Yalanlarına Rağmen Yalnızlaşan Paşinyan
Öznur Küçüker Sirene
'Bundan Böyle Bana Sofi Değil Meryem Deyin'
13.10.2020 Tuesday 15:23

Türkiye’nin Dağlık Karabağ’da Azerbaycan’a sağladığı koşulsuz ve etkili destek karşısında ABD ve Rusya gibi dünya güçlerinin tepkisizliği, Le Monde gazetesine konu oldu.

Le Monde gazetesinin köşe yazarı Alain Frachon, bugün yayınlanan son yazısında Türkiye hakkında ilginç yorumlarda bulundu.

Frachon, "Devasa hırslı bölgesel bir güç olan Erdoğan'ın Türkiye'si, Kremlin ve Beyaz Saray'la dalga geçiyor" başlıklı yazısında, Ankara'nın Dağlık Karabağ meselesinde oynadığı etkili rolü ele alıyor.

Fransız gazeteci, "orta ölçekli bir güç" olarak nitelediği Türkiye'nin, Dağlık Karabağ meselesinde Azerbaycan'a destek sağlayarak nasıl ABD ve Rusya gibi iki önemli dünya devine söz geçirdiğini izah ediyor.

"Erdoğan, ne Moskova ne de Washington'dan korkuyor. Uluslararası sahnede öngörülemeyen kışkırtıcı Türk Recep Tayyip Erdoğan, dev iştahı ve cüretiyle, bu dünyanın devlerine meydan okuyor. Erdoğan, Kafkasya'da günümüzün gerçeklerinden birini de gözler önüne seriyor : Orta sikletler, ağır sikletlere söz geçiriyor", yazan gazeteci, Türkiye karşısında iki önemli dünya gücünün etkisiz kaldığına vurgu yapıyor.

Türkiye’yi "müttefiklerine" haber vermeden, son 33 yılda çok kez ihlal edilen ateşkeslerle çözüm bulunamayan Dağlık Karabağ savaşını yeniden fitillemekle suçlayan gazeteci, ABD ve Rusya'nın, bütün bu olan bitenler karşısındaki tepkisizliğine dikkat çekiyor.

Frachon, "Bir NATO üyesi olan Türkiye bunları yaparken ABD'nin liderliği nerede?", "Türkiye tarafından desteklenen eski bir Sovyet cumhuriyeti Azerbaycan, bir başka eski Sovyet cumhuriyeti Ermenistan'a saldırdığında, Rusların geleneksel "nüfuz bölgesi"ndeki üstünlüğü nerede?", diye soruyor.

Türkiye, bir dünya gücü olma yolunda ilerliyor

Aslında Le Monde gazetesinin bu yazısından çıkarılacak en önemli mesaj, Türkiye’nin artık geliştirdiği taktiklerle uluslararası sahnede sözü geçen, dünya devlerinin bile dikkate aldığı ve karşılarına almak istemeyecekleri bir güç haline geldiği.

Daha 20 yıl öncesine kadar, uluslararası meselelerde sadece "seyirci" olmayı tercih eden Türkiye, artık gelişmiş savunma sanayii, genç, vatansever ve dinamik nüfusu, köklü tarihi ve kültürü, etkili istihbarat ağı ve de her şeyden önemlisi jeostratejik öneme sahip konumuyla, dünyada "oyun kurucu" veya "oyun bozucu" bir rol oynuyor.

Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’de özellikle Batılı Devletlerin müzakere masalarında saf dışı bırakmak istedikleri Türkiye, kendi bağımsız stratejilerini belirleyerek beklenilenin tam aksine bu bölgelerin kaçınılmaz gücü haline geldi.

Dağlık Karabağ meselesinde de, Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal eden Ermeni güçlerin birçok dünya gücünden destek almalarına rağmen, Türkiye, kültürel, dini ve tarihi bağları olan Azerbaycan’a koşulsuz destek sunmaktan çekinmedi. Türkiye’nin desteği, Dağlık Karabağ savaşının seyrini Azerbaycan’ın lehine değiştirirken, soruna yaklaşık 30 yıldır etkili bir çözüm getiremeyen Fransa, Rusya ve ABD üçlüsü de olaylara seyirci kalmakla yetiniyor.

