Sağdaki Yeni Patiler Tutar mı? Göle Maya Çalınır mı?
Yener Özen

Sağdaki Yeni Patiler Tutar mı? Göle Maya Çalınır mı?

08.01.2021 Cuma 14:45

Politik psikoloji konusunda ikinci yazımızı ilginize sunmak istiyorum.

Genel bir söylem vardır uluslararası ilişkilerde; Devletlerarası ilişkilerde dostluk yoktur, çıkarlar vardır. Bu her zaman ve her zeminde böyle midir? Dünya siyasi tarihine göz atınca saldırmazlık paktlarının dahi kâğıttan helva olduğunu ve kolayca yenildiğini en azından her iki dünya savaşından önceki anlaşmaların berhava olduğunu görünce bu kanaat yetkinleşiyor.

1945 sonrası dünya sözde iki kutuplu bir yapıya dönüşünce ve Stalin’in aptalca istekleri 1947 itibari ile Türkiye Cumhuriyetini ABD ve BATI ittifakının yanına itmiştir. Aslında Türkiye’nin ABD ile sarmaş dolaş olması 1949 “FULBRİGHT ANLAŞMASI” ile Eğitimin teslimi ve 1950 Kore Savaşı sonrası 1951’de NATO’ya dâhilimizle Askeri yapılanmanın uluslararası bir güce daha doğrusu ABD ve İngiltere’ye teslimi gerçekleşmiştir. Bu gücün 1961’den itibaren Kıbrıs ve benzeri konularda bizi müttefik değil aslında düşman gördüğünü anladık ama o konjonktürde yapacak bir şey yoktu. Sözde Sovyet tehdidi olabildiğince bir gerçeklikti. 1974 Kıbrıs Hareketi bizim aslında olabildiğince yalnız olduğumuzu gösteren bir gerçeklikti.

1969’lardan itibaren başlayan Milli çizgideki siyasal oluşumlar MHP ve MNP(MSP),yeni söylemler oluşturmaya çalışırken NATO ve AET (AB) Paktlarını fazlaca rahatsız etmeden tam bağımsızlık söylemlerini kurgulamaya çalışıyorlardı. Ancak 1971 muhtırası ve 1980 ABD darbesi (“Bizim çocuklar başardı”, yeterli kanıt olsa gerek),bağımsız söylem ve eylem yapılanmasını aslında 2013 yılına kadar öteledi. 2013’de başlayan ittifaklara rağmen bağımsız girişimcilik anlayışı 15 Temmuz 2016’da tamamen durdurulmaya çalışıldı. Halkın, Hükümetin ve MHP’nin direnmesiyle bertaraf edilen darbe girişimi bizi yeni siyası ve ekonomik burgaca soktu. Görünüşe göre; bizi eski düşmana yakınlaştırırken, 1947’den beri aynı ittifaklar içinde olduğumuz sözde dostlarımızdan da uzaklaştırmaya başladı.

2013 Gezi organizasyonlarıyla başlayan operasyonlar hem ekonomik savaş hem de PKK/PYD ile askeri savaş olguları ile Türkiye hizaya getirilmeye çalışıldı. 1.80 liradan 7 liraya çıkarılan döviz kuru ile bankalara yapılan uluslararası kredi kuruluş darbeleriyle, ihracat kotaları konulmasıyla ve söz verilen kredilerin verilmemesi yöntemi ile ülke darboğaza sokulmaya çalışıldı ve çalışılıyor.

2016’dan sonra oluşturulan yeni hükümet modeli AK Partiye en çok eleştiri getiren MHP’nin desteği ile olması bir takım odakların harekete geçmesine yol açtı. Kurulan hükümette bakanların bir kısmının siyaset dışı olması; iş insanlarından ve yüksek bürokratlardan oluşması siyaset içi kişilerin ve taraftarlarının küsmesine yol açtığı söylenebilir. Ancak yeni modelin oturması ve pekişmesi açısından bu doğru bir yönelimdir. Bir yıllık süreden sonra sistemin artı ve eksilerinin masaya yatırılması da doğal bir gelişimdir.

Bu kısa tarihi gelişimi özetledikten sonra gelelim yeni oluşumlar neşvi neva bulur mu? 2001’den sonra oluşturulan ekonomik yapı dün istifa eden ekonomi bakanı döneminde fazla değişime uğratılmadan devam ettirildi. Ekonomiden sorumlu Başbakan yardımcısı olarak kabinedeki Hazine ve Maliye bakanları ile ortak yürütülen tüm çalışmalarda AB müktesebatına uygun davranarak AB, İngiltere ve İngiliz destekli ABD yatırımlarından istenilen düzeyde olmasa da bir yalancı bahar havası 2002’den 2009’a kadar yaşatıldı. 2009 ve 2013 arası İngiltere ve AB yatırımları devam etse de ABD yatırımları tamamen durma noktasına geldi.

