Bilgi Toplumu ve Türkiye
Prof. Dr. Ulvi Saran

Bilgi Toplumu ve Türkiye

22.04.2020 Çarşamba 11:43

Bir ön kabulü yansıtan "Türkiye'nin bilgi toplumunu yakaladığı" ve "bilgi çağında yaşıyor olduğu" yönündeki yaygın söylemlerle gerçek durumun örtüşüp örtüşmediği, ülkenin sosyal ve ekonomik kalkınma potansiyelini tam olarak harekete geçirebilmesi ve özellikle ileri derecede kalkınmış ülkelerle arasındaki gelişmişlik farkını giderebilmesi açısından son derece önemli.

Literatüre göre bilgi toplumuna geçiş, sanayi toplumunda ekonomik ve toplumsal gelişmenin itici gücü olan makine ve insan emeğinin yerini akıl gücü ve bilgi kaynaklarının almasıyla sağlanır. Bilgi ve iletişim teknolojileri ile bilgi ağları ve veri tabanlarının kullanımı, bilgi toplumunun temel ve ayırdedici özellikleri olarak gösterilir.

BİLGİ ÇAĞI'NIN SOMUT GETİRİSİ

Bilgi ve iletişim teknolojilerinin (BİT) gelişimi, ekonomik ve sosyal hayatın tüm alanlarını etkilemiş, ticari ve sosyal hayatı ve geleneksel endüstrileri sayısallaştırmış, tüm sektörlerde yeni üretim tekniklerinin ve iş modellerinin ortaya çıkmasını sağlamış, bu alandaki ürün ve hizmetler bilgi teknolojileri sektörünü (BT) öne çıkarmıştır.

Bulut bilişim, büyük veri, oyun yazılımları, akıllı cihazlar, mobil uygulamalar, bilgi güvenliği sistemleri bu sektörün üretim hacmini, ekonomik büyüklüğünü ve diğer sektörleri etkileme kapasitesini arttıran dinamiklerdir.

Akıllı cihaz kullanımının, e-ticaret ve e-hizmet uygulamalarının artması, mobil uygulama pazarının büyümesi ve insanların gündelik ihtiyaçlarının karşılanmasında giyilebilir teknolojilerin ağırlık taşımaya başlaması, bilgi toplumu olma yolundaki ilerlemenin açık ve somut göstergeleridir.

Bu gelişmenin sonuçlarını dünya ekonomisi içinde BİT sektörünün payının ve küresel ürün ve hizmet ihracat paketleri içinde de BİT hizmet ve ürün oranlarının hızla artmış olmasından görmekteyiz.

Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişimi ile ekonominin ihtiyaç duyduğu insan kaynağı ve istihdam yapısı arasında da yakın bir ilişki var. Uzaktan ve esnek çalışmanın yaygınlaşmasıyla işgücü verimliliğinde artışlar, yeni iş alanlarının ortaya çıkması; BİT destekli otomasyon sistemlerinin yaygınlaşmasıyla düşük eğitimli işgücünün istihdamında azalma, nitelikli işgücünün istihdamında artış ve yeni işkollarının ortaya çıkması bu yakın ilişkinin sonucu.

İnternet kullanımının artması, internet içeriklerinin hem işlevsel olarak çeşitlenmesi hem de ölçek olarak büyümesi sayısal veri trafiğini ve hacmini muazzam biçimde arttırmış; daha geniş bant altyapısı ve yeni nesil erişim teknolojileri geliştirme ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

BİLGİ TOPLUMUNDA REKABETÇİLİK VE YENİLİK

Türkiye'nin uluslararası rekabetin önde gelen ülkelerinden birisi olduğunu varsaydığımız takdirde, bilgi ve uzmanlığa, özellikle bilimsel ve yenilikçi niteliği ağır basan bilgi birikimine değer vermesi kaçınılmaz olacaktır.

Oysa Türkiye dünyanın ilk 20 ekonomisi arasında yer almasına rağmen, Dünya Ekonomik Forumu'nun ülkeleri kurumsal altyapı, makroekonomik çevre, eğitim düzeyi, üretim, işgücü ve finansman piyasalarının gelişmişliği, iş modellerinin yetkinliği, teknolojik uygunluk altyapısı ve yenilikçilik faktörleri açısından kaynaklarını ne kadar etkili kullanabildikleri ve küresel rekabete ne kadar hazır oldukları konusunda sıraladığı "2015-2016 Dünya Rekabetçilik Endeksi"nde 4.4 puanla 51'inci sırada yer almış ve ne yazık ki bir önceki yıla göre 6 basamak gerilemiş bulunuyor. (2) 140 ülke arasında birinci olan İsviçre.

