2021 ve Dış Siyasetimizin Başlıkları
Serkan Yıldız

2021 ve Dış Siyasetimizin Başlıkları

01.01.2021 Cuma 11:03

2020’nin “Türkiye ve Dünya” arasında ki ilişkilerin ve yaşanan olayların “rasyonel” veyahut “irrasyonel” incelenmesi sonrası çıkacak sonuçlar herkese göre, her fikre ve hatta her ideolojiye göre ayrı / farklı ve değişken çıkabilir.

Peki ya 2021 nasıl olacak? Bu konuda birçok tahmin, strateji hatta “komplo teorileri” mevcut. Türkiye’nin 2021 Dış İlişkiler Stratejisi nasıl olmalı peki?

Gelgelim ben, ülkelerin “Dış İlişki Stratejilerinin” , “yıllık – üç yıllık – beş yıllık” olarak kısa vadelerle oluşturulmasına her zaman karşı olmuş bir insanımdır. Siz ülkenizin uluslararası arenada çıkarlarını bu kadar kısa tutmanız, sizi vizyon ve geleceği görme, krizleri yönetme konusunda eksik bırakır. Ve ne yazık ki bu durum 15 – 20 hatta 30 yıllık bir sorundur ülkemiz için. Gelen ve değişen her sistemle, dış ilişkiler ve bakış açımızda değişmiştir.

Türkiye ve AB:

2021 yılında ilk gözlerimizi ve yüzümüzü çevirdiğimiz yer, Cumhurbaşkanı ve Dış İşleri Bakanımızın dediği gibi; Avrupa Birliğidir. 10 – 11 Aralık’ta bizim için her ne kadar “iyi” olduğunu düşünsek bile çıkan hafif yaptırım kararlarını “iyi niyetli” bir adım olarak görüp, Mart ayını beklemeye başladık. AB’nin bizden istedikleri belli; Doğu Akdeniz ve Kıbrıs sorunu. Her ikisinde de gardımızı indirdiğimiz için bu kararın çıkmasına ben o kadar sevinemedim. Daha iyi bir sonuç bekliyordum. Çünkü bizden istenilenleri biz yaptık. Ancak AB politikasını hepimiz biliriz, bir madde ister, yaparsınız. Üç tane daha madde çıkar. Bu yıllardan beri böyle olmuştur. Ve onlar böyle diye biz oraya sırtımızı dönemeyiz. Çünkü AB ile girilecek bir düello da kaybeden ve ağır kaybeden yine biz oluruz. Libya – Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta ibreler bizden yanayken bu kavga sonucu ibre tersine dönebilir. Uygulanacak ilk Ekonomik yaptırımların sonrası; Türkiye’nin uygulayacağı her plan “stratejisi olmayan”, öfkeyle alınmış kararlar olacağı için; durum daha da içinden çıkılmaz bir hale dönüşür. Türkiye’nin açıklayacağı “Demokratikleşme Reform Paketi” ve 18 Mart’ta ki Göç Mutabakatının yenilenmesiyle Türkiye’nin alacağı yardımların ulaşması durumu bu girift ve sert duruşu yumuşatacaktır. Ancak açıklanacak Reform Paketi burada çok önemli. Çünkü AB, Türkiye’yi Kopenhag kriterlerini uygulamamak hatta tamamen uzaklaşmakla, basın ifade özgürlüğü, uzun ve keyfi tutukluluk ve insan hakları ihlalleriyle ilgili “2020 Ülke Raporunda” ciddi olarak suçlamıştı. Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın tutukluluk hallerinin devamı da AB ile aramızda çözülmesi zor krizler arasında yerini alıyor. AB’ye yüzümüzü dönüp gülümsemek istiyorsak, şimdilik talepleri bunlar. Tabii karşılığında bir tebessüm istiyorsak…

Türkiye ve ABD:

Biden’in 20 Ocak’ta görevi almasıyla oldukça büyük bir sorunla karşılaşacağımız şimdiden kendini göstermektedir. Bunun emarelerini çok öncesinde görmeye başladık işin aslı. Seçim öncesi Erdoğan’ın otokratik olduğunu suçlamasıyla başlayan bu tatsız süreç, S-400 ve bölgesel krizlerin tırmandırılmasıyla zirveye çıktı. Son olarak Dış İşleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu’nun “S-400’ler konusunda ortak çalışalım teklifi ABD’den geldi” beyanının ABD Dış İşleri Bakanlığı tarafından yalanması sonucu ufakta olsa bir krize gebe gibi ABD ile ilişkilerimiz. Ancak çok daha büyük sorunlar kapıdadır. S-400’ler sebebiyle Trump tarafından çıkan ABD’nin “Hasımlarına Yaptırım Yoluyla Karşı Koyma Yasası” olan CAATSA çerçevesinde Aralık 14’de alınan yaptırım kararlarını, Biden yönetimi sıkı sıkıya uygulayacak gibi. Türkiye elinde ki S-400’leri çıkartırsa Ocak 2021 sonunda görüşülecek Ankara – Washington arasında ki kriz kesinlikle ortadan kalkacaktır.

Diğer yandan, NATO’nun en güçlü ülkelerinden biri olan Türkiye’nin, jeopolitik durumu, Rusya ile olan sıcak ilişkileri, ABD’nin Türkiye’den tamamen vazgeçeceği / üstünü çizeceği ihtimalini de düşürmektedir. Yaptırımların yumuşama ihtimalini bu maddelere dayandırabiliriz. Elimiz de “üç as” var ve çok iyi kullanmalıyız ABD’ye karşı. Yanlış bir hamlede masada her şeyi kaybedebiliriz çünkü.