Bugünün dünyasında dahi devletlerarası ilişkilerde ve kredi yapılanmalarında kişisel tanınırlık ve ilişkiler hala çok önemlidir. Mesela ÖDTÜ mezunu Ankaralı bir genç yüksek lisans yaptıktan sonra; “ABD’de finans sektörünün üst düzey yöneticilerine danışmanlık yapan özel şirkete çalıştı” cümlesinde hangi finans şirketleri ve nasıl bir çalışma birlikteliği sorusu sorulmayan bir konu. Ben söyleyeyim ABD şirketleri ama İngiltere bağlantılı Kraliyet bağlantılı şirketler. Bu şirketler Türkiye’de 62. Hükümet bitene kadar destek oldular. Bu aşamadan sonra özellikle Cumhurbaşkanı değişimi yaşandıktan sonra İngiltere bağlantılı tüm para akışı ve AB kredi kuruluşlarının sözde alarm vermesi hap bu bağlantıların kesilmesi sonundadır. Bu ilişkiler hiçbir siyasiyi vatan haini filan etmez ancak farklı ve girift ilişkilerin olduğu gerçeğini gün yüzüne çıkarır.

Perde arkasında kalan ve kraliçeden “Şövalyelik Unvanı” alan değerli devlet adamımızın tüm ilişkilerinin Kraliyet ile olduğunu söylemeye gerek yok. Bu ilişkiler de hiçbir siyasiyi vatan haini filan etmez. Ama ilişkinin mahiyeti ve getirileri sorgulanabilir. Değerli devlet adamının yanındaki kişilerin hemen hepsinin İngiltere ve AB nezdinde yeterli kredilerinin olduğunu ve kurulacak olan YENİ PARTİLERE destek olunacağı aşikârdır. Eğer başarırlarsa 2002-2009 arasındaki mali rahatlamaya benzer bir durum yaşayacağımızı söylemek kehanet değildir ama ne karşılığında bunu bilemiyoruz.

Diğer yazımızda da açıkladığımız gibi; “CHP yeni bir söylem-eylem yapılanmasına girerek dünyadaki “sol demokrat” yapılanmaya evirildiğini görmek gerekir. Bu içsel bir dönüşümüdür yoksa komplo teorisyenlerinin ifade ettiği gibi dış dayanaklı yeni bir örgütlenmemidir bunu zaman gösterecek. Ancak Temmuz ve Ağustos aylarında parti içi değişim ve dönüşüm yaşanacağı kesin. CHP, Amerikan Demokrat yapılanmaya benzeşeceğini ve birazda İsveç Sol yapılanmasını esas alacağını siyasal bilimciler ve gözlemciler ifade etmektedir.”

Ayrıca AK PARTİ içinde; “AK Parti yeniden yapılanmasını Milli-Muhafazakâr çatı üzerine kurgulayarak, ABD’deki Cumhuriyetçiler ve İngiltere’deki Muhafazakâr Parti yapılanmasına evirilmesi gibi bir durum oluşursa; Yeni Oluşumcular hangi farklı söylem-eylem yapılanması ile halkın ve seçmenin karşısına çıkacağını sorgulamak gerekir.”

Kısacası yeni parti oluşumu bize İngiltere ve AB bağlamında hareket alanı açmayı vaat edecek. Ayrıca İngiltere’nin Çin ile oluşturmaya çalıştığı Kuşak-Yol yapılanmasında daha fazla ekonomik getiri vaat ediyor. Ama Rusya ile ilişkiler, Suriye ve Irak’ın kuzeyi hakkında Milli Güvenliğe dair endişeleri gidermediği gibi doğru bir siyaset söylemi de önermiyor. Şuan Cumhur İttifakının Ekonomiden sorumlu bakanının bağlantısı ve para kaynağı ABD olmasına rağmen, İngiltere ve AB baskıları nedenliye istenilen düzeyde yatırım ve para akışı sağlanamıyor. Bu durum yeni parti söylemcilerini heveslendiriyor. Ayrıca yeni partide “Ekrem Müdafaa’yı” ve benzeri yeni siyasi kimlikleri görmemiz sürpriz olmayacak. Yani göle ekşi maya çalınıyor tutarsa bile yoğurdumuz ve ayranımız çok ekşi olacak. Allah bu milletin ve devletin yar ve yardımcısı olsun…

Sefa ile…