Kısacası, Le Monde gazetesi bugün "yükselen Türkiye’nin ayak seslerini duymaya başladık" demiş. Türkiye’nin iç istikrarını bozmak için kurgulanması muhtemel planlar da boşa çıkarılırsa, gelecek yıllarda Türkiye’nin dünyada çok daha büyük bir öneme sahip olacağı aşikar.

08.10.2020 15:19

Azerbaycan ve Türkiye’ye karşı yürüttüğü bütün kara propagandasına rağmen, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, cephede aslında hiç olmadığı kadar yalnız. Paşinyan ile Batılı liderler ve Putin arasındaki telefon trafiği ve Ermeni diyasporasının desteği bile, bu sefer, Ermenistan’ı Dağlık Karabağ meselesinde haklı çıkarmaya yetmeyebilir.

Topraklarının yüzde yirmisi işgal altında olan Azerbaycan’a karşı yapılan haksızlıklara ve en büyük destekçisi olan Türkiye’ye uygulanan bütün baskılara rağmen, onuncu gününe yaklaşan savaşın gidişatı, Azerbaycan’ın lehine seyrediyor. Azerbaycan silahlı kuvvetleri, bugüne kadar Ermenistan işgali altında bulunan 22 yerleşim yerini işgalden kurtarmayı başardı.

Görünürde Rusya ve Fransa gibi iki büyük gücün desteğini alan Ermenistan için ise işlerin tam da hayal ettiği şekilde ilerlememesi nedeniyle, eski bir gazeteci ve editör olan Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, son yüzyılın en önemli silahlarından birini kullanmayı tercih ediyor : uluslararası kamuoyunu kendi tarafına çekmek amacıyla, asılsız iddialar üretme, kendini acındırma politkası ve dördüncü kuvvet olarak kabul edilen medyalar üzerinden kara propaganda çalışmaları.

Yalanlardan ilki, Ermenistan ordusuna ait bir Su-25 uçağının güya Türkiye'ye ait bir F-16 uçağı tarafından düşürüldüğü yönündeydi. Bu bilgiyi doğrulamak için kanıt bile sunamayan Paşinyan, ayrıca, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinden “binlerce terörist ve paralı askeri” bölgeye taşıyarak askeri olarak Azerbaycan'ın yanında yer aldığını da iddia etti.

Her iki iddianın da Türkiye’nin “uluslararası barışı tehdit eden ve terör destekçisi bir Devlet” olarak ilan edilmesi yönünde beklenilen etkiyi yaratamaması üzerine, Paşinyan, Batı’nın tam desteğini sağlayabilmek için, yeni bir strateji üretti: Avrupa ülkelerini ve kamuoyunu kapılarına dayanmış sözde “Türkiye tehdidi” konusunda uyarmak.

Paşinyan’dan mağdur siyaseti

Dünyanın en önemli medya organlarında yer edinmiş Ermeni diyasporasının da desteğiyle Le Figaro, France 24, Bild, New York Times gibi uluslararası etkiye sahip gazete ve kanallara demeç veren Paşinyan, bütün konuşmalarında, kendini acındırmak için sözde Ermeni soykırımına da değinerek bölgede Türkiye’nin oluşturduğu “tehlikeye” vurgu yapmaya başladı.

Fransız Le Figaro gazetesine açıklamalarda bulunan Paşinyan, “Durum 2016 yılında yaşanan çatışmalardan çok daha ciddi. Bunu 1915’teki 1.5 milyondan fazla Ermeni’nin katledildiği durumla kıyaslamak uygun olabilir. Geçmişi inkâr eden Türkiye devleti, bir kez daha soykırım yolundan ilerliyor” dedi.

