Hedef Geniş, Cephe Dar Olmalı
Erdal Şimşek

Hedef Geniş, Cephe Dar Olmalı

23.07.2020 Perşembe 13:29

Türkiye’nin bırakın Akdeniz’de, şu anda mevcut topraklarda var olma mücadelesi amansız bir şekilde devam ediyor. Ülkedeki iç düzenin muhkem olması ve sosyal alanda devletin tam sorumluluk üstlenerek vatandaşın yükünü omuzlaması, dışarıda yaşanan bu amansız mücadeleyi içeride hissedilmesine engel oluyor.

Türkiye eğer özellikle sağlık ve sosyal devlet anlayışında 1990’ların Türkiye’si olsaydı şu anda dört bir yandan yürütülen diplomasi ve sinir savaşının yanısıra sıcak savaş tehlikelerini iliklerimize kadar yaşardık. Erdoğan’ın yanlısı olalım veya olmayalım bu hakkı teslim etmek lazım. 24 saatin bile yetmediği dış ilişkilerde Türkiye kelimenin tam anlamı ile bir savaş veriyor.

Tarihe dönersek eğer şu anda tıpkı 1800’lerin Osmanlısını yaşıyoruz. Bütün Batılı devletler, Türkiye’nin yasal çıkarlarını korumak için yürüttüğü mücadelenin karşı cephesinde yer almış durumda. Türkiye olmazsa hepsinin birbirini boğazlayacağı bu Şer Ekseni şimdi güç birliğine gidip bizi Anadolu’da da boğmaya çabalıyorlar. Ve 1800’lerde olduğu gibi Batı yine aynı mayın eşeklerini kullanıyor. Yunanistan ve Rusya.

Rusya, Deli Petro’nun kendilerine dayattığı bir ham hayal olan Sıcak Denizler Ütopyası, (Горячие моря утопия- Goryachiye morya utopiya) Slav kavmini 200 yıldır Batı’nın tuzaklarına kurban ediyor. Ve bugün Batı Avrupa ile müttefiki ABD tarafından Türkiye’nin etrafında kurulan bütün tuzakların operasyon elemanı olarak Rusya Karşımıza çıkıyor.

Suriye, Akdeniz, LibyaTürk kamuoyu farkında değil ama Somali, Cibuti, Basra Körfezi ve Yemen’de de Rusya, Batı’nın mayın eşeği olarak karşımıza çıkıyor.

Batı’nın bir diğer mayın eşeği/operasyon elemanı ise Yunanlılar maalesef. Türklerle 450 yıl bir arada sorunsuzca yaşayan Yunanlılar, Batı’nın provokasyonlarına gelerek 1800’lerden bu yana Türkiye’ye karşı yürütülen operasyonlarda piyon olarak kullanılıyorlar. Yunanistan’ın bugünkü Türkiye’nin politikalarına ve komşuluk ilişkilerine normal koşullarda direnmesi veya itiraz etmesi imkânsız. Çünkü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ikili ilişkilerde “kazan kazan”politikasını mehaz olarak alıyor. Ancak Yunanistan devlet yönetimi, iflas etmiş ekonomisi yüzünden Almanların verdiği birkaç kuruş uğruna ülkesini ve yurttaşlarını ateşe atıyor.

Bu gün sebepler dünyasında Yunanistan’ın Türkiye ile herhangi bir sıcak çatışmada başarı elde etmesini bırakın, mevcut konumunu dahi koruması imkansızdır. Matematikse olarak da sosyal ve siyasal güç olarak da imkansızdır. Hepi topu İstanbul’un yarısı karar bir nüfusa, bitik bir ekonomiye ve savaş kabiliyetinden uzak bir silahlı kuvvetlere sahip olan Yunanistan devlet ve hükumet yöneticileri, özellikle Almanya’nın kışkırtmaları ile yeniden mayın eşekliği rolünü oynamaya başladı.

Türkiye’nin Akdeniz’de yasal haklarını koruma ve kullanmaya başlaması ile birlikte Yunanistan’ın feryadına Rusya’nın yetişmeye çabalaması, Avrupa’nın kurduğu tuzağın kesin göstergesidir. Ege’de hiçbir hakkı ve hatta yaşam şansı olmayan Rusya, Yunanistan’ın Türkiye ile kapışmaya çalışmasında rol kapmaya başladı bile. Dün bütün ajanslar, Deli Petroluğa oynayan Rusya’nın eli kanlı diktatörü Vladmir Putin’in Yunan Başbakanı Mitsotakis’i aradığı ve Ege ile Akdeniz konusunu görüştüğünü, Rusya’nın çıkan krize müdahil olmak istediğini duyurdular. Yukarıda da belirttiğim gibi 180’lü yıllarda olduğu gibi yine hr yerden karşımıza çıkan Rusya’dır. Rusya, bu iradeyi kendi başına gösterebilecek güç kapasite ve siyasi yeteneğe sahip değildir. Rusya, Batı’nın, Akdeniz’deki çıkarlarının bozulmasını istemeyen egemen güçlerin talepleri/kışkırtması ile Türkiye’nin ayağına dolanmaya çalışıyor.

Şu gerçek asla unutulmamalı: Türkiye’nin kendi topraklarında, olmazsa Akdeniz’de boğma operasyonun en önemli piyonu Rusya’dır.

Ermenistan’ın Azerbaycan’a son saldırısı da bu çerçevede değerlendirilmeli. Ermenistan’ın ekmek bulmada bile güçlük çektiği bilinirken, oldukça iyi yetişmiş ve savaş kabiliyeti yüksek Azerbaycan ordusu ile savaşa girişmesi kelimenin tam anlamı ile intihardır. Oysa aynı Ermenistan bu intihara teşebbüs ediyor. Ve bakıyoruz, Ermenistan’ı buna zorlayanın Rusya olduğunu görüyoruz.

Bugünkü Rus devlet aklı, Deli Petro döneminin ahmak aklına sarılmış durumda. O dönemde de Ruslar, Türkleri Akdeniz’deki en büyük rakipleri olarak görüyor ve Türkleri yenmeleri halinde Akdeniz’in kendilerine kalacağı zehabına kapılmışlar ve bedelini çok ağır ödemişlerdi. Onların da Türklerinde İmparatorluklarını kaybetmesi oldu bu bedel. Ve her iki imparatorluk yıkıldıktan sonra savaşı başlatan Batılılar, barışı getirdiler. Yine iki devleti ve milleti karşı karşıya konumlandırdılar.

Şurası tarihi bir gerçek ki, Anadolu’da, Boğazlarda tek bir Türk kalmasa dahi, Avrupa, Rusların Akdeniz’e inmesine asla izin vermeyecekler.

Son olarak Libya olayında bunu gördük. Fransızlar, Kuzey Afrika’daki sömürgeciliğini sürdürebilmek için, Türkiye’nin o bölgeye özgürlük ve adalet götürmesine engel olmak için NATO’yu AB’yi ve ABD’yi ayaklandırmayı denedi. Ancak hiç biri Türkiye’ye sökmedi. Son olarak, Rusya’nın koynuna girerek medet isteyince Batı dünyasının lideri ABD, Fransa’ya açıkça “dur” dedi. Ve Libya’da Türkiye’nin yanında olduğunu belirtti. Oysa Türkiye 1 yıldır Libya’da terörizme ve teröristlere karşı mücadele eden yasal hükümetin yanında. ABD bu konuda Türkiye’yi destekleyecek tek kelime etmedi ve bir adım atmadı. Ne zaman ki Rusların Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’da yer tutma çabalarının güçlenme ihtimalini gördü anında Türkiye’nin yanında yer aldı. Rusya’nın Libya’ya yaptığı bütün yığınakları deşifre etti.

Putin’in siyaset sahnesine çıktığı günden bu yana her şeyi ve her yönü ile okuyup takip eden biri olarak söyleyebilirim ki, O akil, kendi halkının yerlerde sürünen onurunu ayağa kaldıran Putin gitmiş, yerine Deli Petro’nun bücür versiyonu ortaya çıkmış. Putin umarım eski kodlarına döner ve ayrışan Batı’nın Avrupa kanadının mayın eşeği olmaktan ülkesini kurtarır.

Türkiye ile girişeceği bir kapışma, Rusya’nın en az 100 yıl daha Akdeniz’de turistik amaçlı dahi var olamayacağı sonucunu doğurur. Çünkü Türkiye ne eski Türkiye’dir ne de NATO Rusya’nın bu sıcak temasını kaçırır. Olası bir çatışmada Rusya, Topraklarının en az üçte ikisini kaybedecektir. Ve iddia ediyorum Rusya, Kafkasya’dan spatula ile kazınacaktır. Bu, NATO’nun ve ABD’nin ütopyasıdır. Umarım yeni Deli Petro Putin bunun arkına varır.

Türkiye’ye gelince:

Kanaatimce Türkiye, çok ama çok hassas adımlar atmaya devam etmeli ve asla eğilip bükülmemeli. Türk devleti ve özellikle Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, Batı’nın ülkemizdeki çıkarlarının temsilcisi CHP ve İP’e asla kulak vermemeli. Sadece Aysun Kayacı değil, dağdaki çoban da CHP ve İP’in Batı’nın Türkiye mümessilleri olduğunu biliyor.

Türkiye, bir an önce bu çoklu cephe riskini minimuma indirmeli. Rusya ile Libya’da vardığı mutabakatı sürdürmeli. Ve burada biriken gerilimi sıfırlamalı. Türkiye’nin ekonomik ve maalesef siyasi durumu birden çok cephede savaşı uzun vadeli sürdürebilecek bir güce şimdilik sahip değil.

Türkiye’nin Rusya’ tarafından yapılan bu kuşatılmışlığa bir an önce son vermeli ve NATO kartını sürekli canlı tutmalı. Ayrıca yasalara aykırı bir şekilde Kıbrıs Rum kesiminin AB’ye üye edilmesi olayını hep canlı tutmalıdır. NATO’da yalpalanan Fransa’yı örgüt içerisinde yalnızlığa itecek taktikler uygulamalıdır.

Türkiye hedefi geniş tutup cepheyi daraltırsa, eminim bu tuzak ve cendereden çok rahat çıkacaktır.