Demokrasisiz Cumhuriyet Olur mu?
Prof. Dr. Ulvi Saran

Demokrasisiz Cumhuriyet Olur mu?

26.02.2020 Çarşamba 16:24

Geçen yüzyılın başında Osmanlı İmparatorluğu'nun uğradığı parçalanma süreci ve toprak kaybı, Birinci Dünya Savaşı ile birlikte hızlı bir ivme kazanmış ve savaş sonunda uğranılan mağlubiyet sonucu, vatan toprakları dört bir taraftan düşman işgaline uğramıştı.

Sonuç olarak içinde bulunduğu tüm ağır şartlara rağmen, yediden yetmişe tek vücut olan Anadolu halkı düşman işgaline karşı "ya istiklal, ya ölüm" parolasıyla başlattığı kurtuluş savaşını bir kahramanlık destanına dönüştürdü ve istilacıları ülkesinden kovarak Türk milletinin esaret altında yaşayamayacağını bütün dünyaya gösterdi.

Cumhuriyet hür ve bağımsız yaşama karakterine sahip milletlerin tabiatına en uygun olan idare şeklidir.

Zaten cumhuriyetin bir fazilet rejimi olması, birbirinden farklı niteliklere sahip unsurların çoğunluk iradesine bağlı olarak bir arada yaşamasını anlattığı gibi, hür ve bağımsız olmanın gerektirdiği şartları en iyi karşılayabilen bir sistem olduğunu da ifade etmektedir.

Egemenliğin kaynağının millete ait olması prensibine dayanan cumhuriyet, devletin temel organlarının seçimle işbaşına geldiği bir yönetim biçimidir.

Bu sistemde, gerek seçme, gerekse seçilme hakkı belli bir kişiye, belli bir zümreye ya da sınıfa ait değildir. Devleti yönetecek organları seçme hakkı bütünüyle millete aittir.

Devlet başkanı olan cumhurbaşkanı, milletçe ya da milletin temsilcisi olan Türkiye Büyük Milet Meclisi'nce seçilir. Cumhuriyet idaresi, gücünü ve dayanağını; kişi, zümre veya sınıf hakimiyetinden değil; doğrudan doğruya millet iradesinden alır.

20. YÜZYIL CUMHURİYETLERİ

Ancak, idare şeklinin cumhuriyet olması ve devleti oluşturan temel organların seçimle iş başına getirilmesi, her durumda siyasi rejimin hak ve adalet temelinde oluşturulduğunu, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığını gösterir mi?

Şüphesiz ki hayır! Cumhuriyetin gerçekten bir fazilet rejimi olabilmesi, devlet organlarının ve devleti yönetecek kadroların görünürdeki bir seçim süreciyle belirlenmelerinin çok ötesinde, sistemin işleyişinde önemli gerekleri ve zorunlulukları yerine getirecek mekanizmaların var olup olmadığına bağlıdır.

Bu sorunun cevabını bulmaya yönelik arayış, bizleri doğrudan doğruya cumhuriyetle demokrasi arasındaki ilişkiyi sorgulamaya götürür.

Cumhuriyet demokrasi ile her durumda bire bir örtüşmekte midir? Ya da demokrasisiz bir cumhuriyet olabilir mi?

Pratikteki örneklerine baktığımızda, şüphesiz ki, evet! 20'nci yüzyılın başından itibaren doğan siyasi çalkantı ve fırtınalı dönemlerin sonunda, ardı arkasına yıkılan hanedanların, krallıkların ve monarşilerin yerine cumhuriyet ya da halk idaresi adıyla oluşturulan bazı yönetimlerin; yalnız başlarına ve yalın halleriyle demokratik bir sistemi var edemedikleri ya da demokrasiyi gereken kurum ve kurallarıyla işletme yeteneğine sahip olamadıkları bilinmektedir.

Nitekim, cumhuriyet idaresinin yapı ve işleyişine şeklen sahip gözüken bu kabilden pek çok devlet yönetiminin, bir anda nasıl birer diktatörlük veya tiranlık örneklerine dönüştüğü; yürüttükleri baskıcı, kısıtlayıcı veya dayatmacı uygulamalarla yerine geçtikleri eski monarşileri pek aratmayacak hatta onlardan daha da ileri gidecek ölçüde totaliter ve despotik olabildikleri görülmüştür.

20'nci yüzyılın siyasi karnesi, ne yazık ki, devletin organları ve devlet başkanları seçimle belirlendiği halde çoğulcu siyasi parti ve seçim sistemlerinin bulunmadığı, seçim süreçlerinin "gizli oy, açık sayım" ilkesi yerine, "açık oy, gizli sayım" ilkesine göre yürütüldüğü, düşünce ve ifade özgürlüğünün tanınmadığı, kişilerin örgütlenme ve siyasal sisteme katılma yollarının tıkandığı, sivil toplumun baskı altına alındığı "şeklen cumhuriyet yönetimi" örnekleriyle doludur.

