Eğitim bir insanı şekillendiren, onu var eden, hayata karşı hazırlayan olgunun adıdır. Eğitim henüz anne karnındayken başlar ve hayatın sonuna kadar da devam eder. İnsan hayatının sonundayken geriye dönüp baktığında, aldığı eğitimin bütünsel sonucunu görür çünkü yapmış olduğu her şey bu eğitimin bir sonucudur.

MİLLİ BİR MESELEDİR

Her ulus kendi kültürünü ve tarihini yazmıştır. Bu gelişmeler dünyada varoluş çabasının ürünlerini yaratmıştır. Kendi toplumumuza baktığımızda bozkırlardan at üstünde Anadolu'ya uzanan bir hikaye ile karşılaşırız. İşte tüm bu süreci kapsayan tecrübeler, tüm uluslarda farklı dinamikler yaratmıştır.

Türkiye kendi insanının zihin yapısına hitap eden bir eğitim sistemini neredeyse hiçbir zaman uygulayamadı. Bunun sonucunda nesiller boyunca süre gelen sistemsizlik, yamalı bir öğrenim hayatıyla birlikte iş sahasına da yansıdır. Her ulusun genleri farklı şekilde kodlanmışken, bizim yamalı eğitimimiz bugün gördüğümüz manzarayı yaratıyor ve dahi bu sistemsizlik artarak daha felaket bir hale geliyor. Anadolu insanının zihin yapısına uygun bir eğitim teorik olarak basitken, pratikte ne yazık ki hiçbir sorumlu elini taşın altına koymuyor.

Anadolu insanının zihinsel ve fiziksel şartlarına hitap eden, muasır medeniyetler seviyesine de denk gelen bir eğitim sistemi arayışı 21. yüzyılda hala sürüyor ve bu bizler için bir utanç tablosu. Periyodik olarak değişen sınav ve müfredat ile bunu sağlama düşüncesi de trajikomik bir durumdan ibaret.

PROBLEM AİLEDE BAŞLIYOR

Pastadaki en büyük pay ailededir. Ne yazık ki bu coğrafyada kreş ve zorunlu eğitim öncesinde ailenin verdiği eğitim sadece ''Terbiye'' başlığı altında. Bu terbiye meselesi de sadece ''Ahlak'' ölçütlerinden ibaret. Ebeveynlerin çocuklarının zihin yapısını geliştirme ve analitik düşünceye kavuşturma gibi dertlerinin olmadığı aşikar.

Aileye düşen en büyük görev kendi soyunu sürdürmek değil, donanımlı bir kuşak yaratmaktır. Eğitimin sadece okulda öğretilen bilgiler ve verilen ödevler olmadığını, hayatın bireye sunacağı zorlukların da eğitim en büyük öğretisi olduğunu, kişiler ile sağlam ve barışçıl bir ilişkinin en büyük değere sahip eğitim olduğunu ailelerin öğrenmesi gerekiyor. Peki, bu sonuca nasıl varıyoruz? Gelişmiş ve meyvesini de vermiş eğitim sistemlerine sahip ülkelere baktığımızda okul kavramından daha çok aile kavramının önemli olmasından dolayı bu sonuca varıyoruz.

ÇÖZÜM MENTAL RAHATLIKTA YATIYOR

Türkiye'de maddi ve siyasi zorluklar sebebiyle mental yorgunluk hiçbir zaman çözülecekmiş gibi durmasa da bunu el birliğiyle yapmak zorundayız. Çünkü her geçen zaman aleyhimize işliyor. Zihinler berrak olmadıkça eğitim sisteminde ne değişiklik yaparsak yapalım, çölde iğne aramış olacağız.

İlkokul ve lise öğrencilerine hala yüksekokul derecesinden eğitim vermeye, sınavları hayatın dönüm noktası olarak tutmaya, ödevlerin hayatın bir zorunluluğu olarak görmeye devam ettikçe ne mental rahatlık sağlanacak ne de Türkiye eğitim sisteminde çözüme kavuşacaktır. Bunu yine bizden başkası çözemeyecek, kendi milli eğitim meselemizi yine kendimiz inşa etmek durumunda kalacağız.

Son Dakika Eğitim Haberleri için aşağı kaydırın.