Coronavirüsten ölenlerin sorumlusu BM, Çin, Fransa’dır
Erdal Şimşek

Coronavirüsten ölenlerin sorumlusu BM, Çin, Fransa’dır

13.04.2020 Pazartesi 12:35

Covid-19 çıktığı günden beri, bunun biyolojik olmayıp laboratuvar ortamında oluşturulmuş bir virüs olduğunu ısrarla belirttim. Hem bugün kadar haber sitemizde yaptığımız haberlerdeki mantık silsilesi hem de yayımladığımız videolarımda bunu vurguladık. Ancak komplo teorisyenleri gibi bunun “salınmış virüs” olduğuna inanmadık.

Tabi bunlar kuru bir imandan değil, olayın gelişimi, uluslararası saygınlığı olan bilim adamlarının yazdıkları makalelerden ve özellikle T.C. Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı açıklama, uygulama ve önlem çabalarının sonucunda ulaştığımız bir inanma.

Covid19’un sofistike olmaması ve etrafının basit bir yağ tabakasından oluşması bile bu illetin laboratuvar kuşkusunu güçlendiriyordu.

Virüsü, Çin biyolojik silah olarak kullanmadı. Ancak kendisine karşı kullanılmasından korkarak aylarca gizlenmesine çabaladı. Ve bir ihtimal, virüsün yayıldığı merkez olan Wuhan’ın dünya ile iletişimini kesmedi. Wuhan’ın ülke içi ile iletişimini kesti. Dünya Sağlık Örgütü de bunu görmezden geldi.

Herkes biliyor ki Çin, Wuhan’da çok büyük bir “Virüs Laboratuvarı” kurdu. Çin Halk Cumhuriyeti, “devlet gibi şehirler” kurunca oluşması muhtemel kitlesel salgınlara karşı önlem almak amacıyla bu laboratuvarı kurmuştu. Ki bu doğru bir girişimdi. Ne var ki daha sonra Çin Komünist Partisi yönetimi, bu laboratuvarı kuruluş amaçlarının dışında kullanmaya başladı. Yeni biyolojik silahlar… Ve bir süre sonra laboratuvar tamamen “biyolojik silah üretme fabrikası”na dönüştü.

Ve bütün iyimser hallerimi takınarak söylüyorum ki bu virüs kaza sonucu laboratuvardın çıktı. Çin bini asla kullanmaya cesaret edemez bu süreçte. Çünkü bugünkü ortamda biyolojik silah üretmek çok ama çok basit bir iş. Herhangi bir evde kuracağınız amatör bir laboratuvarla virüsün feriştahını üretirsiniz.

Ve dünyada hiçbir devlet ve rejim, kitlesel saldırı amaçlı bir virüs üretmeye cesaret edemez.

Burada Çin’in en büyük suç ortağı Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’dur.

Covid-19’un pandemi olmasının en büyük müsebbibi WHO’dur. WHO, Çin hükümetinin güdümünde hareket etmiş ve dünyayı bilgilendirmemiştir.

Sayın Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” sözü bir kez daha ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü Çin, BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimî ülkelerinden biridir ve BM, İngiltere, ABD, Fransa, Rusya ve Çin’in bir emir eridir. Onların çıkarlarına göre hareket eder.

Bu bağlamda, Türkiye’nin WHO’yu derhal reddetmesi gerekiyor ve WHO’nun hiçbir plan ve programına koşulsuz uymayacağını açıklamalıdır. IMF ne ise WHO odur. Biri paramızı diğeri canımızı alıyor.

Şimdi olayın en başına dönelim, Dünyayı bu illetten haberdar eden Dr. Li Wenliang’a gidelim:

Dr. Wenliang, 2019 Aralık sonlarında Wuhan'da ortaya çıkan SARS benzeri bir virüs konusunda sağlık görevlilerini uyarmaya çalıştı. 3 gün sonra Çin polisi Wenliang'a bir daha kritik bilgileri ifşa etmemesi konusunda belge imzalattırdı.

Ne hikmetse birkaç gün sonra; 10 Ocak’ta Wenliang, covid-19 belirtileri ile hastaneye kaldırıldı. Ve Çim hükümeti Şubat ayında Dr. Wenliang’ın covid-19’dan dolayı öldüğünü açıkladı.

