Haber 365
Haberlere Hızlı Erişin Son Dakika Haberleri ve Gelişmeleri Anında, Herkesten Önce Öğrenmek İçin;
Takip Et
Holistik Çağ ve İnsan Sonrası
Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın
Holistik Çağ ve İnsan Sonrası
11.12.2021 Cumartesi 12:12

Hûd Aleyhisselâm zamanında Âd Kavminin reisi olan ve Hûd aleyhisselâma inanmayan Şeddad bin Âd’ın “İrem Bağları”ından, Haşhaşî ve İsmâilî Hasan Sabbah’ın(Ölümü 1124) “Deylem Cenneti”ne, oradan da Avatar’a, herkese rüyasını gerçekleştirebilme şansı(!) veren, şirk ve zulme yol açabilen  Metaverse’e(ÖTE EVREN, Meta; İleri, Ötesi, Verse; Evren, Ayet!) ve MetaHuman’a akıp giden zaman çizgisinde, “Fıtrî İnsan” neslinin, son numuneleri olduğumuz kanaatindeyim. Zira, sahte evren, sahte cennet ve Deccalizm aldı başını gidiyor. Metaverse; Öte Evren, “Ayet” Ötesi… Metaverse, versus Universe… Metaverse; herkesin, istediği her şeyi, herkesle, her zaman, her yerde, süresiz ve sınırsız yapabilmesi ve yaşayabilmesidir! Metaverse, hayalindeki rüyayı, uyanıkken görmektir de… Büyü de, bir anlamda zihin kontrolüdür. Unutmamalıyız ki; zamanın durduğu ve durdurulduğu tek bir yer vardır. BEYİN…

Biyolojimizin bilgi iskeleti ve omurgası genom olsa da, herkesin ömrü, cümlesi kadardır ve insan toprak peşinde, toprak da insan peşindedir. İster inanalım, ister inanmayalım ama beynimiz de hep yanımızda…

Nitekim, maalesef ahlak ve etik hiçbir kural tanımayan ve insan sevgisini yitirmiş zihniyetin hakimiyetindeki Bilim ve Teknoloji, korkunç bir hızla gelişiyor, baş döndürüyor. İnsanlar sanal gerçeklik ile gerçekliği birbirinden ayırmayı henüz basit bir video oyunu oynarken bile çok zor başarıyor. Bütün bu gelişmelerin olumlu yönlerinin yanında, kötü kullanım, psikolojik sıkıntılar ve karakter bozuklukları gibi komplikasyonlarının da ortaya çıkabileceğini de unutmamak gerekir. Bu gibi olasılıkların çözümü de teknoloji ile birlikte geliştirilmelidir.

Hollywood yapımları, olacakları çok önceden haber veriyor. Ama insanoğlu anlamamakta ısrar ediyor, tedbir almıyor, hayatın aleyhine, onu tahrip ve yok etmek için elinden ne gelirse yapıyor.

2009 yapımı, Surrogates, “SURETLER” isimli film, bugün ne kadar da ilkel kalmış… Filmde, FBI ajanları (BRUCE WILLIS ve RADHA MITCHELL) bir üniversite öğrencisinin gizemli cinayetini araştırmaktadır. Bu öğrenci insanların kendilerinin kusursuz robot versiyonlarını sahip olmalarını sağlayan yüksek teknoloji ürünü suret olgusunun yaratıcısı olan kişiyle bağlantılıdır. Sağlıklı, iyi görünümlü ve uzaktan kumandalı makineler olan suretler, insanların yerini almakta ve böylece insanların evlerinin rahat ve güvenli ortamından çıkmadan dışarıdaki hayatı yaşamalarına imkân tanımaktadır. Cinayet beraberinde cevap arayışını da getirir, maskelerle dolu böyle bir dünyada kim gerçektir ve kime güvenebilirsiniz? Avatarlar, Dijital Kopyalar, MetaHuman’lar cirit atıyor. Bakıyorum da ne kadar da, primitif kalmış film, günümüz bilim ve teknolojisi yanında. Değil mi?

Ama, 22 Ekim 2021 tarihinde vizyona giren, Denis Villeneuve’ün yönettiği, başrollerini Timothée Chalamet, Rebecca Ferguson, Oscar Isaac, Josh Brolin, Stellan Skarsgård, Dave Bautista, Zendaya, David Dastmalchian, Stephen Henderson, Charlotte Rampling, Jason Momoa ve Javier Bardem‘in paylaştığı Amerikan Bilimkurgu filmi “DUNE”u (Çöl Gezegeni)  hararetle tavsiye ederim. Önümüzü görebilmemiz açısından önemli buluyorum.

Çok yakın bir zaman önce, oldukça özel ve de sıradışı(!) bir yazı yazmıştım ve bu makalem de, “İnsan 3.0, Yeni İnsan, Arketip”(Girdap Kitap, İstanbul, 2021) isimli kitabımda yer almış, yayınlanır yayınlanmaz en çok okunanlar listesine girmiş  ve çok ses getirmişti.

Neler üzerinde durmadık, söz söylemedik ki, konuşmalarımızda, televizyon programlarımızda, makalelerimizde ve kitaplarımızda, yıllardır ilgililerin dikkatlerini çekmek, Cihanşümul düzeyde insanlık, hayat ve Kâinat adına, gerekli tedbirleri almaları, Fizik, Kimya, Matematik, Moleküler Biyoloji, Elektrik ve Elektronik bilim dallarına destek vermeleri, zeki ve çalışkan gençleri bu alanlara teşvik ederek yönlendirmeleri ve bu sahalarda çalışma yapmalarının önünü açmaları için… Son neşredilen ve en çok okunan iki makalemiz ise, yakında olacakları ortaya koyuyordu.

Holistik İstakbal ile alakalı olarak, yaklaşık bir yıl evvel önemli bir makale yazmıştım. Bu makale daha sonra, “Beyin Sizsiniz, 4.0 Kuantik Çağ”(Girdap Kitap, İstanbul, 2021) adlı kitabımda da yer almıştı. Bu nedenle, “holistik düşünce ve beyin” hususunda fazla detaya girmeyeceğim.

