Hesabı Sorulmayan Irkçılık NSU

Nasyonel Sosyalist Yeraltı ( Nationalsozialistischer Untergrund) Almanya'da faaliyet gösteren aşırı sağcı ve ırkçı görüşe sahip silahlı grup. Aşırı sağ, Almanya'da bürokraside ,askeriyede, polisin içinde ve istihbarat kurumunda aktif rol oynamaktadır.

Hesabı Sorulmayan Irkçılık NSU

Haber365 Özel Dosya / Hasan Birgül

Grubun 2001 yılında kurulduğu bilinmektedir. Fakat aslı 80'li yılların sonudur. Örgüt mensupları Almanya'da göçmenlere saldırılarda bulunmuştur. Neo Nazi Cinayetlerini işlemiş ve bu cinayetlerin sonucunda 8 Gurbetçi vatandaşımız  ve Türk zannedilerek öldürülen Yunanlı vatandaş hayatını kaybetmiştir. Bunun yanı sıra bombalı saldırılar,tehditler ve banka soygunları da yapmışlardır. En yoğun saldırıları 2001-2006 yılları arasında olmuştur.

Alman hükümeti tarafından, gruba karşı mücadele verilmek istense bile ciddi bir başarı elde edilememektedir. Günümüzde de faaliyet gösteren bu grubun, ne kadar üyesi olduğu hücre yapılanması liderliğinin kimler tarafından finanse edildiği hakkında bilgi verilmesede askeri sistem,polis ve istihbarat bu işin içindedir.

ALMAN ORDUSU NSU'NUN YUVASI

Son yıllarda art arda gelen aşırı sağ skandallarıyla gündemden düşmeyen Alman ordusunda yeni vakalarla ilgili bulgular birbiri ardına gelmeye devam etmektedir. Almanya'da yayınlanan Der Spiegel dergisinin bir araştırmasına göre, Almanya polis teşkilatlarında 2019’dan  bu yana memurlarla ilgili aşırı sağcılık şüphesiyle tutulan dosya sayısı 500'ü geçmektedir. 

Alman makamlarının elinde, eyalet ve federal polis teşkilatlarında görevli memurların aşırı sağcı faaliyetleri ile ilgili en az 500 dosya bulunduğu net olarak bildirildi. Almanya'da yayınlanan haftalık haber dergisi Spiegel'in, federal ve eyalet içişleri bakanlıklarında yaptığı ilgili ankete göre, eyalet polis teşkilatlarında, 2019 yılından bu yana aşırı sağcı, ırkçı ya da Yahudi düşmanı faaliyet şüphesi ile 540 tutanak tutulmuş durumda.

Federal İçişleri Bakanlığı'nın da, Federal Polis Teşkilatı içinde, 2019'dan bu yana 36 aşırı sağcı, 25 ırkçı ve 12 de İmparatorluk vatandaşı hareketine yakınlık şüpheleriyle ilgili, polis memurları hakkında dosya tuttuğu belirlenmişti.

25.09.2020'de yayınlanan bir haber de şöyle diyor; Alman Askeri İstihbarat Servisi (MAD) Başkanı Christof Gramm'ın görevinden alınacağı açıklandı. Kararın, aşırı sağcı askerlerin takibi sırasında yaşanan aksaklıklar nedeniyle alındığı belirtiliyor.

Ne kadar tanıdık dimi başlık çözümle alakalı bir gelişme asla yok görevden alma var sadece. Demokrasi olarak Türkiye'ye öğütler vermeye çalışan Almanya aşırı sağdan kurtuluşun formülünü hala arıyor çünkü bulmak istemiyor.

Almanya Savunma Bakanlığı, Askeri İstihbarat Servisi (MAD) Başkanı Christof Gramm’ın gelecek aydan itibaren görevinden azledileceğini açıklanmıştı. Bakanlığın açıklamasında, ordu içindeki aşırı eğilimlerle mücadele ve MAD’nin modernizasyonunun ilave gayret ve yeni dinamikler gerektirdiği bilgi notu olarak belirtilmişti.

