Müteşebbis Abdulkadir Karagöz'ün "sosyal mafyacılık" konulu paylaşımı, sosyal medyada büyük ilgi topladı.

İşte Abdülkadir Karagöz'ün o paylaşımı;

Sistem değişikliği sonrası Türkiye’yi bekleyen en büyük tehlike;

ÇATIŞMA DİLİ – GERGİNLİK SİYASETİ-ADAMCILIK-GANİMET BEKLENTİSİ

Türkiye uzun yıllar mafyalar eliyle enerji kaybettirilmiş bir ülke. İdarenin güçlü olmadığı, otorite boşluğunu, koalisyonları, zayıf devleti fırsat bilen mafyalar da onyıllarca Türkiye’nin ve milletin kanını emdiler. Sürekli hesap soran birilerine parmak sallayan, kelle almaya çalışan, iftira atan, toplumda tedirginlik oluşturan, kaba kuvvete başvuran, suçlayan ve adalet dağıttığını düşünerek sürekli birilerini suçlayıp toplumda tedirginlik oluşturan mafyalar Ak Parti’nin 2002 yılındaki iktidarı ile birkaç yıl içerisinde bitirilmişti.

Toplumda oluşturdukları tedirginliğin yanısıra; oluşturdukları güvensizlik ortamı nedeniyle bireyleri yeni arayışlara iten mafyalar; yerleşik güvenlik birimlerini ya da ilgili devlet teşkilatlarını da pasivize ve demoralize etmekteydi. Sanki “devlet büyükleri arkalarındaymış gibi”, sanki “görünmez bir el onları koruyormuş gibi” bir algı oluşturup toplumun tüm kesimlerini pasivize eden, diz çöktüren bu mafyaların bitirilmesi ile toplum huzura kavuşmuş ve gerçek otorite olan devlete saygınlığı artmıştı.

Fakat şimdilerde yeni bir tehlike ile karşı karşıyayız: “Sosyal Mafyacılık”

Sosyal medyanın kontrolsüz ve denetimsizce hayatlarımıza ilişmesi ile; en kolay ve hızlı popüler olma yolu “çatışma ve suçlama dili” oluberdi.

Sürekli gizemli ithamlar, istihbaratçılık oyunları, şantaj, iftira ve tehditler ile toplumu tedirgin eden, karar alıcılar adına tetikçilik yapıyormuş izlenimi uyandıran prototipler türedi. Herhangi bir bedel ödemedikleri, yaptırım ile karşılaşmadıkları için de toplum onları tıpkı “Eski Türkiye”deki mafyalar gibi kabullenmek durumunda kaldı.

Toplumda oluşturdukları negative algı ve huzursuzluğun yanısıra; mevcut istihbarat, emniyet, güvenlik, medya, bürokrat, sivil toplum teşkilatları ve dahi parti teşkilatlarını pasivize etmeve moral bozmaya kadar çok yönlü zarar veren bu yeni “sosyal mafyacılık” trendi; korku, belirsizlik ve güvensizliğin artmasına neden oldu.

“Sosyal mafyacılık”ın topluma verdiği zararları şu şekilde sıralayabiliriz:

- Delil olmadan sürekli suçlayıcı ithamlarda bulunmak

- Ötekileştirmek

- Toplumu germek

- Toplumda tedirginlik oluşturmak

- Etrafa sürekli parmak sallamak, tehditlerde bulunmak

- Korku ve endişe salmak

- Linç kampanyaları başlatmak, toplulukları provoke etmek

- Toplumda bölünme, ayrışmalara sebebiyet verecek sinir uçlarına dokunmak

- Marjinal söylemleri normalleştirmek, toplumun psikolojisine zarar vermek

- Tahammül seviyesini azaltmak, şiddete teşvik etmek

Yukarıda maddeler halinde saymış olduğumuz nedenlerle “sosyal mafyacılık” toplumu adeta dinamitlemeye ve devlet organlarında moral bozmaya neden olmaktadır. Topluma fitne tohumları saçan, zararları kaçınılmaz boyutlara ulaşan maskeli ya da maskesiz bu “sosyal mafyacılar” ile mücadele bir zorunluluk halini almıştır.

Özellikle sistem değişikliğinin yaşandığı bu günlerde topluma vermemiz gereken iyi-pozitif mesajlar, huzur güven ve istikrar algısıdır.

“Sosyal mafyacılar”ın toplumda yaptığı tahribatın aksine;

Kucaklayan, masuma hoşgörülü-suçluya tavizsiz, güven veren, umut aşılayan, birleştiren, merkezi kucaklayıcı söylemleri sahiplenen güçlü bir algıya ihtiyacımız vardır.

