Bu artıştaki en önemli etken ise soğuk hava nedeniyle kapalı mekanlarda geçirilen zamanın uzaması. AVM gibi kapalı mekanlarda ve toplu taşıma araçlarında, zatürre hastasının öksürmesi veya hapşırması mikrobun bulaşması için yeterli olabiliyor. 

12 Kasım Dünya Zatürre Günü nedeniyle hastalığa dikkat çeken bulunan Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mehmet Bayram, zatürrenin ölüm nedenleri arasında altıncı, enfeksiyonlara bağlı ölümlerde ise birinci sırada bulunduğunu söyledi. 

“Ayakta tedavi edilen hastalarda ölüm oranı yüzde 1-5 iken, hastanede tedavi edilen olgularda ortalama yüzde 12, yoğun bakım desteği gerektiren hastalarda ise yüzde 40’a ulaşıyor” ifadesini kullanan Dr. Bayram, zatürre tedavisine vakit kaybetmeden başlamak gerektiğinin altını çizdi, “Ne kadar erken teşhis edilirse o kadar kolay tedavi edilir” vurgusu yaptı.  

Akciğer dokusunun bakteri, virüs ve mantar enfeksiyonu ile iltihaplanması sonucu meydana gelen pnömoniye daha çok bakterilerin neden olduğunu, hastalığın kış aylarında özellikle grip enfeksiyonundan sonra daha kolay gelişebildiğini söyleyen Bayram, “Esasen bir virüs olan grip mikrobu, bronşların üzerini örten epitelin bakterilere karşı olan koruyucu mekanizmasını hasara uğratmaktadır. Bu nedenle de grip enfeksiyonunu takiben bakteriler akciğerlere kolayca yerleşebilmekte ve sonuçta zatürre gelişebilmektedir” dedi.  

TEDAVİSİ YETERSİZ OLAN ZATÜRRE AKCİĞERLERİ “BİTİREBİLİR”!

Zamanında tedavi edilmeyen zatürrenin hasar bırakabileceğini söyleyen Uzman, hastalığın akciğerlerde yarattığı tahribat ile ilgili olarak da “Zatürre zamanında ve yeterli sürede tedavi edilirse; akciğer içinde biriken iltihap akciğerin mimari dokusuna zarar vermeden iyileşir. Aksi durumda akciğer dokusunda kalıcı hasarlara neden olabilir. Bronşların kalıcı genişlemesi olarak tabir edilen bronşektazi hastalığının en önemli sebebi; tedavisi yetersiz olan zatürredir. Zatürre sonrası bronşektazi gelişen hastalar, sonraki dönemlerde sürekli balgam çıkarırlar, sık sık zatürre atakları geçirirler. Hastalık akciğer zarına yayılırsa ampiyem gelişir. Akciğer zarındaki yoğun iltihaplanma olan ampiyem sonrasında da göğüs duvarında küçülme ve sertleşme gelişebilmektedir” bilgisini paylaştı.

Doç. Dr. Mehmet Bayram
Doç. Dr. Mehmet Bayram

DÜŞMEYEN ATEŞ UYARICI OLMALI!

Hastalık; 3 gün boyunca devam eden 38.5 derecenin üstünde ateş, öksürük, balgam, boşluklarda meydana gelen ağrı, nefes darlığı, kusma, bilinç bulanıklığı gibi belirtilerle seyrediyor. Pnömoniyi, benzer belirtiler veren gripten ayırmada kan tetkikleri ve radyolojik görüntüleme yardımcı oluyor. Tedavinin temelini ise antibiyotik kullanmak, istirahat etmek ve bol su içmek oluşturuyor.

Erken teşhis ve uygun ilaçlarla yeterli sürede tedavi edildiğinde iyileşmenin mümkün olduğu zatürrenin bazı hasta gruplarında daha tehlikeli olabildiğini vurgulayan Dr. Bayram, 2 yaş altındakilerin, 65 yaş üstündekilerin, kronik akciğer, kronik kalp ve diyaliz hastalarının yanı sıra bağışıklığı baskılayıcı ilaç kullananlarla kemoterapi görenlerin bu grupta bulunduğunu aktardı. 

ZATÜRRE GENELLİKLE SOLUNUM YOLUYLA BULAŞIYOR!