Rekabetçilik endeksinin ilk 20 sırasında yer alan ülkelerin toplam ihracatları arasında yüksek teknoloji esaslı ve yüksek katma değerli ürünlerin diğer ülkelere göre daha fazla ağırlık taşıması, bu ülkelerin bilimsel ilerleme, teknolojik gelişme ve yenilikçilik yönünden de önde olduklarını gösteriyor. Bu bağlamda yıllık ihracat gelirleri içinde yüksek teknoloji esaslı sanayi ürünlerinin yüzdelik oranı G.Kore'de 26.2, ABD'de 17.8, Japonya'da 17.4, Çek Cumhuriyeti'nde 16.1, Almanya'da 15.8 iken Türkiye'de yalnızca 1.8 düzeyindedir.

Gelişmiş ülkelerin ihracatları içinde yüksek teknoloji esaslı ürün oranının yüksekliği, bu ülkelerde bilginin üretici bir değer ve sermaye gücü olduğunu, ekonomik yapının bilgi esaslı yapı ve süreçlere dayandığını, dolayısıyla bilgi ekonomisi düzeyine ulaştıklarını ortaya koyuyor.

"Küresel Yenilik Endeksi" Dünya ülkelerini yenilikçi kapasitelerine, bilim ve teknoloji alanında ürettikleri yenilikçi çıktılara göre sıralayan ve özellikle yeniliğin arkasındaki insan faktörüne vurgu yapan bir ölçüm aracı. "2015 Yılı Küresel Yenilik Endeksi"nde Türkiye yine 3 basamak gerileyerek 141 ülke arasında 37.81 puanla 58'üncü sırada yer almış bulunuyor. Sıralamada İsviçre 68.30 puanla yine 2014'deki birinciliğini koruyor.

Türkiye'nin rekabetçilik ve yenilikçilik sıralamalarında bir önceki yıla göre gerilemiş olmasında şüphesiz 2015 yılının ekonomik göstergeler yönünden kötüleşmiş ve istikrar ortamının terör ve siyasi belirsizlik nedeniyle bozulmuş olmasının önemli bir payı var. Ancak rekabet ve yenilikçilik düzeyinin yıllık konjonktürel dalgalanmalara endeksli göstergelerden çok orta ve uzun vadeli stratejilere, kurumsallaşma yapısına ve bilim ve teknoloji düzeyine bağlı olduğu unutulmamalı.

İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİVE GELİŞMİŞLİK DÜZEYİ

Türkiye Uluslararası İletişim Birliği tarafından düzenlenen 2013 Yılı "Bilgi ve İletişim Teknolojileri Gelişmişlik Endeksi"nde 10 üzerinden 5.29 puanla ve 166 ülke arasında 68'inci sırada yer alıyor (Danimarka 8.86 puanla Birinci). Yeterli altyapının varlığı ve buna erişim, teknoloji kullanım yoğunluğu, teknolojiyi kullanma kapasitesi ve becerisi bilgi toplumu gelişme sürecinde birbirlerini takip etmesi gereken ve aynı zamanda endeksin dayandığı üç temel aşama.

Bu üç aşama altında yer alan 11 temel gösterge (100 kişiye düşen sabit ve mobil telefon abonesi sayıları, kullanıcı başına uluslararası internet bant genişliği, hane sahiplerinin bilgisayar sahibi olma ve internete erişebilme oranları, nüfus içinde internet kullanan kişilerin oranı,100 kişide sabit ve kablosuz geniş bant aboneliği sayıları, yetişkin okur yazarlık oranı, orta ve yüksek öğrenime devam etme yüzdeleri) endeks kapsamında ülkelerin bilgi toplumuna erişme seviyelerini ölçmeyi ve bilgi toplumu performansı açısından karşılaştırılabilmelerini sağlıyor.

Bilgi ve iletişim araçlarına erişim ve bunların kullanımı için ödenen fiyatların seviyesi ile internete bağlantı hızı da BİT Gelişmişlik Endeksinin temel kriterleri arasında yer alıyor.

Türkiye, ülkeler arasında sabit telefon, mobil telefon ve sabit bant genişliği kullanımına ödenen aylık bedellerin kişi başı milli gelir içindeki oranını gösteren "BİT Fiyat Sepeti" sıralamasında pahalılık düzeyi açısından 67'inci sırada. Erişim ve kullanım bedeli olarak, Listenin ilk sırasında yer alan Çin ayda milli gelirinin % 0.2'sini, 2'inci sırasında yer alan Singapur % 0.3'ünü öderken, Türkiye milli gelirinin %1.8'i oranında ödeme yapıyor. Internete erişim hızı açısından ise Güney Kore'nin birinci olduğu listede 34'üncü sırada yer alıyor.

