Maaş + Prim + SBK
Erdal Şimşek

Maaş + Prim + SBK

28.06.2021 Pazartesi 12:53

Eski Türkiye’de iş ilanların metninde aranan elemanların özelliklerinden sonra kendileri ile çalışmaya karar verenlere “Maaş + Prim + SSK” diye vaatte bulunurdu işverenler. Çünkü o günkü Türkiye’de hesaplar kontrol edilmiyor, işyeri müfettişleri teftişe çıkmıyor aksine kişisel ihtiyaçları olduğunda kayıtsız işçi çalıştırdıklarını bildikleri işletmelerin, muhasebe servislerine görünür ve “sakal”larını alıp giderlerdi.

Aynı şekilde Türk medyasının köşe başlarını tutan dürüst araştırmacı (!)ve karıştırmacı gazeteciler de dana büyük balık avlarına çıkar, açığı olan KOBİ’ci patronlara çökerlerdi. Türkiye’de düzen böyle idi.

Türk medyası kurulduğu günden beri ahlaksız ve rüşvetçilikle iç içe olan bir anlayışa sahipti. Bugün “Hürriyet kahramanı” olarak gösterilen Namık Kemal’in bile makalelerini padişah sarayından gelen akçeye göre yazdığını artık bilmeyenimiz yok.

İşte böylesine kirli bir medya dünyasında şu anki adı Sezgin Baran Korkmaz olan (Üç kere ismini değiştirmiş) şahıs bir anda medyamızda arz-ı endam etti. Robin Hood olarak gösterildi. Üç lahmacun ve içinde bin lira para olan birkaç zarf kapıya bırakınca Robin Hood olarak gösterildi basınımızca.

Sonra bu şahsın FETÖ ile ilişkisi gündeme geldi. Birileri FETÖ ile olan ilişkilerini İstanbul cumhuriyet savcılığına ihbarda bulunmuş, olay yerleri ve tarihlerini tek tek belirtmişti. Ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu şikayeti kapatmış, Bu olay ilgimi çekti ve üzerine çalışmalar başlatmıştım

Sezgin Baran Korkmaz’ın bu ülkede adının karıştığı işler ve FETÖ terör örgütüne ait Borajet havayolunu satın alarak örgüte 300 milyon USD aktarması ve bazı kurum ve kişilerin mallarına yönelik hukuk dışı sahip olma teşebbüsleri iddiaları ile ilgili 3. 5 yıl önce yazdığım bir yazıdan başıma gelmeyen kalmadı.

FETÖ’nün finans sağlayıcısı ve kara para aklayıcısı olduğu iddialarını içeren bir haber yaptıktan bir süre sonra başıma gelenleri bir önceki yazımızda anlattığımız için yeniden anlatmayacağım. (meraklısı için: https://www.haber365.com.tr/yazarlar/erdal-simsek/turk-medyasi-mi-sezgin-baran-korkmaz-medyasi-mi-863 )

Sezgin Baran Korkmaz’ı faş etmemden sonra başıma gelenler, aslında Türk medyasının ve adalet sistemimizin adım adım nasıl kangren haline geldiğini gösterdi bana. Bir çoğunun ekmeğine sebep olduğumuz, meslek sahibi yaptığımız, arkadaş bellediklerimiz bırakın hatırımızı sormaya, selamlarını dahi kestiler.

İngiltere Dış İstihbarat Servisi (MI 6)’nın ve dillerinden ‘HAKSÖZ’ lafını düşürmeyen Kraliçenin İslamcıları ile kuyruğuna bastığım medyadaki kazurat takımı aleyhimde yazmaya başlamışlardı .Bununla da yetinmemiş, sosyal medyada linç etmişlerdi. Mahkemeye verdiğim bu namus yoksunları, o tvitleri silmiş ve mahkemede o minvalde tvit atmadıklarını söyledi hepsi. (Sahi Türk solu ve Türk dinci medyaları kadar korkak ve namus yoksunu güruh başka ülkede var mı?)

Bunların içerisinde başka dünya görüşüne mensup olmasına rağmen birlikte çalıştığımız ve o günlerde ev kirasını dahi ödeme konusunda güçlük çeken “abla”larımız bile aleyhimizde yazmışlardı.

Ve bu gün SBK düştü herkes vuruyor, Sezgin Baran Korkmaz’ın cesedi üzerinden kendilerini temize çıkarmaya çalışıyorlar. (Dikkat ettiyseniz her iki yazımda da SBK’ya vurmuyorum. Düşene vurmak ahlaklı insan işi değil. Şartlarımız eşit olduğunda kendisine direk soracağım birkaç soru var.)

İzah edeyim: SBK’nın satın aldığı “ölü” şirketlerin tümüne bakın. Önce bu şirketlerin aleyhinde haberler o günkü Hürriyet gazetesinde çıkıyor. Haberlerin tümünde aynı muhabirin imzası var. Ve bu muhabir de Sezgin Baran Korkmaz’ın hemşehrisi. Bitmedi

Bu “muhabir” FETÖ terör örgütü mensubu olduğuna dair yargılanıyor. Yargı sisteminin elinde güçlü deliller olduğu iddia edilmesine rağmen bu şahıs tutuksuz yargılanıyor. Bu şahsı tutuklamaya sevk etmeyen Savcılık makamıyla ilgili bir çalışma yapıldı mı yapılmadı mı bilinmiyor.

