PKK, Şia’nın Silahlı Gücü Oldu
Erdal Şimşek
PKK, Şia’nın Silahlı Gücü Oldu
07.01.2021 Perşembe 16:09

Uluslararası suç ve terör örgütü olan PKK, taşeron bir örgüt olarak yaklaşık yarım yüzyıldır bölgemizde terör estiriyor.

Düne kadar başta Suriye, İran, Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, Bulgaristan, Rusya, Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi, Avusturya, Almanya ve İngiltere’nin yanısıra Kuzey Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamının bölgemizde yürüttüğü kirli savaşta taşeronluk yaptı. Türk İstihbarat Servisi tarafından kurulan fakat dana sonra GLADIO’nun kontrolüne geçen PKK, siyasal olarak Kürt ve Kürdistan kavramlarını kullanır ancak son 450 yıldır Kürtlere en büyük zulüm ve katliamı yapan iki örgütten biridir. PKK’nın öncülü olan Taşnaklar da geçtiğimiz yüzyılın başlarında hem Türkiye hem de Karabağ’da sayıları yüzbinleri bulan bir Kürt katliamı yapmışlardı. Hınçak ve Taşnak terörü çok şiddetli olmasına rağmen, Osmanlı Devleti’nin kalıcı müdahaleler yapması ve önlemler alması, Ermeni terörünün Kürtler üzerindeki katliam sürecini kısaltmıştır. Ne var ki birkaç yılda bile Ermeni teröristler/Ermeniler, yüzbinlerce Kürdü katletmiş, taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmamışlardı.

Ermeni teröründen tam 60 yıl sonra ardılı olarak PKK, Kürtlerin bağrında ve böğründe yeşertildi. Ve Kurulduğu günden bu yana Kürtlere yönelik başta siyasal soykırım olmak üzere sosyolojik soykırımı en acımasız şekliyle gerçekleştirmiştir.

1970’li yıllarda PKK, (o zamanki adıyla Apocular),Doğu ve Güneydoğu’da tam bir Kürt aydını soykırımı yapmıştır. Kamboçya’daki Pol Pot rejimi gibi neredeyse okuyup yazabilen ve okumalarından sonuçlar çıkarabilen bütün Kürt yurttaşlarımızı tek tek infaz ediyordu.

1980 yılında ABD ve GLADIO’nun Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki elemanları (Kenan Evren ve çetesi) Türkiye’de darbe yapıp, ülkeyi tamamıyla ABD sömürgesi haline getirdiler ve PKK o günden bu yana başta ABD olmak üzere az önce ismini saydığım sömürgeci ülkelerin taşeronu oldu.

PKK, son yıllarda ABD yetkileri tarafından resmen kendilerinin “Kara gücü” olarak ilan edildi. PKK çetesi aynı zamanda Rusya’nın da “Suriye’deki kara gücü” olmaya talip oldu ve bunu bazı şehirlerde yapıyor da.

PKK bu gün İran’ın da Suriye ve Kuzey Irak’taki taşeronu ve “Şii Hilali”nin bu bölgedeki silahlı çetesi olduğu ortaya çıktı.

Yanlış duymadınız, ABD’nin kara gücü PKK, İran’ın Şii hilalinin Türkiye, Kuzey Irak (Güney Kürdistan) ve Kuzey Suriye (Rojava’daki bölümünün tamamlanması için taşeronluğu üstlenmiş durumda.

İşimiz gereği, özellikle Körfez ve Şia medyasını pür dikkat takip etmeye çalışıyoruz.

Bu kanallardan en ilginci, Şia dünyasının en büyük Ayetullahı olan Sistani’ye bağlı El Teğir televizyonudur. El Teğir eğer bir konu hakkında görüş bildirirse, o dünyadaki bütün Şiiler için uyulması gereken bir karardır.

El Teğir’de yayımlanan bir programda Ayetullahların anlattıkları, bölgemizde yeni bir kan havuzunun kurulacağının bilgisini de bize veriyor.

Programda Şeyh Halil El Alyavi isimli Şia Kültür Müdürü olduğu belirtilen bir Ayetullah konuşturuluyor. Konuştuğu yer de Musul’un sırtları… Her tarafının santim santim köşe bucak bildiğim can Musul…

Şia Kültür Müdürü El Alyavi, İslam tarihinde unutulmaya yüz tutmuş bir savaştan söz edince dikkatimi çekti. Yanında da Musul Üniversitesi’nden ve Şii bir militan olan Prof. Ali Karhavi de var. Bu isim programı daha da önemli kılıyor benim için.

Hicri 61. yılında yapılan Altaf Savaşı’na atıfta bulundu. (Bağdat’ın güneyinde bir yer) Ve bu savaştan sonra oluşturulan ve Nusaybin’e kadar gelen kervanda Hazreti Hüseyin’in de bulunduğu ve bu kervanla Mardin’in Nusaybin ilçesine kadar geldiğini, oradan da Halep, Şam üzeri geri döndüğünü öne sürerler.

Bu savaş, İslam dünyasınca da pek hatırlanmak istenmez. Çünkü bu konuda Şia’nın uydurduğu bir yalan var. Ve bu yalana da Hazreti Hüseyin efendimizi kattıkları için Sünni dünya da bu konuya mümkün olduğunca değinmemeye çalışır. Çünkü Hazreti Hüseyin efendimizin hatırasını incitmemek içindir bu suskunluk.

Sistani’nin televizyonunda konuşan Şii Ayetullah, Altaf Savaşı’ndan sonra oluşturulan “Sabaya Yolu”nu yeniden açarak Şii hilalinin bu bölgedeki ayağını tamamlamayı hedeflediklerini, bunun için yola çıktıklarını söyledi.

Bunu duyunca tüylerim diken diken oldu. Maalesef özellikle Türkiye’deki Müslümanlar bu rezil “Sabaya Yolu/SabayaKervanı” yalanını bilmiyorlar. Şii dünyasının Hazreti Ali ve ailesine atfettikleri yalan/kurgu efsane/iftiralardan biridir. Ve çok ağır bir o kadar da rezil iftiradır.

Peki İslam dünyası için utanç verici olan şiilerin bu iftirası nedir peki?

Şia’ya göre Altaf Savaşı’ndan sonra Hazreti Hüseyin’in de içinde bulunduğu bir kervan, Bağdat, Musul, Şengal/Sincar, Nusaybin, Hatay, Halep ve Şam üzerinden Mekke’ye döndüğü kutsal yoldur.

Peki Sabaya adı nereden gelmektedir. İşte işin rezil ve Hz. Hüseyin efendimize iftira atılan yeri de bu isimdir.

Şia iftiralarına göre Hz. Hüseyin efendimiz, bu yolda kervanla giderken, Musullular onu şehre almayınca, şehrin dışında Şengal’de bir kilisede konaklama zorunda kalır. Ve Hz. Hüseyin efendimiz de Şengal/Sincar halkından cariyeler ve kadınlarını köle olarak getirmelerini ister.

Malumunuz, Şengal bölgesi, Èzidi Kürtlerin yaşadığı bölgedir. Ve Èzidi Kürtler, kadınlarını kızlarını Hz. Hüseyin efendimize sunarlar. Bu kadar rezil ve iğrenç bir iftira. Hepimiz biliriz ki, ne Hz. Hüseyin efendimiz ne de Èzidiler bu kadar rezil ve namussuz değillerdir. Kaldı ki böyle bir kervan yolu da yoktur.

Sistani’nin televizyonunda konuşan Ayetullah Halil El Alyavi Hz. Hüseyin efendimize iftira atmaya devam ediyor: “Gerçek Sabaya Yolu’nu ortaya çıkarmak için ömrümü harcadım. Sonunda gerçek rotayı buldum. İmam Hüseyin, Sabaya yoluna eski Musul’dan başladı ve üç gün sürdü. Musul’un Kuzey ve Batısı hattından Telafer ile Sincar’a geçti. Sincar’dan Nusaybin, Antakya (Hatay),Halep ve Şam’da tamamlandı.”

Sapık Ayetullah yalanlarını sürdürmeye devam ediyor. Ve diyor ki, “bu yol Kerbela’da başladı. Sonra Altaf, Samarra, Badat Musul, diye devam etti. Sabya kervanında İmam Hüseyin vardı. Ve bu kervanın konaklandığı her yer bizim için kutsaldır. Bu yolu yeniden hayata geçirmemiz lazım dedik ve geçirmeye başladık. Buraya kadar geldik.”

Bu rezil Ayetullah’a göre bir sonraki adım, Nusaybin’den Hatay’a kadar olan Türkiye toprakları… Ve Hz. Hüseyin konakladığı her yerde Sabaya işine girişmiş.

Ve “Musul’un kırsalında Hazreti Zeyneb’in de kabri bulunduğunu” iddia ediyor.

Şunu iddia ediyorum ki, Bütün Irak’ı, özellikle Kuzey Irak’ı santim santim köşe bucak biliyorum defalarca gezdim. Bilen bilir, tarihe olan merakım, yabancı ülkelerde benim yol haritam olur. Musul’da Sultan IV. Murad Han’ın torunu olduğu öne sürülen şehzadeye varana kadar görüşmediğim önemli insan kalmadı. Şengal bölgesinde de ha keza öyle. Geçtiğimiz aylarda vefat eden Èzidilerin lideri Mir Tahsin Bey’e defalarca misafir oldum. Hatta Müslümanlara yasak olmasına rağmen, Mir Tahsin’in onayı ve izni ile 2008 yılında haftalar süren Èzidi hacının ritüellerine baştan sona kadar katıldım ve tamamını görüntüledik. Özetle, Habur Sınır Kapısı’ndan Basra’ya kadar bütün Irak’ı gözü kapalı dolaşacak kadar iyi biliyorum. Ama hiçbir yerinde Hazreti Zeyneb validemize atfedilen bir mezar veya mezarlık adı duymadım.

İran Şia hilalinin Kuzey ayağını tamamlamak için bu yalan ve efsaneyi uydurarak buralara çökmek istiyor. Hatırlarsanız, Şii teröristleri Suriye’ye gönderirken, Şam’da bulunan ve “Hazreti Zeyneb’e ait olduğunu ileri sürdükleri türbeyi korumayı” bahane olarak göstermişlerdi. Bu Şii manyakların o tür sapkın ve akıllara seza inançları var. Hazreti Ali Efendimize ithaf edilen en az üç türbe var diyeyim gerisini siz düşünün.

 İran, Irak’ın Kürt bölgesine sızmak için inanılmaz diplomatik siyasi ve terörist girişimlerde bulundu. Ancak tamamı Mesut Barzani’nin dirayetli duruşundan dolayı geri tepti. İran, Israrla Kuzey Irak’a “Hüseyniye Havzaları”, yani kültür merkezleri kurmak istiyor. Mesut Barzani de haklı olarak, “Kürtlerin içinde hiçbir fert veya Kürtlere ait Şii bir eşek veya bir köpek dahi yok. Neden Hüseyniye Kültür Merkezlerine izin vereyim” diyor.

Ne var ki İran, tarihin ve bölgemizin gördüğü ve göreceği en büyük “siyasi fahişesi” (Bu tabir bana ait olmayıp, Ortadoğu’daki bütün siyasi kulislerde Talabani’ye yönelik kullanılır) olan Talabani yönetimi ikna edildi. Önce Süleymaniye’yi Barzani’nin kontrolünden tamamen çıkardılar. Akabinde Bir çok terörist grubu yerleştirdiler ve sonra da Hüseyniye Havzası kurdular maalesef.

Şimdi tekrar PKK’ya gelelim. PKK ile Hz. Hüseyin Efendimizin ne ilgisi var diye soracaksınız haklı olarak. İzah Edeyim: PKK’nın iki üç yıldır ısrarla Şengal/Sincar’ı işgal etmeye çalışıyor. Arkasına Şii terörist grup Haşdi Şabi’yi alarak Barzani peşmergeleri ile bölgede bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına saldırıyor. Ve PKK’nın hem kuzey Irak hem de Kuzey Suriye’de egemenlik kurduğu yerleri gözlerinizin önüne getirin. Akabinde de Sapkın Şia’nın sapık ütopyası olan Saraya Yolu’nu hatırlayın. Bu, Şii Hilali’nin Kuzey ayağıdır. Dün İngiliz’e, Rum’a, Yunan’a, Esad’a, Suud’a köpeklik eden PKK bugün İran’a Suriye ve Irak’ta köpeklik yapıyor.

PKK ve İran, Sincar/Şengal bölgesine paramiliter güçleri yığıyor. Bölgeden aldığım bilgilere göre bu teröristlerin sayısı binleri aşıyor. Özellikle Şii teröristlerin sayısı oldukça fazla. Hatta Erbil’e de “amele” görüntüsü ile sızmış ve gelecek “saldırın” emrini bekleyen yüzlerce PKK’li terörist var.

Umarım Mesut Barzani ve Türkiye bir an önce bu tehlikenin farkına varır ve güç birliğine giderek, Şii Hilali’nin içine giren Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile Türkiye’nin Güney topraklarını bu yeni tecavüz teşebbüsü ve terörist faaliyetlerinden temizlerler. Ve Türk Hükumetinden Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’na tavsiyem, videodaki Molla kılıklı teröristlerin ve Musul Üniversitesindeki şii militan profesörün Türkiye’ye girişine engel olmalıdırlar.

Türkiye ve Barzani eğer güç birliğine gitmezlerse, Şii Hilalinin bu bölümünde meydana gelecek terörist faaliyetler, batılı emperyalistlerin de çıkarlarına hizmet edeceği açıktır. Sadece İran değil, başta ABD olmak üzere tüm emperyalistler burada boy göstereceklerdir.