızla değil de azıcık boynunuzun üstündekini düşünmek için kullanırsanız belki anlarsınız…

Birileri de çıkmış bu MHP’nin siyasi intiharıdır diye saçmalıyor;

Hayır efendim, tam tersi MHP sonunda AK Parti’ye olan teveccühün, Cumhurbaşkanına olan sevgi ve bağlılığın gerçek sebebini çözmüş, milleti dinlemek ve milletin yanında olmak! Millet ancak kendi ile yürüyenin arkasından yürür, toplum mühendisliği yapanlara her zaman kafa sallar ama bildiğini okur !

Aslında basit insan ilişkilerimizi inceleseler bile bunu anlayacaklar ama işte…

Velhasıl, Devlet Bey 15 Temmuzdan sonra tehlikeyi fark etti ve gerçek bir milliyetçinin yapacağı gibi önce millet, önce devlet, önce vatan dedi!

Öncelikleri farklı olanlar onu anlayamazlar!

Ne zaman muvaffak oluruz;

Ya sonrası demeden sadece bugünü düşünmeyi bırakırsak!

26.10.2016 14:00