Diğer yandan, Sezgin Baran Korkmaz’ı hem kendi köşelerinde hem de sosyal medyada “Robin Hood” olarak gösteren kalemlerin, medyacıların yoğun olduğu bir grupta, artık istenmeyen ve kambur olarak görülen bir şahıs ile en alt gruptan bir çalışan SBK ile ilişkisi olduğu iddiasıyla faş edilip tasfiye edildi. Ama ne hikmetse SBK’nın “abla”larına dokunulmadı bile. Birkaç yıl önce ev kirasını ödeyemeyen bu “abla”nın nasıl oluyor da on milyonlarca liralık gayrimenkule; dairelere sahip olduğu sorgulanmıyor. Sorgulanamaz çünkü ablalara dokunulduğunda tepedeki abilere iş uzar.

Diğer yandan yine bizim mahallenin en büyük medya grubunda köşesini SBK’ya tahsis ve tahvil eden Övürgenile ilgili hiçbir işlem yapmadı çalıştığı kuruluş. Sadece bu Övücü ve Övürgenler mi, bir çok SBK kalemi görmezden geliniyor o grupta.

Diğer yandan SBK’ya çok saldırır gibi görünen ancak yaptığı atışlarla malum kişiyi daha da güçlü hale getiren İsrail/MOSSAD’ın ülkemizdeki kirli propaganda aracı, Karanlıkoda ekibide kulağının üstüne yatmış.

Hele sol basını hiç sormayın. Evrensel takılıp Allah’ın her Bir Günü SBK’nin aleyhinde sözde Sözcülük yapanlar kendilerine toz bile kondurmuyorlar. Halbuki oraların kapısına SBKmetre cihazı kurulursa, onun altından gecen bir çok insanda bu cihaz öter. Dün kalemlerine her türlü emperyalizme satan bu Stalinist (kendilerine solcu-Atatürkçü diyorlar. Atatürk’ün de kemiğini sızlatıyorlar) şahıslar, bugün kalemlerine pos makinası takıp nasıl oynattıklarını hepimiz görüyoruz.

Medyayı eşeledikçe bu kirliliğin boyutu daha büyüyor.

Dediğim gibi bu olay medyamızın ne kadar kirlendiğini gösterdi. Yargı denen sistemin zulmünden/cenderesinden kurtulduktan sonra bu arkadaşların SBK ile ilişkilerini araştırmaya başladık. Ve tamamının satılık kişiler olduğunu gördük maalesef.

Medya patronları yöneticilerine kendi kurumlarındaki çürükleri ayıklamak için şu yöntemi takip etmelerini önerebilirim:
Kendi gazete, televizyon ve radyolarında, dijital medya platformlarında SBK’yı öven haberlerde kimin imzası varsa onu mercek altına almalılar. Ben SBK’nın bu gıllıgışlı olduğu iddia edilen ilişkilerini deşifre etmeye çalışırken, posu cebinde olan satılık kalemler ve “abla”lar, bu şahsı Robin Hood olarak tanıtıyorlardı. Robin hood dedikleri adam, bir köye kapılara biner lira bırakmış. Toplasanız 50 bin tl bile etmez.

Yok efendim plajda lahmacun dağıtmış. Dağıttığı bin lahmacun bile olsa tanesi o günkü para ile (toptan fiyatı) 74 kuruştu. Ama bu satılık, bu onursuz, bu haysiyetsiz kalemler öylesine ballandırıyorlardı ki SBK’yı üç kuruşluk bu PR çalışmasını insanlık tarihinin en büyük iyilik hareketi olarak değerlendiriyorlardı.

Ve Türk medyası Tepeden tırnağa bu rezil konumdan kendini temizlemediği sürece artık eleman aradığında delikanlıca iş ilanlarını şöyle yazabilirler mi:

“Medya kuruluşumuzun muhtelif alanlarında çalışacak eleman aranıyor. Çalışacak arkadaşlara maaş + Prim+ SBK vaat ediyoruz”

Ve bu günlerde çok ilginç bir dedikodu dolaşıyor kulislerde: Yargının da bu kirlenmişliğin içerisinde olduğu iddia ediliyor.

Çocuk yaştan beri, babamın devrimci duruşu ve sonrasında da gazetecilik mesleğimden dolayı her yıl ve bazen neredeyse her ay farklı dava ve dosyalarla yargı ile muhatap olan biri olarak gözü kapalı şunu söylerim: Yargımızı bu kirlikten bu kirlenmişlikten ve kirlilerden tenzih ediyorum. 12 Eylül ile 28 Şubat Amerikancı post modern darbesi sırasında bile general üniforması giymiş çetecilere yargı sistemimiz boyun eğmedi. O gün olduğu gibi bu gün de sistemin içinde çürükler vardı ve halen var. Bizlerin tek sığınağı ve koruyucusu olan yargı sistemimizin bir an önce harekete geçerek, o temiz ve pir ü pak tarihine yaraşır bir şekilde içindeki çürük elmaları ayıklaması zaruretin de ötesinde, devletin bir numaralı güvenlik meselesi haline gelmiştir.

Bu arada bir önceki yazımızda, Türk ve dünya kamuoyunun fısıltı gazetesinde kulaktan kulağa dolaşan şu sorunun cevabını alamadığım işin yineliyorum:

Dünyanın en zengin Adalet Bakan Yardımcısı hangi kıta ve ülkede yaşıyor?

Bu sorunun cevabını bulana kadar merak edeceğim...