Daha önce yayınlanmış olan bir çok makale ve kitaplarımızda tafsilatlı bilgi vermiş olsak da, kısaca bir göz atalım hatırlatma ve vurgulama babından, kavramlara ve isimlere… Laniakea, Connectome, Epigenetik, Robot, İnsanı taklit eden Yapay Zeka, Android,  Syborg, Humanoid, Animoid, Klonoid, Biyolojimizin bilgi omurgası ve iskeleti olan Genom, Genomik, Transhuman, kopya insanlar, Simulatif Teknoloji, Robotik Cerrahi,  Nanopartiküller, Nanobotlar, Nanorobotlar, Maymun ve Dijital Askerler, Robotik İplikler, Nanoteknoloji, Biyomatematik, Kuantoloji, Nörokuantoloji, Kuantum ve Fiziği, Kuantum Pelerini,  Kuantik Çağ, Holistik Çağ, Nanonöroşirurji, Nanonöroteknoloji, DNA, RNA, mRNA, tRNA, Stoplazmik ve Mitokondrial DNA, Ribozom, Yeni Kuzgun Projesi(Raven New), Optogenetik, 5G, 6G, Lucifer, Black Goo, Grafen, Morgellon Hastalığı, Parazit Kuruntu Hastalığı, Ortak Çalışan Böcekler (Co-opted Insect), Respirositler, Clottocyte’ler,  Salgınlar, Akıllı Tozlar(Smart Dust), Prionlar, Aşılar, CRISPR Cas9 Teknolojisi, Genetik Cerrahi, Nöroengineerin (nöromühendislik/sinir bilimi mühendisliği), İnsan 3.0,  Nanotags(Yarı İnsan, Yarı Bilgisayar), Kimerik Hayvanlar, Humanize Domuzlar(İnsan geni aktarılmış ve organ naklinde organ bankası gibi kullanılan domuzlar), Arketip, Avatar, Armagedon,  Chemtrail, Asit Yağmurları ve Piezo Bileşenleri, “Homo Deus”(Tanrı İnsan) hayalleri, Otonom Araçlar, Beyinlerarası İnternet, Dünya Beyin Ağı(wbw), Global Beyin Ağı(gbw), Arttırılmış Gerçeklik(VR), Yapay Lensler,  Sanal Gerçeklik Gözlükleri, Fantom Sense(Hayali his), Singularite, Metaverse hazırlıkları ve Matrix, Ilesium,  Levh-i Mahfuz, Web 3.0, Metaverse ve Sonrası, MetaHuman, Blockchain, Hafıza Prionları ve Hafıza Nakli, Beyin, Akıl, Düşünce, Nöron, Gen ve DNA Matematiği, Matematik Aşısı ve daha neler neler…  Bazılarını detaylı anlattık, bazılarının üzerinde ise fazla fikir beyan etmeden kısa dokundurmalar(!) yaptık.

İnsanı taklit eden yapa zeka, artık hayatı da kontrolü altına alabilecek, insanları yönlendirebilecektir. Zaten çoktan beri hayatın içinde, bizimle “kucak kucağa” da farkında değiliz. Otomobilimiz bile bazen bize, “çok yoruldun, bir kahve molası ver de dinlen!” diye uyarıyor! Bir gün, kullandığımız aletler bile, iletişime geçerek bizi yönlendirebilecek ve kontrol altına alabilecektir. Klozetler, pisuarlar, klimalar ve daha bir çok kullandığımız alet, edevat ve eşyalar, anında idrarımızı, gaitamızı, nefesimizi hatta kanımızı tahlil edip, tansiyon ve nabız durumumuzu, psikolojik ve biyolojik davranışlarımızı analizle, gerekli bilgileri, bize, doktorumuza, sigorta şirketimize, patronlarımıza ve “Big Data”ya iletecek, önlem almamızı ve almalarını sağlayabilecektir. “Akıllı evlerimiz”(!) de, veri bankerlerinin hizmetinde…

Ne sanal ne de gerçek olarak tarif edemeyeceğimiz Metaverse, bir anlamda, istenilen olaya müdahil olabilmek şeklinde, istediğin rüyayı uyanıkken görebilmek, herkesin, herkesle, istediği her şeyi ve aktiviteyi, hiçbir kısıtlama olmadan, her yerde ve her zaman yapabilme olarak tanımlamak, isabetli olacaktır sanırım.

Tekvir Suresinin 26. Ayetini (Öyleyse nereye gidiyorsunuz?) tekrar hatırlatmak istiyorum. “Nereye gidiyoruz” diye tekrar tekrar sormak istiyorum, kendi kendimize ve doymak ve ders almasını bilmeyen insan oğluna. İnsan ve hayat, evrensel boyutta, nereye doğru sürüklenmek isteniyor acaba. Hiç dikkatimizi çekiyor mu… Ne yapıyoruz bize emanet edilen hayatı ve Cihanı korumak ve nesillere iyi bir miras bırakmak için?

“Metaverse ya da sanal evren, insanların hiçbir fiziksel çaba harcamaksızın artırılmış sanal gerçeklik cihazları sayesinde tamamen zihinsel olarak kendilerini hissettikleri algısal evrene denir. Bu evren bilgisayarlar, android cihazlar ve 3D cihazlar sayesinde insan bilişinin yapay bir fiziksel ortama dâhil olmasını sağlamaktadır. Bugün dünyadaki en önemli metaverse yatırımcılarının başında sanal gerçeklik cihazları üzerine çalışan Oculus şirketini 2 milyar dolara alan  Facebook gelmektedir. Nitekim Facebook bu alanda Microsoft gibi önemli yazılım şirketleriyle iş birliği anlaşmaları imzalamıştır. Ayrıca Roblox gibi oyun platformları da bu alanda büyük arge yatırımları yapmaktadır.

Metaverse kavramı 1990’ların başında ortaya çıkmıştır. İlk kez Neal Stephenson’un 1992 yılında yayımladığı bilim kurgu romanı Snow Crash’da metaverse kavramı kurgusal bir dünyayı nitelemiştir. Nitekim metaverse kavramı, ortaya atıldığı ilk dönemlerde aşırı abartılı ve spekülatif bir gelecek perspektifi olmakla eleştirilmiştir.

