İstismar ve Dayanışma
Mustafa Cerit
Kritik Dakikalar
24.04.2020 Friday 09:31

Hergele ve hödük “İnekŞaban”tipi.. Pervasız ve  hanzo “Recepİvedik” figürleri üretilip yıllardır sinema ve tv’lerden beyinler törpülenmekte..

O kutlu ayların şerefli  isimlerini taşıyanlar hor görülüp “ti”ye alınırken, atalar diyarından bir çığlık gibi yükselen coşkulu müzik grubu dinledim:

-Özbek, Türkmen, Uygur, Avar, Kazak ve Azerbaycanlı gençlerden oluşuyor. Her biri en özgün mahalli kıyafetleriyle seslendiriyor. Farklı versiyonları var.

Aşkla sevinçle, Kadir ve Bayram heyecanıyla, gönül titreten DOMBRA tadında “ŞARKİ-TÜRKİ”  videosu dolaşıyor, sosyal medyada:

-Remazan geldi.. Remazan!

Bu ayda indi hayat rehberi Kuran.. Yardım, paylaşma ayıdır Ramazan.. Oruç ile açları yoksulları hatırlatan..

Bir yudum suya hasret ve acizlik ile başbaşa kalıp, ellere paralel yürekleri açıp imdad eyleme, yalvarma ve niyaz ayıdır Ramazan.

Bugünleri farklı açıdan okumak gerekir:

-Evlere hapsolmadık, içimize döndük, tefekküre daldık, kendimizle yüzleştik. Geçmişi eledik, unuttuklarımızı hatırladık. Ve sorular:

-Nereden çattık bu hayata.. Nasıl niçin geldik bu aleme, Yolculuk nereye kadar? 30-40 sene sonrası ne olacak, ne getirecek? Ben o döneme yetişecek miyim, hayat garantim varsa süresi ne, garanti veren kim, hangi yetkiyle..

Evimiz, sitemiz korunaklı, neye karşı, ne kadar, zemin nice sağlam? Gökkubbe (asuman) kontrolsüz, başımıza yağacaklara, rüzgârla üstümüze geleceklere heryer açık..

Çok bilinmezli denklem, hangi teknik ve mantıkla bu problem çözülecek.

Bir kuyumcu hassasiyeti ve has muhasebeci titizliği ile geçmişin ve bugünün blançosunu çıkararak, bilinmez günlere karşı tedbir almak.. İleriyi görmek ve bir vizyon üretip yön çizmek kendimize, ailemize, topluma..

Fizik ötesine inan veya inanma, keyfin bilir. Lakin ezberleyip alıştığımız bu düzenin sigortası ve teminatı yok. Vücdumuzda ve dünyada (enfüsi ve afaki) milyarlarca açmaz, çıkmaz ve olumsuzluklar karşısında bir nefes sıhhat, sağlıklı hayat olağanüstü hal, bir harika-mucize.

Üzerimize yönelmiş bu oklardan kaçmak, yahut “lingo lingo şişeler” türünden bir kadehe sığınmak, “vur patlasın-çal oynasın” dağıtmak çare mi, kime çare olmuş?

Bohem hayat, zihni ve bedeni tembellikle çakma keyifle gerçeklerin hayalinden bile kaçmak çözüm değil, hep pişmanlık. Kimse geçmişteki dengesizliklerini özlemez. Cahillik, adı üstünde “deli-kanlılık” nedameti hep var olmuştur.

Hiçbir Ramazan kaçırmamış yaşlı sufi babanın, oruç tutmaktaki ısrarına karşı, tıp doktoru oğlunun güzel ve makbul ikna metodu şuydu:

-Baba, sen türlü hastalığına rağmen, oruç tutmak için ısrarlısın lakin.. Tutamadığın oruca bedel, vereceğin FİDYEyi bekleyen muhtaçlar var.

23.04.2020 11:38

 

İslâm potasına dökülüp “kışla”dan, meskûn  medeniyete geçen Türk boyları (8.asırdan başlayarak) devlet kurucusu babanın genişlettiği ülkeyi, oğulları arasında bölüştüren yapıdan çıktı.

Ahmet Yesevî, AslanBaba,Yusuf Hemedânî  gibi, Tasavvuf  büyükleri ve gönül erleri, bacıyan, alperenler, uzun ömürlü devletlerin manevî temellerini attı, Hanlara, Beylere, Emirlere rehber oldu.

Hısım akraba, konu komşu "İmece"li gülderen derrnekten “Ebed-müddet devlet” anlayışına doğru  evrilip tekamül eden “TAMU”yu (Cennet saadetini) hedefleyen "KAMU" yönetimi, Şûra ve Meşveret meclislerine yöneldi.

Uygur, Avar, Peçenek hanlıkları, Karahanlılar, Harzemşahlar ve Selçuklu beyliklerinden, Babürlü devletine ve Osmanlı’ya kadar hepsinde “aksaçlı” danışmanlar divanı vardır.

Katılımcılar her divanda farklıdır. Han, Hanıhanan, Emir, Sultan, istişareleri dikkate alır, fakat dilediği yolu, politikayı izlerdi.

Kurumsallaşmış Batılı anlamda ilk parlamento İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda 19 Mart 1877'de açıldı, “Meclis-i umumî" olarak adlandırıldı.

1, Dünya savaşında taraf olduğumuz grup yenilince, “Mondoros ateşkes taslağı” daha Osmanlı tarafından onaylanmadan bir oldu-bittiyle karşılaştık. Payıtaht İstanbul 13 Kasım 1918’de, Dolmabahçe önlerine dayanan onlarca savaş gemisiyle işgal edildi. 

Frenk şapkalı galip İtilaf grubu devletlerin militanları Beyoğlu’nda Üsküdar'da vs. türlü rezaletler çıkardı. Daha sonra İzmir’e, İngiliz talimatlı Yunan palikaryası girdi.

İşgalin ikinci safhasında (18 Mart 1920,) ingilizler Osmanlı yönetimine el koyup Meclis-i Mebusan'daki bazı milletvekillerini tutukladı ve sürgüne gönderdi. Zaten 2 ay önce "MisakıMillî" kararı ile mücadele alan Meclisi Mebusan  tutuklamalarla birlikte kapandı

Bandırma Vapuru, 16 Mayıs 1919'da Padişah Vahidettin Han’ın emriyle yola çıkmıştı.9.Ordu müfettişi olarak  resmi gazetede yayınlanıp harcırah ve özel "altın bütçe" verilen M.Kemal Paşa 50’ye yakın seçme asker ve zabitlerle artık Samsun’daydı 

Amasya, Erzurum Sivas gibi birçok merkezde zaten vatan savunması için meşveret toplantıları yapan kitlelere (kongrelere),Padişah emri ve 9.Ordu Müfettişi geçmişine sahip M.Kemal Paşa öncü oldu.

Nihayet  İstanbul’dan gelen Felah grubu mebusların da katılımıyla 23 Nisan 1920’günü, Hacıbayram Camii'nde cuma namazı kılınıp, kurbanlar kesilerek ilk TBMM, İttihat ve Terakki Kulübü binasında açıldı. Girişinde Şura-meşveret ayeti yazılı bu gazi meclis, Milli Mücadele’yi yönetti ve kazandı.

Birinci  Meclis’teki mebuslar, dalkavukluktan uzak, vakar ve şahsiyet sahibi, çoğu müderris ve hukukçu, ehli irfan ulemadan oluşmuştu.

Meclis’in açılışından 3,5 yıl sonra, 2. Meclis, devlet yönetiminde rejim olarak Cumhuriyet’i (çoğunluk sitemini) seçti. Mutlakıyetten, Meşrutiyet’e, Cumhuriyet’e. ( Parlamenter Cumhuriyet, tek partili, çok partili sistem ve bugünkü başkanlık Cumhuriyeti.

22.04.2020 11:34

-“İki işçi bir başçı” atasözü milletimize kadîm kültürün mirası.

Bir kişi kendi çapında zekîdir, iki kişi ortak zekâ ürünü AKILLI sayılır, sonrasında rekabet ile, kafalar karışır, onlara bir baş gerek. 

Güzel Türkçemizde ikil (tesniye) yoktur “çoğul” ikiden başlar.

İslam uygulamasında Cuma (toplu) namazı, en az iki kişiyle kılınır, üçüncüsü İmamdır, hakkı-doğruyu hedefleyen yönetici olmalı. 

Sosyal hayat böyle “demir alır limandan” açılır deryalara, ufuklara..

Komşular arasında İmece (toplu yardımlaşma) ile başlayan gülderenler birliği (organize) DERNEK olur. Büyüyen dernekler cömert halkın bağış ve mirasıyla vakıf olup müesseseleşir, süreklilik kazanır.

Bunlar mahallede, çevrede bireylerin yapamadıklarına taliptir, sosyal devletin külfetini paylaşır, ona daima yardımcıdır.

-"Hükümete-Devlete karşı dernek-vakıf" tanımı, kıyamet alâmeti.

-“Bizim mahalleli” yaklaşımı akrabadan öte komşudur. Mahallede yanlış yapılmaz. Orada sevgi, saygı, paylaşım ve dayanışma ahlakı vardır. Günümüzde tü-kaka taşlanan:

-“Mahalle baskısı” aslında kasten “sosyal dayanışma”yı horlayanların eseridir.

 Kadim kültürümüzde, kimse başıboş (çevreye ilgisiz, kendine buyruk) değildir, mahalledeki sosyal ortamın (kasametin) parçasıdır. Mahallenin, şimdi sitenin ortak sosyal sorumluluğu vardır.

Çakma medeniyet, “frengistan”da olanları şu KoronoVirüs günlerinde görüyoruz.Yaşlılar “olacağına” terkediliyor, kalp hastaların fişi çekiliyor. Yağmalar, tal'anlar ve hırsızlıklar, ancak polis-asker korkusuyla kontrolde. Sağlık malzemesi taşıyan gemi Akdeniz’de bir devletçe alenen gasbedildi. 

İçinde bulunduğumuz nimetin kıymetini takdir etmeli:

-Kara ambulansın yetişmediği yere hava ambulansı gönderip vatandaşını hastaneye yetiştiren bir devlet.

-Dünyanın neresinde vatandaşı varsa onu alıp getiren bir devlet.

-Vatandaşına güven veren bir devlet.

Allah devletimize zeval vermesin.

Şükredilmeyen, kıymeti bilinmeyen nimet elden çıkar.

18.04.2020 10:59

İsmet İnönü'nün öngörüsünü ve bir hakkını teslim etmek gerekir. Paşa, 2.Cumhurbaşkanı yapıldığı 12 Kasım 1938’den itibaren, geçmişin ifrat-tefrit dolu akıl dışı abartılarıyla uğraştı.

O, bazı gayretkeşlerin "Kemalizm dinde reform" çalışmalarına ve tekelleştirilmeye karşı çıktı. Behçet Kemal'den Falih Rıfkı'ya, Kılıç Ali ve Cevat Abbas'a uzanan dalkavukları Çankaya'dan uzaklaştırdı. 

İktidar partisi CHP'nin milli şefi ve 2. Reisi Cumhur sıfatıyla daha ileri gitti. Hatta bu yolda kendini feda edercesine, devlet dairelerine, para ve pullara İnönü resimlerini koydurdu. 

Bugünkü CHP bu defteri “kusur” diye sürekli gözden kaçırıyor ama, bunlar İsmet Paşa’nın öngörüsü "akılcı ve denge" uygulamalarıdır. Paralarda pullarda gelmiş geçmiş başkanların, tarihî şahsiyetlerin, sanatkar ve mucitlerin resimleri olsaydı ne olurdu?

Merhum Turgut Özal bunu denedi. Mevlana, Fatih, Mimar Sinan, Mehmet Akif resimleri paraları süsledi. Yunus Emre, Itri, Fatma Aliye Hanım, Cahit Arf gibi zevatın resimli paralar ile kıyamet kopmadı. Milletin sevgisi devletin takdiriyle bütünleşti. (Antikaları bile kıymetli)

1950'de DP iktidarı, İsmet Paşa'ya karşı inat ve kör muhalefet uğruna bu akılcı ve yenilikçi yolu geriye çevirdi. Halkın kültür ve temayülüne karşı geçmişte görülmedik bir siyaset izledi, hatta bu konuda hukuka aykırı kanunlar çıkardı.

Yılların bu yanlış politikasını düzeltmek bürokratların, İstihbaratın başına ve derin devletin gizli mücadelesine kaldı. F. Gülen, Haydar Baş, Evrenesoğlu, Aczimendi şeyhi Müslim Gündüz ve K. Pilavoğlu gibi nice zevata belki görevler verildi.

Haydar Baş'ın vefatında provokatör yazar Yılmaz Özdil'in taziye mesajı dikkat çekti. Açıkça "Haydar Baş, Atatürkçülükle Tarikatı birleştirme" görevindeydi diyen derin bilgisini paylaştı.

6 Oklu Resmi ideoloji ile halkın görüş ve kültür ayrılığı vatana, millete çok şey kaybettirdi. Hileli tercihler başka belalar getirdi. A. Öcalan ve Fetula başlangıçta görevliydi, sonra başkaları kaptı, Türkiye aleyhine kullanıldı.