Türkiye ve Rusya:

2020 yılı içinde başarılı bir ağ kurulan Rusya ile 2021 de, Biden ve ABD yaptırımlarının uygulamaya konulması sonrası daha çok yakınlaşacağımızı düşünüyorum. Libya’da ve Suriye’de karşı karşıya gelsek bile çok akıllıca uygulanan diplomasi ile büyük krizlerin yakınından teğet geçildi. S-400 alımları, Erdoğan – Putin arasındaki sıcak ilişki ve en büyük pazarımız Rusya’nın Türk ürünleri üzerinde ki alımları kolaylaştırması, dış politikamızda rahat nefes aldırdı. Ancak Biden yönetiminin uzak ülkelerle ve Avrupa ile “yakınlaşması” politikası sonrası Türkiye, Rusya olan ilişkilerini ABD’nin araya girmesi ile daha da sıkı tutmaya çabalayacaktır. Ancak Libya’da Türk askerine artan ve gücü yükselen askeri tehditler 2021’de Türkiye ile Rusya arasında ki ilk ve en büyük kriz olabilir diye düşünüyorum. Elbette ki; Suriye’de verilen kayıplar ve Rusya’nın desteklediği rejim güçleri de her iki tarafı tedirgin eden başlıklar. Ancak yeni ortaya çıkmış sorunlar değildir bunlar ve Astana zirvesi bizi çözüm odaklı ülke sınıfına sokmaktadır.

Türkiye ve Yunanistan:

2021’de ben her iki ülke ile de ilişkilerimizin daha iyi olacağını düşünmekteyim. Türkiye’nin Haziran ortasına kadar Oruç Reis araştırma gemisini Antalya Körfezinde tutacağına yönelik açıklaması krizi noktalamış ve / veya ertelemiş gözüküyor. Yunanistan ile 2016 yılında sonlanmış olan “Araştırma ve Tanıma” görüşmeleri 2021 Ocak ayı gibi tekrar başlanacağını konuşuluyor. Ancak ben 2021’in bu başlıktaki en büyük krizinin “Kıbrıs” altında yattığını düşünüyorum. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde son seçimle başa gelen Ersin Tatar’ın, Birleşmiş Milletlerin yarım asırdır üzerinde durduğu federatif çözüme karşı “Çift Devletli” model planı Türkiye’nin de aklına yatmış gözüküyor. Ve kapalı Maraş’ın açılması yönünde destekleri de zaten bunu gösteriyor. Ancak kriz işte burada başlar. 2021 ilk çeyreğinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve üç garantör ülkenin (Yunanistan – İngiltere ve Türkiye) bir araya gelmesiyle konu masaya yatırıldığında, kapalı Maraş’ın açılması bizim ve KKTC yönetiminin başını çok ağrıtacağını düşünüyorum.

Türkiye ve İsrail:

Mayıs 2018’de karşılıklı çekilen Büyükelçiler sonrası İsrail ile kopma noktasına gelen ilişkilerimiz; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Gönül ister ki İsrail’le ilişkilerimiz daha iyi olsun” açıklaması ile bambaşka bir boyuta geldi. Ancak daha öncesinde Aliyev’in arabulucuk rolü ile Türkiye ve İsrail arasında diyalog kurma çabası meyve vermiş olacak ki; 2021 Mart sonunda Türkiye ile İsrail arasında tekrar büyükelçi atamalarıyla, ilişkilerin normalleşmesi planlanıyor. Ancak olası bir düzelmenin, İsrail’de ki 23 Mart 2021 seçim öncesi olmayacağı söyleniyor kulislerde.

Gözüken o ki; ABD ile de krizleri aşabilirsek 2021 yılı; Türkiye için, Dış Siyasette bir sınıf atlama yılı olacak. Önceki dönemlerde oluşan kasaba üslubu bir siyaset yerini daha diplomatik ve bürokratik bir havaya bırakacak gibi. Bunun elbette ki birçok farklı alana çok güzel ve verimli yansımaları olacaktır.

Diğer yandan; “Sarı öküzü vermeyecektik” diye bir Anadolu hikâyesi vardır. Muhakkak herkes biliyordur. Ya da “Taviz, tavizi doğurur” diye bir motto vardır. Bunlar iyi ve korunması gereken erdemlerdir birey ya da topluluk olarak. Ancak ülkeler Dış İlişki Planlarını yaparken böylesine “amatör” ve “heyecanlı” kararlar almaları hiçbir zaman doğru olmamıştır. Daha çok zararlar, daha büyük yaralara sebep olmuştur. Gerektiğinde imzalar atılır ve şartlar kabul edilir. Bu bir taviz değildir. Sarı öküzün yularını tutup, “Buyur kardeşim, senindir” demek hiç değildir. Karşılıklı olarak kazanım söz konusuysa bu en basit haliyle bir “anlaşmadır” ve “diplomatik çözümdür”. Siz verdikleriniz karşılığında aldıklarınız sizi tatmin ediyorsa bu duruma bu kadar sığ ve primitif olarak yaklaşamayız. Devletler, Dış Politik kararlarını alınırken verilenler ne tavizdir ne de bir Sarı Öküzdür. Karşılığını alıyorsanız buna “Uluslararası İlişkilerde Kazanım” denir. “Devlet çıkarları” denir. “Ülkenin Değerleri” denir.