Avrupa kamuoyuna korku salmayı amaçlayan Ermenistan Başbakanı, aynı şekilde, Alman Bild gazetesinde de “Avrupa jeopolitik durumu iyi değerlendirip bu duruma el koymazsa, Türkleri Viyana kapılarında görür” ifadelerini kullanarak AB ülkelerine uyarılarda bulundu.

France 24 kanalındaki konuşmasında da Paşinyan’ın verdiği mesajlar farklı değildi. Ermenistan’ın Türkiye'nin kuzeye ve doğuya doğru genişlemesine karşı önündeki son engel olduğunu belirten Paşinyan, Türkiye’nin bir “Türk imparatorluğu” kurmayı hayal ettiğini iddia etti.

Son olarak, Amerikan New York Times gazetesine verdiği demeçte, Paşinyan, ABD Başkanı Donald Trump ile Türkiye'nin Dağlık Karabağ'daki rolünü görüşme sözü aldığını ancak bu görüşmenin Trump'ın koronavirüse yakalanmasıyla gerçekleşemediğini söyledi.

Azerbaycan Dağlık Karabağ'ı Ermenistan'dan geri almaya bu sefer daha yakın

Azerbaycan’ın Ermenistan’a göre hem askeri açıdan hem de mühimmat anlamında oldukça üstün olduğu ve Türkiye’nin de Azerbaycan’a verdiği koşulsuz destek göz önünde bulundurulduğunda, aslında Ermenistan’ın, Dağlık Karabağ meselesinde giderek daha da yalnızlaştığı söylenebilir.

Her ne kadar Rusya, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü üzerinden Ermenistan'a güvenlik garantisi verse de, bu garanti uluslararası toplum tarafından Azerbaycan'ın parçası olarak tanınan Dağlık Karabağ'ı kapsamıyor. Ayrıca Rusya, silah sattığı Azerbaycan ile ilişkilerini de bozmak istemiyor. Bu nedenle, Dağlık Karabağ sorunu daha büyük ve uzun süreli bir çatışmaya dönüşerek Rusya’nın Güney Kafkasya’daki çıkarlarını tehlikeye sokmadan, Moskova meseleye müdahil olmak istemeyecektir.

Ayrıca, Putin’in Batı’ya yakınlığı nedeniyle Paşinyan’dan pek de haz etmediğini de eklemek gerekir. Hatta öyle ki canlı yayında gazetecilere siyasi gündem hakkında açıklamalarda bulunan Putin, kameralar önünde, kendisini arayan Paşinyan’ın yüzüne telefonu bile kapattı.

ABD ise Trump’ın koronavirüse yakalanması, pandeminin ülkede yol açtığı sosyoekonomik sıkıntılar ve yaklaşan Başkanlık seçimleri nedeniyle meselede aktif bir rol oynamayacaktır.

Aynı şekilde, Fransa Ermenistan’a dayanışma mesajları verse de, AB’nin üye ülkeleri arasında ortak bir tutum sergilemekteki başarısızlığı nedeniyle bu meselede de etkili bir dış politika izleme ihtimali çok düşük.

Ermenistan’a silah desteği sağladığı iddia edilen İran’ın bile Azerbaycan’la gelişen ilişkileri nedeniyle mesele hakkında temkinli açıklamalarda bulunduğu gözlemleniyor.

Sonuç olarak, ülkelerin büyük çoğunluğunun ortak tutumu, hem Azerbaycan hem de Ermenistan ile ilişkilerini bozmadan “ateşkes” çağrısında bulunmak. Böyle bir ortamda, Ermenistan’ın başvurabileceği tek yol, uluslararası toplumu Azerbaycan ve Türkiye’ye karşı kışkırtarak son hız mağdur politikasını devam ettirmek.

Ancak bu sefer, elindeki bu güçlü koz bile, işgalci ülkesinin haksız saldırılarına meşruluk kazandırmaya yetmeyecek gibi gözüküyor.

06.10.2020 17:41