17.04.2020 09:32

-“Toplum mühendisliği”suçlamasıyla tü-kaka, sürekli eleştirdiğimiz politikalar, kendi gizli-açık menfaatleri için başka milletleri kurgulayıp maksatlarına alet edenler ve onların yerli işbirlikçileri  hakkındadır.

-"Milli Mücadele’de istilacı frenkleri kovduğumuz" okul kitaplarında yazmasına rağmen, uyguladığımız eğitim mantalitesi düşmanları taklid ile sürmüştü. 27 Aralık 1947’de İsmet Paşa’nın Türk milli eğitimi konusunda ABD ile yaptığı“Fulbright Anlaşması” bir“Toplum mühendisliği” uygulamasıdır. İşte 5. Maddesi:

-“Türk Eğitim komisyonunun, dördü TC ve dördü ABD vatandışı olmak üzere sekiz üyeden oluşur. Türkiyedeki ABD Büyükelçisi komisyonun başkanıdır. Oylar eşit çıkarsa, kesin kararı misyon şefi (büyükelçi) verir.”

Beğenmediğimiz nesiller ve yöneticiler, ABD elçisinin “son kesin kararı” verdiği bu eğitim komisyonunun ders müfredatına yansıyan  eserleri.

Türkiye’de Osmanlıca bilmeyen ve Kur’anıKerim’i okuyamayan ilk Başbakan Süleyman Demirel’di. Güniz sokaktaki bir sohbette, geçmişi yargılarcasına demişti ki:

-“Biz zayi olmuş nesiliz. Bazı konuları konuşmak için henüz erken.”

 Bir ailede baba-anne olarak, çocuğumuzun arkadaşları, kimlerle grup oluşturduğu, internet ortamında hangi oyunlara takıldığı ile elbet ilgilenmek durumundayız.

Bu manada “doğruyu korumak” prensibi ve kanun gereğince, TBMM, başkanlar, bakanlar ve eğitimciler, kendilerine “ilahi emanet” çocukları-gençleri, milletine-vatanına, milli harsine (kültürüne),örnek tarihi mefahirine (kıymetlerine) uygun yetiştirmeye memur ve mecbur.

-“Çocuklara ana dili, milli lisanı öğretilmeden, yabancı dil dersleri verilmesine” bütün eğitimciler, karşı çıkmakta. İngilizceyle beraber, İngiliz emperyalizmi, Fransızca’dan önce Frenk sömürgeciliği öğretilmeli!

Aksi halde çocuklar “dünya vatandaşı”dır, Kendi kültürüne fransızdır. Vatana-millete, ana -babasına fayda, belki imalat hatası kabilinden..  

Sınırları Mehmetçiğin beklemesi neye yarar, yabancı kafalar genç beyinleri teslim aldıktan sonra..

Üç-beş konudaki teknik cazibe ve lüksümüz uğruna, omuzlardaki yüce emanetin vebalinden kurtulacağını sananlar, peşinen aldanmıştır; gerisi zaman meselesi.

16.04.2020 09:25

Sanayici-üretici Batı dünyası, başlangıçta “ayakta kalmak” adına her MÜŞTERİ gördüğüne dalkavuk “bezirgan”dır. Menfaati uğruna müşterisinin, devlet veya terör grupları olması fark etmez. İhtilafları körükleyip savaşları finans eder.

Batı'nın sömürüyü sürekli hale getirmek için en büyük malzemesi HAÇ, Hristiyanlık ticaretidir.Laiklik, eşit davranış işin sadece reklamı ve kamuflajı.

Meşhur hikayedir, uyanıp gözünü açtığında Afrikalının gönlünde YAHOVA elinde İNCİL vardır; sözde medeniyet getirmiş Batılının elinde topraklar ve madenler..

Vatikan’da Papa, Devlet Başkanı statüsü yanında, İtalya’nın en büyük işverenidir. Batakhanelerden, inşaata uzanan her sektörde Papalık gizli-açık patrondur.

Ayrı mezhep gibi görünen Angilikan kilisesi’nin başkanı İngiliz kraliçesidir, sömürü düzeni bu yoldan örtülü hız kazanır.

Parayı istismar edip ona taptıran kapitalist sistem böylece paylaşılır. Yolunacak kaz gibi görülen müşteriden renkli pasta ikramı hiç esirgemez.

Ama o MÜŞTERİ, giderek MUHTAÇ hale getirildiğinde o dalkavuk bezirgan, tahakküm eden, zalim, despot ve acımasızdır.

Çevrenizdeki Bankaların tavrı, bu genel hikayeye çok küçük misal ve semtimize kadar gelmiş minyatür örnektir.

Dünyayı en çok kirleten ABD, yıllardır 98 ülkenin üye olduğu KYOTO sözleşmesini imzalamaz ve para ödemezken, benzer yeni bir icraatına şahit olduk.

Günde 2 bin ölüyle virüs merkezi haline gelen ABD, salgın için Dünya Sağlık Örgütünü (DSÖ) suçlamakta ve oraya ödediği fonu durdurmakta.

Aslında dünyadaki tarihi HİLAL-HAÇ kavgası, iki dinin savaşı değil, HAK-BATIL ve adaletin inşası meselesidir.

Milletlerarası görünmek pozunda, levhasına Kızılay HİLAL'i değil, Kızılhaç istavrozunu iliştiren Eczane, nasıl bir gaflet deryasında?

15.04.2020 10:16

TV muhabiri soroyor:

-Türkiye'de yaşamaktan memnun musunuz?

"Tuzukuru" sosyete (?) semtlerde dolaşanlar cevaplıyor:

-Hayır, memnun değiliz, özgürlük yok.

-Nasıl bir özgürlük, ne istiyorsunuz da engelleniyorsunuz?

On kişi içinde bu soruya cevap veren yok.

Kimisi Kimya formülü çözecek gibi "şimdi hatırlamıyorum" diyor, kimisi dürüstçe ne istediğini "bilmiyorum" diyor. İddialasının arkasında durmadan, kameradan kaçarken mırıldanıyor:

-Tayyip Türkiyesine hayır.

Belli siyasi sloganların esiri olmuş kuru kalabalıkta derinlik yok, fikir "hak getire", ufuk-vizyon ne kelime?

Sadece okur-yazar olmak, sözde eğitim, reklam ve propagandalara muhatap adam yetiştirip müşteri hazırlamak mıdır?

Balıkların solunum sistemi havadaki bol ve serbest oksijeni kullanacak yapıda değilmiş, ancak suda çözülmüş az oksijeni kullanabilirmiş, o yüzden sudan çıkan balık aşırı oksijende boğulurmuş..

İnsan ve balık hayat kaynağı sudan ve oksijenden ancak nasibi kadar alacak.

Fazlası hayat değil memat!

Bir başkasının hak ve hürriyetinin başladığı yerde, eğer kişinin özgürlükleri sınırlanmıyorsa, o artık haklı ve meşru özgürlük değil, despotizmdir, tahakküm ve bireysel faşizmdir. Böylesi toplum kokuşur. 

Şu koronaviris bize özgürlükler konusunda ders verdi.

-Sen bulaştırabilirsin maske tak,  sana bulaşabilir yine maske tak. Buna rağmen 1-2 metrelik sosyal mesafeyi koru, karşındakine saygılı ol, onun haresine, harimine (çekim alanına) asla girme.

-"Milletimiz zekidir" doğru, lakin aptallaştırdınız. Malayani (maksatsız) konularla, film, dizi ve senaryolarla, kitlelere "salak şaban" aşıladınız.

TV'lerde ödüllü bazı yarışmalar var:

-"1998 yılında Oskar'a aday gösterilen o filmin fon müziğini yapan grubun en genç elemanı kimdiran ?" türünden sorular. 

Toplumsal hayatta hiç lazım olmayacak absürt konular ile genç dikkat ve dimağlar, heba edilip harcanmakta…

Bunca cehalet programları plansız eğitimsiz olmaz. Bir kötü niyet işlemde..

Ne diyor hz. Resul:

- Faydasız bilgiden (belasından ve hammallığından) koru Yarabbi..

14.04.2020 11:20

Büyük fikir adamı Nurettin Topçu merhumun, Fransız Sorbon üniversitesinde dönemin (1947) en başarılı doktora tezi olarak seçilen çalışmasının (sosyoloji kitabının) Türkçe adı pek ince ve iddialıdır:

 -İSYAN AHLAKI!

Bir işin edebi, ahlâkı ve usulü (yöntemi) her defasında meselenin esasından önce ve önemlidir. Hukukta meşhur değişmez tarihî kural:

-"Usûl esastan mukaddem"dir.

Her hareket ve mesleğin, her bilim dalının bir ahlâkı ve adâbına dikkat edilmeden, gelişim ve yükseliş imkansızdır.  Ne kadar haklı ve belgeleri sağlam olursa olsun: -"SelâmünAleyküm Kör Kadı" diyen avukat peşinen davayı kaybeder. 

Kollektif çalışmada uyum içinde olmak, istişare ve şûra'nın asgarî şartlarına saygı, başarının “olmazsa olmaz” gereğidir.

Lâkin bazen değişen şartlar, şahsi kabiliyet ve beşer iradesini zorlar. Hatta ilahî takdire ters düşen zuhurat (gelişmeler) oluşur. Bilgi, tecrübe, öngörü işe yaramaz, sosyolojik kurallar hükmünü icra eder. 

İşte o zaman, müşterek çalışmada kural dışı bile olsa, çaresizliğin yolaçtığı acizlik ve İSYAN devreye girer. Bunu yönetmek dahi bir marifettir. Ya hep ya hiç değil, “mezarlıkların vazgeçilmez insanlarla dolu” olduğu hatırlanır. Yine bir üslûp ve adap gerekir.

Savaşta hücûm eden ordunun harekâtını yönetmek kolay sayılır. Başarı ve kurmay zekâ Ric'at esnasında (geri çekilişte) kendini gösterir.

KoronaVirüs gerekçesiyle 2 günlük sokağa çıkma yasağının ancak 2 saat öncesinden ilân edilmesi ve (market fırın önünde) kalabalıkların birikmesi (izdiham) öngörülememişti. 

Avrupadaki benzer uygulamalar örnek alınmıştı ama yetmedi. Ekonomik imkanların daha müsait olduğu (lüks?) bölgelerdeki sabırsız AÇGÖZLÜLÜK  tahmine dilemedi. 

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bu "toplumsal izdihamı öngöremediğini" açıkça kabullendi.İstifa ederek nahif bir yol izledi, O kendine düşeni yaptı.

Oysa onun bugüne kadarki, silâhlı terörle, örtülü terör Fetö'yle, uyuşturu ile ve kaçakçılıkla mücadelesinde gördüğümüz "dişe-diş" başarısı, millet vicdanında ma’kes bulmuştu. Cumhurun Reis’i de buna tercüman oldu ve “göreve devam” kararı çıktı.

Onun, görevi bırakmakta inad ve ısrar edeceğini sananlar yanıldı. Kritik günlerde, istiklal ve istikbal mücadelesi yanında dünyayı tehdid eden KoronaVirüs günlerinde  “cepheyi terk” olmazdı.

Onun istifa öncesi ve sonrasındaki soyluca tavrı, mücadelesi yanında bir siyaset nezâketi olarak siyasî tarihe geçti.

13.04.2020 10:50

-Su taşınma bedeli ve korkunç istismarı karşılığında paralı hale getirildi.

-Toprak, özelleşme ve şahsileşme karşılığında tapulandı, satıldı.

-Güneş ve deniz suyu Turizm adıyla pazarlanmakta.

-Bir nefes temiz hava, bedava olmaktan çıkarılmaya çalışılmakta.

 Sözde ileri ülkelerin azot salınımı körükleyen saldırısıyla atmosfer kirletilmekte. Devasa sigara şirketleri bir nefes havayı paraya çevirmekte.

Oysa, Su, Toprak, Güneş ve Hava (Anasırı Erbaa) tüm canlılar için bahşedilmiş ortak değer, ilahi LÜTUF. 

Bunların korunarak tüm canlıların kullanımına hazır bulundurulması bize emanet, insan sorumluluğunda.

BM İklim Değişikliği ve çevrenin sera gazı salınımını düşürmek maksadıyla 1997’de karar aldı, Kyoto Protokolü 2005’te yürürlüğe girdi. 2009’den itibaren Türkiye dahil, 191 ülke bunun için paralar ödemekte.

ABD atmosfere en çok zarar veren ülke olduğu halde, Kyoto anlaşmasına para aktarmak bir kenara protokolü imzalamadı bile.

BM’nin yaptırım gücü yok.

Çaresiz Afrikalının, fakir Hintlinin ortak olduğu ilahi lütuf havasını bile Kovboy, kendi haksız menfaati, israf ekonomisi ve lüksü için zehirlemekte, yerküreden ne bir ses, ne bir nefes..

 -“Dünya 5’ten büyük” diye Türkiye 200 devleti uyara dursun, Eşkıya tek başına yine meydan okumakta.

