Yüksek Yağ Oranına Sahip Diyetlerden Uzak Durun

Her geçen gün güçlü bir bağışıklık sisteminin önemi artıyor. Bu nedenle uzmanlar yüksek yağ oranına sahip olan beslenme programlarından uzak durulması gerektiğini belirtiyor.

19.01.2021-15:12 - (Son Güncelleme: 19.01.2021-15:12)Yüksek Yağ Oranına Sahip Diyetlerden Uzak Durun

Beykent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölümü Arş. Gör. Kübra Şahin, insanlardaki mikroorganizmaların tümüne verilen ad olan mikrobiyota kavramına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Mikrobiyotanın içimizde ve dışımızda yaşayan bakteriler, virüsler, mayalar ve parazitler gibi tüm organizmaları kapsadığını belirten Şahin, her bölgenin farklı bir mikrobiyotaya sahip olduğunu ve vücutta en çok mikroorganizmayı barındıranın bağırsak mikrobiyotası olduğunu belirtti.

TAM BUĞDAY, ARPA, ÇAVDAR TÜKETEBİLİRSİNİZ

Besin alımıyla bağırsak mikrobiyotasının güçlü bir etkileşimi bulunduğundan bahseden Şahin, ‘Mikrobiyotanın en önemli enerji kaynağı diyet ile alınan karbonhidratlardır. Diyetin prebiyotik özellik gösterebilen karbonhidratlardan zengin olması gerekmektedir. Prebiyotiklerin mikrobiyota kompozisyonunu değiştirerek bağırsak mikrobiyota fermantasyonunu iyileştirdiği görülmüştür. Bu karbonhidratların kaynakları arasında tahıllar grubunda tam buğday, arpa, çavdar, yulaf, karabuğday ve kepekli pirinç; meyveler grubunda muz, elma, çilekler ve üzüm; sebzeler grubunda hindiba, enginar, yerelması, kuşkonmaz, kereviz, soğan, sarımsak, pırasa, domates ve hardal bitkisi; yağlı tohumlardan keten tohumu, badem, fıstık, ceviz ve zeytin sayılabilmektedir. Diyetle posa alımının artmasının ise bağırsak mikrobiyotası çeşitliliğini artırdığı bilinmektedir’ ifadelerini kullandı.

Şahin, ‘Yüksek proteinli diyetler yüksek hayvansal yağ ve düşük karbonhidrat alımı gerektirdiği için inflamasyon ve kolorektal kanser için riskli bir bağırsak ortamı oluşturmaktadır. Bağırsak mikrobiyotasının düzenlenmesinde diyetle hayvansal protein alımının gereksinme ile sınırlandırılması ve bitkisel protein kaynaklarının da diyete eklenmesi önemlidir’ dedi.

YARARLI BAKTERİLERİN AZALMASINA NEDEN OLUYOR

Diyet yağlarının mikrobiyota popülasyona etkisinde diyet yağ miktarı ve türünün önemli olduğundan bahseden Şahin, yüksek yağlı diyetlerin, mikrobiyotadaki yararlı bakterin sayısını ciddi ölçüde düşmesine sebep olduğunu söyledi.

Tam buğday, mısır bazlı tam tahıl ve arpa gevrekleri ile yulafın tüketimiyle mikrobiyotada mikrobiyal çeşitlilik ve sayısında önemli oranda artış yaşandığını vurgulayan Şahin, bu etkinin tam tahılların prebiyotik özelliğe sahip olması, yağ içeriğinin düşük olmasından kaynaklandığını ifade etti.

Badem ve fıstık gibi yağlı tohumların tüketilmesi hem mikrobiyal çeşitliliğin hem de yararlı bakterilerin artmasında faydalı olabileceğini söyleyen Şahin, konuşmasına şöyle devam etti:

‘Yaban mersini, böğürtlen, elma ve muz gibi meyvelerin de bakterilerinin oranlarını artırmasıyla mikrobiyota üzerine olumlu etkileri olmuştur. Meyve, sebze, tam tahıl, çay, kahve, kakao gibi çeşitli bitkisel kaynaklı besinlerde yaygın olarak bulunan polifenoller, farklı etki mekanizmaları ile mikrobiyotayı olumlu yönde etkilemektedirler. Probiyotikler, mikrobiyotanın düzenlemesinde en etkili ajanlar olarak kabul edilir. Bunun yolu da fermente süt ürünü, yoğurt, kımız, bazı peynirler, boza, tarhana, turşular, soya ürünleri, hardaliye, şalgam, sofralık zeytin gibi fermente besinlerin diyetle düzenli olarak tüketilmesidir. Probiyotiklerin mikrobiyota fermantasyonunu iyileştirdiği, bağırsaktaki bakteri kompozisyonunu değiştirerek gastrointestinal sistem hastalıklarında tedavi edici etkisiyle pek çok hastalık üzerinde olumlu etkileri vardır.’

YORUM YAZ..

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR