Sayın Cumhurbaşkanı, Değiştirin Şu Pespaye Medyayı!
Ahmet Tezcan

Sayın Cumhurbaşkanı, Değiştirin Şu Pespaye Medyayı!

04.05.2020 Pazartesi 14:09

Gel de Coronavirüs için şükürler etme. Nihayet “etik” lafı yeniden dile gelir oldu. Gülünç bir hal belki, fakat ahlakı ağıza alacak yüzümüz olmadığı için midir yoksa ahlak denilince azan nefsimiz onu çiğnemeyi huy edindiğinden midir bilmem, el ağzıyla etik dedik mi akan sular duruyor. Olsun varsın, bu da bir şeydir.

AK Parti’nin açıkladığı ve böylece uymayı taahhüt ettiği etik kurallar manzumesi eski günlere götürdü beni. Kırk yıllık gazeteciliğimin yarıdan fazlasını medyanın etik problemlerine çözüm üretmeye harcamış biri olarak çok iyi bildiğim bir husus var:

Etik ilkeler ihdas edip yayınlamak çözüm sağlamıyor. Çünkü ana problem ortada maddeler halinde sıralanmış şık cümleler listesinin olmaması değil, bir karakterimizin olmaması.

Sert gelir bazılarına evet ama derdim odur ki; biz karaktersiz bir toplumuz. Niceliğimiz yerinde hamdolsun, nitelik konusunda da bir elin parmakları kadar olmasa bile sayacak üç beşimiz var, lakin neliğimiz belli değil. Neyiz biz? Cevabımız yok!

Bana kimlikten söz etmeyin! Kimlik diye dayatılanlar deli gömleklerinden ibaretti hep ve ideoloji halinde yahut dini inanç suretinde gösterildi, günün sonunda ikisi birbirine dönüştürüldü.

Tarihin bize hala öğretemediği şu idi; dini inanç derecesine yükseltilmiş ideolojinin de ideoloji derekesine düşürülmüş dini inancın da doğuracağı tek şey kandır ve kesinkes bu böyledir!

En ilkel kabilelerin bile ayıplayacağı o derece ilkel bir aidiyet duygumuz var ki; iyi ve güzeli ortaya koyan bizden değilse şayet asla kabul etmiyor, alkışlamıyoruz. Rahat rahat, hatta övünerek “Bizim kötümüz başkasının iyisinden daha iyidir!” diyebiliyoruz. “Olmaz öyle şey; kötü kötüdür, iyi de iyidir. Bizim kötümüz başkasının kötüsünden daha kötü olmalı, çünkü bu ayna toz kaldırmaz” itirazını elimizin tersiyle “Bana edebiyat yapma” diye iteleyebiliyoruz.

Kimlik önemli değil halbuki; kaybederseniz yeni bir kimlik edinebilirsiniz, fakat kişiliğinizi yani karakterinizi kaybederseniz, telafisi mümkün değil. Kişilik; fert ancak bütün aidiyetlerinden hatta duygularından arınmış bir halde karar alabildiğinde oluşuyor. Kararlarımız ise sözlerimiz. Ağzımızdan çıktığı an geçmişimizi belgeleyen, geleceğimizi belirleyen ve zamanın bütününü kuşatan sözlerimiz.  İkrar diyordu erenler buna, ikrarından dönmüyordu asla!

Hem öyle bir dönmüşüz ki; ahlak bile diyemiyoruz işte, elin etiği, etimizi kemiğimizi aşmış bütün hücrelerimize yayılmış, haberimiz yok!

Olsun varsın, buna da razıyız şimdilik, yetmez ama evet bir kez daha!

AK Parti’yi tebrik ederim, 12 maddelik sosyal medya etik ilkeleri açıklaması için.

Basın Konseyi de yıllar önce 16 maddelik Basın Meslek İlkeleri’ni yayınlamıştı.

Yetmedi.

Basın Konseyi’nin kendisi bile uymadı çünkü o ilkelere. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti kapsamlı bir kitapık halinde Türkiye Gazeteci Hak ve Sorumlulukları Bildirgesi’ni yayınladı.

O da yetmedi.

Gazeteciler Cemiyeti de uymadı o bildirgeye. İlkellik bütün hızıyla devam etti. Tüccar basın (Medya) patronları var sanılan kamuyu etkileme gücü ile siyasileri ele geçirdi.

Hükümetlerin iktidarını ellerinden alıp, yazı işleri odasında kabine listeleri oluşturarak Devletin para kaynaklarını hortumlamayı meslek edindiler. Mesleği gazetecilik olanlar da basın özgürlüğünü patronunun ticari ilişkileriyle sınırlayarak, “zengin ve lüks yaşam” sevdasıyla o hortumlara pipet saplayıp emmeyi haslet edindiler.