Atmosfer üstü Ozon tabakası (stratosfer) sera gazlarla delinmekte, Güneş'ten gelen ultraviyole ışınlar, yeryüzünde yaşayan her canlıyı Kovid-19’dan beter etkilemekte

Öğrendik ki dünyanın başına bela olan bu salgın virüsün ilk hedefi nefes ve akciğerler. Hücreye girdikten sonra, kuluçka döneminde solunum merkezi adeta bir Korona virüs fabrikasına dönüşüyor. Teneffüs zorluğu, öksürük derken, kalp kasları, damar ve diğer organlar etkileniyor. Ölenler havasızlıktan boğularak ölüyor.

Dünyanın havasını, meydan okuyarak zehirleyen ABD, şimdi salgından her gün 1.500 kişinin can verdiği çaresiz merkez konumunda.

-Tabiat öç alıyor, deyin. Çaresiz Afrikalının, fakir Hintlinin ahı tuttu, deyin. Allah’ın intikamı deyin. Hedef doğru, atış serbest,

Dünya sahipsiz değil!

11.04.2020 10:58

Sadece ilaç yazan hekim başarılı olmaz. Hastasının güven ve sevgisini kazanıp onun iç dinamiklerini harekete geçiren marifetli tabip (atasagun) uyguladığı tedavi ile ilahi şifayı sağlar. Bu anlamda ayrıca saygıdeğer.

Merhum Ö.Lütfü Mete'nin "Allahsız müslümanlık" dediği, gönül titreşimi olmayan, kuru hukuk bilgisi irşad edip doğruya yönlendirmez. Şahsi inanç yanında, özel ve genel ahlak ölçüleri gerekir.

Tv ekranları madde-perest, materyalist din filozoflarıyla doldu. "Beş duyu" ötesine reddeden müflis pozitivizm, ilahiyatçıları dahi sürüklemekte.

İlk etapta, "dinin nasıl uygulanacağını" öğreten Peygamber sünneti hafife alınıp peşinden, Vehhabi çizgide Şefaat, Vesile, tasavvuf, Kabir ziyareti inkar edilmekte.

Bu had-bilmezlik üstüne düşünürken, Fatih Dersiamlarından Diyanet Reisi Ö.Nasuhi Bilmen merhumun bir makalesine rastladım, buyurunuz:

İLM-İ TASAVVUF

İlm-i Tasavvuf; Ruhun terbiyesine, kalbin tasfiyesine, seyr ve süluke, manevi zevklere müteallik meselelerden bahseder. Tasavvuf:

-“Rabtlükalbi ilallahi ve kat’ul alakati an ma sivallah” diye tarif olunmuştur. Yani Tasavvuf: Zati Bari’ye rabtı kalb ile masivadan alakayı kesmektir.

Diğer bir tarife göre Tasavvuf: Şeriat adabıyla zahiren ve batıni ziynetler meyvesi olarak, insanda tecelli eden Peygamber feyzinin kemalinden ibaret bir haldir. İslamiyetin ilk devrelerinde mücadele-i nefs ile, ibadet ve taatla meşgul olan zatlara “abid zahid” denirdi. Sonradan bu gibi zatlara “Sufi, Mutasavvıf” denilmiştir. Tasavvuf, CüneydiBağdadi hazretleri zamanında muntazam bir şekil alarak bir takım usul ve ıstılahat edinmiştir.

Tasavvufun kaynağı, Kur’anıKerim ile Hadisi şeriflerden ve İmamı ALİ gibi Büyük Sahabenin yüce nakillerindin ibarettir. Bu feyz menbalarının, ümmetin büyüklerine  verdiği bir ruhani neşve sayesinde İslam Tasavvufu vücuda gelmiştir.  Bu neşve ile Mesnevi gibi hikmet dolu kitaplar yazılmıştır. Yoksa tasavvuf Müslümanlara sair milletlerden intikal etmemiştir. Böyle bir yol, İslamın hakikatine “adem-i vukuf”tan (anlamamaktan) neş’et eder.

Tasavvuf neşvesiyle ümmetteki ruhi kabiliyet inkişaf etmiştir, bu inkar olunamaz.  Fakat sonraları tasavvufun yanlış telakkiyata uğraması yüzünden maddi, manevi bir hayla fena neticeler de meydana gelmiştir.

Vaktiyle tasavvuf erbabından olanlar alim, arif, müteşerri’ (şeriata bağlı) zatlardı. Kendilerine has tabirler, ve ıstılahat vardı ki bunların ruhuna ancak kendileri gibi, manevi zevkten payidar olanlar muttali’ olabilirlerdi. Halbuki bilahare çok cahil mukallidler zuhur etti, Sufi büyüklerin sözleri yanlış tefsirlere uğradı, tasavvuf adeta bir felsefe-i işraki’ye (şirk felsefesi) kisvesine büründü, HAL’e ait olan tasavvuf, KAL’den (sözden) ibaret kaldı, Şer’i şerife muhalif olan bir kısım akval ve ef’al tarikatten hakikatten addolundu.

Mutasavvıf büyüklerinden olan “Esseyyid Ahmed Er Rifai” hazretlerinin El BURHANül MÜEYYED nam kitabından iktibas edilen şu ulvi sözlere dikkat etmelidir:

-“Tarikat, aynı şeriat ve Şeriat, aynı tarikattır. İkisinin arasında olan fark lafzidir, maddeten ve manen netice müttehid( bir) dir.”

(Muvazzah İlmiKelam, sayfa 30, Yenimatbaa, İst.1959)

10.04.2020 09:45

Çin Dışişleri sözcüsü Cao Licien, ABD ordusunu salgının patlak verdiği bölgeye virüsü getirmekle suçluyor:

-2019 Eylül’de tatbikat için ABD’den Vuhan bölgesine bir grup asker geldi, onlar maksatlı olarak virüsü bırakıp gitti, ABD bize bir açıklama borçlu.”

ABD ise, Kovid-19’un yayılmasından Çin’i sorumlu tutarken, Çin’e karşı “Yarasa Çorbası” gerekçesiyle 20 trilyon dolarlık tazminat davası açıyor.

Amerikalı Larry Klayman avukatlar grubu Freedom Watch, hem “Çin Gn.Kumay Başkanı’na hem Wuhan Viroloji Enstitüsü direktörü aleyhine bir dava.

Çin Silahlı Kuvvetleri ve Çin Genelkurmay Başkanı neden davanın 1. adresi oluyor?  Meseleye ASKERİ SALDIRI olarak bakıyorlar.

Biyolojik silah (virüs) meselesi yıllardır, filmlere konu, senaryoların tumturaklı ve esrarengiz malzemesi. Davos toplantılarına katılan bir Türk işadamının 20 yıl öncesine ait tespitleri ve notları bugünlerde yine sosyal medyada. Rochild ailesinin uzun vadeli planları, Microsoft sahibinin, G5 dijital teknolojisinin yarınlara dönük kitleleri hedef alan projeleri geçmiş beyanlarla ortalıkta dolaşmakta.

Çocuk kibriti ateşler, hiçbir maksadı yoktur, ilk anda şakıyacak şuleleri, sıçrayacak kıvılcımları merak etmiştir. Ancak, kıvılcım çaktıktan sonra, süreç başlamıştır.

Çıkan yangın nerede başlar nerede biter, artık çocuğun kontrolünde değildir. Oturduğu odayı mı, binayı mı, yoksa mahalleyi mi, yahut bölgeyi ve koca şehri mi yakar, belli değildir. Kibriti çakan çocuk dahi kendi eyleminin artık mahkumu ve kurbanı.

Orman yangını süratiyle salgın yayılırken, 3-4 ay oldu, dünya mutasyon korkusuyla virüse teslim ve halen aciz. Süreç işliyor, her an gelinen istasyondan görünen manzara ve rakamlar değişmekte.

Dünya bunu tartışa dursun, herkes kolayına kaçıyor. Oysa esas soru:

-Bu bela başımıza niye geldi, bir gönderen olmalı, niçin gönderdi, neyin hesabı sorulmakta?

Bu dönem geçtikten sonra, kişinin özgürlüğü insan ve hayvan ilişkilerinde, yiyip-içmede yine sonsuz mu olacaktır?

09.04.2020 10:55

İletişim kanallarındaki virüs haberleri bir MELALe dönüştü, karamsarlık kitleler üstünde kol geziyor.

Adı üstünde Kovid-19, daha geçen seneki versiyonu. Mutasyona uğradı, yenisi geliyor. Virüsten kurtulup sağlığa kavuşmuş insanlardan alınacak plazma örneklerinin yeni tedavilerde kullanılmasına çare diye bakılırken, yeni bir haber yetişti:

- NewYork'taki Bronx Hayvanat Bahçesi'nde yaşayan Nadia isimli kaplanda korona virüs tespit edildi.

Soru içinde sorular, biribirini kovalamakta.

-Hayvan türleri arasında bulaşan yeni bir virüs tipiyle mi karşı karşıyayız?

-Yarasalardan kedigillere mi, yoksa insanlardan hayvanlara geçiş mi yaptı?

-Kedigillerden kaplan, hayvanat bahçesinde evcilleşmiş örnek, Kedi köpek gibi evcil hayvanlardan insanlara geçen bir yol mu açılmakta?

-Virüs kaptığını öğrenen genç futbol antrönörü intiharı seçmiş, İngiliz başbakan yoğun bakımdaymış vs!

-Evdeki karantina, sonbahara ve kışa uzanırsa.. Bu iş insanları hapsedip esir almayı sürdürürse, ne olur ekonomilerin, düzenlerin, rejimlerin hali?

Vehim üretip, binbir çeşit endişelerle ümitsizlik devşirmek psikozunun sonu yok.

Yetiş aklıselim! Metafizik ötesi dünyalara kanatlanan, sarsılmaz imanım, çare sende.. Yıkılmaz inanç esaslarım yetiş imdada..

-Kainat ve içindekiler hadis, sonradan oluşmuş ve sonludur. Her şey fânî, Baki HU!.

Bizi vehimlerden kurtarıp tesellî eden, ruhumuzu dirilten ve ümitlendiren bu inancımız. Ondan geldik, dönüş oraya..

Ateist, deist türünden izm'ciler, yabancıya kapılmış ist'ler düşünsün, akl-ü fikretsin, yahut çıldırsın serbest, hodri meydan.

08.04.2020 08:34

Kararan gönülleri aydınlatan işaret fişekleri.. Zulümleri, zulmetleri, zifiri karanlıkları delen aydınlık.

Bugün umut dolu, ufuklar açan kandillerden bir istasyondayız. RAMAZAN rahmetini müjdeleyen ŞABAN ayının tam ortasında BERAET kandili, ebedi saadete açılan kapı kurtuluş günü.

Kainattaki gelişmeler tesadüfi değil. Her oluşum önceden planlı programlı, hesaplı ve kitaplı. Sonucu bilerek olayların arkasını ve hedefini belirleyen MÜDEBBİR ’in, büyük senaryo çizen yüce MUKADDİR’in eseri. Onun huzurundan gelen programlar var.

İmtihandayız, topyekün. Herkesin sınavı ve soruları farklı, kopya çekmek faydasız. MalikelMülk o, mülk onun, zaman onun, mekan onun varlık onun.

Varlıklı imkanıyla fakir çaresizliğiyle, sağlıklı-hasta, güçlü-zayıf, güzel-çirkin, akıllı-ahmak, dahi-deli hepsi sahip oldukları özelliklerle imtihanda.

Kader bizim için SIR, ama asla karmaşa değil. Zaten varlıklar içinde akıbetini, öleceğini bilen tek varlık insan. Bu bir imtiyaz, özel ayrıcalık ve fırsat.

Bu tanınan çok büyük fırsatı, ganimet bilerek farkına varıp değerlendiren faydalanır ve kazanır. Bu idrak bilincine ulaşamayan ipten kazıktan boşanırcasına işin içinden sıyrılır, kolayca inkar eder.

İçinde bulunduğumuz MAHPUS, bir virüse MAĞLUP, sınırsız özgürlüklere rağmen MAHKUM vaziyetimiz bize, zihnimizde yeni ufuklar açmıyor, ümit aşılamıyorsa, büyük mikroplu (KerbiAzim) belalara kendimiz talibiz, onu hak etmişiz, demektir.

BERAET gecesi ilahi takvim ve tasnifte bir yıldönümü.

Geçmiş yılın muhasebesini hayırla BERAET ile kapatan, yeni bir yıl başlatan bir imtiyaz.

Mübarek geceniz hayırla bitsin, bereketle başlasın.

07.04.2020 09:13

Karadeniz’den Marmara’ya şırıl şırıl, pırıl pırıl akan sular yanında, Marmara’dan Karadeniz’e dipten ve derinden akım (kimyevi emilim) gibi, dünyada görünenin ötesinde farkına varamadığımız gelişmeler var.

İsrail dahil pekçok parlamentoda özel davet ile gelen bir görevli EZAN okuyor. Zabıtlara, kayıtlara geçiyor.

Avrupa şehirlerinde başlangıçtan beri EZAN cami içinde okunmaktaydı. Mağripli, Kuzey Afrikalı Müslümanların veya Türklerin oluşturduğu bölgelerdeki görkemli minarelere rağmen alenen ALLAHÜEKBER sadalarının yayılmasına izin verilmiyordu. Şimdi, hem de hopörlörden yayılan seslerle, sokaklar İslam diyarına dönüştü.

En önemlisi, koronavirüsün pik yaptığı İspanya'nın tarihî Endülüs şehirlerinde 600 yıl sonra Ezan'a izin verildi. Garanada, Sevillâ şehirleri, Elhamrâ sarayı mübarek Ezan ile hürriyetine kavuştu.

