Terörün Kutsandığı Ülkede İnsan Olarak Yaşamak Zor!
Ahmet Tezcan

Terörün Kutsandığı Ülkede İnsan Olarak Yaşamak Zor!

01.09.2020 Salı 10:50

Laf ebeliğinin alemi yok; baştan söyleyeyim:

Hiçbir düşünce, fikir, görüş, ideoloji, inanç ve aidiyet; masum insanların öldürülmesinin yani terörün bahanesi, gerekçesi, mazereti olamaz.

Terör; artık açıktan savaşmaya cesaret edemeyen emperyalist devletlerin yeni sömürgeler oluşturmak için kullandığı bir yöntemdir. Adı, iddiası, davası ne olursa olsun bütün terör örgütleri sömürgeci modern yamyamların maşasıdır.

Terör direniş değil dayatmadır, bu nedenle bütün terör örgütleri kaçınılmaz olarak dayanışma içinde olmak zorundadırlar, çünkü aynı sistemin, aynı tezgahın ürünüdürler ve aynı kaynaktan beslenirler.

Terör bir halk hareketi olamaz, ancak ilkel duygularını kontrol edemeyen vahşilerin halka hakareti olabilir. İnsan için değil, insana karşıdır. Halk için değil, halka rağmendir. Terör örgütleri için, kendi bünyesindeki kişiler dahil, her insan birer nesnedir, kullanılır, gerekirse yok edilir, değeri bomba yapımında kullanılan gübreden yahut bir kurşundan daha fazla değildir.  

Bu nedenle;

Dayatmanın en alçakça türü olan terör hiç bir gerekçe ile savunulamaz, desteklenemez

Doğrudan yahut dolaylı olarak terörü, terör örgütlerini, teröristleri destekleyen herkes, görüşü, inancı, dili, dini, ırkı, rengi ne olursa olsun; kelimenin tam anlamıyla insanlık düşmanıdır.

Şimdi gelin 1971 yılına gidelim:

İstanbul'da İsrail Konsolosu Türkiye'de güya sol devrim yapmayı hedeflemiş THKP-C örgütü tarafından kaçırılır. Örgütün kurucusu Mahir Çayan ve arkadaşları rehin aldıkları Konsolos Efraim Elrom'un hayatına karşılık örgüt bildirisinin radyolarda ve gazetelerde yayınlanmasını, ayrıca hapiste bulunan THKP'li militanların serbest bırakılmasını isterler. Talepleri yerine getirilmeyince aralarında kur'a çekerek Yahudi Konsolosu, elleri ayakları sandalyeye bağlı vaziyette otururken kafasına üç kurşun sıkarak öldürürler. Kaynaklara göre öldüren kişi Mahir Çayan'dır. Çayan bir süre sonra Kızıltepe'de arkadaşlarıyla kıstırılacak, kaçarken rehin aldıkları iki İngiliz ile bir Kanadalı teknisyeni tıpkı İsrailli Elrom gibi elleri arkadan bağlı vaziyette iken kurşun yağmuruna tutarak katlettikten sonra öldürülecektir.

İster İsrailli, ister İngiliz yahut Kanadalı, ister Yahudi Konsolos, ister Hristiyan Teknisyen olsun dava dediğiniz şey ile devrim dediğiniz hayal ile hiç alakası olmayan insanların elleri ayakları bağlı vaziyette öldürülmesi tek kelime ile şerefsizlik, onursuzluk, haysiyetsizlik, kimlik, kişilik ve insanlık yoksunluğudur.

Bunlar oldu ve katilleri bu ülkede ilkel kabile dürtülerinden başka kaybedecekleri hiç bir şeyleri olmayan güruhlar tarafından kahraman ilan edildiler, adlarına törenler düzenlendi, şiirler yazıldı ve arabesk sol edebiyatının ağıt türüne malzeme olarak kullanıldılar.

Bu isti'mal hâlâ devam ediyor.

Etmesi gerekiyor çünkü modern yamyamlar için yeni katillere ve maktullere ihtiyaç var!

Etnesi gerekiyor, çünkü sömürülecek, parçalanacak, un ufak edilecek daha çok ülke var!

Bugüne gelelim...

İstanbul'da Adliye'ye giren DHKP-C örgütü militanları Savcı Mehmet Selim Kiraz'ı rehin alıp elleri ayakları sandalyeye bağlı vaziyette öldürdüler. DHKP-C Mahir Çayan'ın THKP-C'sinin devamı olduğunu iddia eden, IŞİD'den PKK'ya ve FETÖ'ye kadar bütün terör örgütleriyle işbirliği içinde olduğu kesinleşmiş Uluslar arası bir terör şebekesi.

Savcı Kiraz'ın katillerine yardım eden, Adliye binasına girmelerini sağlayan, aynı örgütten oldukları kesinleşmiş bazı avukatlar arandık, hücre evinde yakalandı, hapse atıldı ve adil yargılama talebi bahanesiyle ölüm orucuna başlayan biri hayatını kaybetti.

Aynı güruh şimdi onlar için ağıtlar yakıyor, törenler düzenliyor ve kahraman ilan ediyor.

Kimse kusura bakmasın!

Dün eli ayağı bağlı öldürülen İsrail Konsolosu yahut İngiliz ve Kanadalı Teknisyenler ile bugün aynı vaziyette öldürülen Savcı Mehmet Selim Kiraz arasında zerre kadar fark gören bu satırlardan da yazarından da uzak olsun!

Bu noktada “ama” diyecek herkes, onların katilleri ve destekçileri ile aynı safa düşecektir.

Bir zamanlar; “Filistin'de okula giderken İsrail adına atılan misket bombaları ile öldürülen Gazzeli Ali ile İsrail'de otobüs beklerken Filistin adına durakta patlatılan bomba ile öldürülen Tel Avivli Eli arasında zerre kadar fark gören insan değildir!” diye yazmıştım.

Aynı noktadayım ve insana yakışanın her türlü dayatmayı, yani terörü, terör örgütlerini ve teröristleri lanetlemek olduğunu düşünüyorum.

Yapamayan insanlığını sorgulasın!

Üzgünüm Leylâ!