Özellikle Facebook’un konuya ilgi duymaya başlamasıyla kavram daha da ön plana çıkmıştır. Nitekim elinde büyük bir veri havuzu olan Facebook, milyonlarca insanın metaverilerine sahiptir. Bu da yapay zekâ temelli bir yapay dünyanın, insanların bireysel sınırlarını tehdit edeceği endişesini doğurmuştur. Metaverse, sanal bir kamusal alan oluşturmayı vadetmektedir. Bu kamusal alanın sanal para birimleri bugün hâlihazırda kripto para piyasasında işlem görmektedir. Bu açıdan kavram internetin geleceği olarak görülmektedir. Metaverse adı verilen bu yapay evrene ilk giriş yapan şehir ise Seul olmuştur.

Bu teknoloji yeterince geliştiği takdirde, insanlar edindikleri sanal gerçeklik cihazları sayesinde alışveriş yapma, sinemaya gitme, kafede zaman geçirme gibi pek çok eylemi fiziksel bir çaba harcamaksızın yapma fırsatına erişecektir. Hatta 2020 yılında ünlü rap sanatçısı Travis Scott metaverse ortamında sanal bir konser düzenlemiştir.”

Bu kadar masum mu acaba… Biraz da beni dinleyin isterseniz! Metaverse, bir bilgisayar simülasyon yönetimidir ve düzensizlikten yeni bir düzen(!) oluşturma gayretleridir. Hayatı sanal aleme indirgemekte ve giyilebilir teknolojileri de, enstrüman olarak kullanmaktadır. Modellemeleri henüz yapılmamış olsa da, Web 3.0 çerçevesinde sistem merkezi olmayan, “Merkeziyetsiz bir Evren”dir. Öldüğünün bile farkında olunmayabileceği bir evren tasavvurudur Metaverse…

Bu Âlemde, çok yakında, herkesin kendisine çok benzeyen, hatta tıpa tıp, bütün özelliklerini ihtiva eden dijital versiyonu, sanal kimliği, bir kopyası, bir Avatar’ı, bir MetaHuman’ı olacak. Bunları, inanılması çok güç gibi görünse de, seçtiğimiz bir profille, gerçek zamanlı olarak hareket ettirebildiğimiz, çok gerçekçi 3 boyutlu dijital insanlar/kopyalar (Avatar’larımız, Kopyalarımız, MetaHuman’larımız) olarak kullanacağız. Duygularımızı ve düşüncelerimizi bu sanal dijital varlıklarla ifade edeceğiz. Zaten düşünce de, beynimizin elektromanyetik frekanslarının bir mahsulü değil midir ki… Ancak unutmamalıyız ki, hakikatte düşünce ustalık, sükunet metanet, huzur da sabır gerektirir. Yazılı iletişimde emojiler kullanmaya benzer şekilde, görüntülü iletişimde bu dijital insanların yüzü bizim duygusal durumumuzu yansıtacak.

Bu  söz konusu, 3 boyutlu tasarımlar için programlar bile var. Mesela; Blender Programı… Bu program, özgür bir üç boyutlu modelleme ve canlandırma uygulamasıdır. Blender tasarısı, 1998’de Hollanda’da kurulan Neo Geo adlı canlandırma stüdyosunun, kendi kadrosuyla yazılım geliştirerek kendi üretim araçlarına sahip olmayı hedeflemesiyle başlamıştır. Chris Jones adlı bir sanatçı tarafından açık kaynak kodlu ve ücretsiz bir yazılım olan Blender uygulaması kullanılarak kısa sürede yapılabilmektedir. Bu tür bir çalışmayı yapmak eskiden haftalar, hatta aylar sürerdi. Yapıp bitirdikten sonra da her bir görselin tek tek güçlü bilgisayarlar tarafından hesaplanması yani “render edilmesi” gerekirdi. Mesela bilgisayarla yaratılan ilk film karakterlerinden biri olan Jurassic Park filmindeki dinozorların her bir karesinin hesaplanması o yıllarda dünyanın en güçlü bilgisayarları kullanılmasına rağmen 12 saat sürüyordu. Her bir kare 12 saat. 1 saniyede en az 24 kare var. Buna rağmen hesaplarsanız 30 saniyelik bir görüntünün sadece “render edilmesi” 360 gün tutuyordu. Bugün artık cebimizde taşıdığımız en ilkel telefon bile o zamanki bilgisayarlardan çok daha hızlıdır.

Günümüzde, 3 boyutlu çok gerçekçi dijital insanlar, Kopyalar, Avatar’lar, MetaHuman’lar, artık bunların anında, tamamen gerçek zamanlı olarak üretilebiliyor. Özel tasarımlı, MetaHuman Creatures(Dijital İnsan Oluşturucular) ve  Şirketler son sürat çalışıyor! Her şey en ince detayına kadar düşünülüyor. İstenilen değişiklikler yapılabiliyor, istenilen canlıya veya objeye adapte edilebiliyor, arzuya göre animasyonlar kurgulanabiliyor, eklenebiliyor. Işığın kırılma özelliği bile dikkate alınarak, MetaHuman’larımız planlanabilmekte ve üretilebilmektedir. Son derece gerçekçi görünümlü kopyalar, tek bir hamle ile de, tüm spesifik özellikleri muhafaza edilerek, bir başka farklı karaktere değiştirilebiliyor.

İçinde yaşadığımız dünyanın da, bir dijital kopyası yapılabilecektir. Fabrikalar, iş yerleri, atölyeler, mağazalar, süpermarketler, bürolar bir yana, içinde MetaHumanların, Avatarların çalıştırılacağı şehirlerin bile dijital ikizleri oluşturulabilecektir veya oluşturulmaktadır. Şimdiden evrensel boyutta bazı şirketler, kendi Metaverselerini oluşturma telaşına düşmüşlerdir. Her şeyin bir dijital kopyası üretiliyor şimdi. Dijital evrenler bile kurgulanmakta… Dijital evrenlerde, dijital insanların(!) avatarların çalıştırıldığı dijital fabrikalar neden olmasın! Pastadan pay almak gerek zira…

Dijital Dünyada, Dijital Devletler olacak, sistem BlockChain üzerine kurulacak, nakit para kalkacak, kripto para her şeye hakim olacak, halen 135.000 değişik kripto para birimi üretilmiş durumda ve devamlı da artıyor, her durumda nasıl karar vereceğini ve nasıl hareket edeceğini  hesaplayan ve bilen(!) otonom araçlar geliştirilmiş zaten,  üretilen her şey Metaverse’e uyumlu hale gelmek mecburiyetinde kalacak, çok farklı hizmetler sunsalar da, birbirleri ile koordinasyon içinde olmak üzere her sistem kendi Metaverse’ünü tesis edecek, insan bedeni veri deposu olarak kullanılacak, insanlar tembelleştirilip hayatın tadını ve hazzını kolay, kestirme ve ucuz(!) yoldan teminine alıştıracak ve hatta mecbur edecekler.