Ölüm korkusuyla bir mit diye..
Bugün Avrupa'da camiler Türkiye’deki gibi cemaatsiz. Virüs sebebiyle gelip giden yok. Bu dönem geçtikten sonra yasaklayacak halleri yok.

Rus Papaz istikbale dair yorumlar yaparken, “İslamiyet yarınların dini” diye konuşmakta.. Eski sosyalist, mühtedi bir Fransız filozof “Yakın gelecekte hekimler, oruç ve namazı REÇETE diye yazacak” öngörüsünde bulunmakta.

Bu minval üzere daha nice gelişme, internet ortamında dolaşırken, bunlara özellikle Avrupa’nın daralan nüfus yapısını ekleyince, genel manzara değişiyor.

ABD’yi güneyden zorlayan göçler, Avrupa’nın asla kapı açmadığı bünyelerine almak istemediği, fakirlik ve savaş mağduru göçler, yarınlar adına sanki bir halef ve kurtuluş çaresi gibi görünmekte.

06.04.2020 03:28

İstismarcı için malzeme ve konu çok. Bazen metrolarda meydanlarda genç çocuklara farklı Atatürk posterleri satıran mafya olarak karşımıza çıkar. Bugünkü gibi eczane önlerinde 80-100 liraya Atatürk imzalı CoronaVirüs maskesi sattırır. Bazen de yazar, kitabevi, matbaa ve hastane gibi müessesleşir. Meselâ:

-Üstündeki kırgınlık sebebiyle, özel hastaneye giden vatandaşa, virüs istismarıyla muayene, tahlil, tetkik vs.derken 3 gün sonra çıkan fatura 16 bin liradır. İlgili kanuna ve (dünya sağlık teşkilatının pandemi -salgın kararına ) rağmen tedavî soyguna dönüşür.

-Almanya', Belçika ve Hollanda'da 1.200 avronuz yoksa korona tedavisi göremezsiniz. İtalya'da milyon paranız olsa, 65 yaş üstüyseniz, hastanede size yatak yoktur.

Ispanya'da zaten sağlık sistemi çökmüş, tırnağı kopmuş adam, hastaneye gidince virüs kapmakta.

Amerika'da her eyalette farklı fiyatlar var.1.500 dolar ile, 9 bin dolar arasında KoronaVirüs teşhis ve tedavisi yapılabiliyor..

Virüsle mücadelenin 20'nci gününde Türkiye'de Virüs mağdurlarından hiçbir ücret alınmazken, bunun sür-git devamı için ek bütçeler gerekir.

Bu bütçeyi sağlamanın birinci yolu, İMF'den dış kredi almak.Geçmis tecrübeyle biliyoruz ki, kredi verirken İMF herşeye karışır. İşçiye memura zam için izin alacak, ikramiye veremeyecek, ülke yönetimini ve yatımları İMF kontrolüne bırakacak, İMF'yi istikbal ve istiklâlinize ortak edeceksiniz.

İkinci yolu, öz kaynağı devreye koymak. "Biz bize yeteriz" deyip fedâkârlık yapmak.

Atıyla yekvücut olmuş süvari gibi ReisiCumhur, halkın verdiği güven ve cesaret yolunu seçmiş, Millî Dayanışma kampanyası başlatmıştır.

Toplumdan kazandıklarımızı paylaşma ve dayanışma zamanıdır.

31.03.2020 11:01

Korona salgını bir ayı dolmadan 40 bin ölüye yaklaştı. Felaketin gelecekteki boyutlarını kimse bilmiyor.    

Bir araştırmaya göre, tedbir alınmazsa, Haziranda Amerika'da ölü sayısı 2 milyonu bulacak. ABD Başkanı, garantina (tecrid) süresinin 18 ay sürebileceğini söyledi.

Yine de garantisi yok. Aşı bulurlarsa, Korona geçirmiş ve sağlığına kavuşmuş hastadan alınacak plazmayı yeni vakalara uygulamak (eski yöntem) netice verirse..

Dünya tarihine geçecek bu felaket, Ad, Semud, Nuh, Hud ve Lut kavmine gelen felaketler gibi. Eykelilere, Sedum ve Gomera halkına, Vezüv patlamasıyla Pompey'e gelen belâlardan daha kapsamlı. Veba, Kolera, Sars, Mers türü8.

Bela, ceza mıdır, bir ikaz ve intibah vesilesi midir? Bunu insanoğlu kendisi belirleyecek.

Evet, bunda bile, insanın kendi cüz’i iradesi rol oynamakta. BELA sözü Kur'an kaynaklı. Hem felaket, hem imtihan anlamında.

Cumhurbaşkanı'nın "Krizi fırsata çeviririz" dediği mantıkla, istersek ülke olarak, insanlık ve dünya olarak da bu felaketten bir ibret ve ikaz dersi çıkarıp dönüş yapabiliriz.

Yolu nedir? Gayet kolay.. Bugüne kadar, geldiğimiz işaret taşları izleyerek. -Nerede yanlış yaptık, sorusunu doğru cevaplayarak.

Kolora virüsü, hiçbir askerî ihtilâlin hatta savaşların yapamayacağı kadar, büyükten küçüğe her meseleyi çözecektir. İletişim imkânlarının gelişmesi, insanlığın lehine olması gerekirken, nasıl kitlelerin aleyhine kullanıldığı görerek.

Kapitalizm eşkiyalığından, sömürü düzenine, açlığa, savaşlara, 200 üyeli Birleşmiş Milletler'de (CemiyetiAkvamda) 5 ülkenin "dediğinin dedik" olması zulmüne kadar, hepsini çözecektir.

Çünkü bu felakete, savaşta açlıktan ölen masum zenci çocuğun "sizi Allah'a şikayet edecegim" sözleriyle geldik.

30.03.2020 09:34

-Tabiat intikam alıyor, bu doğal seleksiyon, iddiasındaki filozoflar..

-Sınırsız özgürlüğün sonu böyle olacaktı, diyen daim haklılar.
-Allah'ın adaleti tecellide, diyen mehdi sözcüleri..
-Virüsü "Kıyamet alameti" olarak görenler de toptan ve çaresiz kabulleniyor ki: 

-Bunlar kendi icraatımızın gecikmiş bedeli.

Hala sonucun ne olacağını bilmediğimiz bir CEZA’ya olağanüstü VAK’A’ya muhatabız.

Bir ay içinde on binlerce insan bir nefese muhtaç halde can çekişerek gitti. Ölen bir kere ölüyor, kalanlar ölümden beter KORKU ile yaşamakta, yaşamaksa?

 Kimin nerede ne zaman nasıl gideceği meçhul.

"Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu."

-Çamura battıktan sonra yol gösteren çok olurmuş, deyip kendimizle yüzleşmeden kaçıyorsak, derin gaflet, batak ve vurdum-duymazlık sürüyor. Yeni felâketlere adayız, demektir.

Başımıza gelen BELA genel.. Virüs dünyayı kapsadığına göre, hepimiz toptan cezalandırıldık.
Bugün muhasebe zamanı, kusurları itiraf ile ders çıkarma dönemidir.

-Zalim düzenler, sürekli savaş çıkararak yaşayan kapitalist devletler elbet sorumlu. Ancak üretmediği halde, bol keseden israf edenlerin egoist (ben merkezli) yaşayan açlık ve yokluk girdabındakileri görmeyenlerin hiç mi kusuru yok?

-Nankörlük yaptık. İçinde bulunduğumuz nimetlerin kıymetini bilemedik. Kullandığımız imkanların bir lütuf ve ikram olduğunu anlayamadık.

Bu yüzden o nimetleri kaybettik. 
Şimdi bir fırsat var. Para babaları, köyün mahallenin zenginleri.. Gündelik çalışıp geçinenler size emanet. Dinimizin infak emrini hatırlayın. Onlara kara gün dostu olunuz.

28.03.2020 09:54

- Ameliyâthane Sırları"nı ve kişi mahremiyetini aslâ ifşâ etmeyen hekimler, "Hipokrat Yemini" ile mezun olur ve Meslek Ahlâkını hayatları boyunca dikkatle korur.

İtalyan bir doktor bu kuralı yıktı:
-"Corona'dan ölenlerin nasıl can verdiklerini bilseydiniz, bırakın sokağa çıkmayı, balkona bile çıkmazsınız."

Avrupa'da "Buz Pistleri Morg" oldu. Yıkanmayan cesetler âileye de verilmiyor. Eş, dost, evlât yakın akraba son görevini yapamadan uğurlanan bir sefer.Tabutlar kimyasal "tahnit"ten sora, ayrılan "Virüs mezarlığı"nda 2 metrelik çukura indirilmekte.

-"İnsanın insanı sömürmesi"ne çoktan fit olduk. Latin feylesof Hoppes'in meşhur "Homo homini lupus" sözü bugünlere tercüman:
-İnsan insanın mikrobu oldu! 

Nice ülkede sağlık sistemi iflâsta. Ortaklık, yardımlaşma bitti, Avrupa Birliği fiilen dağıldı. Akdeniz'de korsanlık hortladı, tıbbî malzeme taşıyan gemiler çalınıyor.

Kâğıt üstündeki anlaşmalar "hikâye" olsa da dünyamız gerçek anlamda 70-80 yıllık "devremülk". Hava, Su, Güneş ve Toprak (AnasırıErbaa) ortak paydamız.

Temelde faydalandığımız nimetler farklara rağmen müşterek. 
Başımıza gelen belâlardan herkes hisse sahibi.

-Sosyalleşme..Özgürlük.. sonsuz ozgürlük.. diyenler nerede?  Neymiş, kişinin özgürlüğü bir metreyle sınırlıymış. (Sosyal mesafe.) 

-"Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.." Aynı gemideyiz. Görevliler dışında sokağa çikan herkes bir ucundan bu gemiyi delmekte, müdahale hakkımız var.

27.03.2020 10:16

Nerede tökezlersek, fabrika ayarlarına (millî damara) dönerek kurtuluruz.

Ruhen ve manen yenilenir, oradan dirilir, yeniden doğarız. Kapitalist sistem unutturmuş gözükse de, hür vicdanlarda ve gönüllerde yaşayan bir ölçümüz var:-HARAM kazanç ve İHTiKÂR.

Halkın zarûrî ihtiyaç maddelerini depolayan, kasıtlı olarak istif edip pahalansın, diye bekleyen adam da MUHTEKiR! (Yabancı kelime değil bin yıllık Türkçemiz, kütüphaneler şâhit.)

KARABORSA ve karaborsacı, sadece işin devletle olan ilişkisi, vergi açısından bir hilekârlık. Borsa yasal, kanundan kaçırılarak yapılan üretim, ticaret ve "köşe dönmek" yolu, karaborsa.

İhtikâr işi ve bu ahlâksızlığı yapan MUHTEKiR kişi kimliğiyle vicdanıyla varsa imanıyla sorumlu, Cehennemlik! Virüse karşı MASKE, bu dönemde zarurî ve hayatî ihtiyaç...

Ticaretteki aracılar tefeciler değil, gördük ki imalatçılar maske istiflemişti.  Bereket DEVLET işe el attı: -"İHTiKÂR yaparsanız, yetkim var, fabrikanıza  EL KOYARIM" deyince problem çözüldü.

Şimdi Eczanelerde MASKE sebil. 500 mg. camşişe sirke bir ay önce 4-5 lirayken ambalaj değiştirdi, 12-15 lira. Kolonyacılar hattâ baharatçılar "yok fırtınası" estirip parsa topladılar Gün kararıp durmaz.

Bugünler geçecek. Mal, can ve değer kaybıyla farklı bir dünyaya taşınacağız. Lakin bugünler unutulmayacak.  Çaremiz yok, fabrika ayarlarına döneceğiz. Kaybettiğimiz temel değerlere,

"Tabiî hukuk"a merhaba!

26.03.2020 10:42

Hoca Nasreddin'e sorarlar:
- O merkebe niye T3RS binersin?
-Arkayı görmek için..
-Giderken önünü görmek daha doğru değil mı?
-ElHak Doğru, lâkin onu bizim merkep görüyor.

Sunulan görüntüyle, zahmetsiz görülen manzarayla yetinip, kabullenmek pek kolay, hatta konfor. Ona herkes bakar ve görür.

MARiFET ve san'at, gösteriler ötesini, rejisörü ve yönetmeni basiret ile görmek, satır arasını okumak. Açık açık yazılıp anlatılanlar arkasındaki sırrı, gizleneni okumak, ER KiŞinin payına düşen kazancı ve kârı.

Dünyada Medyanın, patron adına, hükümetler hesabına gizleyip sakladıkları, her zaman manşetlerden ve ekranda açıkladıklarından çok. (İnsan için gaip, dama zahire baskın.) 

Binlerce TEFSİR yazılmış İslam tarihinde Müfessir (tefsirci) kimdir? sorusuna cevap olan bir tarif de şudur: -Kelime ve cümleler ötesi Muradı-İlâhîyi, maksadı özümseyip sunandır, müfessir.

Feylesof Sokrat'ın, talebesine verdiği önemli bir ders ise pek meşhur: 
-"Bir işi  en iyi bilen, unutma ki, hilesini ve çaresini de en iyi bilendir."

