Beyaz Amerikan Çeteleri
Hasan Birgül
Beyaz Amerikan Çeteleri
20.01.2021 Çarşamba 09:12
1921 Tulsa Katliamı, yani  Tulsa Irkçı İsyanı, Greenwood Katliamı veya Black Wall Street Katliamı olarak da bilinmektedir. 1921 yılının; 31 Mayıs ve 1 Haziran ayları arasında beyaz ırkçı çetelerin Tulsa, Oklahoma Greenwood bölgesindeki, siyahi insanlara ve iş yerlerine yaptıkları saldırılar sonucu gerçekleşmiş, Amerikan tarihindeki ırksal şiddet olaylarından en önemlisi olarak tarihte yerini almıştır. Kitleler kendi başlarına asla ayaklanmadıkları gibi, sırf ezildikleri için ayaklandıkları da görülmemiştir. Irkçılar aslında kendilerinden farklı insanlardan korkan bir grup cahillerdir. İç Savaş'tan bu yana geçen 156 yılın çoğunda beyaz çeteler Amerikan toplumunun dizginlerini özgürce ve rahatça ele geçirdiler. Yeniden yapılanma sırasında siyahilerin çoğunlukta olduğu okulları yaktılar, linç ettiler ve sivil hakları hareketi sırasında siyah öğrencileri taciz ettiler. Bunlar ırkçılık eylemleriydi, ama aynı zamanda siyasi gücün esnekliğiyle yapılmış saldırılardı. İsyancıların dünya hükümdarlığındaki yasal ve kültürel normların sonsuza dek sürmesi de denebilir. İsyan ve kaosun izlerini bir süredir ABD toplumunda görüyoruz. Beyaz üstünlükçü şiddetin patlaması sadece Capitol Hill baskınıyla  anlatılmamalı aslında aşırı kutuplaşmanın siyasi getirimlerini ve esnekliğini ABD’de bizlere göstermiş oldu. 1990’ların ortalarında Timothy Mcveigh’e Oklahoma City’deki Murrah Federal binasını havaya uçurarak 168 kişiyi öldürmesi için ilham veren Michigan milisleri vardı. Bu olayların hepsi ABD’de yaşandı. Geçmişten bu yana ABD’de birçok siyasi retorik değişti, fakat aşırı sağ ve kutuplaşma bugün kadar açık açık ortaya çıkmadı. Dijital Medyanın payı tabi ki çok büyük olayları an ve an paylaştılar. Saygıdeğer okurlar bu tarihlerden neredeyse bir yüzyıl boyunca, Güney beyaz üstünlükçüler, Ku Klux Klan, Proud Boys gibi terörist gruplar halinde örgütlendiler ve siyahi Amerikalıları öldürdüler. Beyaz Amerikan Çeteleri Amerika yaşamının en tehlikeli haline bürünmüş durumdalar. Joe Biden bu kutuplaşma ve çete terörüne ne kadar zamanda dur diyebilecek merak konusu ama sistemin içinde bile aşırı sağın etkisini gözlemleyebiliyoruz. Ve açıkçası ulusal güvenlik topluluğu da Beyaz Amerikan Çeteleri için bir eylem planı oluşturmadı. Bu örgütlerin belirli lobiler tarafından beslendiğini birçok kişi tahmin edebiliyordur. Joe Biden ve ekibinin 100 günlük eylem planında ekonomi ve dış politika öncelikler arasında ilk sırayı alıyor. Ancak milis gruplarla ilgili ciddi baş ağrıları olacağa benziyor. Daha doğrusu bunun sinyallerini görebiliyoruz. Bu örgütlerle alakalı Amerikan Yahudi Kongresi tarafından hazırlanan yakın tarihli bir raporda, beyaz Amerika çeteleri terörizmi ile Capitol Hill isyancıları arasındaki bağlantı çok dikkat çekici boyutlarda daha doğrusu Twitter analizleri veya paylaşımları bunu açıkça gösteriyor. Hatta ABD Ordusu yetkilisi ve üst düzey ABD istihbarat yetkilisi ordunun içinde ve ulusal muhafızların içindeki aşırı sağ yapılanmayı ortaya çıkardıklarını ve bunun yemin töreninden birkaç saat önce yaptıklarını açıklıyor. Asıl problemin bir ayaklanma ve isyan karşısında üst düzey bir konsolosluk yetkilisinin ilerleyen zamanlarda ulusal muhafızların da bu ayaklanmayla bağlantılarının gün yüzüne çıkaracağını aktarıyor. Şaşırtıcı mı? Hayır, fakat çürümüş sistemi bir kez daha gözler önüne seriyor. ABD’de ki bu kutuplaşma siyasi yelpazenin iki aşırı uç tarafından yönlendirilmesini aktarıyor. Bu hareketlerin kökenleri 1930’lar Avrupası’nda yatan bir hareketten bahsediyorum. Kökenleri o kadar sağlam ki bu çetelerin imha edilmesi zor gözüküyor. Pasifize bir duruma alınır mı bu Joe Biden ve ekibinin problemi olarak gözüküyor. Bu yaşanan olaylar kutuplaşmanın hem sonucu, hem de işaret fişeği olabilir. 2010’lardan beri süre gelen bir kıvılcım zaten vardı. ABD siyasetindeki temel işlev bozukluğu işte tam olarak bu noktada başlıyor. Trump dönemi ile beraber Beyaz Amerikan Çete terörü daha etkili bir hal aldı. ABD’nin kutuplaşmasını durdurulamaz bir şekilde değiştiren diğer bir gelişme ise politika konularındaki tartışmalardan kimlik mücadelelerine geçiş, ABD sistemini biraz daha çürüttü. Popüler süper güç artık yorgun ve asıl önemlisi toplumun sosyolojik anlamda çöküşe doğru bir adım daha yaklaşması. Siyasi geçmişi olmayan ve sadece emlak imparatorluğu ile yeniden bir dönem yükselmiş bir iş adamı olan Donald Trump felaketi nasıl bir toparlanma sürecine girecek veya daha kötü bir noktaya gelecek bunu hep birlikte izleyip göreceğiz.