Dijital vatandaşlık, sanal kimlik, sanal pasaport, ve daha neler neler hayatımıza girecek. Nüfus planlanabilecek, üremesine müsaade edilenler ve edilmeyenler diye toplum sınıflandırılabilecektir. Hatta cinsiyet ve cinsellik diye bir kavram da olmayabilecektir. Uniseks giysiler, hümanist(!) eylemler, eşcinsel filmler, gösteriler, reklamlar, aktiviteler ne için yapılıyordu, yaptırılıyordu ve destekleniyordu sanıyorsunuz. “Yeni Din, Yapay Din” de var artık! Yapay yumurta ve spermler, yapay DNA, yapay rahimlerde neden üretilmesin ki… Gen dizilimini biliyoruz artık! CRISPR Cas9 sistemi elimizin altında. Allah korkusu da olmadıktan sonra, her şey mubah! Dünya hayatının, Cihan Nizamının ve Kâinatın çivisi çıkmak üzere… Kimsenin umurunda değil.

Müslümanların(!) durumu; Kâfirler cezbede, gafiller secdede! Bilim ve Teknoloji ile kavgalı olursanız, katkı sağlamazsanız, taş taş üzerine koymazsanız, Allah’ın sadece çalışmanıza, gayretinize ve döktüğünüz tere bakarak rızıklandırdığından bihaberseniz(Necm 39), esaretiniz kaçınılmazdır.

Zira, özellikle büyük âlimlerin, matematikçilerin ve bilim insanlarının, genetik bir yatkınlıkları ve yakınlıklarından bahsedilse de, mağlûbiyet, zafere giden yol olsa da, öğrenmenin yolu, yanlış yapmaktan geçse de, Teknoloji, refah ve medeniyet  ile “İlim ve Bilim”i insan, “Kültür ve Sanat”ı toplum besler ve büyütür. Tecrübesi olmayan da, tercüme ile “bilim” yaptığını sanır. Kaynak olana delil, delil olana kaynak sorulmaz. Tarihin adil rüzgarı, şaklabanları, soytarıları, sahtekarları, hırsızları, hainleri, müfterileri ve nankörleri, sonunda savurup gübre kuyusuna gömer, amma fikir çilesi çeken paylaşımcı büyük ruhlar ve hayata katkı sağlamış insanlar, sonsuza kadar yaşamaya devam eder.

Acı, keder ve ıstırap bile, paylaşıldıkça tatlanır. Multidispliner bakış açısından mahrum aşırı uzmanlaşma, cehalet getirir. Bu sebepledir ki, Kâinat, Hayat  ve Sanat, interdisipliner, kooperatif, paylaşımcı ve müteselsil Matematiksel  bir denklemdir. Çünkü, paranın açamayacağı ve kapayamayacağı, matematikle birlikte, ilim ve bilim hariç, ne bir kapı, ne bir yol, ne de bir çene vardır. Çıkar yol, helalinden Bilim ve Teknolojidir. Bir makalemde, “Para! Para! Para! Sende ne din var, ne iman, ne adalet, ne dürüstlük, ne insanlık, ne hak, ne ahlak, ne de haya… Maskarasın! Maskara…” ifadesini kullanmış olsam da, helal yolla kazanımların bereketini de göz ardı etmemek gerektiğinin farkındayım.

Esaret istemiyorsak, Bilim ve Teknolojiden ödün vermemek ve kendi üretimimizi gerçekleştirmek ve istikbale matuf plan ve programlarımızı, hayat, insanlık ve “Cihanşümul Ülkü” adına icra etmek mecburiyetinde ve mesuliyetindeyiz. Rüyaların bile, dikkatle düşünüldüğünde, meçhulden gelen, bize ışık tutan ve yol gösteren mâlum ve hayâlî mesajlar olduğu fark edilir. Bazı sözler ise, ya temennidir, ya rüya, ya da ölüden menkul… Unutulmamalıdır ki, başkasının ıstırabını içinde hissetmeyenin de, mesûliyeti ve mecburiyeti vardır. Zaten her neye sahipsek, emanet değil midir ki bize… Kendimizin inanmadığı tövbe ve  icraatsız duayı, Allah’ın kabul edeceğine  inanmak da, safdillik ötesi, ahmaklık olur. Çalışan, gayret eden ve “İnsan” olanın, Allah’tan başka kimseden beklentisi, temennası ve “Ey Vallah”ı(!) olmaz. Mârifet, “ileri gelen” değil, “ileri giden” olmaktır! Nitekim, insan, kendini her şeyi ile hayaline, hedefine ve işine adadığı an, ancak o zaman “İlahi Takdir” de harekete geçer. Yükselişi mübalağalı olan herkesin, her müessesenin, her toplumun, her milletin ve her devletin, çöküşü de mübalağalı olur. Bu sebeple, itina, temkin, azim, sebat, gayret, istikrar, sabır, samimiyet ve ter dökmek gerektir.

Bu arada yeri gelmişken hatırlatmalıyım ki; insanların beyin karakterlerinin hormonlarla değiştirmesinin pek mümkün olmadığını farkında olan zihniyetin, bunun için proteinler ve mRNA teknolojisini kullanabileceklerini de unutmamalıyız! İnsansan, uyuma!