Pnömoni hastasının öksürmesi veya hapşırması mikropların havaya yayılıp orada asılı kalmasına yol açıyor. Başka birinin havada asılı kalan bu mikropları solunması ise hastalığın bulaşmasına neden olabiliyor. Bu yüzden kalabalık ve kapalı mekanlar ile toplu taşıma araçlarında bulunmak, hastayla temas etmek ve bardak ya da havlu gibi özel eşyalarını kullanmak riski artırabiliyor. Bu noktada özellikle risk grubunda bulunanların daha dikkatli olmaları gerekiyor. Nadir bir zatürre çeşidi olan lejyoner hastalığı ise ortak kullanılan su sistemleri (oteller, termal su banyoları gibi) vasıtası ile bulaşabiliyor.

ZATÜRREDEN KORUNMAK İÇİN ATILACAK İLK ADIM: SİGARADAN UZAK DURMAK

Sigaradan uzak durmak zatürreden korunmada atılacak adımların başında geliyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Bayram bunun nedenini; “Vücudun mikroorganizmalara karşı güçlü koruma mekanizmaları mevcut. Fakat sigara solunum yollarındaki epitelin üzerinde yer alan titrek tüylerin hareketlerini yavaşlatarak alt solunum yoluna inen mikropların temizlenmesine engel oluyor. Bu da zatürre oluşumunu kolaylaştırıyor. Bu nedenle zatürreden korunmadaki en etkili yöntem, sigara ve diğer tütün ürünlerinin bırakılması ve dumanına maruz kalınmamasıdır” şeklinde açıkladı. 

Sigaradan ve dumanından uzak durmakla birlikte kapalı ve kalabalık mekanlarda fazla bulunmamak, elleri sık sık yıkamak, dengeli ve doğru beslenmek, kaliteli uyumak, bol su içmek ve klimalara direkt maruz kalmamak zatürreden korunmada etkili olabilecek tedbirler arasında.  

Fotoğraf: Bezmialem Vakıf Üniversitesi
Fotoğraf: Bezmialem Vakıf Üniversitesi

KİMLER ZATÜRRE AŞISI YAPTIRMALI?

Hastalık riskini artıran diğer faktörleri, “Hava kirliliği, özellikle dizel egzozu, pasif sigara maruziyeti, havalandırılması iyi olmayan ocak gibi ev içi kirleticileri, iş ortamındaki toksik ve irritan toz ve gazlar, akciğer sağlığını bozarak zatürre gelişimine zemin hazırlamaktadır” şeklinde özetleyen ve zatürreye birçok bakterinin yol açtığını ancak en çok tespit edilenin pnömokok bakterisi olduğunu kaydeden Dr. Bayram, pnömokoklara karşı geliştirilen aşıların, hastalık riskini önemli oranda azaltabildiğini söyledi: “Kış aylarında salgına neden olan grip yani influenza sonrasında zatürre daha kolay gelişebildiği için risk altında olan kişilerin ekim ayından itibaren o sezonun grip aşısını yaptırmaları önerilir. Zatürre aşısı her dönem yapılabilir, grip aşısı gibi sonbahar ayını beklemek gerekmiyor. 2 yaş altındakilerin, 65 yaş üstündekilerin, kronik akciğer, kronik kalp yetmezliği hastalarının, diyalize girenlerin, bağışıklığı baskılayan ilaçlar kullananlarla kemoterapi alanların hem grip hem de zatürre aşısı yaptırmaları, yanı sıra grip sezonunda gebe olanlar ile sağlık çalışanları ve itfaiyeciler gibi kritik görevlerde bulunanların da grip aşısı olmaları önerilmektedir.”

BİR DE ATİPİK PNÖMONİ VAR!

 Tipik pnömoni kadar olmasa da yaygın görülebilen bir diğer akciğer hastalığı da atipik pnömoni. Tipik pnömonide hastalığın çoğunlukla akut olarak 1-2 gün içinde başlayıp, yüksek ateş, balgamlı öksürük, yan ağrıları gibi tipik belirtiler verdiğini ancak mikoplazma, klamidya, lejyonella gibi bakterilerin ve virüslerin neden olduğu atipik pnömonide ise belirtilerin, 1-2 haftada daha hafif seyirli başlayıp yavaş yavaş çoğaldığını belirten Doç. Dr. Mehmet Bayram, “Öksürük genellikle balgamsızdır, hafif ateş olur, solunum sistemi belirtilerine ek olarak yaygın kas ve karın ağrıları, kusma, ishal gibi diğer organ ve sistem bulguları da saptanabilir. Atipik pnömoni tedavisinde penisilinlerin de yer aldığı beta laktam grubu antibiyotiklere direnç olabilir. Farklı antibiyotiklerle tedavi edilir. Özellikle viral pnömoni olduğu düşünülen hastalarda erken dönemde antiviral tedavi başlanması gerekir” dedi.

Son Dakika Sağlık Haberleri için aşağı kaydırın