Tabi biz de yedik.

Dr. Wenliang’ın açıklamalarını ve Çin’deki seri ölümleri görmezden gelen WHO, hala 14 Ocak 2020'de yaptığı açıklamada yine Çin diktatoryasına hizmet etti. WHO Wuhan'daki virüsün insandan insana bulaşmadığını açıkladı.

Eğer WHO, gerçeği zamanında açıklasaydı, b gün on binlerce insan ölmez, bir milyon insan bu illetle mücadele etmez, milyonlarca şahıs da işsiz kalmazdı.

Yukarıda da belirttiğim gibi Çin rejimi ısrarla yalanlarını tekrarlıyor ve virüsün insandan insana geçmediğini söylüyordu. Halbuki bu açıklamayı yaptığı gün Çin Komünist Partisi, 23 Ocak 2020'de Wuhan ve Hubei'deki diğer şehirlerde tecrit ve sokağa çıkma yasağı uyguladı ancak Wuhan'da yaşayanların uluslararası uçuşlarını durdurmayarak virüsün dünyaya yayılmasına neden oldu.

Bu süreçte sadece maske ihracatını kısıtlamakla kalmayan Çin, aynı zamanda resmi verilere göre, tecridin ikinci haftasında 56 milyon solunum cihazı ve maske ithal etti. 30 Ocak'ta sadece 24 saat içinde 20 milyon maske bulduklarını ilan ettiler.

Dünyanın maske tedariğini almak Çin'i tatmin etmemiş olsa gerek, yurt dışında olup kendilerine bağlı olan şirketlere tıbbi malzeme satın alıp Çin'e göndermeleri emredildi. Bu süreçte Avustralya'daki bir emlak şirketi dahi Sydney'den 80 ton malzeme gönderiyordu

Çin bunu da uluslararası ticaret kanununa takılmadan yürütüyordu. Uluslararası tecarette bir kavram var: 'Daigou.'

Bu kavram, sınır ötesi ihracatın yeni bir biçimidir. Yurtdışında yaşayan Çinli bireyler yasal veya yasadışı Çin'deki müşteriler için ürün ihraç eder. Bu yol üzerinden Çin, Avrupa ve Amerika’daki stokları kelimenin tam anlamı ile emdi. Türkiye’den de milyonlarca adet maske satın aldı. Ancak Erdoğan bunu fark etti ve Maske başta olmak üzere sağlık sarf malzemelerinin ihracatını yasakladı.

Şu anda İtalya’da İspanya’da, İngiltere’de Amerika’da… Batı dünyasındaki ölümlerin Çin’den sonraki ikinci büyük müsebbibi o ülkelerin yönetimidir. Çin’un bu girişimini fark edemediler. Ve onların bu ahmaklığı yüzünden zavallı insanlar sinek gibi patır patır ölüyorlar.

Virüsün öldürücülüğü üzerinde bilim adamlarının ve benim gibi bazı gazetecilerin Çin’i suçlamamız üzerine BM, Dünya Sağlık Örgütü (WHO),bizi ırkçılıkla suçladı. Ve Çin’den gelen uçuşlara engel konulmaması gerektiğini savundu.

Şimdi Çin mağduru oynama rolünü hala iyi yürütüyor. Yurtdışındaki devlet şirketlerine tüm yabancı tıbbi ekipmanı satın alıp Çin'e göndermelerini emreden Çin, küresel olarak bağış toplamaya da başladı. İtalya, Çin'e ücretsiz tıbbi koruma ekipman yolladı. Şimdi Çin İtalya'ya gönderiyor. Tabi ücretiyle.

İtalya kendilerine bedavaya göndermişken, İtalya'ya, İngiltere’ye, İspanya’ya Fransa’ya aynı malzemeleri parayla satıyor. Ve sattığı bu malzemelerin yüzde 80’i bozuk.

 Bununla da yetinmeyen Çin, virüs konusunda İtalya'yı günah keçisi ilan etti.

Virüs konusunda WHO, Çin ve Rusya’nın hiçbir sözüne ve açıklamalarına inanmayın. Kendi hesabıma sadece ama sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmi açıklamalarının dışında hiçbir şeye inanmamaya devam edeceğim.