Her şeyden haberdar, ancak Nahl Suresi 75. Ayet ve Nisa Suresi 119. Ayetten bîhaber olan veri bankerleri, “Big Data”, “Tanrıcılık” peşinde olacak ve kendi “Levh-i Mahfuz”larını oluşturacak ve bu verileri, dijital diktatörlükten faşizme kadar, her sahada istedikleri şekilde kullanacaklardır! Ne yaptığımızdan ziyade, takip sistemleri ile, ne yapacağımızı öğrenerek, “Tanrıyı Oynamak” amaçları doğrultusunda, plan ve program yapacaklardır.

İklim konferansları, kullanılan takip sistemleri ve navigasyonlar ne içindir sanıyordunuz… Sosyal medya araçları, istihbarat örgütlerinden çok daha fazla bilgi barındırıyor hakkımızda! “Mars İmparatoru” olmak peşindekiler, ne düşünüyorlar zannediyorsunuz…

Anında 3 boyutlu modelleme işlemi ile üretilebilen Avatarlarımız, kopyalarımız, dijital temsillerimiz ve sanal kimliğimiz olacak. Herkesin, bir dijital kopyası, bir sanal kimliği Avatar’ı, bir MetaHuman’ı bulunacak paralel evrende artık! Gerçek zamanlı olarak, hareket ettirilebilecek olan Avatarlar, MetaHuman’lar, duygusal durumu da yansıtabilecektir.

Konferanslarda, toplantılarda “Nvidia Maxine” ile, mimiklerimiz anında kopyamıza, MetaHuman’ımıza aktarılacak, programlanabilecek, istediğimiz dille, birkaç yabancı lisanı aynı anda kullanabilecek, konuşabilecek ve toplantıdaki katılımcı insan yada kopyaları ile göz teması dahil, iletişim ve operasyon içinde bulunmak mümkün olacaktır.

İnsan gözünün çözünürlüğünde, sanal gerçeklik gözlükleri(VR) üretiliyor. Nitekim yakın zamanda, VR gözlükler, lens haline  de gelecektir ya… Hatta, sanırım çok değil 5 yıl sonra, bütün aracı enstrümanlara ihtiyaç kalmayacak! Z Kuşağı ve  Q Kuşağı, bu Metaverse’ü çok daha hızlı bir şekilde geliştirecektir. “Fantom Sense”(Hayalet Hisler) hiper gerçekçi hisler ve objeler algılanabilecek. Ancak, beyin bir müddet sonra gerçek ile sanal olanı birbirinden ayırt edemez hale gelecektir.

Sanal gerçeklik eldivenleri ise muhteşem… Dokunmak, el sıkışmak ve temas etmek mümkün. Birçok şirket kendi sanal gerçeklik eldivenlerini ve botlarını üretme peşinde.

Esas gaye, mükemmel insanların meydana getirdiği bir toplum oluşturmaktır!  Hemen burada şunu da ifade etmeliyim ki, Metaverse’ün esas hedefi aydınlanmış, bilim ve teknolojiye hakim olan ve takip eden entelektüel “LUCİFER” insanlar değil, sıradan kandırılmış insanlar olacaktır. Luciferler belki “sömüren”, diğer insanlar da “sömürülen” sınıfına dahil olacaktır. Nitekim, bu Metaverse sanallığını bir müddet sonra beyinler, gerçekmiş gibi kabullenebilecektir. İnsan öldükten sonra bile, bu Metaverse Âleminde, MetaHuman’ı Avatar’ı yaşamaya(!) devam edecektir.

Bu arada yine, insan beyninin muhteşemliğine vurgu yapmak için, şunu da hatırlatmak istiyorum. Japonların geliştirdiği, 82.000 işlemcisi bulunan ve Dünyanın en hızlı süperkompitürü olan “K Kompitür”, insan beynini simüle edebiliyor. Bu süperkompitür, beynin bir saniyede yaptığı aktiviteyi, ancak 40 dakikada yapabiliyor!

Endüstri 4.0 ve endüstri 5.0’ın doğuracağı problemlerden biri; “enerji ihtiyacına nasıl çözüm bulunacağı” konusudur. Ortaya çıkacak enerji sorununa nanoteknoloji ile çözüm bulmak mümkün gibi duruyor. Güneş enerjisi ve nanoteknoloji çözüm için muhteşem duruyor!  Zihin ve bedenin teknoloji ile buluştuğu nokta “teknolojik tekillik”tir. Teknolojik tekillik sonrası fiziksel ortam ve genişletilmiş gerçeklik (XR) iç içe geçecek. Bütün bu teknoloji ile birlikte, bir yandan ölümsüzlük iştah ve şehveti pompalanırken, diğer yandan, evrensel boyutta bir yok oluşun tehditleri savruluyor. Bütün bunlarla, insanoğlunun endüstri 5.0 ve endüstri 6.0 sürecine adapte edilmesi için zemin hazırlanıyor. Küresel iklim manipülasyonu, gıda ve su bu zemin için birer araç olarak kullanılıyor. Bilgi ve biyolojinin kesişimi olan biyoteknoloji, nanoteknoloji devriminin zeminini hazırlıyor. Bilgi ve fiziksel dünyanın kesişimi olan nanoteknoloji, insan bedenlerini ve beyinlerini yeniden tasarlamayı vaat ediyor.

Artık, “Korona” sonrası, “Küresel Hakimiyet” gayesi ile, Amerika ve Çin rekabet savaşlarının devam ettiği ve dengelerin değişmeye yüz tuttuğu günümüzde, her şey ve tüm insanlar, hatta tüm hayat unsurları, yeni bu dijital sisteme entegre olmak zorunda bırakılmaktadır. “Satın alma, kirala!” sloganının yaygınlaştırılarak, insanları çırılçıplak bırakıp, köleleştirme politikalarını hayata geçirmek için, enerji ve su kaynaklarını da kontrol altına alma yarışına girmişlerdir. Bütün bu şartlar altında, secdede kafirler, cezbede gâfiller olduğu müddetçe, insanlığın ayağa kalkabileceğini düşünemiyorum. Nitekim, ihtiyacı giderilmeyen organizmanın ihtiyacını, organizma bir şekilde giderir!

Yeri gelmişken, Amerika’da askeri okullarda ders olarak okutulan Chemtrail’den de kısaca bahsetmek istiyorum. Uçakların yüksek irtifada uçarken egzozlarından çıkan dumanın yoğunlaşması sonucu  semada görünür hale gelen izlerinde, radarlardan korunmak için(!) planlandığı iddia edilen, bazı kimyasallar bulunmaktadır. Bunların Alüminyum, Baryum, Stronsiyum, Arsenik, Kadmiyum, Kalsiyum, Krom ve Florür gibi bazı nanopartiküllerin olduğu belirtilmektedir.

