22 Temmuz 2018
  • Istanbul 28°
  • Ankara 26°
  • Izmir 32°
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
BIST94.082
Dolar4,7932
Euro5,6125
Altın189,916

Yeni Sistemle Birlikte Ekonomide ‘İstikrar’ ve ‘Güven’

Sema Ramazanoğlu
02 Mayıs 2018 Çarşamba 12:12

Geçtiğimiz gün Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Başbakanımız ile birlikte 133 yıllık hikâyesiyle Türkiye ekonomisine ciddi katkılar sağlayan İzmir Ticaret Odası’nın Özel Meclis Toplantısı’na katıldık.

İzmir, gerek konumuyla gerekse de imkânıyla ekonomimize çok önemli katkılar sağlayan bir şehir. Tarihimizin ekonomi alanındaki en önemli gelişmelerinden biri olan İktisat Kongresi’nin ilkinin İzmir’de toplanmış olması da bu şehrin dinamizmini ortaya koyuyor.

Aynı zamanda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve 8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal'ın ardından İzmir Ticaret Odası’nın Meclis Toplantısı'na katılan 3. Cumhurbaşkanı. Bu da kendilerinin ekonomiye ne kadar önem verdiğini gösteriyor. Cumhurbaşkanımız Erdoğan toplantıda, “iki kelimeyi adeta hep kutlu kelimeler olarak anarım” dediği “güven” ve “istikrar”a vurgu yaparak ısrarla üzerinde durmamız gerektiğinden bahsetti.

En basit tabirle istikrar; kararlılık veya olumlu sürecin sürekliliği demektir. Güven ise korku ve kuşkudan uzak olmak demektir. Bu iki kavram ekonominin olmazsa olmazlarından ve en temel ihtiyaçlarındandır diyebiliriz.

Ekonomik başarının esasında istikrar ve güven vardır. Öte yandan bir ülkede demokrasi standartları yükselirse o ülkede huzur ve aynı zamanda istikrar olur. Huzurun, özellikle istikrar ve güven ortamının olmadığı bir ülkede yatırım da, büyüme de, üretim de olmaz. Girişimci, bir ülkede istikrar ve güven istediği gibi eğer o ülkede önünü göremez ve yarınlarını planlayamazsa yatırımı göze alamaz.

Düşünün… AK Parti iktidarlarından önce devlet, bu ülkeyi hak ettiği yerlere taşımayı bırakın olması gereken temel yatırımları dahi yapamıyordu. Gerilimi, ekonomik krizi, istikrarsızlığı ve felaket tellallığını fırsata çevirmeye çalışanlar yüzünden de bu ülke çok şey kaybetti.

Ülkemiz ne zaman sıçramak istese darbeler ve krizlerle önü kesilmiş ya da bir şekilde yavaşlatılmıştır. Adnan Menderes’in demokrasimiz ve ekonomimiz adına verdiği mücadelenin yanıtı maalesef darağacı oldu. Turgut Özal’ın ülkemize çağ atlattırmak için ortaya koyduğu çabaların önü kesildi. 1990’lardan sonra yaşanan siyasi, ekonomik ve özellikle sosyolojik sıkıntılarla ülkemiz epey yıprandı. Sonrasında o dönemde tavan yapan baskılar neticesinde bilinçli bir toplum ayağa kalktı. “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak” diyerek, Anadolu’yu karış karış gezdiler. İnsanımızın yaşam değerlerini ve onurunu önceleyen erdemli bir hareketi başlattılar. O dönemde böylesine kötü siyasi, demokratik ve ekonomik mirasın üzerinde ülke yönetimi devralınarak 2002 yılından itibaren önemli reformcu adımlar atıldı. AK Parti hükümetlerimiz ile başlatılan bu kutlu mücadelede halkımız adına elde edilen her bir kazanım aziz milletimizi daha da yüreklendirdi.

Fakat ne kadar ekonomimiz büyüse, demokrasimiz mesafe kat etse, sosyal devlet anlayışımız gelişse de bir yerden sonra icraatlarımızın önüne çeşitli engeller çıkıyor, istediğimiz seviyeye bir türlü ulaşamıyorduk. Bunun tabi ki çeşitli sebepleri var. Ancak en çok göze çarpan sebepleri sayacaksak bunlar parlamenter sistemin yapısı ve bürokratik vesayettir. Parlamenter sistemde yürütmenin iki başlı olması maalesef ki siyasi geçmişimizde pek çok krize neden oldu. Bilindiği gibi bunların en büyüğü ve en acısı Cumhurbaşkanı Sezer ile Başbakan Ecevit arasında yaşanan ve siyasi nezaketsizliğe varan tartışmaydı. Bu tartışma ülkemizin yaşadığı en büyük krizlerden birine neden olmuş, pek çok banka batmış, esnaf çok zor duruma düşmüş, vatandaşımız fakirleşmiştir. Bunun yanında parlamenter sistem koalisyonlara yol açarak siyasi istikrarsızlıklara, hükümet krizlerine de yol açmaktaydı. 70'ler ve 90'ları şöyle bir göz önüne getirdiğimizde koalisyonların ülkemize nasıl zarar verdiğini aşikâr bir şekilde görmekteyiz. Bürokratik vesayet de tıpkı diğer sebepler gibi hükümetin güçlü çalışmasını engellemekte, seçilmişlerin iradesine adeta ipotek koymaktaydı. Daha birçok sebep sayabiliriz. İşte bu sıkıntılardan kurtulmak ve ülkemizi hak ettiği yere taşımak için bir hükümet sistemi değişikliği hâsıl oldu.

Tabii, Türkiye'de bu ihtiyaç birden hâsıl olmadı. Yine bu ihtiyacı sadece Sayın Cumhurbaşkanımız ve AK Parti görmedi. Erbakan, Türkeş, Özal, Demirel, Yazıcıoğlu gibi birçok siyasetçi de bu eksikliği görmüş ve değişim ihtiyacını belirtmişlerdi. Şükürler olsun ki bu değişimi gerçekleştirebilmek bizlere nasip oldu. Keşke daha önce, örneğin rahmetli Özal döneminde bu değişim gerçekleştirilebilseydi. Eğer o zaman gerçekleşse Türkiye kesinlikle daha iyi bir noktada olacaktı.

24 Haziran tarihi bu bağlamda memleketimiz için bir dönüm noktası olacaktır. Yeni sistemle birlikte, Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde tam bir istikrar ve güven ortamını sağlamak çok uzak değil. Tabi ki bu güven ve istikrar ortamından en çok fayda sağlayacak olan, ekonomimiz olacaktır. Erken seçim kararına döviz kurunun verdiği reaksiyon piyasaların siyasi istikrara ve güvene ne kadar kıymet verdiğini gösteriyor. 24 Haziran seçimleriyle birlikte hem gündemimizden erken seçim çıkmış olacak hem de güçlü bir hükümete Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'yle kavuşacağız. Bu yeni dönemde hükümetimiz atacağı adımlarla hem ekonomide istenen gelişmeyi sağlayacak hem de daha fazla demokrasi, daha iyi bir hukuk devleti, daha gelişmiş bir sosyal devleti oluşturacaktır.
Her zaman dediğimiz bir şey var. İstikrar ve güven iklimi olursa Türkiye kazanır.

Dr. Sema RAMAZANOĞLU
64. Hükümet Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı
AK Parti Denizli Milletvekili

Facebook Yorumları

Yorum Yaz

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.