Libya İle Askeri Anlaşmaya HDP ve İYİ Parti’den Muhalefet Şerhi

Anlaşmayla ilgili TBMM Dışişleri Komisyon raporuna muhalefet şerhi yazan HDP, “İçerik olarak bu mutabakat muhtırası bir savaş tezkeresidir” dedi. İYİ Parti de Erdoğan'ın açıklamalarının 'geniş kapsamlı askeri işbirliği öngördüğünü' söyledi.

Libya İle Askeri Anlaşmaya HDP ve İYİ Parti’den Muhalefet Şerhi

Libya İle Askeri Anlaşmaya HDP Ve İYİ Parti’den Muhalefet Şerhi

Türkiye ile Libya Devleti Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası TBMM Genel Kurulu’nda Cumartesi günü görüşülecek. Mutabakat muhtırasının TBMM Dışişleri Komisyon raporuna, CHP’nin yanısıra HDP ve İYİ Parti de muhalefet şerhi yazarak, neden karşı olduklarının gerekçelerini anlattı.

HDP: İÇERİK OLARAK BU MUTABAKAT MUHTIRASI BİR SAVAŞ TEZKERESİDİR

TBMM Dışişleri Komisyonunun HDP’li üyeleri Serpil Kemalbay, Tülay Hatımoğulları ve Hişyar Özsoy imzasıyla verilen muhalefet şerhinde, "Libya’da iç savaşın devam ettiği bir süreçte, taraflardan biri olan Ulusal Mutabakat Hükümeti (diğer adıyla Trablus Hükümeti) ile yapılan anlaşmalar Türkiye’yi siyasi boyutla iç savaşa dâhil etmek anlamını taşımaktadır" denildi.  Deniz yetki sınırlarının belirlenmesini içeren mutabakat muhtırasının da bu kapsamda ele alınabileceğinin ifade edildiği muhalefet şerhinde HDP, şu görüşleri dile getirdi:

"Ancak yine Libya’daki iç savaşın taraflarından biri olan Trablus Hükümetiyle yapılan söz konusu Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası, Türkiye’yi sadece siyasi anlamda bir taraf yapmamaktadır, aynı zamanda askeri açıdan da Türkiye’yi taraf haline getirmekte ve fiilen Türkiye’yi Libya İç savaşının Trablus cephesine taşımaktadır. İçerik olarak bu mutabakat muhtırası bir savaş tezkeresidir.

AKP İktidarı, 18 Mayıs 2019’da Trablus Hükümeti’ne doğrudan destek mahiyetinde TSK envanterinde bulunan Kirpi tipi zırhlı araçlar başta olmak üzere ağır silahlar ve büyük miktarda cephane göndermişti. 18 Mayıs 2019’da yapılan bu askeri sevkiyatın hangi anlaşmaya veya hangi idari usule göre yapıldığına dair şimdiye kadar resmi makamlardan bir açıklamada bulunulmamıştır. Şimdi ise Trablus Hükümeti ile yapılan güvenlik ve askeri iş birliği anlaşması temelinde AKP İktidarının ‘danışman’ statüsüyle Trablus Cephesi’ne göndermeyi öngördüğü askeri personelin kaçınılmaz biçimde savaşa dâhil olacağı aşikârdır.

UYGULANABİLİRLİĞİ BİLE TARTIŞMA KONUSUYKEN…

Askeri ve diplomatik nitelikteki bu anlaşmanın tarafı olan Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti adındaki yapı, Kaddafi Rejimi’nin kanlı bir biçimde devrilmesi sonrasında kurulan hükümetin sadece bir parçası olmakla birlikte tüm muhaliflerin ortak çatısı olan Libya Ulusal Parlamentosu’nun bir bileşeniydiler. Ancak muhalifler arasında başlayan ayrılıklar nedeniyle Libya 3 ana parçaya bölünmüş durumda ve şu anda uluslararası alanda tanınan Ulusal Parlamento Trablus Hükümeti’ni tanımamaktadır. AKP İktidarının işbirliği içinde olduğu Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti ise Libya’nın sadece yüzde 10’unu kontrol edebilmektedir. Türkiye ile Libya arasında imzalanan deniz yetki alanında kıyıdaş gösterilen Libya toprakları Trablus Hükümeti’nin kontrolünde bile bulunmamaktadır.  Halife Hafter’in başında bulunduğu Libya Ulusal Ordusu, Libya’nın yüzde 70’ini kontrol etmekte ve her geçen gün uluslararası alanda desteği artmaktadır. Dolaysıyla bu mutabakat muhtırasının uygulanabilirliği bile tartışma konusuyken Deniz Yetki Sınırlarının belirlenmesine dair anlaşmada olduğu gibi bu askeri işbirliğine dair muhtıranın alelacele TBMM gündemine alınması siyasi ve diplomatik öngörüsüzlüğün tezahüründen başka bir anlam ifade etmemektedir."

