Komplo Teorisi Oluşturmak Narsistik Kişilik midir?
Yener Özen

Komplo Teorisi Oluşturmak Narsistik Kişilik midir?

30.12.2020 Çarşamba 13:40

Psikopatolojileri ne kadar rahatsızlık verici olursa olsun narsistikler, onları psikozlardan ve sınırda durumlardan ayıran, kendilerine özgü güçlü yanları da olduğunu ayrımsamak önemlidir. Psikotiklerden ve sınır durumlardan farklı olarak, narsistik kişilik bozukluğu olan hastalar temelde birleşmiş bir kendiliğe sahiptirler ve birleşmiş, idealleştirilmiş arkaik nesneler inşa etmiş durumdadırlar. Yine psikotiklerden ve sınırda durumlardan bir farkları, bu hastalar için arkaik kendiliğin ya da narsistik yatırım yapılmış arkaik nesnelerin geri dönüşsüz olarak bütünlüğünü kaybetmesi gibi bir tehlikenin olmayışıdır.

Narsistik kişilik bozukluğu olan hastaların belirti tabloları genellikle kötü tarif edilmektedir; hasta da genellikle rahatsızlığın temel özelliklerine odaklanamaz; ikincil yakınmalarını fark edip tarif eder. Hastanın başlangıç yakınmalarındaki muğlâklık; patolojik olarak rahatsız yapıların, benin kendini gözlemleme işlevlerini yürüttüğü yere yakın olmasına bağlı olabilir. Analiz ilerledikçe, özellikle narsistik aktarımın herhangi bir türü kuruldukça, en önemli belirti özellikleri gittikçe açıklığa kavuşur ve ayırt etmeye başlanır. Hasta belli belirsiz yaşadığı, ama tüm yaşamına yayılan bir boşluk ve depresyondan söz edecektir. Bu duygular narsistik aktarım yerleşir yerleşmez yatışacak, analistle kurduğu ilişkide bir bozulma olduğunda ise yoğunlaşacaktır.

Narsistik kendilik bozukluklarını analiz ederken, kendilikte var olan bütün eksiklikler kendilik nesnesi aktarımı olarak anında harekete geçirilir. Olası bir yanlış anlamayı engellemek üzere şunu da eklemeliyim ki; bu bağlamda aktarımın kendiliğinden harekete geçmesinden bahsederken, bu gelişmeye karşıt aktarım dirençlerinin var olduğunun, bunların farkında olunması ve sonrasında yorumlamayla ele alınması gerektiğinin tamamen farkındayım. Ancak bu aktarımların açığa çıkmasını engelleyen güçlerin varlığını kabul etmek elzemdir. Psikanalitik durumun tahrik edici matrisi göz önüne alındığında, benim narsistik kendilik bozukluğuna sahip hastanın eksik kendiliğinin tüm çabasını bu eksikliği tamamlama yolunda harcayacağı, yani temel yeteneklerinden ve becerilerinden yararlanarak, yeniden temel hırslarından temel ideallerine uzanan kesintisiz bir gerilim arkı kurmaya çalışacağı yönündeki iddiamla çelişmiyor. Bu gerilim arkı tam, noksansız kendiliğin dinamik özünü oluşturuyor; kuruluşu yaratıcı-üretken, tatmin edici bir yaşamı mümkün kılan yapının kavramsallaştırılması anlamına geliyor.

Kendilik psikolojisinin narsistik kendilik ve davranış bozukluklarına karşı geliştirdiği terapötik yaklaşım, şimdiye kadar psikanalistlerin hastalarına karşı geliştirdi tutumdan farklı mı? Bu soruya net bir yanıt vermek kolay değil, çünkü psikanalistlerin başvurduğu yöntemler ve analizlerini yürütürken içinde bulundukları duygusal iklim çeşitlilik arz ediyor. Yine de, kendilik psikolojisinin analiz edilebilir kendilik bozukluğuna sahip hastaya yaklaşımıyla, geleneksel psikanalizin yaklaşımı, prensipte, aynı.

Kohut’un ciddi narsistik bozukluklar gösteren hastaların psikanalitik tedavisi sırasında edindiği izlenimler sonucu geliştirdiği kendilik psikolojisi, insanın kendine verdiği değeri ve bütünlüğünü koruyabilmesinde diğer insanlarla olan ilişkisinin önemini vurgular. Bu yaklaşıma göre, tedaviye gelen kişi, kendini iyi hissedebilmek için diğer insanlardan gelecek olumlu tepkilere aşırı bir ihtiyaç duyar.