Vaziyetten rahatsızlık duyanların oluşturduğu Gazeteciler Meclisi Girişimi itirazlarıyla bir parça umut verir gibiydi. Fakat birkaç bahar şenliği ve Sabah Gazetesi önüne sembolik hortum koyma eylemi dışında hiçbir varlık gösteremedi.

Çünkü Gazeteciler Meclisi’nin seçtiği dönem sözcüleri ayda bir toplanıyor, mesleğin problemlerine çözüm aramak yerine “Sen benim devrimci kimliğimi sorgulayamazsın” yahut “İslamcılara bok atarak ne yapmaya çalışıyorsunuz” gibi kabile çekişmeleriyle birbirlerine çemkirip duruyorlardı.

Herkesin mareşal olduğu ama asker olamadığı bir ordunun yenilip dağılmaktan başka kaderi yoktur. Öyle de oldu. O güzel başlayan girişim sessiz sedasız dağılıverdi, Sabah Gazetesi binası önünde kapıya bırakılacak sembolik hortum da bu satırları yazan fakirin elinde kaldı.

İmdi;

Öncelikle AK Parti’den ve AK Partililerden duymak isteriz:

Bu açıklanan ilkelere kendiniz uyacak mısınız?

Sadece sosyal medyada değil, her platformda, başta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde sırf “onlardan geldi” diye iyi ve güzel teklifleri okumaya bile tenezzül etmeksizin reddedip aynı mevzuda kendi teklifinizi dayatmaya devam edecek misiniz?

Cevabınız evet ise; 12 maddelik o metni şimdiden çöpe atın gitsin!

İlkeler ihdas etmek kolay ama tehlikelidir; çünkü o ilkelere herkesten önce ihdas edenin uyması beklenir.

Kimliklerin gizlenip egoların açıkta bırakıldığı, kişiliklerin ise pişmiş kelleler gibi sırıttığı sosyal medyaya ahlaki bir çerçeve çizme fikrinin iktidar partisinden gelmesi, yani önce kendisini bağlaması gerekirdi ve öyle oldu, bu noktada tebrik etmek bize düşer. O ilkelere önce AK Parti’nin ve seçmenlerinin uymasını beklemek de bize düşer.

Basın Konseyi’nin kendisinin de uymadığı 16 maddelik Meslek İlkeleri’ne karşı Şeref Oğuz ile birlikte yine 16 Maddelik Basın Meslek İlkelleri metnini kaleme alıp mevcut durumun perişanlığını göstermeye çalışmıştık.

Lütfen bize bu kez de Sosyal Medya Etik İlkelleri metni yazdırmayın!

O ilkelere önce kendiniz uyun, karşınızda muarız yahut muhalif gördüklerinizin uymasını beklemeyin. Çünkü seçim size bitti, onlara değil; duygular size haram, onlara ise hayat. O nedenle muarızlarınızın ve muhaliflerinizin spekülasyonlarına, provokasyonlarına aldırmadan, sizi çekmek istedikleri polemik çukurlarına düşmeden işinize bakmalı, yapmanız gerekeni yapmalısınız.

Derdiniz günü kurtarmak değil ise şayet!

Bu noktada, “etik” denilen ilkelere çeyrek asırdan fazla zaman kafa yormuş ve bunun türlü türlü bedelini de ödemiş biri olarak Sayın Cumhurbaşkanımızdan bir talebim var:

Lütfen işin sadece sosyal/dijital yanıyla kalmayın, sadece parti teşkilatına bırakmayın, bizzat sahiplenin ve kırk yıllık meslek hayatımda gördüğüm en pespaye hal içindeki bugünkü medyanın zilletine bir son verin.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun’a geniş ve kapsamlı bir Medya Şurası düzenletin. Bütün aidiyetlerinizden ve duygularınızdan sıyrılarak; sizi sevenler kadar sizi sövenlere, destekleyenler kadar karşı çıkanlara, beğenenler kadar eleştirenlere de yer verin o şurada ve RTÜK başta olmak üzere şu medya sistemini de tepeden tırnağa değiştirin.

Bunu yapın Allah için!

Aksi halde; eski sistemden kalan kurallar ve kurumlarla ne kadar yürürseniz yürüyün, bir de bakacaksınız ki arpa boyu yol almışsınız ve her şey bir masaldan ibaret kalacak!

Olacağı bu!

Üzgünüm Leyla!