Havanın bile bir silah olarak kullanılması planlanan günümüzde, gıda, bitki örtüsü, iklim, meteorolojik hadiseler, doğa olayları, sis, duman, fırtına, yağmur gibi oluşumların kontrolü ve manipülasyonu, gayeye matuf olarak, planlayıcılara ve müttefiklerine avantaj sağlayabilmektedir. Bir savaş taktiği olarak da kullanılabilmekte ve suların zehirlenmesinden, sis ve bulut oluşturma veya yok etmeye, zararlı maddeleri ve ağır metalleri belli bölgelere serpiştirmeye, gıdaları ve ürünleri zehirlemeye, kuraklık için zemin hazırlamaya, iklimi kontrol etmeye, hava koşullarını değiştirmeye, yapay bulutlara, güneş ışınlarını yapay bulutlarla maskelemeye, engellemeye, hayatın ve evrenin dengesini bozmaya kadar bir çok sahada etkili olabilmektedir. Sahipsiz sandıkları gök yüzünde at oynatanlar, kendi menfaatleri için, Dünyayı ve hayatı kontrollü bir şekilde(!) ateşe vermekten çekinmemektedirler. 

Sürdürülebilir ekonomik çalışmalarla birlikte, Dünyanın yörüngesine müdahale edilerek, Güneş’in çevresindeki normal olağan eliptik seyrini geriye çekip, iklim değişikliği manipülasyonları ve sıcaklık artışını azaltma projeleri halen devam etmektedir.

Diğer taraftan, bilimsel müktesebat, tecrübe ve hafızanın nakledilmesi çalışmaları da sürmektedir. Radyasyondan etkilenmeyen ya da az etkilenen Prion Proteinleri, çok sağlam olup, öldükten sonra bile günlerce hafızayı muhafaza edebilmektedir. Gerekli arındırma işlemlerinden sonra Prion Proteinleri ve polietilen glikol aracılığı ile hafızanın nakledilebilmesi için çalışmalar halen devam etmektedir. Gerekli teknolojik ilerlemeler kaydedildikçe, istikbalde her yönü ile birlikte hafızanın saflaştırılıp muhafazası ve nakledilmesi mümkün olabilecektir! Hafızalar, sahipleri tarafından satışa da sunulabilecektir!

Bununla birlikte Prion salgınları da çok tehlikeli olabilmektedir. Deli Dana Hastalığı da bir Prion Hastalığıdır. Prion proteinleri toprağa ve oradan da, bitki, meyve ve mahsullere geçebilir ve dolayısı ile de hastalığı insana bulaştırabilir. Ard niyetli, insanlıktan nasiplenmemiş zalimlerin yapmayacağı kötülük yoktur! Kötü ve muhteris emelleri uğruna, her türlü salgını planlayıp, en kolay ve ucuz yoldan, insanlığı ve hayatı zindana çevirebilirler!  Semayı ve Fezayı sahipsiz sanan zalimler, şimdi de havayı, bakteri ve virüsleri de bir silah olarak kullanmak ve iklimi kumanda etmek için, gök yüzünde  at oynatıyorlar!

Bu çok mühim ve tedbir gerektiren Metaverse konusunu, ders çıkarmak açısından, çok değerli bulduğum ve paylaşmak istediğim; “Sorulacak çok soru var ve siz sormazsanız ve sürece dahil olmazsanız, birileri bu soruları sorup, cevapları da kendisi verecek. Unutmayın: Metaverse’ü inşa etme işine girişenler, seçim sonuçlarını değiştirdiler, Myanmar’daki Müslüman soykırımının kendi platformlarından koordine edilmesine engel olmadılar, platformları üzerinden yapılan insan kaçakçılığını önleme konusunda doğru düzgün hiçbir adım atmadılar, kız çocuklarının %32’sinin psikolojisini kötüleştirdiğini ve bazılarının intiharı düşünmesini pekiştirdiğini bildikleri halde aynı algoritmaları çalıştırmaya devam ettiler, aşı karşıtlığı gibi hatalı ve tehlikeli akımlara platform verdiler; sadece 12 sahtekar tarafından yayılan yalanları on milyonlarca kişiye ulaştırarak, belki on binlerce insanın ölümüne göz yumdular; gerçek dünyadaki sosyal ilişkileri ve bağlantıları modellediğini iddia ederken, gerçek dünyada asla karşılaşmayacağınız düzeyde zorbalığı, trollüğü, yalancılığı, sahtekarlığı hayatlarımıza soktular. Metaverse’ün kimseye ait olmayacağını söyleyenler, isimlerini “Meta” olarak değiştirdiler. Birbirimizle ve evren ile duyularla zenginleştirilmiş böyle bir bağ kurabilmek harika bir fikirdir. Metaverse, harika bir fikirdir. Ancak öte evrenimiz ve gerçeklik algımız, neoliberal kapitalist bir siyasal sistemin üzerine inşa edilecek olursa; eşitsizliği çok daha farklı boyutlarda derinleştirecek bir canavar yolda demektir.”

(https://evrimagaci.org/metaverse-nedir-ve-neden-cok-onemlidir-yasamlarimizi-dijital-bir-evrene-tasiyabilir-miyiz-11135) cümleleri ile kapatmak istiyorum.

Biliyorum, çok karamsar bir tablo çizdim. Gönlünüzü almak için konuyu değiştirmek ve bir arzumu, “Bir Sevgili Hicran Hasreti…” ve “Dil” bozulunca, “Din”in de bozulacağı düşüncesi ile, sizinle paylaşmak istiyorum:

Şöyle Segahtan, Kürdîli Hicazkârdan Hüzzama, Rasta, Uşşaktan, Beyatiden, Nihavendden Sultaniyegaha fasıl yapabileceğim bir Ûdî Sevgilim olsa diyorum.