İYİ PARTİ: ÇOK GENİŞ KAPSAMLI BİR ASKERİ İŞBİRLİĞİ ÖNGÖRMEKTEDİR

Mutabakat Muhtırasına ilişkin İYİ Parti’nin itirazları ise TBMM Dışişleri Komisyonu’nun Aydın Sezgin’in imzasıyla verilen muhalefet şerhinde anlatıldı. İYİ Partili Sezgin, söz konusu mutabakat muhtırasının, Libya Hükümeti ile 2011 sonrası dönemde bu konuda imzalanan ikinci metin olduğunu  belirterek, şu görüşleri dile getirdi:

"4 Nisan 2012 tarihinde imzalanan; 15/1/2013 tarih ve 6393 sayılı kanunla onaylanması uygun bulunan ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği Mutabakat Muhtırası’ siyasi istikrarsızlık ortamındaki Libya’da ulusal uzlaşıya katkı sağlamak amacıyla imzalanmıştır. Mutabakatın amacı, Libya’da devlet aygıtının yeniden yapılanması sürecinde, güvenlik güçlerinin teşkil edilmesine katkı sağlamak ve böylelikle Libya’daki istikrarsız ortamın bir an önce son bulmasını temin etmektir.

2012 mutabakatı kapsamındaki eğitim işbirliği faaliyetlerinin Türkiye’de gerçekleştirilmesi öngörülmüştür. Oysa, yeni mutabakat, muhtırası, çok daha geniş kapsamlı bir askeri işbirliği öngörmektedir ve 17 Aralık 2015’te imzalanan Libya Siyasi Anlaşması’na rağmen süren iç savaş ortamında imzalanmıştır.  Gerekçe bölümünde, muhtıranın askeri eğitim ve öğretime ek olarak savunma sanayii terörizmle ve yasa dışı göç ile mücadele ve talep olması halinde karşılıklı savunma ve güvenlik işbirliği ofisi kurulmasına ilişkin hükümler içerdiği belirtilmektedir.

Sayın Dışişleri Bakanı’nın Libya’ya muharip kuvvet gönderilmeyeceğine yönelik bir açıklaması bulunmasına rağmen Sayın Cumhurbaşkanı yaptığı bir açıklamada, bunun Libya’dan talep gelirse değerlendirilebileceğini belirtmiştir. Sayın Dışişleri Bakanı ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifadelerindeki çelişki bir yana, Sayın Cumhurbaşkanı’nın  bu açıklamalarını görüşmekte olduğumuz askeri işbirliği mutabakat muhtırasına dayandırıyor olması, aslında muhtıranın kapsamının çok daha  geniş olarak tasavvur edildiğini ve gerektiğinde Libya’ya asker göndermek için de bir zemin olarak değerlendirildiğini ortaya koymaktadır."

'EĞER GERÇEKTEN SEVR TEHLİKESİ VARSA…'

İYİ Partili Aydın Sezgin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Fayez al Sarraj ile görüşmesinde, Libya ile yapılan mutabakatlar ile Sevr Antlaşması’nın tersyüz edildiği ifadesini kullandığını da vurgulayarak, "Bu ifade ile ne kastedildiği tam anlaşılmamakla birlikte, siyasi kültürümüze ilişkin bir gerçeğin ifade edilmesi gerekmektedir. Sevr kavramını siyasi gündemimizde öne çıkartıp sıkça kullananların bazı iç politika arayışları içinde oldukları çoğu defa ortaya çıkmıştır. Öte yandan, eğer gerçekten Sevr tehlikesi varsa, bu, evvelemirde iktidarın izlediği dış politikanın hasımlarımıza cesaret vermiş olmasından kaynaklanıyor demektir" dedi.

Son Dakika Gündem Haberleri için aşağı kaydırın.

Yorum Yaz

Diğer Gündem Haberleri