Alman basınına yansıyan haberlere göre, Gramm’ın azil kararı, ordu içinde aşırı sağcı yapıların soruşturulması sırasında yaşanan aksiliklere bir yanıt olarak alındı. Alman Spiegel dergisi, Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer’in Perşembe günü MAD’nin Köln merkezinde Christof Gramm ile uzun bir görüşme gerçekleştirdiğini yazdı.

Savunma Bakanlığı açıklamasında, MAD’nin Alman ordusu içinde aşırı sağcılıkla mücadelede son derece önemli bir görev üstlendiği vurgulansa bile , MAD’nin aşırı eğilimleri erkenden belirleyip bu yönde davranan kişileri ve olası ağları tamamıyla ortaya çıkarma konusunda çalışmalar yürüttüğü kaydedildisede başarı elde edemediler.

MAD'nin 2019 yılı faaliyet raporuna göre, orduda 14 radikal görüşlü kişi yapılan istihbarat çalışmaları neticesinde ortaya çıkarılmıştı fakat NSU bilgi aktarımı istihbari faaliyetleri gerçekleştirmişlerdi. Yedek astsubayda politikacıların özel adres ve cep telefonu numaralarının bulunduğu üst düzey bir liste ele geçirildi.

ORDU İÇİNDE ORDU YAPILANMASI

Zeit Online'ın özel haberinde Telegram'da Wir (Biz) adlı aşırı sağcı kanalda devletin yıkılması ve hükümet üyelerinin tutuklanması gibi senaryoların konuşulduğu, mülteciler ve solculara karşı hakaretlerle antisemitist ve ırkçı şiddet fantezilerinin paylaşıldığı ve üyeleri arasında en az 50 Alman ordu mensubunun bulunduğu notların arasında geçiyor. 

Alman ordusu içinde aşırı sağcı vakaların arttığı medya ve basınada yansımıştı.  Spiegel dergisinin kısa süre önce, MAD’nin bu kapsamdaki soruşturmaların kapsamını genişlettiğini aktarmış ve haberde Alman askeri gizli servisinin, ordu içinde 700’den fazla şüpheli aşırı sağcılık vakası tespit ettiği bilgisi yer almıştı derken ordu içinde polisin içinde yine böyle bir olayın patlaması tablonun vahim olduğunu gösterdi.

İç siyaseti bir süredir meşgul eden NSU 2.0 imzalı aşırı sağcı tehdit mektuplarının, muhalefet partilerinden Yeşiller ve Sol Parti’nin bazı milletvekillerine de gönderildiği ortaya çıkmıştı. Burada ise gözler Almanya'nın aşırı sağ partisine çevrildi. AFD bu konuda sessizliğini korusada onlarda önemli bir retoriği oluşturmaktadır.

Göçmen kökenli avukatları hedef alan tehdit mektupları skandalını, NSU davası esnasında ve sonrasında yaşanan gelişmelerden ayrı düşünmek hata olur.  NSU davası soruşturma sürecinde polis, başlangıçta öldürülen Türklerin ailelerini suçlayıcı açıklamalar yapılmıştı. Örgütün uzun yıllar fark edilmeden cinayetleri işlemiş olması kamuoyunda kuşkuyla karşılanmıştı. Bu durumun Alman polisinin ve istihbaratının örgütle derin ilişkilerinin varlığına işaret ettiğiyle ilgili kamuoyunda geniş bir kitle anlaşmaya vardı.

NSU davasını başından beri bütün ayrıntılarıyla takip eden sivil toplum inisiyatifi NSU Watch’ın hazırladığı rapora göre işler daha sarpa sarıyor. Almanya'nın en üst iç istihbarat kurumu olan Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın (BfV), Alman güvenlik kurumları içinde aşırı sağ şüphesi içeren 400'den fazla şüpheli ve üst düzey yönetici olduğu belirtildi.

