Mutsuzluk İklimi
Talha Keleş

Mutsuzluk İklimi

29.08.2021 Pazar 17:35

Pandemiyle birlikte bir değişim, dönüşüm hikayesidir aldı başını gitti. “Değişeceğiz, artık dünya eskisi gibi olmayacak, yeni bir dünyaya seyahat halindeyiz.  Alışkanlıklarımız, tercihlerimiz kısaca hayatımızdaki her şey değişecek” son dönemlerde en fazla duyduğumuz cümleler.

Herkes maddi bir değişim arayışındayken ruhsal değişimimizden, daha doğrusu ruhsal çöküşümüzden, dolayısıyla yeni kişiliğimizin oluşacağından kimse bahsetmedi. Şartlar, davranışlarımızı, davranışlarımız ise psikolojimizi değiştirmeye devam ediyor.

Hepimiz değiştik, değişiyoruz.  Hatta bu değişimin doğum sancılarını yaşıyoruz şu sıralar. Hepimiz yeniden doğuyoruz. Doğum sancılarının bir yansıması olarak da toplumun genelinde bir mutsuzluk hakim. Bu yüzden “mutsuzluk iklimi” diyorum.

Pandemiyle birlikte başlayan mutsuzluk iklimini ilk olarak daha fazla satın alma eylemiyle yatıştırmaya çalıştık. Hiç ihtiyacımız olmayan şeyler aldık; hepimiz ev dekorasyonuna, gereksiz ev tipi spor aletlerine, birkaç kez kullanacağımız mutfak ekipmanlarına ve dışarıya çıkamadığımız halde en çok da ayakkabıya para harcadık. Gerçi yıllardır alışverişi bize bir antidepresan olarak öğreten sistemin oluşturduğu plandemide bunu yapmamız anlaşılabilir bir durum.

 Peki mutlu olduk mu? Cevap veriyorum, hayır!!!

 Olamadık, hatta daha derin bir ruhsal çöküntüyle karşı karşıya kaldık.

 Bana bu durum dünyanın en mutsuz kralının hikayesini hatırlattı;

Aşırı mutsuzluktan şikayetçi kral kendini mutlu edecek formülü getiren kişiye hazinesinin kapısını sonuna kadar açmış. Ne soytarılar, ne doktorlar gelmiş, simyacılar, hocalar, şeyhler ve hatta cadılar. Her gelen bir şey denemiş ama nafile kral mutsuzluk belasından kurtulamamış. Günün birinde yaşlı bir kadın çıkıp gelmiş kralın huzuruna “dünyanın en mutlu insanının giydiği gömleğini satın alıp giy, hiçbir şeyin kalmayacak” demiş. Kral önce mutsuz mutsuz homurdansa da bir şans tanımak istemiş bu saçma fikre. Ülkenin dört bir yanına saldığı görevliler önce zenginlerin kapılarını çalmış, “zenginler dertsiz olur” demişler “olsa olsa onlar mutlu olur” diye düşünmüşler ama nafile. Zenginlerden dünyanın en mutlu insanı çıkmayınca dağa, bayıra, çayıra, çöle vurmuşlar kendilerini. Günün birinde yıkık dökük bir barakanın önünden geçerken içeriden “Allah’ım, dünyanın en mutlu insanı benim, karnım doydu, yarın da karnımı doyuracak bir işim var, benden mutlusu olamaz.” diye seslerin geldiğini fark etmişler. Hemen kapıyı çalıp içeriye girdiklerinde ise adamın sırtında bir gömleği bile olmadığını görmüşler.”

Şu sıralar biraz daha mutlu olmak için yapmayacağımız şey yok. Bu bazen bir garibin sırtındaki gömleğini de almaya yeltenmek olabiliyor. Bu garip de bazen en yakınımız olabiliyor.

Halbuki mutluluk basittir. Zor ve karmaşık şeylerin içinde olmaz. Azlığın ve sıradan olan şeylerin içinde olur. Fazla olan her şey bizi mutsuz eder; insan, harcama, koşturmaca, düşünce, evham.

Teknolojinin hayatımızın merkezine oturduğu şu günlerde hayat hızla akıp geçerken, sürekli değişen düzene ayak uydurmak pek mümkün değil. Zira insan doğanın bir parçası olarak sakinlikten ve doğru ritimden beslenir.

Sakin kalmaya, güzel şeylere vakit ayırmaya ve fazla olan her şeyden arınmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Mutlu kalın...