Yunanistan'a Karşı Oyun Planımız
Serkan Yıldız
Yunanistan'a Karşı Oyun Planımız
22.01.2021 Cuma 13:02

01 Ocak 2021 günü yine bu köşede “Türkiye – Yunanistan ilişkilerinin bu yıl düzeleceğini iddia edip” Ocak ayının sonunda istikşafı görüşmelerinin başlayabileceğini söylemiştim. ( https://www.haber365.com.tr/2021-ve-dis-siyasetimizin-basliklari-m758.html ) Dış İşleri Bakanlığı 10 gün sonra, 11 Ocak 2021’de Yunanistan’la istikşafı görüşmelerine başlanacağını bildirdi. En nihayetinde 25 Ocak günü Yunanistan’la aramızda “Araştırma – Tanıma” görüşmelerinin 60 ncı turu yapılacak.

2002’de başladı bu görüşmeler 2016’da ara verilmişti. Ve Türkiye’nin AB ile “ilişkilerini geliştirme” açısında atılmış, Doğu Akdeniz’de barışçıl bir çözüm olması için planlanmaya koyulmuş bir adımdı tekrar görüşmelere başlanması için yapılan bu davet. Diğer yandan Yunanistan’la ilişkilerimizin de olumlu bir yöne doğru yol alacağını düşündürüyordu.

Ancak bir yerde yanıldım. “İlişkilerimizin iyiye doğru ilerleyeceği / düzelebileceği” konusunda. Beni yanıltan Türk Hükümetinin “olumlu ve pozitif” adımlarına karşı, bilindik ve hiçte yabancı olmadığımız Yunan Hükümetinin “şımarık ve ayak sürüyen” politikasıydı.

Türkiye’nin Sismik Araştırma Gemisini, Haziran ayına kadar Antalya körfezine demirlemesi, İstikşafı Görüşmelerine daveti ve barışçıl bu politikası, suyun diğer tarafında çok yanlış anlaşıldı.

Evet, Yunanistan “Tüm iyi niyetimizle katılacağız” dedi. Ama kendi iç basınında yazılanlar pek öyle değildi. Geçtiğimiz hafta Yunan Medyası; “Türkler hizaya geliyor” başlıkları atarken bu ateşten nasıl bir duman çıkacağı belli olmuştu. Yunan Medyası bu durumu çok güzel servis ederek, bir hükümet başarısı olarak duyurdu. AB’nin Aralık ayında almış olduğu yaptırım kararları sonrası Türkiye’nin buna mecbur kaldığını da ilan etti.

Bir bakıma haklı olabilirler. Ancak uluslararası ilişkilerde ve diplomaside bunlar çokta yanlış adımlar değildir. Atılan bu adımları değerlendirme ve süreci planlamada yapacağınız ya da uygulayacağınız politikanın ciddi bir önemi vardır. İşte burada Türkiye’nin ne yapacağı merakla bekleniyor.

Yunanistan’ın tüm geçen sürede, İyon deniz sınırını 12 mile çıkartması, bunu parlamentosunda oylaması ve aynı politikanın Ege Denizinde de uygulanabileceğini açıklaması da Yunanistan’ın istikşafı görüşmelerine nasıl bir “iyi niyetle” geleceğini de bize gösteriyor. Ege Denizinde Yunan hükümeti tarafından atılacak böyle bir adımın, bizim için savaş sebebi olacağını pekâlâ Yunan hükümeti de çok iyi bilmektedir. İşte böyle bir açıklama “Lümpence” yapılmış bir açıklamadır. Ve niyetin nasıl olduğunu net bir şekilde göstermektedir.

Arkasına AB desteğini alan, AB’nin de Türkiye’ye karşı yaptırımlarını koz olarak cebine koyan, Maraş’ın açılmasını da elinde tutan ve Biden ile ABD rüzgârını da arkasına alan Yunanistan’ın masaya dört asla geldiğini düşünmesi aslında bizim işimize bile gelebilir. 1923 Lozan ve 1947 Paris Antlaşmalarına göre Ege Denizinde ki adaların silahsızlanma maddesine aykırı davranan Yunanistan içinse bizim elimizde ciddi bir koz bulunmaktadır. Eğer iş kartların çekilmesine gelirse “Çarşı Pazar” biraz karışabilir.

Yunan hükümetinin 25 Ocak günü hangi niyetlerle oraya geleceği belli olmuştur. Benim tahminimdir ki, bu niyetle karşımıza oturan bir tarafla “bir anlaşma, bir uzlaşma hatta barışçıl bir çözümle” masadan kalkılması pek mümkün gözükmemektedir. Eşyanın tabiatına da aykırıdır bu. Uluslararası haysiyete ve onura da yakışmamaktadır.

“Madem konuşmak, çözüm oluşturmak istiyorsun al o zaman önce bunları kabul et sonra bizde uzattığın eli sıkarız…” demek “tecrübesiz – şımarık ve mahallenin delisinin” uygulayacağı bir politikadır. Ve ne yazık ki istikşafı görüşmelerinde muhatabımız tamda bu şekilde karşımıza gelmektedir.

Uzlaşmak pek mümkün gözükmemektedir.

Peki, ne yapmalıyız?

Elbette ki üstün devlet aklının bu konuda bir çözümü vardır ancak ben bu psikoloji ile karşımıza oturanlar karşısında uygulanacak en iyi politikanın doksan dakika bitene kadar, top çevirmek olduğunu düşünüyorum. Bunda kötü bir şey yoktur ve çoğunlukla işe yarayan bir taktiktir. Mart sonunda AB Zirvesinde görüşüleceğiz ve yüzümüzü / geleceğimizi AB’ye dönmüşken bu iyi bir plandır. Şubat ayında Biden’da katılacağı NATO zirvesinde “Yunanistan’la sorunlar” başlığı açıldığında elimizi güçlü kılacaktır.

Basit bir çözüm gibi geliyor ama bence şuan, şu atmosferde uygulanacak en iyi, en çözümsel ve en sonuç odaklı plan budur. Top ayağımıza geldikçe taca atacağız. Uzatacağız. Uzun toplarla, kanatlarda ayağında iyi top tutan oyuncularımızla masada maçın uzamasına, bir sonrakine erteleyeceğiz. Daha önce 60 tane görüşmede olan bu değil miydi? Yine hava sahanlığı, deniz suları sorunları ile 2002’den beri bu yaşanmadı mı?

Ben bu sefer ümitliydim. İddialıydım. Ancak Yunan Dış Politikasının “şımarık” tavrını hesaba katmamıştım. Ve yine aynı duvara çarptık. Bizim de yapabileceğimiz pek bir şey kalmıyor bu duvarın karşısında… Ayakla, kısa paslarla top çevireceğiz, topu çizginin dışına atıp, sıklıkla oyunu durdurup, başka bir tarihte oynanması için oyunu soğutacağız. Bize başka bir yol bırakılmadı çünkü…

Bu kabul edilebilir bir politikadır özellikle karşınıza “ukala bir tavırla gelmiş” muhataplara göre.