O bana;

“Dargın gibi her bir bakışın başka sitemdir

 

Sînemdeki sevdan, bana bir tatlı elemdir

 

Yar yar diyerek, hep yazıyor, ağlıyorum ben

 

Gözyaşlarımın şahidi, yorgun bu kalemdir…

 

https://youtu.be/H3t2RmYaDl0” dese,

 

ben de O’na;

 

“Kaçma Canım, Gitme Aşkım, Bitme Sevgim Dur Biraz!

 

Yandı Bağrım Hasretinden, Soldu Rengim, Dur Biraz!

 

Vuslatınla Dindir Artık Gel de Sonsuz Hasreti,

 

Al Emanet Sende Kalsın, Aşkta Dengim Dur Biraz!

 

https://www.youtube.com/watch?v=FeRg3kfcIjI” desem,

 

sonra O;

 

“Sen baharsın, ben hazânım, gülşen ister her gönül.

 

Böyle bir gülzâre meftûn bülbüle, gül, der gönül.

 

Bir çözümsüz sır içinde, geçmeden fânî ömür,

 

Gel bu sevdâ bahçesinden, bir demet gül der, gönül!

 

https://youtu.be/AWMAVM9Sa3U” dese,

 

ben O’na;

 

“Bu mecliste güfteler, hem mâzi hem âtîdir.

 

Fasl-ı hazana nisbet son beste beyâtîdir.

 

Bir şâirin gönlünde mızrab semaya durmuş,

 

Sazda naz, elde niyâz, bu ayın hayâtîdir!

 

https://youtu.be/ZHlN88Akb0g” desem.

 

O hicranî bakışla dönüp bana;

 

“Geçti aylar, geçti yıllar, beklerim, gelmez sesin.

 

Hasretin gönlümde âteş, şimdi bilmem neredesin.

 

Sızlayan kalbim Nevâ, hicrinle Sûznâk, Bûselik,

 

Ben rubâîlerle mecnûn, Sen Nihâvend bestesin!

 

https://youtu.be/dQmx8bQEnCI” dese,

 

ben de O’na;

 

“Koynumda hep hayalin, cananım seninleyim.

 

Ruhumun yağmuruyla, kapındaki köleyim.

 

Sen gülümse daima, ben mahkum tufanlara,

 

Gözlerim gözlerinde, kollarında öleyim!

 

desem ve böylece sürüp gitse…

 

(İsmail Hakkı AYDIN, Güfteden Besteye, Girdap Kitap, 2018, İstanbul).

 

Evet… Bütün bu karamsar tablonun üstüne iyi gelmiştir sanırım.  Ama ne yapayım ki, görünen köy kılavuz istemiyor. Emareler çoktan belirmiş de, akl-ı selim sahibi bir uyanışa, bir harekete acil ihtiyaç var. Herkesin üstüne düşen görevi yapması şarttır! İstikbale hakim olmak için, ücretini bugünden ödemek gerekir. Nitekim ben de, öğrenmek için öğretiyor,  dikkat çekiyor,  anlamak için anlatıyorum. Zira, öğretmek öğrenmek, anlatmak anlamaktır. Gerisi de ahmaklık…

 

Bu “Holistik Çağ ve İnsan Sonrası, Metaverse, Yaşam 4.0” başlıklı satırlarımızı, biraz da bilim felsefesi yaparak bitirmek istiyorum.  Bir vuslatsız hasret  yolcusunun, münzevî ve mütevekkil sadâkati var içimde… Istırabın matematiksel formülü , çekene göre değişir. Şartlığı bir başka şarta şartlanmış şart, şartlıktan çıkar! Dönüp baktım kendime… Her ne varsa bende, emanetmiş meğer, senedi “SEN”de… Hicran’a mülteci oldum. Sığınma hakkı da yokmuş! “Kadın”ın dini, mezhebi ve meşrebi olmazmış. Sözün nihayeti var da, sükutun ne bidayeti var ne de nihayeti…

 

…ve AŞK… Aşk, cezbeye müebbed mahkûmiyettir. Yaklaştıkça iter, kaçtıkça çeker. Aşık maşukuna, can cananına, insan da sevdiğine benzer ve hiç ayrılmazlar.  Ne “kadın”dan daha “zayıf”ı ve “kötü”sü, ne de daha “güçlü”sü ve “iyi”si bulunur. Vuslat olmuş ki, hasret var nitekim.

 

Hicran! Alın yazısını silemez insan. Kim, kimin için yanmış ki Âlem’de. Sen de benim için yanasın. Ben kendimi affetmiyorum ki, seni de affedeyim!

 

… ve GECE…  Hem evveldir, hem âhir, hem varlıktır, hem yokluk, hem vuslattır, hem hasret, hem merhabâdır, hem el vedâ, hem hayırdır, hem de şer, hem doğumdur, hem ölüm, hem müjdedir, hem diriliş… Ve gece, en güzel kadını örter.

 

Hayatım; yaralı hafızam, incinen hatıram ve ihanete uğrayan hayalimdir. Ârafta bıraktığım hâtırâlarım, Bâkî Âlemin kapısında pusuda… “Âh”lar da, “Vâh”lar da, cümlesi Allah’a çıkar. Keşke, “Hayy”dan gelip, “Hû”ya gidebilseydik…

 

Mutad olduğu üzere, hiç duyulmamış, dumanı üstünde, yeni aforizmalarımızın konu ile alakalı bazılarını buraya alalım.

 

*Genom, Biyolojimizin bilgi iskeleti ve omurgasıdır.

 

*“İnsan” olanın, Allah’tan başka kimseden beklentisi, temennası ve “Ey Vallah”ı(!) olmaz.

 

*Müslümanların(!) durumu… Kâfirler  cezbede, gafiller secdede!

 

*Semayı ve Fezayı  sahipsiz sanan zalimler, şimdi de havayı bir silah olarak kullanmak ve iklimi kumanda etmek için, gök yüzünde at oynatıyorlar.(Chemtrail)

 

*Bir gün, kullandığımız aletler bile, iletişime geçerek bizi yönlendirebilecek ve kontrol altına alabilecektir.

 

*Akıllı evler de, veri bankerlerinin hizmetinde…

 

*Beynin karakterini ve eğilimini, hormonlarla değil, mRNA teknolojisi kullanılarak, proteinlerle değiştirilebilmek mümkündür.