Bunca ukalalıktan sonra gelelim, bizi hapseden Coronavirüs'ün fısıltılarına:

-Nano teknoloji, nükleer tıp, dijital iletişim diye hava atarak kibir-ucub ile kendinizi kandırmayın. Sır bir mikrop (KerbiAzim) karşısında topunuz birden acizsiniz.

- "Sürekli devrim" gibi, tatminsiz histeriye dönüşen özgürlüklerin de bir sınırı var. Özgürlükler, başkasının hürriyet sınırında biter. (Arada bir metrelik "sosyal mesafe"yi yeni öğrendik.)

-Kainat her an bir yaratılış ve yok oluş seyrinde. Enerjiniz kendi eseriniz değil, pilli bebek gibisiniz. Bir aksırık- tıksırıkla milyonlarca canlı partikül, hücreye girip sizi bir nefese muhtaç bırakmakta, salgınlara dönüşmekte. Ukalalık etmeyin hizaya gelin.

-Ey insan yaratılıp, serazat (başıboş) bırakılmadın. Senin bir sahibin var, koruyup yaşatan. O tanınmaz, onun hukukuna saygılı davranılmazsa, dünyanız devrilir, hayatınız kayar.

Coronavirüs "haddini bilme"ye dair başka neler neler konuştu, tercümanlık sırası sizde.

25.03.2020 09:49

-"Bana ne..? Adamın özgürlüğü.. Bana dokunmayan yılan bin yasasın.."

Dijital iletişim devrinde, ses hızını geçen sür'atli ulaşım dünyasında "kaplumbağa zırhı" içinde yaşamak imkansız. Yeryüzünde aynı gökkubede yaşıyor, aynı havayı soluyoruz. Virüs, siyasî coğrafya, fizikî sınırlar. ırk, renk ve dil farkı tanımıyor.

-"Afrikada bir kelebek kanat çırpsa, bu sana evinin balkonunda fırtına olarak yansır" tekerlemesi gerçek oldu.

KoronaVirüs'ten sonra ekonomideki değişimler hakkında farklı varsayımlar gündemde. Bitcoin türü yeni aldatmaca paranın devreye gireceğinden, Doların batacağına kadar. Bir çokları tabiatıyla komplo teorisi. Ancak kesin başka gerçekler var:

-Köpeği canlı canlı kaynar suya atıp haşlamasını müşterilerine servis eden resteorona karşı, dünyanın öbür ucundaki adam "Bana ne? Yiyen razı, pişirip satan râzı" diyebilecek midir?

-"Protein değeri var" diye, pazarda bozuk yumurta, böcek ve haşarat türü satılmasına, igrenme hissine sahip sen, buna razı olacak mısın?

Ekonomik kazancı için, 8 saate karartma yaparak, bir tavuktan
( 30 gram) günde 2-3 kez yumurta üreten işletmelere, 45 günde kasaba gönderilen "yarka" satışına izin verilecek midir?

Korin-19'un ilk başladığı Çin'de virüsün "mağara yarasaları"nı yiyenlerden yayıldığı bilinirken,  türlü böcek ve necis haşarâtın gıda maddesi olarak tüketilmesini, BM ve Dünya Gıda teşkilatı (FAO) görmezlikten gelecek midir?

İslâm dünyası ile Musevîler tarafından gıda olarak tüketilmeyen, ürünleri kullanılmayan trişin virüslü "Hınzır", ucuz üretim,  ekonomik değeri-verisi yüksek diye kanun himayesinde marketlerde satılmaya edecek midir?

BM, Unicef  Gıda programı (WFS) veya yeni kurulacak organizasyonlar dünyamızı esir alan KoronaVirüs'ten sonra küresel tedbirler almak zorunda.
-"Kim ne yerse yesin", hatta "kim nasıl yaşarsa yasasın" dönemi bitmiştir. Düya çapında (OnEmir gibi) temel değerlerin korunması şart.

Çok metresli "Alan razı veren razı kime ne? sorumsuzluğu ve özgürlüğü (!) neler biriktirmekte? Müneccim, kâhin olmaya gerek yok, dünyanın bugün yaşadığı KoronaVirüs hapishanesinden hepimiz gözetlemekteyiz.

Sınırsız özgürlükler geçmişteki Firengi türünden "nelere gebe?" Bunu kimse bilmiyor ama, düşünen beyinler yarınları görmekte, "salgın tarihi" bize gerçekleri hatırlatmakta.

24.03.2020 10:24

Trafik kazası vs.sebeple bilinç kaybına uğrayan insan, hastanede tedavi edilip kendine (aklı başına) geldiği zaman ilk sorduğu soru şudur:

-Ben neredeyim, ne zamandan beri?

Şuur açılınca insanın ilk öğrenmek istediği bilgi, mekân ve zaman tesbitidir.Sonra başka sorular sıralanır:
-Ben buraya niçin geldim, beni buraya kim getird, yanındakiler ne oldu?

"Akıl baliğ" olup "reşid" yaşına giren gencin aklı-fikri gelişip bilinçle düşünmeye başladığında yine benzer sorgular gelişir:

-Bu dünya ne, bu hayata niçin geldik, kim getirdi, ne kadar süre buradayız? vs.

Bir genç zaman mekân tesbiti ile başlalayan dünya hayatı ile kendi ilişkilerini sorgulayan noktaya gelmemişse.. Henüz "aklı başına" gelmemiştir. Olgun ve dengeli kişiliği oluşmamış, "aklı bir karış havada" zararını kârını ayıramayan ergendir.

Kişide ve kitlelerde "Dünya, Hayat, Gelecek" ve sonrasına dair bir kanaat oluşmamışsa, biyolojik yaş ne olursa olsun mesuliyetsiz ve dengesiz ergendir, aslâ güvenilmez.

Görüyoruz ki nice ülkelerde eğitim sistemi, gençleri düşündürmemek ve sorgulamaktan uzak ezberci, bölgesel kahramanları yüceltmeye odaklı ayarlanmıştır. Millî kimlik yerine, her türlü reklam ve propagandaya açık artık hayran bir dünya vatandaşıdır.

Meselâ 1949'da Millî eğitim ve müfredat programına dair meşhur FULBRiGHT
anlaşması ve komisyonunda ABD'nin işi nedir, fonksiyonu nicedir?

Dünya kapitalizmi, uzun vadeli "emperyal-sömürü" planlarını hep böyle yaptı, kitle tüketici profili biçimlendirildi. Gelecekteki hazır müşteri ve ihtiyaçları 40-50 yıl öncesinden tesbit ile kendi hesaplarına göre üretim planlandı.

-"Evlere kapanmak" gibi görünen bu cansıkıcı günlerin nimet dolu yüzünü anlamak, yarım bardağın su dolu tarafını görüp, Bedbinlikten uzak, Nikbin (iyimser) olmak gerekir.

Bu günler, tefekkür vaktidir. Geçmişi, geleceği düşünüp kıyaslayarak kedimiz ve ailemiz için olduğu kadar ülkemiz hakkında kanaat oluşturmak zamanıdır.

Daha ilerisi, dünyanın nereye gittiğini, hayatın nereye evrildiğini ve değerler zicirinin alt-ust olmasıyla neler kaybettigimizin farkına varmak dönemidir.

Bugünler, "Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak" diyen şair gibi, kendimize dönüp, şuur ve derin idrak ile gerçeğe ulaşıp haykırmak vaktidir.

23.03.2020 09:24

Tatlı dilli minik Filiz, o gece kandil ve bayramlarda biriktirdiği para kumbarasını yastık altına koyarak uyumuştu.

Mışıl mışıl gecenin sabahında gözünü açtığında annesini işe gitmek üzere telaşla hazırlandığını gördü.

Yarı ağlamaklı karşısına dikildi:

-Gitme anne!
-Kızım nasıl gitmem, evimize alacağımız yiyecekler, sana alacağımız oyuncaklar için para kazanmak lâzım, biliyorsun.
-O parayı ben vereyim. Al kumbaram senin olsun, bugün işe gitme..

Minik Filiz haklıydı. Anne sevgisi, şefkatli ana kucağı bir günlük bile olsa, biriktirdiği şıkır şıkır paralardan değerliydi.

Hikaye gibi yazıp anlattım, lâkin bu olay doğrudan aynen ve dolaylı biçimde hep yaşanıyor. Eve kapanmış sandığımız şu günler çocuklar için bayram günleri olduğu kadar, büyükler için gerçegi yakaladığımız dönemler.

-Değer mi? 2O'li yaşlara kadar eğitim, 65'ine kadar nefes almadan koşuşturma. Diziler, filmler ve magazin hayat..

İhtiyaç kadar sağlıklı bir tabak aş, bir çul, bir aba uğruna hayatımızı harcıyoruz, aslında. Gerisi, başkalarının beğeni ve gösteriş malzemesi.
Hepimiz lüksümüzün fakiri, israfın mahkûmu ve övünmek illetinin kaçmaz esirleriyiz.

Filiz bebeğin annesi şu günlerde evinde inzivaya çekilip başını iki eli arasına alarak tefekkür ederse:

-20 yıl okudum, yüksek okul-fakülte bitirdim. Zekî ve akıllıyım. Amma.. Yüreğimin parçası canım kızım Filiz'i sabahın köründe çoğu zaman ağlayarak bırakıyor, çalıştığım fülanca bankada kızımdan kaçırdığım güleryüzümü başkalarına sunuyorum.

Anne sesli düşünmeyi derinleştirirse:

-Ya çocuğum?

Ben yüksek tahsilimle o kapitalizmin şubesinde bütün günümü harcarken, canım yavrum Filizim'i ise, okuyup yazması bile şüpheli bakıcıya bırakıyorum. Gün boyu 8-10 saat o yabancı kadın kimbilir kızıma nasıl davranıyor? Bu yönde nice kamera kayıtları izledim.

Bugünlerde böyle tefekkür içre olan anneler haksız mı?

Çatlak sese gerek yok. Elbet bayanlar sosyal hayatın yarısı, uzmanlık alanlarında rakipsiz, saygılı eğitici ve öğretmenlerimiz.

KoronaVirüs belâ getirmişken o tehlikeden korunmak adına evlerimizi, çocuklu torunlu cıvıl cıvıl yuva haline getirmek şenliğinde bize neler neler hatırlatıyor.

Evde geçirecegimiz bu günlerin verdiği saadet, virüsleri döver.

21.03.2020 09:42

Müjde ve umut yine Çin'den geldi. KoronaVirüs'ün başladığı Vuhan şehrinde salgın 3 ay sonra artık kontrolde. 3.200 ölümün ardından ilk defa hastanelere SIFIR müracaat..

Fakat dünyada "Kovid-19" salgını geometrik hızla yayılıyor. Zengin-fakir, siyah-beyaz ayırmadan, kral-kraliçe, senatör-bürokrat, işçi-patron takmadan nice ülkede ölüm kolgeziyor.

Yorum yapmaya, durum tesbiti ile olayları değerlendirip ibret dersi çıkarmaya bile fırsat yok, Önce haber. Hızlı iletişime rağmen, medya gelişmeleri aktarmaktan âciz.
Her manşet bayat, her haber geri..

Uzmanlar, EV HAPSİ için Haziran'a kadar tarih verirken, Cumhurbaşkanı iyimser: 2-3 hafta..

-SALGIN 18 AY SüREBiLECEK, bunu şaşırmış çaresiz Başkan Trump açıklamak zorunda kaldı. İşin ciddiyetine dair bir kıyas.

İran'da her saat 50 kişi salgından hastaneye geliyor, kura tanımaz acemler, 3 bin kişiyi virüse kurban veren dejenere İtalyanlarla yarışıyor.

İnsanların kucak kucağa yaşadığı, nezafet (hijyen) sıfır bölgelere Virüs'ün yayılması halinde ölümler milyonları bulacak.

30 yıldır ABD-Rus saldırıları ve iç problemler yüzünden düzen tutmaz Afganistan.. Nüfus sayımı bile yapılamayan Hindistan ve Pasifikte denizlere yayılmış adaların çaresiz insanları virüsün açık hedefi.
Orman yangını hızında yayılan virüsün Afrika'ya sirayetinden endişeliymiş, BM.

Avrupa'da bir çok şehirde marketler yağmalanıyor, gıda depoları ve TIRlar soyuluyor. Polis yetmedi askerler kentlere indi. AB çöktü, Fransa İspanya'nın imdadına seyirci, Almanya İtalya'ya yardımdan uzak.

Fitne filozofu Thomas Fobbes'e ait tekerlemenin bugünkü versiyonu şu:

-İnsan hem cinsinin virüsü.. Mikrobun öznesi ve nesnesi (faili de mef'ulü de) âciz. Hekim, tabip cümle sağlık elemanı tehlikede.

Serde muhabirlik var, bir haberde bizden:

-İnsandan insana KoronaVirüs en kolay, en çabuk SiGARA ile geçmekte.

Kimsenin alenen söylemeye cesaret edemediği bir gerçek. Dev Sigara şirketleri dünyanın belâsı, virüsten daha gaddar.

20.03.2020 10:30

-Hay oğul bilmez misin, bizim millet derdini söylemez, derdine ağlamaz, şikâyet etmez, başkaları onun derdine nice ağıtlar düzer.

Tarihî şikâyenâmedeki kendimizi yargılayan bu tesbit ve hayıflanmalar doğru. Biz çoğu kere kendimize karşı haksız ve acımasız davranırız.

Hatta bazen:

-"Biz yapamayız" âcizlik ve zilleti..

-"Gâvurun oğlu yapmış" hayranlığı.. 

-"Türk'ün aklı sonradan gelir" diyen geri-zekalılık kabulü şeklinde dilimize yerleşir. Miskinlik hissi (aşağılık duygusu) başlar, zillet ve meskeneti âdetâ kabullenir hâle geliriz.

-KiBiR-UCUP gibi dev aynasına bakıp kendine hayranlık illetinden uzak kalmak ahlâk ve niyetiyle,  maksadı aşan bir psikolojik hastalık oluşur.

Oysa.. Biz medeniyette cihana  "tur bindirmiş" millet olduğumuz kadar, BiZ bugün meselâ KoranaVirüs ile imtihanda, çoğu Batılı ülkeyi geride bıraktık.

Fransa ve İtalya virüse karsı   kontrolü kaybetmiş, İngiltere tedbir almak yerine "işi oluruna" bırakmışken, en az kayıp ile bu bâdireyi aşmak yolunda.

Ülkemizin 2002'de sadece 869 olan yoğun bakım yatak sayısı, bugün 42 bin, İtalya'da bu sayı 7 bin. Kişi başına düşen yoğun bakım yatak sayısında ABD ve Avrupa’nın önündeyiz.

- 90 dakikada virüs tanısı yapabilen yerli PATOJEN kiti
- Yerli MR (Görüntüleme) cihazı,
- DEFİBRİLATÖR (Elektro Şok),
-Yerli solunum cihazı ürettik.
-Sağlık Bakanlığına ait 18 adet MR cihazı vardı ve hastalara 1 yıl sonrasına gün verilirdi, şimdi 1000’in üstünde MR paket cihazı ile hizmet var.

Virüs salgını sebebiyle Türkiye'de alınan super tedbirler, dünyanın bir çok ülkesine örnek ve öncü oldu. Sınırları derhal kapattık, uçuşları hızla durdurduk, okulları zamanında tatil ettik, bunlar 2 günde problemsiz uygulandı. Ve halkımız devletiyle bütünleşti.Büyük kazanım.

Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan ekonomik paket ve 100 milyarlık ek kriz bütçesi, güçlü devlet göstergesi.

Millî savunma alanındaki özel sektör ve devlet işbirliği ile kotarılan ileri teknoloji ve füzeli buluşlar, millî gururumuz.
Yarınlar aydınlık ve bizim.. "Gün doğmuş gün batmış EBD bizimdir.

19.03.2020 10:23

Allah'ın bir pulunu bekleye dursun on kul,
Bir kişiye dokuz, dokuz kişiye bir pul,
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa.(Necip Fazıl)

Ne kadar süreceğini kimsenin bilmedigi (iyimser tahmin 2-3 ay) KoronaVirüs günleri aynı zamanda bir başlangıç, bir doğuş, bir milat!

Korona'dan sonra  kokuşmuş dünya düzeni, habbeden-kubbeye yeni bir düzene evrilecek. "Dünyanın 5'ten büyük"olduğu defaktö ispatlanacak.

-"İşçi istismarı"ndan ibaret olan komünizmin iflâs edip 1990'larda yıkılışı, Sovyetlerin şahsında sanki sessiz-sedasız olmuştu. Mecbur kalınmış, komünist liderler can atarak "70 yıllık yalanı" kendileri sonlandırmış, dünya bu tarihî belâdan kurtulmuştu.

30 yıl sonra bugün, onun rakibi ve partneri olan "para istismarı"ndan ibaret  kapitalizmin yıkılışı pek sancılı olacağa benzer.

Zaten dünyada dolaşan "yeşil banknot"un karşılıksız olduğunu alan-satan, kullanan cümle âlem biliyordu. ABD dışında basılan çakma dolarları düzenin patronu da kabulleniyor, çaresiz üstünü örtüyordu.

Yıllardır küresel ekonomi, "yalan dünya"ya parelel olarak, yalan-dolan ve sahtelik etrafında dönmekteydi. Kumar oynarcasına, bile bile lades..

Sahnedeki baş madrabaz aktör, Korona'dan önce en büyük voleyi vurmuştu. Kovboy, 300 yıllık tarihinin  hesap kitap dışı en çok dolarını basmıştı. Bu yalan sür-git devam etmeyecekti.

Yeni bir hile ikame edilmek planı vardı. Bitcoin türünden arkasında takip iz bırakan, takibi kolay ve kontrol edilebilecek bir ödeme ve transfer aracı hazırlandı.

Büyük oyunu başlattılar lakin, nasıl sonuçlanacağını onlar da bilmiyor. Onu kontrolden âcizler.

İnanırız ki insan, kendi eyleminin yaratanı, yön vereni, sonucu tayin edeni değildir. Hayırlı sabahlara..

18.03.2020 10:32

-Akıl dışı, saçma elbet. Lakin Londra, KoronaVirüs yayılmasına karşı mücadele etmeMEK kararı aldı.

İngiliz medyası haklı olarak hükümete ve Saray'a (tam-sayfa) ateş püskürtmekte. Bu kararın aldıran gerekçe şu:
-Mücadele ettikçe bu virüs mutasyona girip değisiyor, yeni versiyonları ortaya çıkıyor. KoronaVirüs-19, 20, 21 gibi. Toplum alışsın ve bağışıklık kazansın.

Yani, normal SELEKSiYON işlemeli..Tabiat temizlemeli.
"Tanrının işine karışılmaz!" şeklindeki "yahudi kabalist" kafa ürünü. (Bizim Çarşamba mahallesi akliselim üzredir, aslâ kıyaslanamaz!)

İngiliz uygulamasının Türkçesi tanıdık:
Ölen ölsün, kalan sağlar bizimdir.

Tabiatıyla ilk riziko altındaki grup 65 yaş üstündeki dedeler, nineler. Artık yaşlılar hastaneleri meşgul etmeyecek. Onlar kendi yalnız evinde yahut toplum dışı "işe yaramazlar barınağı"nda ne kadar yaşarsa.. (Alman faşist Adolf Hitler de böyle uygulamıştı)

Bu 'teslimiyetci kafa'nın aldığı kararda, yalnız 'Anglikan Kilisesi Başkanı' sıfatıyla Kraliçe'nin RAHiBE mantığı ve ulkeye hakim Kabalist yapı ROL oynamadı.

Batılı düşüncenin ürünü "faydacı" Pragmatizm felsefesi önemli tetikleyici.

Buna göre "Doğru"nun yolu sağladığı fayda'dan geçer." Bir iş ve bir kişi menfaatli değilse, varliğı da lüzumsuz.
Şayet "ekonomik ömrünü"
 tamamladıysa, eşya yakılıp-yıkılıp yenilensin, yaşlıysa bırak ölsün. Mantık bu!

Okullarımızda bir saat İngilizce dersleri yanında, en az 3 saat Anglikan kimliği ve bizimle olan tarihi geçmişine dair dersler verilmeli.
Çıplak felsefî "kıylüKal"  dedikodu türünden aktarmalar değil, o düşüncelerin hayata akisleri, yanlışları ve hakkaniyele mesafesi öğretilmeli.

17.03.2020 10:01

Dünyada hedefi bilinmeyen zincirleme bir plan var.

Şirketler kapanıyor, kimse sokağa çıkmıyor, ölümler onbinlere ulaştı, virüs sınır, ırk, din, cinsiyet farkı tanımıyor.

-"Bu planın fâili/öznesi kim, maksadı, kapsamı ne?" soruları cevapsız. Binbir türlü spekülasyon var.

-Çin'in kendisi bu oyunun kurucusu, diyen Rus gazeteleri bile var.

-"İkiz kuleler saldırısında siyonist haham talimatıyla o gün yahudi firmalar kapalıydı" gerçeğinden hareketle " iç hesaplaşma" diyenler haksız mı?

Aslında plan kuranlar, işi başlattılar lakin netice ne olacak? Sonucun garantisi olmadığını onlar da biliyor?

-"Orantısız güç kullanmak' gibi, Virüs19 karşısında abartılı tedbirler alınmakta hattâ devletler mikrobu istismar etmekte.. Medya abartısı da caba.

-Virüsü çoğaltır, dilediğin yere atarak, onu kullanırsın, amma o nesneye, virüse, o canlıya hakim olamazsın,.Onun sahibi başka.Sonuç onun kontrolünde.

Zaten insanın, tecrübesine dayanarak planlayıp yaptığı her şey, bir "teşebbüs"ten ibaret.

-Gez, göz, arpacık hizalayıp, nefesini tutup tetiğe basınca, sence herşey tamam. Ey atıcı (ramî) sen "Cüz'î İrade"ni kullandın, istediğini yaptın, fırlattığın mermin hedefi ıskalayıp "karavana" olabilir.

Zira "külli İrade" sana ait değil, onun sahibinin isteği (Muradı İlâhî) senin beklentin ile ayrı "takdir"de ise, ne yapacaksın, elinden ne gelir?

-Mutasyon geçirdi yahut havalar ısındı gibi türlü bahane üretiriz, izleyici hatta "konu mankeni" pozunda.

Dünya çıldırmışken, akıl sağlığı için, bu tarihî "Matüridî bakış" kurtarıcı yol.

16.03.2020 10:31

Sürprizlerle dolu bir hayata çattık.

Dikkat ve Rikkat üzre olunca, 5 duyu ve ötesinde ah neler neler algılıyoruz.
Belki o algıyı tarife, diller yetmiyor, resimler onu tasvirden âciz.

EVREN için olduğu kadar İNSAN için de YOK, bize ulaşıp görününceye kadar yoktur. Varlığına henüz algımız erişmeyenler bizim için meçhul. Rus yazar AlexiCarel'in (merhumRefikÖzdek tercümesiyle) meşhur kitabı:

-İnsan Bu Meçhul..

Bilim, insanın sadece 5 duyu ile ulaşabildikleri..Ya henüz niceliğinden, niteliğinden hatta varlığından bile habersiz kaldığmız şeyler, objeler?

Bildiklerimiz matematik ve edebiyat kapsamında, bilmediklerimiz ve bilim tarihine girmeyenler ise, elbet sınırsız.

Yokluk alemi, varlık dünyasına göz kırptığı zaman biz ona "fevkalade" olağanüstü veya "metafizik" diyoruz. Bunu "Akılötesi" diye isimlendirmek yanlış. Yok'un nice varlıklara gebe olfuğuna akıl eriyor, idrak ulaşıyor.

Meselâ 6 ay önce varolmayan CoronaVirüs şimdi ortaya çıktı, 2.ayında 5 bin ölü, krallar kraliçeler karantinada. Olağanüstü bir durum var.
-"Her an yeni bir yaratılış" ilâhî gerçek ama bizim için sürpriz, bir sebebi olmalı..

Normaliteden uzak bu sürprizler, niçin oluyor, ne zaman oluyor, bilmiyoruz. Bilsek, verileri saysak zaten BiLiM olur.

Miladî tarih 570, Yemen'den gelen Fil ordusu, Mekke'ye 20 km. kala, bir anda şerha şerha yarılıp pâre pâre parçalanıyor. Haşeratın yediği tarlaya dönüşüyor.

Tarîhen ve Kur'an ile sabit Fil vak'ası'nda ateşbilyesi Siccil Mermiler, bir kuş sürüsünün gagasından atılıyor koca fil ordusunun tepesine.

İşte o kuş sürüsü Ebabil, bugünlerde yine o bölgede, sürü halinde bir alçalıp bir yükseliyor.
Ebabiller 1500 yıl önce, Kâbeyi yıkmak üzere gelen Fil ordusu'na karşı görevdeydi. Şimdi gelen Virüs ordusu acaba niçin geldiler sebepsiz olamaz.

Olağan hallerde çözülemeyecek gelişmeler var ki, dünyayı kasıp kavuran bir fevkalâdelik oluştu. Hayrolsun.

14.03.2020 09:18

Robot teknolojisi ile 10-15 yıllık gelecekte bazı meslekler yok olacak.
Sürekli aynı şeyi tekrarlayan, ezber ve tembellik üretimleri bitecek.

Bu arada bazı rejimler ve  yönetim modelleri çaresiz unutulacak.
Meselâ dünyayı yöneten “ Para dini” Kapitalizm en azından motosyon geçirerek değişecek.

-Dünya nüfûsunun yüzde biri, toplam servetin yüzde 55'ine sahip. Lânetli Karun'dan zengin 60 aile, dünyadaki 3,5 milyar insanın cebindeki paradan daha fazla kazanıyor.

İletişimin bu kadar hızlı olduğu ortamda  adalet dışı, "dengesizlik dini" yaşatılıp  sürdürülebilir mi?

Kapitalizmin ağababaları "KeyfeMayeşa" her istediklerini yapabilir olmaktan bıktılar: -Kıyamet kopsun, artık bir değişiklik olsun sevdasındalar.
Korono-19 virüsüyle Kapitalizmin nasıl bir pamuk ipliğine bağlı, bilgisayarın bir tuşunda mağlup ve müflis olduğu görüldü.

Bir kutarıcı taze nefes, Halaskâr fikir gerek.
Üretimin ana malzemesi "Para"nın kiralanmasını yasaklayan ve sosyal dengeyi türlü müesseleriyle saglayacak bir sistem bir alternatif.

Milletimiz göç gördü, vahiy hakikatına dayalı devrimi yaşadı. Roma ve Bizans medeniyetiyle kaynaşıp tecrübe kazandı, şehirleşti, sanayileşti. İslamiyeti bin yıl boyunca örfüyle uyguladı. Ve aşırılıkları törpüledi.

Şu füze taşıyan uzaktan kumandalı SiHA'ların üretimi ve sahadaki başarıları yalnız bahtımızı açmadı. İhracat ile dünya piyasalarında boy gösterdik.

Genç, bilgili esnek ve yetişkin kadrolarımızla, her alanda ihraç malzemesi üretebiliz. İktisatta, ticarette, ziraatte, sosyolojide, siyasette ve hukukta hatta diyanette?

Meselâ, bazı bakanlıklardan çok bütçesi, kadrosu olan Diyanet Reisliğince, dünyaya yönelik ifrat ve tefritten uzak, günün ihtiyaçlarına göre pratik İslâm yasaları..

İlk talip Ukrayna, Cumhurbaşkanına müracaatı var.

SİHAlar kadar maddî, rakamlara  sığmayacak kadar manevî etkisi olacak bir ihracat kalemi..

Tebliğ ve büyük Cihad!

13.03.2020 09:27

Aç arap girdiği camide köşe kandilin yağına ekmeğini daldırıp daldırıp yerken mırıldanır:

-EzZeytü Zeytullah/VelBeytü Beytullah/ Ve ene Abdullah..
(Bu zeytinyağı Allahın, bu ev Allahın evi, ben de Abdullah, Allahın kulu..)

Vatanı gasbedilip yurt ve yuvasında yaşamak imkânı ortadan kalkan insanların "varolmak" noktasında TemelHakkı başlayınca, artık siyasî, fizikî sınırlar biter, cografya dümdüz olur.

Dünyada hiçbir "despot" devlet, hiçbir "otorite" ve nizam, insanları aç ve yurtsuz bırakıp bununla imtihan hakkına sahip değildir.

2.Cihan harbinen sonra galip devletlerin kurduğu BM'nin kuralları dahi, kök mantıkla bu "temel insan hakkı"nı korur, doğal hukuku tanır.

Çevreyi korumak, havanın suyun tabiatın temizliğini sağlamak, uzayın atmosferin işgalini önlemek, kişilerin takatı dışında kalan kamu görevi.

Ancak bu temel hak ve hürriyet, Ecevit'in sosyalizm hesabına oy iştihasıyla söylediği:

-"Toprak işleyenin, su kullananın" gibi (serâzad) başı-boşluğa kadar gitmez.
-"Yasaklar çiğnenmek için vardır" diyen anarşiye, teröre kadar uzanmaz.
-Normalite, orta yoldur, aşirilklardan uzak tek çıkar yol.

Hurma çalan kölenin efendisini çağıran Hz.Ömer hırsızı değil, onu aç bırakıp hurma çalmasına yolaçan mevlâsına (patrona) ceza kesmişti.

Aslında hiçbir vicdan toplum karşısında suçlu olmak istemez.
Bizim kültürümüzde "BeraetiZimmet" suçsuzluk esastır. Oysa Haçlı kafada insan suçlu doğar, suçtan kurtarılmak için (?) vaftiz edilir.

Göçmenlere davranış konusunda Yunanlı ile işte bizim farkımız.

12.03.2020 09:30

Onbinlerce insan, çocuk-kadın, polis kurşunları ve köpeklerin kuduz saldırılarıyla karşı karşıya.

Yunan askeri tam techizat kuşanmış, silâh zoruyla zavallı mültecileri soyuyor, cüzdanlarını ve elbiselerini gasbediyor.

Palikaryanın gücü caresiz mültecilere yetmekte. Orantısız güç bu! Bacadan giren Noelbaba firarda!

Onlarca insanın tıkış tıkış taşındığı denizdeki botlar, Yunan polisi tarafından zıpkınlanıyor. Batmak üzere terk ediliyor.

-Nerede kaldı Dünya Deniz Hukuku?

-Nerede kaldı köpeklere, kuşlara, balinalara bile gösterdikleri göstermelik çakma sevgi?

Göçmenlik bir insanlık meselesi..
Can havliyle savaştan kaçan insanların, zor durumda her engeli aşmak istemesi normal ve tabiî hal değil midir?

Dünya göçmenler tarihidir. Allahın kulları Allahın mülkünde yaşarlar, her insan kendi kızkına rakiptir ve o rızkına kavuşur.

Alman faşist Adolf Hitler'in işgalinden kaçan  Yunanlılar gemilerle Suriye sahillerine sığınmışlardı(1936). Lazkiyeli halk, Yunanlı mültecilerle ekmeklerini paylaştılar. O günkü resimler internette dolaşıyor.

Şimdi Yunanistan'da sosyal devlet, kanun kadar zengin kiliseler ve halk tümüyle imtihanda. Dünya küçük, zordaki onbinlerce çaresiz hafife alınamaz, yarınlar meçhul..

Bugünün mülteciler,  kendilerine yapılan bu zulmü, belgeli işkenceleri aslâ unutmayacak. Çekilen ızdıraplar nesiller boyu anlatılacak, roman olacak, senaryo olacak filmlere en yeni malzeme..

Göçün masum çocukları ömür boyu İNTiKAM hisleriyle yaşayacak. Yalnız göçe engel Yunanistan'dan değil bütün Avrupa'dan ve insanlıktan bunun hesabını soracak!

Polis kayıtlarında son on yılda onbin kimsesiz çocuğun Avrupa'da kayıp(?) olduğu bilinirken, Alman Başbakanı Merkel'in "14 yaş altı mültecileri kabul ederiz" beyanları ne anlama gelmekte?
Tecavüzden mahkûm ve sicilli papazlar mı buna izin vermiştir?

11.03.2020 10:43

Yan sütunda Abdurrahman Pala üstâdın dün yazdığı büyük gazetecilik olayına şahidim. 1976'da rakip gazetelerde çalışıyorduk.

-"Naylon Müctehidler" başlıklı haftalar süren yazı dizisinin sonunda günün Diyanet Reisi'nin Ankara Üniversitesi İlahiyat fakültesi dergisindeki (S.Ateş) makalelerine dikkat çekiyorduk.

-"İlk insan Adem Peygamberi red ve inkâr" anlamına gelen Tekâmül Nazariyesi (Darwin teorisi) yönündeki tez sahibini teşhir ederek eleştiriyorduk.

O sırada rakip gazetenin A.Pala imzalı haberi patladı. Gazeteler bu büyük haberi paylaştı, biz de tek sütunda iki cümleyle özetledik. Rakip gazetenin Genel Yayın Yönetmeni (rahmetli) Necdet Seviç aradı.

-"Bizim bomba manşete niçin destek verip paylaşmıyorsunuz, bak işte sizin de eleştirdiğiniz Diyanet'in başındaki zatın Ermeni asıllı olduğu ortaya çıktı" diyordu özetle.

Gazetecilik açısından haklıydı.

Lakin biz fiziksel soy-sopa değil, fikrî zincire bakıyorduk. Bugün dahi doğruluğunu koruyan fikrî cevabı, bir klişe gibi günlerce tekrarladık.

-İslamiyet geçmiş tüm yanlışları silip süpürür. İhtida, dönme olmak bir kusur değil üstün meziyettir. Tenkidimiz olan Darwin teorisi, Reis'in geçmis soyundan devreden çarpık fikirler değildir. O saplantılar, laiklik kontrolündeki İlahiyat fakültesinin yönlendirmesi sonucudur.

O gün öyle düşündük ve yazdık.

Bugün de doğruluğunu koruyorsa, çizgimizde kırıklık yok sayılır.

09.03.2020 17:11

"15 Temmuz darbe girişimi" öncesinde TV'de konuşan bazı sabırsız, Fetö uzantısı "darbe sevicileri" hatırladım:

-"Bu böyle gitmez, mutlaka gidecekler. Kaçacaklar başka çareleri yok. Kaçsalar da yurda getirip yagılayacağız" diyorlardı.

Aynı çok bilmiş müneccim (gelecek okuyan) üslûba, Suriye uzantısı, 'HüsnüMahalli' nâm gazeteci ve ondan kopya çekenlerde rastladık:

-İdlip'te öyle büyük olay olacak ki, Türkiye bu hezîmetin altından kalkamayacak, Başkan düşecek..misüllü neler neler yazdılar.

Sonradan öğreniyoruz ki, "Düşman üstakıl" İdlip'teki büyük patlama ile, Türkiye'de "düzen değişikliği, halk isyanı" planlamış.. O yüzden yalan ve abartılı fısıltıları köpürttüler yayılmış:

-Yok İdlip'te ölen asker 34 değil, aslında 300'müş.. Asker İdlip'te durmak istemiyormuş, ölenlerin ailelerine para vererek susturmuşlar.. türünden martavallar.

Aynı "planlı hasım kafa"nın başka versiyonu, İhtilaci MucipAtaklı mirâsı
CanAtaklı nam gazetecide ortaya çıktı.

Dünya medyasının takdirle öne çıkardığı füze taşıyan harika SiHA'lar, iHA'lar.. Nice yerli üretim askerî malzeme.. Savaş tarihinde bir ilk drona savaşı.. Ve denenmiş mutlak başarı..

Bu gerceklere rağmen, "Bed-nazar" kötü bakışlı yazılar, yorumlar ve çarpıtan sunumları gördük okuduk.

Bir bilimsel tesbit ile söyleyelim ki:

-"İfrat ve Tefrit" yani ileri ve geri abartılar ve aşılıklar yalnız muhalefet değil, vatan millet ve devlet ihaneti değil, bir virüs, bir ruh dengesizliğidir.

09.03.2020 11:50

Bükreş'in tarihî "Osmanlı Makberi"ndeki şirin, bakımlı ahşap camii imamıyla görüşmüştüm.

O, Romanya'da komünist despot liderin yıkılışından rahatsızdı.

-Çavuşeko'nun yardımıyla san'at eseri camiyi ihya edip yaşattığını söylüyordu.
Aksansız ve selîs Türkçe konuşan OsmanHoca Camide resmî nikâh kıymak yetkisine de sahipti ve kendi konumu itibariyle haklıydı.

-Sovyet döneminin Moskova Müftüsü, Kafkas Şazelî tarikatı şeyhi kadar ilgi görmese de Komünist rejimin resmî memuruydu.

-Suriye'de Beşar Eset Rusya lideri Putin ile birlikte tarihî Emeviye camiini ziyaret ettiğinde, sarıklı zevât ve Şeriat fakültesi hocaları memnun ve müsterih görüntüler verdiler.

- ABD Doları ile eşitlenmiş Riyal ülkesi "Suudî Amerika"da Kâbe imamlarının siyasî ekol Vehhabî siyasetin kontrolünden âzâde olması elbet düşülemez.
Binlerce misaliyle tarihte ve günümüzde nice tezatlı garip durum..

Müslümanlar fert ve toplum olarak nasıl, ciddî bir imtihanda? Vicdanlarda Hak, kalplerde iyiniyet ve sevgi kaynağını korumak kaydıyla nasıl bir ikilem?

Vaktiyle merhum Prof.Nevzat Yalçıntaş'ın sunum yaptığı Şam'daki bir iktisat konferansınının adı şuydu:
-Kapitalist Ülkelerde Müslümanların Ekonomik Durumu!

Müslüman toplumlarda rejimler ve hükümetler savaştığında, Müslümanların biribiriyle kavgası gibi vicdanları zorlayan çok vahim bir durum ortaya çıkmakta..

Ancak, nefsi müdafaa hakkı ve "Her muzırı İTLAF" cevazı ve hükmü devreye girmekte..

Cumhurbaşkanı Erdoğan Moskovadaki "Ateşkes" kararının önemine dikkat çekerken, daralan vicdanları soğutmakta.

08.03.2020 12:51

Bükreş'in tarihî "Osmanlı Makberi"ndeki şirin, bakımlı ahşap cami imamıyla görüşmüştüm.

O, Romanya'da komünist despot liderin yıkılışından rahatsızdı.

-Çavuşeko'nun yardımıyla san'at eseri camiyi ihya edip yaşattığını söylüyordu.
Aksansız ve selîs Türkçe konuşan OsmanHoca Camide resmî nikâh kıymak yetkisine de sahipti ve kendi konumu itibariyle haklıydı.

-Sovyet döneminin Moskova Müftüsü, Kafkas Şazelî tarikatı şeyhi kadar ilgi görmese de Komünist rejimin resmî memuruydu.

-Suriye'de Beşar Eset Rusya lideri Putin ile birlikte tarihî Emeviye camiini ziyaret ettiğinde, sarıklı zevât ve Şeriat fakültesi hocaları memnun ve müsterih görüntüler verdiler.

- ABD Doları ile eşitlenmiş Riyal ülkesi "Suudî Amerika"da Kâbe imamlarının siyasî ekol Vehhabî siyasetin kontrolünden âzâde olması elbet düşülemez.