 Narsistik kendilik ve davranış bozuklukları: Psikozun ve borderline tersine, narsistik kendilik ve davranış bozukluklarında erken gelişim aşamasında özgül bir çekirdek kendilik ana hatlarıyla inşa edilmiştir. Fakat kendilik örüntüsünün yapılandırılması; kendiliğin narsistik hasarlara geçici dağılma, zayıf düşme ya da uyum göstermeme şeklinde tepki vermesi sonucu tamamlanmamıştır. Ancak, psikozun tersine, burada psikanalitik durum kendiliğin yapısındaki ciddi, psikoz benzeri semptomların geçici olarak belirmesine yol açan eksikliklerin bile çocukluk çağında sağlanmayan narsistik süreklilik ihtiyacın yeniden aktive edilmesiyle giderildiği bir matris sunar.

Yapısal çatışma nevrozları: Psikozlara ve narsistik kendilik bozukluklarının ve ilintili terapötik yaklaşımın özüne dair açık ve net bir tanım yapılabilir. Ancak söz konusu yapısal nevrozlar olduğunda, maalesef aynı ölçüde olumlu bir tavır geliştirmek mümkün değil. Yapısal nevrozlara dair geliştirilen geleneksel bakışı kendilik psikolojisi terimleriyle formüle etmemiz gerekseydi, yapısal nevroz vakalarında çekirdek kendiliğin erken çocuklukta iyi kötü yerleşmiş olduğunu, fakat bu kendiliğin, geç çocukluk döneminde maruz kaldığı çatışmalarla enerjisi tükendiğinden, eninde sonunda yaratıcı-üretken potansiyelini gerçekleştirmede başarısız olacağını söylerdik. Bu vakalarda, psikanalitik durumun; geç çocukluktaki çözümlenmemiş çatışmaların aktarım esnasında yeniden aktive edildiği, bilinçli hale getirildiği, incelendiği ve sonunda çözümlendiği, böylelikle de kendiliğin sonunda asıl hedeflerine döndürüldüğü bir mahal haline geleceğini de eklerdik.

Bu formülasyon, akla yatkınlığı ve basitliğinden ötürü oldukça çekici elbette. Fakat ayrıntılı olarak incelendiğinde, yalnızca yapısal nevrozlara ne tür bir terapi anlayışıyla yaklaşılacağı sorunu değil, aynı zamanda bu tür nevrozların psikanalitik kendilik psikolojisinin çizdiği çerçeve içerisinde nerede durduğu sorusu gibi pek çok soruyu cevapsız bıraktığı görülecektir. İlkin teorik meseleye bakmak gerekirse, yukarıda geçen yapısal nevroz vakalarında çekirdek kendilik iyi kötü yerleşmiştir cümlesi nasıl oluyor da normal öidipal evrenin patojenik olmadığı ya da bir diğer deyişle, klasik aktarım nevrozunu analiz ederken açığa çıkardığımız patojenik öidipus kompleksinin, bütünlüksüz ya da en azından zayıf düşmüş bir kendiliğin varlık gösterdiğini farz eden ayrışmış bir yapısal öge olduğu teorisiyle uyuşabiliyor.

Narsisistik bir kişi, ilişki kurduğu diğer insanları kendi zihninin dışında bir varlığı ve öznelliği olan gerçek insanlar olarak algılamakta zorlanır. Bunun yerine, kişileri sadece kendi zihnindeki bir imge ya da nesne olarak algılar ve kendi ihtiyaçları doğrultusunda onlarla olan ilişkilerini manipüle eder. Bu durum bir anlamda,  ötekinin haklarını ihlal etme,  ötekini kötüye kullanma ile sonuçlanır.  Kendi özgüvenini yüksek tutmak adına karşı tarafı beğenmemek, kötülemek, değersizleştirmek, yıpratmak, ondan karşılayabileceğinin ötesinde birtakım beklentiler içinde olmak, cesaretini kırmak kötüye kullanıma dair örneklerdir.

Narsisizm büyüklenmecilik, onaylanma ve beğenilme ihtiyacı, başkalarına karşı ilgisizlik ve empati yoksunluğuyla karakterizedir. Bu özelliklerin kişilerin erken dönemlerde bakıcılarıyla olan ilişkilerinden kaynaklandığına inanılmaktadır. Bağlanma kuramına göre kişilerin ebeveynleriyle kurdukları ilişkileri onların kendilik ve başkalarına ilişkin temsillerini etkilemekte, temel inançlarını oluşturmakta ve yaşamlarının ilerleyen zamanlarındaki ilişkilerini etkilemektedir. Eğer kişinin deneyimlediği ebeveynlik niteliği uygun değilse, bu kişiler büyük olasılıkla güvensiz bağlanma stillerinden birini geliştirmektedir ve güvensiz bağlanma stillerinin kişilik bozukluklarıyla ilişkili olduğu söylenebilir.