Nihayet, görünürdeki cumhuriyet yönetimlerinin her zaman demokratik niteliğe sahip bir rejimi ifade etmediklerini anlamak için çok uzağa gitmeye gerek yok.

Hâlâ günümüzde bile, cumhuriyet adını taşıyan ve tek başına seçime girip oy veren seçmenlerin tamamına yakınının oyunu alarak tekrar tekrar iş başına gelen ve sürekli iktidarda kalan devlet başkanlarına sahip cumhuriyet yönetimleri hepimizce bilinmektedir.

Bütün bu örneklerden anlaşılmaktadır ki; cumhuriyetin özü demokrasidir ve cumhuriyet yönetimi demokrasi ile taçlandırılmadığı sürece şeklî bir yapıdan öteye gidemeyecektir.

Cumhuriyet rejimi, çoğulcu demokratik sisteme dayandığı ve temel hak ve özgürlükleri güvence altına aldığı ölçüde "halkın yönetimi" nitelemesine sahip olabilecektir.

Doğal olarak bu önemli ayrım ve değerlendirmeler ve bu alanda yaşanan örnekler, "demokratik cumhuriyet" kavramını literatürde olduğu gibi, günlük siyasi hayatta da tartışma gündemine getirmiştir.

Bazılarınca cumhuriyetin, farklılıkları belli bir standart etrafında törpülemesi gerektiği ileri sürülmekle birlikte, günümüzde yaygınlaşan özgürlükçü anlayış; cumhuriyetin bireylerin kendi çevrelerinde farklılıklarıyla birlikte var olabilmelerine, toplumsal ve siyasal süreçlere eleştirel bakabilmelerine ve aktif olarak katılabilmelerine elverişli bir yapıya sahip olması gerektiğini ileri sürmektedir.

BÜROKRATİK CUMHURİYETTEN HALKIN CUMHURİYETİNE

Cumhuriyetin kavramsal özünden kaynaklanan ve pratikteki işleyişiyle yakından bağlantılı olan bir diğer temel özelliği; dayandığı halkı gerçekten temsil edip etmediğidir.

Bu anlamda halkın kendi kendini yönetmesini ve milli iradenin devlet örgütlenmesi düzeyinde hayata geçirilmesini ifade eden cumhuriyetin; içinden çıktığı halkın değer ve hassasiyetleriyle örtüşmesi ve barışık olması önem taşımaktadır.

Bu anlamda cumhuriyetin, özünde demokratik mekanizmaların varlığına ve işleyişine hayati derecede ihtiyaç duyduğu gibi, az sayıdaki seçkin bir grubun öncelik ve çıkarlarına hizmet eden "elitlerin cumhuriyeti" değil; kendisini oluşturan tüm bireylerin ve geniş kitlelerin beklenti ve taleplerini dikkate alan ve onların farklılıklarına saygı gösteren bir yapıda olması gerekmektedir.

Bu açıdan baktığımızda, "bürokratik cumhuriyet" değil, gerçek anlamda "halkın cumhuriyeti" esas olmalıdır.

Verilen örnekler ve yapılan değerlendirmeler ışığında baktığımızda, kuruluşundan bugüne kadar geçen süre içinde cumhuriyetimizin, demokratik değer ve mekanizmaların yapı ve işleyişi yönünden önemli mesafeler kat ettiğini ve ciddi bir gelişme gösterdiğini görmekteyiz.

Ancak, gelinen noktayı yeterli saymayarak; bu alandaki eksiklikleri gidermemiz, cumhuriyetimizin demokrasi ile gerçek anlamda bütünleşmesini ve bu amaçla demokratik süreçlerin tüm kurum ve kurallarıyla işletilebilmesini sağlayacak önlemleri en ileri düzeyde almamız gerekmektedir.

Kendi içinde bazı yapısal ve işlevsel sorunları olmakla birlikte, Türkiye bugün ekonomisinde kaydettiği ilerlemeler; uluslararası siyasette üstlendiği aktif rol ve sahip olduğu derin tarihi ve kültürel birikimi ile, gerek bölge barışının sağlanmasında gerek uluslararası ekonomik ve siyasi işbirliği alanlarında kendisinden önemli katkılar beklenen bir ülke konumundadır.

Ancak, büyük toplum ve büyük devlet olmanın yolu kendisine her alanda güvenmek ve geleceğe ümitle bakmakla birlikte; her an geçmişin muhasebesini yapmak, bulunduğu yere dışarıdan bakabilmek, kendisini öz eleştiriye tabi tutabilmek ve eksikliklerini görebilmekten geçmektedir.