Maun Suresi okunuşu ve anlamı: Maun Suresi anlamı, Türkçe meali, arapça yazılışı ve diyanet tefsiri

Mekke döneminde inen ve yedi ayetten oluşan Maun Suresi, yüce yaradanın nimetleriyle hesap gününü kabul etmeyen nankörler ile ibadetlerini gösteriş amacıyla yapan riyakarlar olacak şekilde 2 insan tipini anlatmaktadır. Peki, Maun Suresi'nin Arapça ve Türkçe okunuşu nasıldır? Maun Suresi anlamı nedir? İşte detaylar...

26.05.2022-23:15 - (Son Güncelleme: 26.05.2022-23:15) Maun Suresi okunuşu ve anlamı: Maun Suresi anlamı, Türkçe meali, arapça yazılışı ve diyanet tefsiri

Mekke döneminde indirilen Maun Suresi yedi ayetten oluşmaktadır. Maun'un kelime anlamı yardım ve zekattır.

Maun Suresi'nin Arapça okunuşu

﴾اَرَاَيْتَ الَّذٖى يُكَذِّبُ بِالدّٖينِؕ ﴿١

﴾فَذٰلِكَ الَّذٖى يَدُعُّ الْيَتٖيمَۙ ﴿٢

﴾وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْكٖينِؕ ﴿٣

﴾فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّٖينَۙ ﴿٤

﴾اَلَّذٖينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَۙ ﴿٥

﴾اَلَّذٖينَ هُمْ يُرَٓاؤُ۫نَۙ ﴿٦

﴾وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ ﴿٧

Maun Suresi'nin diyanete göre anlamı

- Gördün mü dini yalan sayanı?

- İşte odur yetimi itip kakan;

- Ve yoksula yedirmeyi özendirmeyen!

- Vay haline o namaz kılanların ki,

- Onlar namazlarının özünden uzaktırlar.

- Onlar halka gösteriş yaparlar.

- Hayra da engel olurlar.

 maun suresi

Maun Suresi'nin Türkçe okunuşu

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1. Eraeytellezî yukezzibu bi’d-dîn.

2. Fezâlike’l-lezî yedu’ul-yetîm.

3. Ve lâ yehuddu alâ ta’âmi’l-miskîn.

4. Feveylun lil-musallîn.

5. Ellezînehum an salâtihim sâhûn.

6. Ellezînehum yurâûn.

7. Ve yemne’ûne’l-mâ’ûn.

Maun Suresi'nin tefsiri

"Gördün mü?" sorusunda şaşılacak bir tutum olduğu bundan dolayı da konunun çok önem arz ettiği vurgulanmaktadır. Ayette geçen din terimi, bilinen anlamının yanı sıra "Allah'ın hükmü" ya da "uhrevi yargı" anlamına da gelmektedir (bk. Taberî, XXX, 310). Fakat bunlardan herhangi birini kabul etmeyen diğerlerini de kabul etmeyeceğinden dolayı sonuçta değişiklik olmayacaktır.

Din kelimesinin başka anlamı ise "karşılık, ceza ve mükafat" olarak belirtilmektedir. Müfessirlerin birçoğu burada ki "din" kelimesi ile bu anlamın ifade edildiğini belirtmiştir; bundan dolayı 2 ile 3. ayetleri “böyleleri yapıp ettiklerinin ceza veya mükâfat olarak bir karşılığını göreceklerine (âhirete) inanmadıkları için, yetime kötü davranmaktan, yoksullara karşı ilgisiz durmaktan çekinmezler” olarak açıklamışlardır. Şüphe yok ki burada ki yetime kötü muamele ile yoksulun derdi ile alakadar olmama bir örnektir; dini yani ahiret sorgusu ile yargısını, uhrevi sonuçları ile sorumluluğunu inkar edenlerin başka özellikleri de olmasıyla beraber burada Peygamberimiz zamanındaki inkarcıların toplumsal ahlak ile alakalı en belirleyici ve yıkıcı tutumlarına 2 örnek verilmiştir. Öyleki ayetin, putperestlerin tipik şahsiyetlerinden olan As b. Vail ile ilgili indirdiği belirtilmektedir (Râzî, XXXII, 111). Bunun yanı sıra ayetin temel amacı, insani sevgiden mahrum olmanın en net tezahürleri arasında yer alan bu tür kaba ve haksız davranışlarda bulananları kınamak ve bu yaptıklarının yaradan katında en büyük kötülük olarak görüldüğüne, bunların temelinde dini, Allah'ın hükümlerini ve ahireti kabul etmeyenni olduğuna insanların dikkatini çekmiştir (İbn Âşûr, XXX, 564). Yetimler ile yoksullar, toplumun zayıf olan ve himayede olmaya ihtiyacı olan kişilerini temsil etmektedir. Bunları küçümser şekilde hakarette bulunan, itip kakan kişiler toplumdaki zayıf kişilerin hakkına giriyor demek. Dinin insanlığa dair en önemli amacıysa insanlar arasında daşanışma ile sevgiyi, paylaşımı çoğaltmak, sıkıntılar ile mutlulukların paylaşıldığı bir insanlık bilinci oluşturmakta.

