Rusya'ya Büyük Amerikan Kuşatması
Erdal Şimşek
Rusya'ya Büyük Amerikan Kuşatması
24.02.2021 Çarşamba 20:27

Biden ile birlikte ABD’nin yayılmacılık politikası yeniden ivme kazandı. Obama döneminde hayata geçirilen ve Trump döneminde sekteye uğratılan ABD’nin Ortadoğu ve Akdeniz yayılmacılığı yeniden hız kazandı.

ABD’nin Ortadoğu ve Akdeniz yayılmacılığının nihai hedefi Bağımsız Devletler topluluğu, yani Rusya’dır. Rusya’ya erişimin sağlanması konusunda engel olan ülkeleri de bertaraf etme stratejisini şu anda harfiyen uyguluyor.

Suriye’nin ABD ve müttefikleri tarafından işgal teşebbüsü ve ondan sonra yaşanan olayları bu çerçevede okumak gerektiği kanaatindeyim. Türkiye; Cumhurbaşkanı Erdoğan bu resmi çok net gördü. Bu yüzdendir ki, atanmış Ahmet Davutoğlu’nu tazminatsız olarak işten attı. Ve Davutoğlu ile birlikte rotasını şaşıran Türkiye yavaş yavaş kendi eksenine dönmeye başladı. O günden bu yana Türkiye’nin attığı bütün askeri ve stratejik adımların bu çerçevede değerlendirilmesi gerekiyor.

Türkiye, Gara operasyonu başlatmadan önce ABD ve Batı tarafından Doğu Akdeniz ve bölgemizde atılan bütün adımları bu minval üzere değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.

ABD, Suriye’ye yönelik işgal teşebbüsünden bu yana Doğu Avrupa ve Akdeniz’den Rusya’yı kuşatıyor. ABD’nin Karadeniz kıyıları ve periferisine yığdığı asker sayısı on binleri aştı.

Yunanistan’ın işgali altında bulunanBatı Trakya ve Girit adasındaki Amerikan askeri varlığı yine on binler civarında.

Batı Trakya ve Akdeniz’deki ABD askeri varlığının ilk sebebi Türkiye olduğunu düşünmekle birlikte nihai hedef Rusya’dır. Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’yi 2010 yılından bu yana “düşman ülke” konseptinde görüyor ve değerlendiriyor. Türkiye ile müttefikliği kesin bir yalandır artık.

Türkiye, ABD’nin bu hasmane tavır ve değerlendirmelerine karşılık pozisyon alıyor ve hiçbir şekilde boyun eğmiyor.

Resmin diğer parçalarına da bakalım:

ABD, “Soğuk Savaş” döneminde Sovyetler Birliği/Doğu Bloku’nu yıkmak için “Din”i en güçlü aparat olarak kullandı. Sovyetlerin Doğusunda “Yeşil Kuşak Projesi” ile İslam’ı, Batıda ise Katolik Hıristiyanlığı kullandı.

Katolik Hristiyanların başı olduğu için bu dünya organize hareket etti ve hiç zayiat vermedi. Ama İslam dünyasınınhalifesiz/başsız olmasından dolayı bin parçaya bölündü. El Kaide, Taliban,DAEŞ, FETÖ, Hizbullah, Pasdar, Haşdi Şabi gibi onlarca terör örgütleri türedi. Bu örgütler, ABD’nin çıkarlarına hizmet edecek şekilde terörist faaliyetlerde bulundular. 1979’dan bu yana bu örgütler ve Amerikan emperyalizmi İslam dünyasında 10 milyona yakın insanı katlettiler. Ve bölgemizi, ABD ile peyklerinin rahat at koşturacağı hale getirdiler.

EBD, Katolik Hıristiyanlığı kullanarak, Sovyetler Birliği’ni yıktı. Herkes Sovyetlerin dağılmasını “Berlin Duvarı”nın yıkılmasına bağlar. Oysa Sovyetleri yıkan esas olay, o günkü Katoliklerin Papası Jean Paul’ün Sosyalist olan Polonya’da ayin düzenleme istemesiydi. Katolik Papa’nın, dolayısıyla Amerikan emperyalizminin emri altında olan o günün Polonya’sındaki en büyük işçi örgütü olan Dayanışma Sendikası’nın başkanı Lech Walesagelen talimatlara uyarak işçileri sokağa dökmüş ve Sovyet şişesi kırılmıştı.   

Burada, Marx’ın hakkını teslim etmek gerekiyor

Din batı için çok iyi bir sömürge aracıdır. Marx’ın isyanı bunadır. Marx, “din afyondur” derken kilisenin sömürgeciler için kitleleri uyutmasına isyanıdır bu sözü. Ama mu sözün önü ve arkası var. Marx, dinin gerekliliğini de savunur. “Din”i “toplumun vijdanı ve ahlakın temellerinden biri” olarak görür. Ve yüzyılı aşkın bir süredir özellikle Türk sağ ve İslamcı aydını Marx’a iffira atmaktan çekinmez. Veya iftiraya aracı olmaktadır. Marx’ın sözünün başını sonunu kırparak sosyolojik bir tespiti çarpıtmaktan geri durmuyor.

Emperyalizm, birbirinin karşıtı olan iki ‘Din’i aynı amaçlar için kullanıp kesin sonuç alıyorsa, burada Marx’ın bu Sosyolojik ve Kitle Psikolojisi ile ilgili tespitinin de hakkını vermek gerek.

Şimdi aynı ABD, pandeminin zirvede olduğu bir zamanda Katoliklerin Papasını Erbil’e ayin düzenlemeye gönderiyor. Irak Kürdistan bölgesinde toplasanız bir mahalle Hıristiyan var. Bu mahalle de Erbil’deki ünlü Aynkawa’dır. Katoliklerin Papası 7 Mart’ta Erbil’de ayin düzenleyecek. Ve Erbil’deki Hariri Stadyumu’nda binlerce insanın da meraktan katılacağı bir ayin yapacak.

İki insanın bir araya gelmesini “ölümcül” bulan Dünya Sağlık Örgütü ve onun patronu Batı dünyası binlerce kişinin statta toplanıp ayin yapmasını teşvik ediyor.

Madem insanların statlarda toplanmasında sağlık açısından bir sorun yok ise neden bütün dünyada ligler seyircisiz oynanıyor?

Binlerce insan bir statta toplanıp ayin yapabiliyorlarsa neden camilerimiz, Kabe’miz kapalı?

Neden sokaklarımız, cenaze merasimlerimiz, ev ziyaretlerimiz kapalı?

Bu soruların cevabı asla verilmeyecek biliyorum, ama biz yine de soralım.

Resmin bir diğer parçasına da bakalım

Katoliklerin Papası’nın Erbil’de ayin düzenleyeceği şayiası yayıldığı sıralarda NATO, Kuzey Irak’a 10 bin civarında asker göndereceğini açıkladı. Ve bu askerler “eğitim amaçlı” orada bulunacakmış.

Eğitim amaçlı 10 binlerce asker… Afganistan’ı, Irak’ı, Suriye’yi işgal etmeden önce aynı ve benzer açıklamalar yapmıştı Batı emperyalizmi. Eğitim ve koruma amaçlı giden on binlerce asker, daha sonra işgalci olmuşlardı. Tam 20 yıldır Afganistan’da güvenlik amaçlı bulunan NATO bütün Afgan halkının taleplerine rağmen ülkeden çıkmayı reddediyor.

Ve resmin son parçası:
ABD, Suriye’nin kuzeyine orta ve uzun menzilli hava savunma sistemleri ile birlikte yeni üsler kuruyor. Ve Rusya, burada alan kaybediyor.

Merak ettiğim, Rus devleti ne zaman bu tehlikenin farkına varıp Türkiye’ye karşı ikiyüzlü politikalarından vazgeçecek? Türkiye, ABD’nin Rusya ile ilgili emellerinin yüzde 10’una bile “evet” dese, Bağımsız Devletler Topluluğu ve Rusya Federasyonu diye bir şey kalmayacak.

Rus devleti, Türkiye ile ilgili dış politikasını devlet kademelerindeki “Ermeni etkisi”nden dolayı bir türlü değiştiremiyor. Rusya, Türkiye ile ilgili siyasetinde Ermenilere adeta rehin olmuş durumda.

Rus Dışişleri Bakanlığı Türkiye söz konusu olunca, tem bir Ermeni Dışişleri Bakanlığı’na dönüşüyor. Başta Dışişleri Bakanı Lavrov olmak üzere ilgili masa ve müdürlükler tamamen Ermenilerin kontrolünde. Halbuki Rus asıllı sayısız Türkiye uzmanı dışişleri personeli ve akademisyen var Moskova’da.

Rusların efsane eski Ankara Büyükelçisi Albert Çernişev ve onun yetiştirdiği bir çok Türkiye uzmanı Rus, Sergey Lavrov tarafından pasife çekilirken, koca Rus Dışişleri Bakanlığı’nın Şark ve Türkiye masaları Ermenilere teslim edilmiş durumda.

Savaşın Ekseni Rusya’ya doğru kayıyor. Türkiye bunun farkında ve Mavi Vatan, Sismik araştırmalar ve Gara Operasyonu ile gerekli cevapları verdi.

Gara operasyonu, Amerikan Emperyalizminin bölgemiz ve Rusya’ya yönelik emellerine vurulmuş büyük ve öldürücü bir darbedir. Gara ile birlikte Irak’tan Suriye’nin kuzeyine olan koridor ağır bir darbe almış, kesilme noktasına gelmiştir. Umarım Ruslar bu fotoğrafı net görürler de dışişlerini Ermeni esaretinden kurtarırlar.

Ve Suriye’deki savaşın ekseni yeniden Irak’a kayıyor…