Avrupa jeopolitiği çökme aşamasında
Erdal Şimşek

Avrupa jeopolitiği çökme aşamasında

23.06.2022 Perşembe 15:54

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de Libya ile Münhasır Ekonomi Bölgesi (MEB) anlaşmasını imzalayıp BM’de onaylattırmasından sonra Avrupa Birliği, Yunanistan’ın ortalığı velveleye vermesinden sonra Akdeniz’de boy göstermeye çalıştı.

Fransız Deniz Kuvvetleri’ne ait Courbet Firkateyni Türkiye’nin bu meşru mavi vatanını ihlal edip bölgede bulunan küçük Türk donanmasını taciz edeyim derken, canını zor kurtardı. O günkü gemi muharebesinin çözümleri konu ile ilgilenen her gazeteci gibi bizim de elimize geçti ve defalarca dönüp dönüp okumuştum. Bilebildiğim kadarıyla köklü hiçbir devletin ordusuna ait bir birlik veya gemi hiç bu kadar kendini rezil etmemişti. Hem baskına gidip hem de kaçarak bütün dünyayı yardıma çağırması, Fransız ordusunun düştüğü aciz durumu çok iyi özetliyordu.

Daha sonra Fransız paraşütçülerinin tatbikatlarda hedeflenen sahalar yerine evlerin çatılarına düşmesi, bu ülke ordusunun savaşma kabiliyetini yitirdiğinin göstergesiydi. Ve bu konu ile ilgili zamanında örneklerle geniş analizler yaptık haber365.com.tr sayfalarında.

Akabinde Almanlar Doğu Akdeniz’de benzer bir güç denemesine girdiler ancak İyon denizinden aşağı ancak inebildiler ve uluslararası kara sularda Türk ticaret gemisine saldırdılar. Fakat o akşam Alman devletinin uykuları kabusla doluydu. Ve bu koşullarda Akdeniz’e inemediler. 

Bu iki olay da Avrupa Birliği’nin başat iki devletinin silahlı kuvvetlerinin çok kötü bir durumda olduğunu gösteriyordu. 

Ukrayna krizi ile birlikte Avrupa birliğinin askeri ve siyasi gücünün kâğıttan kaplan bile olmadığı ortaya çıktı.

Halbuki o AB, yeni üye devletlerin katılımı ile daha da genişleme ve güçlenmeyi hesaplıyordu.

Bu durumunun farkında olmamışçasına şimdi de sorunlu bir bölge olan ve dolayısıyla AB üyelik kuralları gereği Ukrayna’nın başvurusunu geri çevirmeliydi. Ama ne hikmetse Ukrayna’ya aday üye statüsü verdiler.

Ukrayna, resmen aday ülke statüsünü elde etmek için bastırıyor. Rus işgali karşısında yurt dışından her türlü desteği arıyorlar ve bu son derece meşru. Sırada Moldovalılar ve daha geride Gürcüler var. Batı Balkan ülkeleri ise AB'nin lobisinde bekliyor. Uzun yıllardır birçok aday ülke arasında bir sıranın sonunda kendilerini bulmaktan korkuyorlar ve bir gün kendilerine bir Avrupa cennetinin kapısının açılacağına dair pek umutları yok. Ve memnuniyetsizliklerini her şekilde dile getiriyorlar.

Batı Balkanlar'da bırakın Ukrayna veya Moldova'yı hiçbir aday ülke AB'ye katılmaya hazır olmayacak. En azından birkaç yıllığına. Aday ülkenin statüsü, maddi ve sembolik nedenlerle önemli olmasına rağmen, hiçbir şekilde hızlı bir katılım sağlamaz. Zaten aday ülkeler de kendi deneyimlerinden bunun gayet iyi farkındalar.

Bu koşulları göz önünde bulundurduğumuzda AB’nin daha güçlü siyasi ve askeri yapıya ihtiyacı var. 

Ama bu birlik ne yapıyor?

Etrafını saran ve içine sirayet eden bataklığın farkında olmayıp hala 20. yüzyıl yayılmacı refleksi ile hareket ediyor. Bu büyüme teşebbüsleri AB’yi hızlı bir şekilde batağa çekiyor. 

Henüz bir siyasi merkez olmayı bile becerememiş AB, 20. Yüzyıl ve günümüzde geçerliliği kalmamış reflekslerle kendi sonunu hızlandırıyor. 

Bugünkü Avrupa stratejik ve kolektif düşünemez ve hareket edemez hale gelmiştir. Ekonominin giderek politize olduğu ve son sözün genellikle silahlara ait olduğu bir dünyada, Avrupa'nın "Neşeye Övgü" sözü yeterli değildir.