 

*Yapay “DİN”, yapay “DNA”, yapay “sperm”, yapay “yumurta” ve yapay “rahim”ler yolda…

 

*“Mükemmel İnsan”ların meydana getirdiği bir “Dünya” planlanıyor.

 

*Cinselliğin ve cinsiyetin olmadığı bir “Dünya”nın ayak sesleri kulaklarımızda…

 

*Metaverse’de yaşananlar “sanal” olsa da, beyin  onu “gerçek” olarak kabul eder.

 

*Yapay Zekanın en son merhalesi, “Taklit İnsan”dır.

 

*Acı, paylaşıldıkça tadlanır.

 

*Öğrenmek için öğretiyor, anlamak için anlatıyorum. Nitekim, öğretmek öğrenmek, anlatmak anlamaktır.

 

*Düşünce, beynin elektromanyetik frekansının mahsulüdür.

 

*Büyü, bir anlamda zihin kontrolüdür.

 

*“Dil” bozulunca, “din” de bozulur.

 

*”İlim ve Bilim”i insan, “Kültür ve Sanat”ı toplum besler ve büyütür.

 

*Satırları çizilmemiş kitap, okunmamıştır!

 

*Özür dilemek, yalancılık ve sahtekarlıktır! Kabul etmek ise, ahmaklık…

 

*İstikbale hakim olmak için, ücretini bugünden ödemek gerek.

 

*Ne “kadın”dan daha “zayıf”ı ve “kötü”sü, ne de daha “güçlü”sü ve “iyi”si bulunur.

 

*Gece, en güzel kadını örter.

 

*Aşık maşukuna, can cananına, insan da sevdiğine benzer ve hiç ayrılmazlar.

 

*Düşünce ustalık, sükunet metanet, huzur sabır gerektirir.

 

*Hayatım; yaralı hafızam, incinen hatıram ve ihanete uğrayan hayalimdir!

 

*“Şair mutasavvıf” olmaktan ziyade, “mutasavvıf şair” olmak yeğdir.

 

*Bazı sözler, ya temennidir, ya rüya, ya da ölüden menkul…

 

*Mârifet, “ileri gelen” değil, “ileri giden” olmaktır!

 

*Öğrenmenin yolu, yanlış yapmaktan geçer.

 

*Mağlûbiyet, zafere giden yoldur!

 

*Tecrübesi olmayan, tercüme ile “bilim” yaptığını sanır!

 

*İnsan, kendini her şeyi ile işine adadığı an, “İlahi Takdir” de harekete  geçer.

 

*Büyük matematikçilerin, genetik bir yatkınlıkları ve yakınlıkları vardır.

 

*Tarihin adil rüzgarı, şaklabanları, soytarıları, sahtekarları, hırsızları, hainleri, müfterileri ve nankörleri, sonunda savurup gübre kuyusuna gömer, amma fikir çilesi çeken büyük ruhlar, sonsuza kadar yaşamaya devam eder.

 

*Kaynak olana delil, delil olana kaynak sorulmaz!

 

*Paranın açamayacağı ve kapayamayacağı, ne bir kapı, ne bir yol, ne de bir çene vardır!

 

*Para! Para! Para! Sende ne din var, ne iman, ne adalet, ne dürüstlük, ne insanlık, ne hak, ne ahlak, ne de haya… Maskarasın! Maskara…

 

*İnanmadığın tövbe ve duanı, Allah’ın kabul edeceğine inanma!

 

*Şartlığı bir başka şarta şartlanmış şart, şartlıktan çıkar!

 

*Dönüp baktım kendime… Her ne varsa bende, emanetmiş meğer. Senedi “SEN”de!

 

*Hicran’a mülteci oldum. Sığınma hakkı da yokmuş!

 

*Zamanın durduğu tek bir yer vardır. BEYİN!

 

*Sözün nihayeti var da, sükutun ne bidayeti var ne de nihayeti…

 

*Aşk…  Yaklaştıkça iter, kaçtıkça çeker!

 

*Kim, kimin için yanmış ki Âlem’de!  Sen de benim için yanasın.

 

*Hicran! Alın yazısını silemez insan.

 

*Istırabın matematiksel formülü , çekene göre değişir.

 

*Vuslat olmuş ki, hasret var!

 

*Keşke, “Hayy”dan gelip, “Hû”ya gidebilseydik…

 

*“Kadın”ın dini, mezhebi ve meşrebi olmaz!

 

*Kâinat, Hayat  ve Sanat, müteselsil Matematiksel  bir denklemdir.

 

*GECE… Hem evveldir, hem âhir, hem varlıktır, hem yokluk, hem vuslattır, hem hasret, hem merhabadır, hem el vedâ, hem hayırdır, hem de şer, hem doğumdur, hem ölüm, hem müjdedir, hem diriliş…

 

*Aşk, cezbeye müebbet mahkûmiyettir!

 

*Ârafta bıraktığım hâtırâlarım, Bâkî Âlemin kapısında pusuda…

 

*“Âh”lar da, “Vâh”lar da, cümlesi Allah’a çıkar!

 

*Kendimi affetmiyorum ki, seni de affedeyim!

 

*Bir vuslatsız hasret yolcusunun, münzevî ve mütevekkil sadâkati var içimde…

 

*Başkasının ıstırâbını içinde hissetmeyenin de, mes’ûliyeti vardır!

 

*Herkesin ömrü, cümlesi kadardır.

 

*İnsan toprak peşinde, toprak da insan peşinde…

 

*Herkes çocuklarının üstün zekalı olduklarını söylüyor da, etraf geri zekalıdan geçilmiyor. Vardır bunda da bir hikmet!

 

*Yükselişi mübalağalı olan herkesin ve her müessesenin, çöküşü de mübalağalı olur!

 

*İster inan, ister inanma! Beynin hep yanında…

 

*Metaverse, versus Universe…

 

*Metaverse; herkesin, istediği her şeyi, herkesle, her zaman, her yerde, süresiz ve sınırsız yapabilmesi ve yaşayabilmesidir!

 

*Metaverse; Ayet Ötesi…

 

*Aşırı uzmanlaşma, cehalet getirir!

 

*Rüya, meçhulden gelen mâlum mesajdır!