Türkiye, internet kullanan bireylerin nüfus içindeki ağırlığı bakımından %48 oranıyla, dünya ortalamasının üstünde, ancak gelişmiş ülkeler ortalamasının altında yer alıyor.

Mobil ve geniş bant İnternet bağlantısında G-20 ülkeleri arasında ise, Meksika, Endonezya ve Hindistanın önünde 16'ıncı sırada bulunuyor. Bilginin bilimsel ve teknolojik gelişmede ne kadar yoğun ve etkili kullanıldığını ve dolayısıyla bilgi ekonomisinin gelişmişlik düzeyini ortaya koyan en önemli gösterge BİT servis harcamaları (danışmanlık, uygulama hizmeti, eğitim vb) ve paket yazılım harcamalarının BİT harcama kompozisyonu içinde oluşturduğu oran.

Bu iki kalemin Türkiye'nin 21.4 milyar Dolarlık 2012 yılı BİT harcama tutarı içindeki miktarı sadece %20 civarında. Öte yandan yıllık tutarın yalnızca % 10'unu oluşturan 2.1 milyar Dolarlık paket yazılım harcaması ise Türkiye milli gelirinin ancak % 0.1'ine ulaşıyor. Yazılım harcamalarının oranı, Finlandiyada milli gelirin % 0.90'ı, Singapur'da % 0.50'si düzeyinde.

BİLGİ TOPLUMUNUN GEREĞİ

BİT harcamalarının servis ve yazılım dışında kalan %80'lik oranını iletişim harcamaları, araç ve ekipman (mobil ve sabit bilgisayarlar, akıllı cihazlar vb) ve çağrı merkezi sistemlerinin oluşturması, Türkiye BİT pazarının "yazılım ve servis harcaması ağırlıklı" değil, büyük oranda "donanım ağırlıklı" bir pazar olduğunu gösteriyor.

Bu da sektörün yapısının bilginin üretimi, geliştirilmesi ve arttırılmasına, yani yeni katma değer üretimine ve yüksek teknoloji geliştirilmesine değil, ağırlıklı olarak elektronik araç ve ekipmanın ve bilgi iletişim araçlarının kullanılmasına dayandığını ortaya koyuyor.

İbni Sina'nın "bilim ve sanat takdir edilmediği yerden göç eder" şeklindeki ünlü sözü, hem ülkemizin entelektüel sermayesinin yıllardır gelişmiş Batı ülkelerine ve ABD'ye akmasıyla kendisini gösteren ve potansiyelimizi sürekli zayıflatan beyin göçüne, hem de bilginin ve bilimsel birikimin ülkemizde bilgi ekonomisi temelinde yenilikçi ve rekabetçi ilerleme ve kalkınma modelinin oluşturulmasında taşıdığı öneme işaret ediyor

Bilgi toplumunu yakalamış olmak, yalnızca bilgi toplumunun görünür standartlarını yerine getirmek; yoğun bir iletişim ağı içinde bulunmak, bilgi işlem araçları kullanımının belli bir düzeye gelmiş olması ve ağ teknolojilerinin yaygınlığıyla sınırlı değil. Bunların çok ötesinde; bilgiye değer vermek, bilginin yenilikçi ve üretici niteliğiyle gelişmede dinamik bir faktör olarak yer almasını sağlamak, bilgiyi ilerleme ve yeniliğin itici gücü ve temel bileşeni olarak kullanabilmek, bilgiye dayalı yapı ve sistemler oluşturmak, bilgiyi bilimsel ve teknolojik gelişme ve üretim mekanizmalarında bir girdi ve değer olarak kullanabilmek ve küresel rekabette yer alabilmekle ilgilidir.

Bilgi ve iletişim teknolojileri sektörünün esas rolü bilgi toplumuna erişimin teknik, idari ve ekonomik altyapısını oluşturması, ekonomik ve sosyal kalkınmanın temel itici gücü olması ve toplumu bir bütün olarak dönüştürmesiyle ilgilidir.

Bu da ancak BİT sektörünün ürettiği değerlerin kendi alanıyla sınırlı kalmayıp tüm alanlarda katma değer artışı ve verimlilik sağlayacak bir niteliğe kavuşturulması, dolayısıyla tüketim ağırlıklı bir sektör olmaktan çıkarılıp üretim ağırlıklı bir sektör haline dönüştürülmesiyle sağlanabilir. Bu dönüşüm aynı zamanda Türkiye'nin küresel rekabetçilik ve yenilikçilik sıralamalarında daha ileriye gidebilmesi ve 2023 hedeflerini gerçekleştirebilmesinin de bir gereğidir..