Bu âyetler, bir taraftan bu tür davranışlar sergileyenleri kınarken diğer taraftan da gerçek dindarları yetim ve yoksullar gibi himayeye muhtaç olanlara yardım etmeye özendirmekte; ihtiyaç sahiplerine yardım konusunda başkalarını teşvik etmenin, hatta bunun için hayır kurumları oluşturarak sosyal yardımı daha verimli, düzenli ve sürekli hale getirmenin gereğini vurgulamaktadır.

Yukarıda insanlara karşı insanlık görevini yerine getirmeyenler kınanmıştı; burada ise Allah’a karşı gerçek anlamda kulluk görevlerini yerine getirmeyenler eleştirilmektedir.

 maun suresi tefsiri

Burada namaz kılmalarına rağmen kınananların olumsuz tutumlarına üç örnek sıralanmıştır: a) Namazlarının özünden uzak olmaları, b) İbadetlerinde halka gösteriş yapmaları, c) Hayra engel olmaları. “Namazlarının özünden uzaktırlar” diye çevirdiğimiz cümlede geçen sâhûn kelimesinin sözlük anlamı “unutanlar” olup bu bağlamda, “namazlarını vaktinde kılmayanlar” şeklinde yorumlayanlar bulunmuşsa da Taberî, bizim de meâlde esas aldığımız yorumunda sâhûn kelimesini, “namazı ciddiye almayanlar, başka şeylerle meşgul olmayı namaz kılmaya tercih edenler” şeklinde anlamanın daha isabetli olduğunu, bunun vaktinde kılınmaması veya büsbütün terkedilmesiyle ilgili yorumu da kapsadığını belirtmiştir (XXX, 312). Bir kimsenin namazı ciddiye almamasının, namaz kılıyor görünse bile onun özünden uzak kalmasının önemli bir sebebi, 6. âyette riyâ kavramıyla ifade edilen “halka gösteriş yapma” eğilimidir. Riyâ, özellikle dinî davranışlarla ilgili bir terim olup “bir kimsenin, kendisinde bulunmayan dinî ve ahlâkî bir meziyeti, bir erdemi varmış gibi göstermesi, iyilik yapıyormuş gibi görünmesine rağmen yaptıklarıyla –iyiliğin din ve ahlâktaki karşılığından öte– maddî veya manevî bir çıkar amaçlaması” anlamına gelir. İşte âyette bu tutum eleştirilmektedir.

“Hayır” diye çevirdiğimiz son âyetteki mâûn kelimesini Taberî, “insanın yararına olan her şey” şeklinde tanımlar ve kelimenin “zekât, diğer malî yükümlülükler, insanların kendi aralarında birbirine yararlandırmadıkları nimetler, hak, ödünç, mal” gibi anlamlarla açıklandığına dair görüşler naklettikten sonra kendisi mâûn kelimesinin bu bağlamda insanlara iyilik, hayır, nimetlerin paylaşılması gibi anlamları kuşatan genel bir ifade olduğunu belirtir (XXX, 313-320). Bu sebeple biz de meâlde mâûnu geniş bir kavram olan “hayır” kelimesiyle ifade etmeyi uygun bulduk.

Sûrede dikkati çeken önemli bir nokta şudur: İbadetlerde şekil şartları da vazgeçilmez olmakla birlikte, en az şekil kadar özen gösterilmesi gereken husus, imanla birlikte niyet, ihlâs, huşû, takvâ gibi kavramlarla ifade edilen öz ve içeriktir. Kur’an’a göre ibadetlerde niyet ve ihlâs, tevhid ilkesinin ibadetteki yansımasıdır (meselâ bk. Fâtiha 1/5; Âl-i İmrân 3/64). Bunu Hz. Peygamber, “Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmek” şeklinde belirtmiştir (Buhârî, “Îmân”, 37). İşte 4-6. âyetlerde, “Vay haline o namaz kılanlara ki, onlar namazlarının özünden uzaktırlar; halka gösteriş yaparlar” meâlindeki eleştiriyle verilmek istenen mesaj budur.

Esmagül Koçak
esmagulk@haber365.com.tr
YORUM YAZ..

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Modal