Üretemeyen Ve Düşünemeyen Muhalefet
Yener Özen
Üretemeyen Ve Düşünemeyen Muhalefet
14.01.2021 Perşembe 13:24

Üretemeyen Ve Düşünemeyen Muhalefet Üzerine -Atalet Ya da Boş Vermişliğin Psikolojisi-

Öğrenilmiş çaresizlik kavramı, bir organizmanın davranışlarıyla olumsuz olayları kontrol edemediği bir yaşantıdan geçtikten sonra, olumsuz olayları kontrol edebileceği durumlarda da gerekli davranışları yapmakta başarısız kalmasını tanımlar. Böylece yapacaklarının bir işe yaramayacağını düşünen birey, bir şeyler yapmaya kalkışmayacaktır. Gerçekte ise olay çaresizlikten çok umutsuzluk olayıdır.

Kişi depresyona girdiğinde veya edilgenleştiğinde, ana pekiştirme kaynakları akraba ve dostlarından gördüğü yakınlık ve ilgidir. Bu ilgi ağlamak, yakınmak, kendini eleştirmek, intihardan söz etmek gibi uyumsuz birçok davranışı pekiştirebilir. Fakat neşelenmeyi reddeden birinin varlığı yorucu olduğu için, depresyondaki kişinin davranışı sonunda en yakınındakiler bile ona karşı yabancılaşabilir.

Depresyondaki hastaların olumsuz düşünceleri hızla ve otomatik olarak ve neredeyse refleks halinde yükselme eğilimindedir. Bu türden düşünceleri genelde üzüntü ve mutsuzluk gibi hoş olmayan duygular izliyordur. Hastalar bu düşüncelerinin tamamen farkındadırlar, fakat bunların otomatik düşünceler olduklarının farkında değillerdir.

Eğer birey problem çözme süreci içinde problemin kaynaklarını buluyor, bunları gideriyor, kısacası sistemde değişiklikler meydana getiriyorsa “çift döngülü (double-loop)” öğrenme süreci içinde hareket ediyor demektir. Oysa tek döngülü öğrenme sürecinde işleyen mevcut yapıya ait problem sahaları tespit edilir ve mevcut yapının performansı maksimize edilmeye çalışılır.

Tek döngülü öğrenme sürecini esas alan öğretim doktrini, sabit, istikrarlı ve tek kaynaklı Soğuk Savaş dönemi düşman ve tehditlerine karşı etkili ve verimli bir öğrenme stratejisi olarak kullanılmıştır. Nitekim bu olguyu ölçmek için savunma bilimleri enstitüsü tarafından yürütülen öğrenme tipleri ile ilgili yapılan bir alan çalışmasında, 101 denekten elde edilen en önemli bulgu, tek döngülü öğrenme davranış biçimlerinde gözlemlenen sıklık olmuştur. Tespit edilen 89 davranış biçiminin 67’si tek döngülü öğrenme tipine sahip bireylerin davranış biçimi olarak belirtilen davranışlardır.

Bu bilimsel bulgular bir anlamda, Soğuk Savaş sonrası dönemin göremediğiniz, dokunamadığınız ve hissedemediğiniz düşman ve tehditlerine de cevap verecek subayların yetiştirilmesinde yeni bir değerler dizisi ve öğrenme stratejisi gerektiren çift döngülü öğrenme sürecinin önemini de ortaya koymaktadır.       

Bloom’un “tam öğrenme modeli” olumlu öğrenme koşulları sağlanabildiği takdirde, herkesin öğrenme açısından en uygun düzeye getirilebileceği ve “öğrenemeyen birey yoktur.” görüşüne dayanmaktadır. Bu gerçekleştirildiği takdirde %20 oranında gözlenen öğrenme etkinliğinin %95’lere ulaşacağı saptanmıştır.

Kısaca; aktif öğrenmenin üst düzeyde gerçekleşebilmesi için örtük bilgi imkânları zenginleştirilmesi ve ders dışı ortamın çok sayıda uyaranla donatılmasına özel önem gösterilmektedir.

Yapılan gözlemlere göre insanlar "gerçeklik" ile "ulaşmak istedikleri nokta  “vizyonları" arasındaki farkı gördüklerinde bu açığı kapatma isteği duyarlar. Bu farkı kapatmak için yapılan etkinlikleri besleyen ve aynı zamanda bir enerji kaynağı olan istek, heyecan ve duyguları yönetmek için ortaya konan eylemler “yaratıcı gerilim" olarak karşımıza çıkmaktadır.

Albert Einstein bir sözünü hatırlatmak isterim. “mantık sizi a noktasından b noktasına götürür, düş gücü ise her yere.” Duygularımız ve hayal gücümüz bazen bizi öylesine esareti altına alır ki gerçeklikten koparız. Bu durum bazen Satre’nin yalandan daha da tehlikeli bir olgu olarak gördüğü, doğruyu öteki'nden değil, kendimizden gizlediğimiz “kendini aldatma” şeklinde ortaya çıkmaktadır. Kurumlar ve kişiler bazen o kadar içine kapanmakta ve hedef küçültmektedir ki tehlikeli ve ölümcül olabilecek sonuçlarla karşı karşıya kalırken bile rahatlamak için kendilerini gerçeklerden kopartacak bir savunma refleksi kullanabilirler. Bu noktada, kendini aldatma, içe kapanma gibi tehlikeleri bertaraf etmede ve aynı zamanda örgütsel ve kişisel boyutta değişim ve gelişim sağlamak, yeniliklere yönelmek gibi avantajlar sağlamada yaratıcı gerilim yönteminin önemli artılar sağladığını söyleyebilirim.

Sefa İle…