Abdülkadir Karagöz

Sistem değişikliği sonrası Türkiye’yi bekleyen en büyük tehlike;

ÇATIŞMA DİLİ – GERGİNLİK SİYASETİ-ADAMCILIK-GANİMET BEKLENTİSİ

Türkiye uzun yıllar mafyalar eliyle enerji kaybettirilmiş bir ülke. İdarenin güçlü olmadığı, otorite boşluğunu, koalisyonları, zayıf devleti fırsat bilen mafyalar da onyıllarca Türkiye’nin ve milletin kanını emdiler. Sürekli hesap soran birilerine parmak sallayan, kelle almaya çalışan, iftira atan, toplumda tedirginlik oluşturan, kaba kuvvete başvuran, suçlayan ve adalet dağıttığını düşünerek sürekli birilerini suçlayıp toplumda tedirginlik oluşturan mafyalar Ak Parti’nin 2002 yılındaki iktidarı ile birkaç yıl içerisinde bitirilmişti.

Toplumda oluşturdukları tedirginliğin yanısıra; oluşturdukları güvensizlik ortamı nedeniyle bireyleri yeni arayışlara iten mafyalar; yerleşik güvenlik birimlerini ya da ilgili devlet teşkilatlarını da pasivize ve demoralize etmekteydi. Sanki “devlet büyükleri arkalarındaymış gibi”, sanki “görünmez bir el onları koruyormuş gibi” bir algı oluşturup toplumun tüm kesimlerini pasivize eden, diz çöktüren bu mafyaların bitirilmesi ile toplum huzura kavuşmuş ve gerçek otorite olan devlete saygınlığı artmıştı.

Fakat şimdilerde yeni bir tehlike ile karşı karşıyayız: “Sosyal Mafyacılık”

Sosyal medyanın kontrolsüz ve denetimsizce hayatlarımıza ilişmesi ile; en kolay ve hızlı popüler olma yolu “çatışma ve suçlama dili” oluberdi.

Sürekli gizemli ithamlar, istihbaratçılık oyunları, şantaj, iftira ve tehditler ile toplumu tedirgin eden, karar alıcılar adına tetikçilik yapıyormuş izlenimi uyandıran prototipler türedi. Herhangi bir bedel ödemedikleri, yaptırım ile karşılaşmadıkları için de toplum onları tıpkı “Eski Türkiye”deki mafyalar gibi kabullenmek durumunda kaldı.

Toplumda oluşturdukları negative algı ve huzursuzluğun yanısıra; mevcut istihbarat, emniyet, güvenlik, medya, bürokrat, sivil toplum teşkilatları ve dahi parti teşkilatlarını pasivize etmeve moral bozmaya kadar çok yönlü zarar veren bu yeni “sosyal mafyacılık” trendi; korku, belirsizlik ve güvensizliğin artmasına neden oldu.

“Sosyal mafyacılık”ın topluma verdiği zararları şu şekilde sıralayabiliriz:

- Delil olmadan sürekli suçlayıcı ithamlarda bulunmak

- Ötekileştirmek

- Toplumu germek

- Toplumda tedirginlik oluşturmak

- Etrafa sürekli parmak sallamak, tehditlerde bulunmak

- Korku ve endişe salmak

- Linç kampanyaları başlatmak, toplulukları provoke etmek

- Toplumda bölünme, ayrışmalara sebebiyet verecek sinir uçlarına dokunmak

- Marjinal söylemleri normalleştirmek, toplumun psikolojisine zarar vermek

- Tahammül seviyesini azaltmak, şiddete teşvik etmek

Yukarıda maddeler halinde saymış olduğumuz nedenlerle “sosyal mafyacılık” toplumu adeta dinamitlemeye ve devlet organlarında moral bozmaya neden olmaktadır. Topluma fitne tohumları saçan, zararları kaçınılmaz boyutlara ulaşan maskeli ya da maskesiz bu “sosyal mafyacılar” ile mücadele bir zorunluluk halini almıştır.

Özellikle sistem değişikliğinin yaşandığı bu günlerde topluma vermemiz gereken iyi-pozitif mesajlar, huzur güven ve istikrar algısıdır.

“Sosyal mafyacılar”ın toplumda yaptığı tahribatın aksine;

Kucaklayan, masuma hoşgörülü-suçluya tavizsiz, güven veren, umut aşılayan, birleştiren, merkezi kucaklayıcı söylemleri sahiplenen güçlü bir algıya ihtiyacımız vardır.

Abdülkadir Karagöz

Sistem değişikliği sonrası Türkiye’yi bekleyen en büyük tehlike;

ÇATIŞMA DİLİ – GERGİNLİK SİYASETİ-ADAMCILIK-GANİMET BEKLENTİSİ

Türkiye uzun yıllar mafyalar eliyle enerji kaybettirilmiş bir ülke. İdarenin güçlü olmadığı, otorite boşluğunu, koalisyonları, zayıf devleti fırsat bilen mafyalar da onyıllarca Türkiye’nin ve milletin kanını emdiler.

Sürekli hesap soran birilerine parmak sallayan, kelle almaya çalışan, iftira atan, toplumda tedirginlik oluşturan, kaba kuvvete başvuran, suçlayan ve adalet dağıttığını düşünerek sürekli birilerini suçlayıp toplumda tedirginlik oluşturan mafyalar Ak Parti’nin 2002 yılındaki iktidarı ile birkaç yıl içerisinde bitirilmişti.

Toplumda oluşturdukları tedirginliğin yanısıra; oluşturdukları güvensizlik ortamı nedeniyle bireyleri yeni arayışlara iten mafyalar; yerleşik güvenlik birimlerini ya da ilgili devlet teşkilatlarını da pasivize ve demoralize etmekteydi. Sanki “devlet büyükleri arkalarındaymış gibi”, sanki “görünmez bir el onları koruyormuş gibi” bir algı oluşturup toplumun tüm kesimlerini pasivize eden, diz çöktüren bu mafyaların bitirilmesi ile toplum huzura kavuşmuş ve gerçek otorite olan devlete saygınlığı artmıştı.

Fakat şimdilerde yeni bir tehlike ile karşı karşıyayız: “Sosyal Mafyacılık”

Sosyal medyanın kontrolsüz ve denetimsizce hayatlarımıza ilişmesi ile; en kolay ve hızlı popüler olma yolu “çatışma ve suçlama dili” oluberdi.

Sürekli gizemli ithamlar, istihbaratçılık oyunları, şantaj, iftira ve tehditler ile toplumu tedirgin eden, karar alıcılar adına tetikçilik yapıyormuş izlenimi uyandıran prototipler türedi. Herhangi bir bedel ödemedikleri, yaptırım ile karşılaşmadıkları için de toplum onları tıpkı “Eski Türkiye”deki mafyalar gibi kabullenmek durumunda kaldı.

Toplumda oluşturdukları negative algı ve huzursuzluğun yanısıra; mevcut istihbarat, emniyet, güvenlik, medya, bürokrat, sivil toplum teşkilatları ve dahi parti teşkilatlarını pasivize etmeve moral bozmaya kadar çok yönlü zarar veren bu yeni “sosyal mafyacılık” trendi; korku, belirsizlik ve güvensizliğin artmasına neden oldu.

“Sosyal mafyacılık”ın topluma verdiği zararları şu şekilde sıralayabiliriz:

- Delil olmadan sürekli suçlayıcı ithamlarda bulunmak

- Ötekileştirmek

- Toplumu germek

- Toplumda tedirginlik oluşturmak

- Etrafa sürekli parmak sallamak, tehditlerde bulunmak

- Korku ve endişe salmak

- Linç kampanyaları başlatmak, toplulukları provoke etmek

- Toplumda bölünme, ayrışmalara sebebiyet verecek sinir uçlarına dokunmak

- Marjinal söylemleri normalleştirmek, toplumun psikolojisine zarar vermek

- Tahammül seviyesini azaltmak, şiddete teşvik etmek

Yukarıda maddeler halinde saymış olduğumuz nedenlerle “sosyal mafyacılık” toplumu adeta dinamitlemeye ve devlet organlarında moral bozmaya neden olmaktadır. Topluma fitne tohumları saçan, zararları kaçınılmaz boyutlara ulaşan maskeli ya da maskesiz bu “sosyal mafyacılar” ile mücadele bir zorunluluk halini almıştır.

Özellikle sistem değişikliğinin yaşandığı bu günlerde topluma vermemiz gereken iyi-pozitif mesajlar, huzur güven ve istikrar algısıdır.

“Sosyal mafyacılar”ın toplumda yaptığı tahribatın aksine;

Kucaklayan, masuma hoşgörülü-suçluya tavizsiz, güven veren, umut aşılayan, birleştiren, merkezi kucaklayıcı söylemleri sahiplenen güçlü bir algıya ihtiyacımız vardır.

Abdülkadir Karagöz