BfV'nin bu raporu, Almanya Dış İstihbarat Teşkilatı (BND), Alman Askeri İstihbarat Birimi (MAD), Federal Emniyet Teşkilatı (BKA), Federal Polis Teşkilatı (BPOL), 16 eyaletin polis teşkilatları ve Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın eyalet bazındaki kurumlarında görevli yaklaşık 300 bin personeli kapsamaktadır.

Almanya'da son aylarda, güvenlik teşkilatları içinde aşırı sağ vakalarla ilgili haberler sık sık gündeme gelmektedir. Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti'nde, onlarca polisin içinde olduğu bir WhatsApp grubunda aşırı sağcı ve ırkçı içerikler paylaşıldığı saptanmıştı. Leipzig emniyet Teşkilatı'ndan cuma günü yapılan bir açıklamada ise, bu kentte görev yapan bir polis memurunun da, benzer bir sohbet grubunda, aşırı sağcı ve ırkçı söylemlerde bulunma şüphesi altında olduğu tespit edilmişti.

Dikkatinizi çekmek istediğim diğer bir konu ise, ırkçı terör örgütünü ve yer altı yapılanmasını, içine yerleştirdiği ve V-Mann olarak isimlendirilen ajanlarıyla takip ettiği bilinen Alman istihbaratının, bu cinayetlerde ve örgütün diğer faaliyetlerinde rolünün olduğu kesin olarak ortadayken, bu rolün kapsamı ve hukuka uygun olup olmadığı, istihbarat teşkilatının mahkemeye belge sunma ve bilgi verme konusundaki isteksiz tutumundan dolayı aydınlatılamaması.

Alman ordusundan bir vaka da kamu yayıncılık kuruluşu ARD'nin Panorama programı tarafından ortaya çıkarıldı. Alman ordusunun sosyal medya bölümü yöneticisi Marcel B.'nin Instagram hesabı üzerinden aşırı sağcı Kimlikçiler Hareketi"ne üye bir kişiyle yıllardır bağlantılı olduğu net bir şekilde ortaya çıkmıştır.

07.10.2020 tarihli  haberde şöyle deniyor; Alman ordusunda askeri savcı olarak görev yapan Martina Rosenberg MAD başkanlığına seçildi. Rosenberg'in ilk görevi aşırı sağcı askerleri araştırmak.

Alman ordusunda aşırı sağcı askerlerin takibinde yaşanan hatalar nedeniyle MAD başkanlığı görevinden alınan Christof Gramm'ın yerine ordunun askeri savcılarından Martina Rosenberg'ın atandığı açıklandı. Atama, Almanya Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer tarafından Federal Meclis Savunma Komisyonu'nda duyuruldu. Disiplinle ilgili sorunlarda uzman bir hukukçu olan Rosenberg'in öncelikle Alman ordusundaki aşırı sağcılık vakalarıyla ilgilenmesi gerekiyor. Bakalım MAD daha kaç kişiyi bu görevden uzaklaştıracak göreceğiz.

NSU DAVASI NEDİR?

SETA Vakfı  NSU davasıyla alakalı kapsamlı bir dosya hazırlamıştı o perspektifden yola çıkarak davayıda inceleyelim.

Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü (NSU) dava konusunu 2000-2007 arasında aşırı sağcı NSU tarafından gerçekleştirilen on bir cinayet, bombalama ve soygun suçları oluşturuyor. Örgüt üyeleri Beate Zschäpe, Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt 2000-2006 tarihleri arasında sekiz Türk, bir Yunan ile bir Alman polisini öldürdü.

Örgüt üyeleri bunun yanı sıra üç bombalı saldırı gerçekleştirdi. Davada NSU’nun tek yaşayan üyesi Beate Zschäpe on kişiyi öldürme, örgüt üyeliği ve bombalı saldırıların sorumlusu suçlamalarıyla baş sanık olarak yargılandı.

Almanya’nın doğusundaki Jena şehrinde doğan üç örgüt üyesi Beate Zschäpe, Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt’ın 90’lı yılların ortalarında tanışarak NSU’yu kurdukları tahmin ediliyor. Düzenledikleri ırkçı ve Neonazi yanlısı etkinliklerle dikkat çeken örgüt üyeleri kısa sürede polis takibine takılıyor.

Polisin 1998 Ocak ayında örgütün eylem hazırlığına dair aldığı ihbar sonrası örgüt üyelerinin bulunduğu evin garajında arama yapmasıyla deşifre olduğunu düşünen örgütün yer altına inme süreci de bu tarihte başlıyor.

Örgüt bu dönemde para temin etmek için toplam on beş banka soygunu gerçekleştiriyor. 2011’dekison banka soygunu sonrası yakalandıklarını anlayan Uwe Benhardt ve Uwe Mundlos’un bulundukları karavanda intihar ettikleri açıklansa da ikilinin ölümüyle ilgili pek çok spekülasyon bulunmaktadır.

NSU davasının karanlıkta kalan noktalarından birisi davada ifade veren ya da vermesi beklenen görgü tanıklarının şüpheli ölümleri. Beş yıl süren dava süresince hayatını kaybeden yedi tanıktan kimisi hastalık nedeniyle ölürken bazı görgü tanıklarının ölümü ise kamuoyunda şüphe uyandırdı. Örneğin mahkemede ifade verdikten sadece bir ay sonra motosiklet kazasında hayatını kaybeden Melissa M.’nin ölümü bunlardan birisi. NSU tanıklarından ve eski bir istihbarat ajanı olan Thomas Richter de dava sürecinde evinde ölü bulunmuştu.

NSU davasının  asıl karanlıkta kalan noktalarından birisi davada ifade veren ya da vermesi beklenen görgü tanıklarının şüpheli ölümleri. Beş yıl süren dava süresince hayatını kaybeden yedi tanıktan kimisi hastalık nedeniyle ölürken bazı görgü tanıklarının ölümü ise kamuoyunda şüphe uyandırdı.

Örneğin mahkemede ifade verdikten sadece bir ay sonra motosiklet kazasında hayatını kaybeden Melissa M.’nin ölümü bunlardan birisi. NSU tanıklarından ve eski bir istihbarat ajanı olan Thomas Richter de dava sürecinde evinde ölü bulunmuştu.

İşin rengi ciddi anlamda değişmeye başlıyor. Sistem içinde sistem kelimesi tam bu dava ve yapılanma için kullanılabir. Alman istihbaratının aşırı sağ örgütleri gözlem altında tuttuğu ve örgütlerin içine yerleştirdiği muhbir ajanlarla takip ve kontrol ettiği biliniyor.

2014’te Köln savcılığı bu kişi hakkında soruşturma açmış ancak 3 bin avro karşılığında dava kapatılmıştı. Bunun yanı sıra 2012’de Alman Askeri İstihbarat Servisi MAD’ın NSU üyelerinden Uwe Mundlos’la iletişime geçerek birlikte çalışmayı teklif ettiği ancak ırkçı örgüt üyesinin bunu reddettiği ortaya çıkmıştı. MAD’ın elinde Mundlos hakkında bir dosyada bulunduğu ve dosyanın araştırma komisyonlarına sunulmak yerine imha edildiğinin anlaşılmasından sonra kamuoyu duruma tepki göstermesi kafalarda soru işaretlerinin olması için yeterli gözüküyor. 

NSU davası olayların üzeri örtülmemelidir. Bu yaşananlar son değil, aksine bir başlangıç olarak görmek daha tutarlı olmalıdır. Alman basınının NSU davasında gösterdiği hassasiyet ve oluşan kamuoyu baskısı devam etmeli ve Alman resmi makamları da hem hukuki olarak hem de kamu vicdanında sanık sandalyesine oturtularak hukuk devleti olduğunu gerçekleri bağlantıları açıklamak zorundadır.

Yorum Yaz

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR