Darbenin Sinyali 'Gizli' Belgede! Darbeci Cumhurbaşkanı Said ile ABD Dışişleri Bakanı Blinken Ne Görüştü?

Arap isyanlarının başarılı bir şekilde sonuç verdiği ve demokratik seçimlerin gerçekleşebildiği tek ülke olan Tunus'ta siyasi kriz tekrar gündeme gelerek patlak verdi. Darbeci Said ve ABD Bakanı Blinken görüşmesi ise herkes tarafından merak konusu.

27.07.2021-18:18 - (Son Güncelleme: 27.07.2021-18:18)Darbenin Sinyali 'Gizli' Belgede! Darbeci Cumhurbaşkanı Said ile ABD Dışişleri Bakanı Blinken Ne Görüştü?

Zeynel Abidin bin Ali sonrasında ülkede pek çok krize, hatta siyasi suikastlara şahitlik etmişti. Eski bürokratik yapıların yönlendirmesi ile siyasi süreç baltalandı, hükümetler kuruldu ve devrildi. Fakat Tunus kamuoyu ve siyaseti pek çok uluslararası yorumcuyu şaşırtacak şekilde bu krizlerin üstesinden gelebildi. 

Özellikle de güvenlik sektöründe yaşanan reform ve değişim, provokasyonların ve terör saldırılarının önüne geçilmesinde etkili oldu.

2019'un Haziran ayında başkent Tunus'ta gerçekleşmiş olan terör saldırıları da bu süreci baltalamaya yetmedi. Nihayet geçiş sürecinin ardından yeni Anayasanın kabulü ve seçimlerin ardından hükümet kuruldu. 2019 senesinde gerçekleşen meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimleri ülkenin geçiş dönemini tamamladığı ve yeni sisteme barışçıl bir şekilde adım attığının ilk işaretleri oldu. Bu seçimlerde Nahda %20'ye yakın bir oy alarak birinci parti olduğu anımsatıldı.


VATANDAŞIN ESKİ SİSTEM VE AKTÖRLERİN TASFİYESİNİ ONAYLADIĞI ANLAMINDA

Cumhurbaşkanı Kaid es-Sibsi'nin vefat etmesi dolayısı ile yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini de bir hukuk profesörü olan ve pratik siyasi tecrübeye sahip olmayan Kays Said, ilk turda %18, ikinci turda ise Nahda'nın da desteği ile yüzde 72 oy alarak kazandı. Nahda hareketinin lideri Gannuşi de meclis başkanı seçildi. Bu sonuçlar vatandaşın eski sistem ve aktörlerin tasfiyesini onayladığı anlamına gelmekteydi.

Fakat hükümet sistemi ve seçim sonuçları siyasi bölünmüşlüğün sürmesine yol açtı. Aralarında münakaşa yaşadıkları için hiçbir parti hükümeti kurmayı başaramadı ve 27 Şubat 2020 tarihinde partisi mecliste temsil edilmeyen İlyas el-Fahfah başbakanlığında, kabinenin yarısının bağımsız bakanlardan oluştuğu bir tür ''ulusal birlik hükümeti'' kuruldu. Hükümetin önündeki en büyük zorluklar, demokratikleşme sürecinin korunması, sosyo-politik bölünmenin derinleşmesini engelleme, ekonomik sıkıntıların hafifletilmesi ve işsizlik sorununun üstesinden gelmekti.

Fakat tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını ile beraber özellikle de ekonomik alandaki sorunların çözümünü fazlası ile zorlaştırdı. Özellikle ülkenin gayrisafi yurtiçi hasılasının yüzde 8'ini oluşturan turizm sektörünün durma noktasına gelmesi ekonomik dengeleri altüst etti.

Nitekim hükümet çalışmalarına 6 ay devam edebildi ve Ağustos 2020 tarihinde eski İçişleri Bakanı Hişam el-Meşişi tarafınca yeni bir teknokratlar hükümeti kuruldu. Yine de aynı sorunlar devam etti. Bu durum ise ülkedeki siyasi muhalefet için kullanışlı bir aparata dönüştüğü görüldü.


KRİZİN BÖLGESEL VE ULUSLARARASI BAĞLAMI

Tunus'taki krizi 2011 senesinden bugüne kadar da bölgesel düzeyde yaşanan değişim, bu değişimin tarafları ve vizyonlarını gözden kaçırarak yorumlamak ise mümkün değil..  Vatandaşın iradesi doğrultusunda başlamış olan değişim iradesi ile statükoculuğu savunan ve otoriter rejimleri tekrar tesis etmek isteyen irade, vizyon ve güçler arasında ciddi bir rekabet mevcut.

Özellikle de Mısır'da gerçekleşen 2013 tarihindeki darbe sonrası darbeci zihniyet ile vatandaş iradesinde tecessüm eden irade arasında gözle görülen bir çatışma/rekabet süre gidiyor. Bu rekabet on senedir başka ülkelerde ve başka zamanlarda kendini göstermektedir. Tunus'ta büyük bedeller, fedakârlıklar sonucunda tesis edilen demokratik sistemde yaşanacak bir geriye dönüş, halk iradesine vurulan son darbe olacaktır.

2011 senesi Tunus'ta ve özellikle 2019 sonrasında kurulan hükümetler yaklaşık bütün bölgesel konularda tarafsız bir tavır takınarak iç sorunlara yoğunlaşmayı tercih ettiler. Bu tarafsızlık gerek Cezayir'de yaşanan gösteriler gerekse Libya konusunda gayet açıktı. Bu çerçevede Libya meselesinde Tunus'un takındığı tavrını da dikkat etmek gerekiyor.

Jeopolitik olarak Tunus, hem karadan hem de denizden Libya'ya sınırı olan ve dolayısı ile aktif bir tutum sergilediğinde Libya'daki krize etki edebilecek bir konuma sahip. Zaman zaman ise Fransa başta olmak üzere Hafter yanlısı ülkelerin Tunus'un bu konumundan faydalanabilmek için baskı yaptığı ve buna rağmen özellikle Cumhurbaşkanı Kays Said'in tarafsız davranmayı tercih ettiği biliniyor. Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde yeni Libya hükümeti kurulduğunda ise Tunus hükümetinin çeşitli kademelerinden barışçıl sürece destek veren ve hükümete iyi dileklerini sunan açıklamalar geldi.

Tam da bununla birlikte bu süreçte Nahda düşmanlığını siyasal İslam bağlamında ifade etmekten hiç çekinmeyen ve ülkedeki bütün sorunları Nahda'ya yıkmaya çalışan bazı aktörler, ülke içindeki muhalefet dozajını fazlası ile artırdı. Halbuki gerek Şubat 2020 tarihinde gerekse Ağustos 2020 tarihinde kurulan hükümetler koalisyon hükümetleriydi. Bu sebeple hükümetle Nahda çok düşük bir etkiye sahipti. Cumhurbaşkanı da tarafsız bir isimdi. Nahda'nın kurumsal düzeyde yönettiği en üst düzeydeki organ ise Gannuşi'nin başında bulunduğu Tunus Meclisi.


Buna rağmen özellikle de Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) resmi söylemleri ve bölgesel vizyonu ile uyumlu bir çizgide duran Özgür Anayasa Partisi lideri Abir Musi'nin son bir senelik muhalefet söylemine bakıldığında bu durum net bir şekilde ortaya çıkıyor. Abir Musi'nin mecliste yaptığı konuşmalar ve meclisin işleyişini engellemeye dair tavırları da ulusal ve uluslararası kamuoyu nezdinde iyi biliniyor.

Son zamanlarda hükümet karşıtı protestoları, özellikle de Cumhurbaşkanı Said'in açıklamalarının sonrasında gerçekleşen gösterileri organize ettiği de biliniyor. Dolayısı ile Tunus'taki bu gelişmelerin zamanlama olarak bölgesel gelişmelerden bağımsız olarak değerlendirilmesi mümkün değil. Türkiye'yi yakından ilgilendiren de meselenin bu boyutu da bu.

OLASI SENARYOLAR

Cumhurbaşkanı Kays Said'in, başta ordusu olmak üzere güvenlik birimlerinin desteği ile beraber uygulamaya koyduğu kararlar ülkenin yakın geleceğini şekillendirecek boyutta. Bu süreçte en önemli rol oynayabilecek kurumlar şüphesiz ki Tunus ordusu ve Nahda başta olmak üzere kamuoyu desteğine sahip olan partiler. Tunus ordusu, diğer bölge ülkelerine nazaran daha az siyasi motivasyona sahip ve ülkenin siyasetine etkin bir şekilde karışmamayı tercih etmekte. Ordu 2011 tarihinde gerçekleşen isyanlarında da Bin Ali'nin göstericilere müdahale emrini reddederek devrimin önünü açmış ve vatandaşın güvenini kazanmıştı. Bu süreçte de ordunun takınacağı tavır süreci belirleyen temel dinamiklerden biri olacak.

Şu ana kadarki tabloda cumhurbaşkanının taleplerini yerine getirdiği görülüyor. Meclisin kuşatılması, Meclis Başkanı Gannuşi'nin talebine rağmen ''emirleri uyguluyoruz'' diye ifade ederek kapıyı açmamaları bu durumun temel göstergesi. Fakat ordunun, olayların büyümemesi ve ülkede bir ''iç savaş'' görüntüsünün yaşanmaması için gerekli hassasiyeti göstermekte olduğu da ortada. Gannuşi'nin ''ordu kendisini kullandırmayacaktır'' ifadesi de orduya yönelik, bu süreçte akil ve hassas davranma çağrısı olarak okunabilir.

Cumhurbaşkanının yapmış olduğu açıklamaları ardından -bu yazının kaleme alındığı saatlerde- Nahda Şura Meclisi, meclisin halk tarafından korumaya alınması, kitlelerin meydanlarda toplanması ve darbe karşıtı partilerin ortak hareket etmesi yönünde bir açıklama yaptı. Bu çağrıya farklı parti ve isimlerden destek geldi. Eski Cumhurbaşkanı Munsif el-Merzuki, Tunus İşçi Partisi ve Tunus Cumhuriyet Partisi, darbeye karşı olduklarını ve cumhurbaşkanının söz konusu kararından dönmesi gerektiğini de net şekilde belirtildi.


Bu tabloya bakarak krizin yakın geleceğine ilişkin şu senaryolar öngörülebilir: 

En iyimser şekilde düşünülen senaryo, cumhurbaşkanının kararlarından geri dönmesi ile normal sürece dönülmesidir. Devrim kazanımları ve demokratik sürecin işleyişi açısından olması gereken de budur. Tunus demokrasisinin aldığı yaraları en aza indirmek için de böylesi bir karar elzemdir. Fakat gerçeklik açısından bakıldığında maalesef bu senaryonun gerçekleşme ihtimali bir hayli zayıf. İkincisi, mevcut koşullarda yeni başbakan atanması ve en kısa sürede teknokrat bir hükümetle seçime gidilmesi.

Fakat bu durum otuz günlük olağanüstü halin uzatılmasını gerektireceği de görüldü. Bu durumda muhalefetin tepkisinin büyümesi kaçınılmaz olacak ve dolayısı ile gerginliğin artmasına sebep olacak. Üçüncü senaryo, cumhurbaşkanı ile siyasi partilerin anlaşması sonucunda bir hükümetin belirlenmesi, meclisin açılması ve bu şekilde seçimlere gidilmesidir.

Dördüncü senaryo, bürokratik darbenin bir ordu darbesine dönüşmesi ve en kötü senaryo ise Mısır'da 30 Haziran-3 Temmuz 2013 ve sonrasında yaşananların bir benzerinin Tunus'ta meydana gelmesidir. Son iki ve benzeri senaryoların gerçekleşmemesi için Tunus'ta başta ordu ve cumhurbaşkanı olmak üzere, siyasi partiler ve kamuoyunun sorumlulukla hareket etmesi gerekmektedir. Çünkü bu senaryo(lar) Tunus vatandaşı ve Türkiye başta olmak üzere bölgesel barışı tesis etmek isteyen uluslararası aktörler için de ciddi bir hasara yol açacaktır.

TÜRKİYE'NİN TAVRI

Tunus'taki gelişmeler karşısında ise Türkiye pozisyonunu açıklamaktan çekinmedi. Resmî açıklamalarda demokrasiye, Tunus vatandaşının kazanımlarına ve çıkarlarına odaklanıldığı görülüyor. Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, meclisin askıya alınması kararının endişesi ile karşılandığına dikkat çekti.

Demokratik anayasal sürece tekrar dönülmesi çağrısı yapıldı ve Türkiye'nin Tunus vatandaşının yanında yer almaya devam edeceği ifade edildi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı da Türkiye'nin her zaman demokrasiden yana olduğuna dikkat çekere Tunus'taki krizin bir an önce aşılarak demokratik sürece dönülmesi çağrısında bulundu.

Türkiye bu süreç içerisinde ise demokratik işleyişi sekteye uğratacak bütün girişimlere karşı takındığı ilkeli tavrını devam ettirerek Tunus'ta meclisin askıya alınmasına da tepki gösterdi. Türkiye bu tavrını koruyarak krizin en az hasarla ve en kötü senaryolar yaşanmadan atlatılması için çaba sarf etmekte. Bu tavır ilkesel açıdan da bölgesel vizyon ve politik çıkarlar açısından da doğru. Dolayısı ile de mevcut koşullarda Türkiye, krizin dindirilmesi için çabalamayı sürdürecek.

Fakat sürecin açık bir darbeye yahut bir iç savaşa evrilmesi durumunda ya da bölgesel çıkarlarını tehlikeye atacak oldu bittilere de sessiz kalmayacaktır.


TUNUS CUMHURBAŞKANI SAİD, ABD DIŞİŞLERİ BAKANI BLİNKEN İLE GÖRÜŞTÜ

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Said, Blinken ile yaptığı görüşmeye dair açıklamasında, ''Meşruiyete, haklara ve özgürlüklere saygı gösterme taahhüdünü teyit ediyoruz" ifadelerini kullandı.

Tunus'ta Cumhurbaşkanı Kays Said'in Meclis'in yetkilerini durdurması ve Başbakan Hişam el-Meşişi'yi görevden alındı.

Ülkede yaşanan gelişmelerin ardından Cumhurbaşkanı Said, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile telefonda görüştü. Tunus Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Cumhurbaşkanı Kays Said, ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile yaptığı telefon görüşmesinde, 80. madde çerçevesinde alınan tedbirlerin devleti ve anayasal kurumları korumayı ve toplumsal barışı sağlamayı amaçladığını belirterek, meşruiyete, hak ve özgürlüklere saygı gösterme taahhüdünü teyit etti''

DARBENİN ŞİFRESİ ''ÇOK GİZLİ''BELGEDE

Araştırmacı yazar Murat Bardakçı, bugünkü ''Bir İngiliz haber sitesi, Tunus'ta darbe olacağını iki ay önce belgesi ile yayınlamıştı!'' başlıklı köşesinde darbeye dair çarpıcı bir bilgi paylaştı. Bardakçı'nın yazısındaki ilgili kısım ise şu şekilde:

''Middle East Eye'ın Tunus hakkında 23 Mayıs'ta yayınladığı haber, Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in en yakın yardımcısı olan Nadya Akaça'nın Kartaca'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki ofisinden sızan 13 Mayıs tarihli ve üzerinde ''çok gizli'' kaydı bulunan bir belgeye dayanıyordu. Haberde görüntülerine de yer verilen belge Cumhurbaşkanı Said'in koronavirüs salgını ile ekonomik sıkıntılardan kaynaklanan huzursuzlukları bahane ederek yapacağı darbeyle ilgili idi ve ''anayasal darbe'' olarak nitelenen girişimin bütün hazırlıkları belgede ayrıntıları ile yer alıyordu.

Tunus, yayının ardından haberi yalanladı, belgenin gerçek olmadığını ileri sürdü ve Kays Said'in demokrasinin bütün kuralları ile kurumlarına bağlı olduğunu iddia etti ama yayından tam iki ay sonra, belgede yazılmış ne varsa hepsi, darbenin ardından göreve getirilecekleri duyurulan kişilere kadar gerçek oldu!

Belgede görevlerinden alınacakları söylenen bakanlar darbeden sonra hemen azledildiler, yerlerine yine belgede isimleri verilen kişiler getirildi ve en önemli gelişme İçişleri Bakanlığı'nda yaşandı: Middle East Eye, Kays Said'in darbenin ardından İçişleri Bakanı Tevfik Şerafeddin'i de görevinden alıp yerine Cumhurbaşkanlığı Güvenlik Birimi'nin başkanı Halid el Yahyavi'yi getireceğini haber veriyordu, bu bilgi de doğru çıktı ve Kays Said dün Halid el Yahyavi'yi İçişleri Bakanı yaptı.

Tunus'un ''hukukçu'' Cumhurbaşkanı tarafından yapılanlar sadece hukuku ayaklar altına almakla kalmamış, darbeler tarihine bütün ayrıntıları önceden yayınlanmış ilk ve tek darbe olarak geçmiştir.''


YORUM YAZ..

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

En Çok Okunanlar

Modal