Binlerce misaliyle tarihte ve günümüzde nice tezatlı garip durum..

Müslümanlar fert ve toplum olarak nasıl, ciddî bir imtihanda? Vicdanlarda Hak, kalplerde iyiniyet ve sevgi kaynağını korumak kaydıyla nasıl bir ikilem?

Vaktiyle merhum Prof.Nevzat Yalçıntaş'ın sunum yaptığı Şam'daki bir iktisat konferansınının adı şuydu:

-Kapitalist Ülkelerde Müslümanların Ekonomik Durumu!
Müslüman toplumlarda rejimler ve hükümetler savaştığında, Müslümanların biribiriyle kavgası gibi çok vahim bir durum ortaya çıkmakta..

Ancak, nefsi müdafaa hakkı ve "Her muzırı İTLAF" cevazı ve hükmü devreye girmekte..
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Moskovadaki "Ateşkes" kararının önemine dikkat çekmesini böyle okumalı.

07.03.2020 16:53

Babamın iki Nüfus cüzdanı vardı. Birincisi Osmanlı tebaası tevellüd 1326. İkincisi TC vatandaşı 1909 doğumlu RifatFuat.

Millet olarak Osmanlı çocuğu olduğumuz kadar, devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti Osmanlının devamıyız.

Şimdi önümde MisakıMillî haritası var.Son Osmanlı Meclisi Mebusan'da alınan kararla çizilmiş harita. (18 Ocak 1920)

Doğu'da Batum, Gümrü dahil, Güneyde Musul, Süleymaniye, Halep, İdlip ve Batıda Dimetoka(Dedeağaç),İskeçe, Selanik dahil.

Aynı yıl 23 Nisan'da, İstanbul'dan gelen FELÂH grubu mensuplarının da iştirakiyle TBMM, MisakıMillî'yi (Milli ahdi, yemini) esas alarak Anadolu'da millî mücâdele başladı.

Savaştaki başarılarımıza rağmen mevcut sınırlarımızın MisakıMillî'den taviz vermesi, yüzünden Lozan muahedesi yıllardır sorgulanmakta.

Millî hududlar, bizi sınırladığı kadar, komşularımızı da sınırlamakta. Irak ve Suriye sınırı bozulunca bizim oralardaki sınırımız da çözülmüş ve açılmıştır.

Siyasî partiler gönüldaşlarına asgarî bu tarih şuuru ve idraki vermesi yerine:

-Bizim Suriye'de, Irak'ta ne işimiz var? Şehitler ne adına? diyorsa... ve bir anda bu kafa kitlelerce protesto edilmiyorsa, asıl problem başkadır.

Temel mesele, parti-politika, görüş farkı, demokrasi vs.değil, "Millî kimlik" meselesidir. Her hukuk devleti ve medeniyet taşı-tuğlası Millî kimlik esası üzre yükselir.

Millî idrak ve şuuru ihmal edilmiş bir toplumun tercihi siyasî partilerle nereye kadar, nasıl gidilir?
-18 yıldır, okullarda eğitim müfredatında inkılâp çapında nasıl bir değişiklik yaptık?

06.03.2020 11:06

Moskova'da görüşmelerden çıkacak bir sonuç elbet hoşa gider.
Gözüyle düşünen akıl bunu GARANTi sanır ve kendini kandırıp rahat içre keyfeder. İsmet Paşa'nın başlangıçta Millî Mücadele yerine "Amerikan mandacılığı" arzu ve tercihi bu "konfor"du.

Oysa kağıt üstündeki mutabakat Suriye'deki hesaba hiç uymaz. Zaten bir taraf Rusya ise, tarih şahittir ki, diplomatik disiplin, "ahde vefa" yoktur.

-"Mutabakatlar, çiğnenmek içindir" mantalitesi bütün "bâtıl çizgiler" hakkında temel tesbittir.

Her ne kadar günün politikasına göre işbirliği yapsak da muhatabımız:

-Tuna'yı aşıp Deliorman'a yayılan Silistre'yi, Yanya'yı, Zâgra'yı, Filibe'yi yakan.. Hastalıklı askeriyle Yeşilköy'e kadar gelip giden bir damar. Daha dün:

-Kars, Ardahan ve Erzurum işgalini, Erzincan tepelerinden istirdad ile geri çevirdiğimiz tarihî hasım.

-Sıcak denizlere uzanmak emeliyle Ermeni tebaayı kullanan DoğuAnadolu işgalcisi..

-Çakma İslâmcı İran ile ortak, Karabağı Ermenistan'a açarak Azerbaycan'dan Türkiye'yi koparan bir muhatap.

Çarlıktan Bolşevizme, Sovyetlerden Viladimir Putin'e uzanan politikalarda kadîm strateji karadan sıcak sulara inmektir.
Rusya Deniz üsleri ötesinde karada mekan tutacak ve Türkiye'yi karadan çevirmek isteyecektir, değişmez hedefidir.. İran ise Şia yayılmacılığı gayretiyle bu işbirliğine daima teşne ve hazır.

-Anlaşmış olmak rehavetine kapılıp başka " çözen" formüller üretmek, ahdî ve zihinsel aklın gereğidir.
400 yıllık ezberimiz Suriye üstüne Amerika, İran, Rusya ve Avrupa nezdinde mekik dokumak beyinleri zorlar ama, arayışlar, buluşların ve doğruya yönelişlerin anahtarıdır. Fetihlerin de yolu..

05.03.2020 08:54

İletişim, haberleşmek, bilgi paylaşımı, teşhir edip kamuoyunun vicdanına sunmak, özetle ALENiYET..

Elimizdeki bilgisayarlı telefonlar sayesinde bugün herkes kendi çapında "İstihbarat şefi ve yayın müdürü".

Bir merkezin kontrolünden uzak, haberalma ve bunu yayma hürriyeti.
Bu, dünya çapında en büyük devrim.

Komünizm rejimi Sovyet Rusyada, baskıcı-faşist varlığını 70 yıl boyunca tek kanallı radyo ve tv kontrolünde sürdürmüştü. 

Dünyanın en büyük yalanı Komünizm, transistörlü (pilli) radyoların sınır tanımaz çoklu yayınları karşısinda dayanamadı.Pakistan ve Afganistan'dan yapılan İslami içerikli radyo yayınları komünizmin çanına ot tıkadı. 

1980'lerde Alman Stern dergisinin 2 Rus generaliyle yaptığı röportaj bu gerçeği itiraf mahiyetindeydi. 

Rejimleri yıkan, kapalı kitlelere ve gizli ajandalara aleniyet getiren, iletişim karsısında Baasçı Suriye'de faşist Esed rejimi bile dayanamadı.

İşte gazete, tv, ajans süzgecinden geçmeyen ancak hür sosyal medya ile ortaya çıkan bir sır:

80 yaşındaki emekli MI5 ajanı John Hopkins, ölüm yatağında Londra'daki hastaneden bir dizi şaşırtıcı itirafta bulundu:

"Prenses Diana dahil, 23 suikast benim eserim"

İngiliz kraliyet zırhını delen silah..

04.03.2020 12:07

Moskova'da görüşmelerden çıkacak bir sonuç elbet hoşa gider.

Gözüyle düşünen akıl bunu GARANTi sanır ve kendini kandırıp rahat içre keyfeder. İsmet Paşa'nın başlangıçta Millî Mücadele yerine "Amerikan mandacılığı" arzu ve tercihi bu "konfor"du.

Oysa kağıt üstündeki mutabakat Suriye'deki hesaba hiç uymaz. Zaten bir taraf Rusya ise, tarih şahittir ki, diplomatik disiplin, "ahde vefa" yoktur.

-"Mutabakatlar, çiğnenmek içindir" mantalitesi bütün "bâtıl çizgiler" hakkında temel tesbittir.

Her ne kadar günün politikasına göre işbirliği yapsak da muhatabımız:

-Tuna'yı aşıp Deliorman'a yayılan Silistre'yi, Yanya'yı, Zâgra'yı, Filibe'yi yakan.. Hastalıklı askeriyle Yeşilköy'e kadar gelip giden bir damar. Daha dün:

-Kars, Ardahan ve Erzurum işgalini, Erzincan tepelerinden istirdad ile geri çevirdiğimiz tarihî hasım.

-Sıcak denizlere uzanmak emeliyle Ermeni tebaayı kullanan DoğuAnadolu işgalcisi..

-Çakma İslâmcı İran ile ortak, Karabağı Ermenistan'a açarak Azerbaycan'dan Türkiye'yi koparan bir muhatap.

Çarlıktan Bolşevizme, Sovyetlerden Viladimir Putin'e uzanan politikalarda kadîm strateji karadan sıcak sulara inmektir.

Rusya Deniz üsleri ötesinde karada mekan tutacak ve Türkiye'yi karadan çevirmek isteyecektir, değişmez hedefidir.. İran ise Şia yayılmacılığı gayretiyle bu işbirliğine daima teşne ve hazır.

-Anlaşmış olmak rehavetine kapılıp başka " çözen" formüller üretmek, ahdî ve zihinsel aklın gereğidir.
400 yıllık ezberimiz Suriye üstüne Amerika, İran, Rusya ve Avrupa nezdinde mekik dokumak beyinleri zorlar ama, arayışlar, buluşların ve doğruya yönelişlerin anahtarıdır. Fetihlerin de yolu..

04.03.2020 09:20

Rusya alenen İHANET ile kalmadı karizmayı çizdirdi.

Nerede SOÇi ve Adana mutabakatı?

Nerede kaldı "Türk Akımı" dostluğu?

Türkiye, Soçi taahhütlerine bağlı kalarak askeri güç bulundurduğu koordinatları Rusya tarafına bildirdi, Rusya bu "emanet bilgiyi" zalim Rejim güçlerine SATMAK suretiyle "güveni, emaneti kötüye kullandı".

Biz 34 canımızı kaybettik, bunu dost ve düşmana mertçe duyurduk. İntikam almak hakkımızı ilan ettik.
Ancak Rusya yaptığı bu tarihî ihanetin bir parçası olarak Rus askerinin varolduğu bölgeleri Türkiye makamlarına bildirmediği için, "Bahar Kalkanı" harekatında kim vurduya gitti.

İlk bilgiler 66 Rus Uzman "Osmanlı tokadı" gibi unutamayacağı sille yedi.

Üstelik, Rus makamları ihanetin ezikliği içinde, İran şiası gibi son kayıplarını açıklayamadı.
2 Rus malı uçağın, 100'den çok tankın, zırhlıları tahribini, Rus yapımı 3 adet "savunma sistemleri"nin işlemez hale getirilmesini Rusya kabullenemedi, kibirli sahte karizmasını çizdirdi.

Bir anda onlarca drone ve Siha karşısında Esed Rejimi, İran ve Rusya suspus olup sindi.

Rusya ve iran kadar ABD dahi payını aldı, âdeta dalkavukluğa başladı.

02.03.2020 08:38

Milli Silahı olmayan ordunun milli planı olmaz. Harp planları silahların güç ve stratejik kabiliyetine göre düzenlenir.

Tarih boyunca bütün büyük savaşlardaki başarı yeni silahların getirdiği savaş taktikleriyle gerçekleşmiştir.
-Barut.. Top.. Tank..Uçak.. Füze..Kimyevi mermi..Nükleer, biyolojik savaşlar..
Ve şimdi Türk SiHAlar.

Silah kabiliyetini bilen düşmana karşı harp planınız SIR değildir. Sonuçta:
-Bir milletin Milli Silahı yoksa milli ordusu da kifayetsizdir hatta yok sayılır.

İşte gördük TSK İdlib'de 48 saat boyunca savaş tarihinin ilk sürü halinde SiHA hava harekatını düzenledi. Bu milli silahımız SİHA harekatı savaş tarihine geçecek ve savaş literatürüne girecek.

Katil Esed Rejimi tarihinin en ağır kayıplarını verdi. Harekât halindeki her düşman unsuru  7/24 havada olan onlarca milli silahımız SIHA tarafından vuruldu..
Esed leşkerinin son iki günde kaybettiği zırhlı sayısı 210 u geçti. Rus hava savunma sistemleri milli silahımız siha'ları göremiyor özel bir sistem görmesini engellemekte.

Rusya-Esed hilesiyle 34 askerin şehadetinin ertesi gününde:
-Barajda biriken suyun bir anda boşaltılmasına benzer taktikle.. 6 yıldır beslediğimiz mültecilere Avrupaya açılan sınırımızın kaldırılması, "vurdum duymaz Batı"ya bir başka ihtardır.

Emperyalizme ve savaş üreten kapitalizme karşı bir İhtar!

01.03.2020 13:12

-İdlip'te "Birliklerimizin konumları bölgedeki Rusya yetkilileri ile koordineli"ydi..

- "İlk atıştaki (köy bombalanınca) Rus yetkililerini ikaz etmemize rağmen Rejim pilotlarının hain saldırısı sürdü, (yaralılara yardım yapılırken yeni bombalama ile) ambulanslar dahi vuruldu...”
Savunma Bakanı Hulusi Akar Paşa’nın sıcak bölgeden verdiği teknik bilginin açılımı ve özeti bu..

SOÇİ mutabakatına bağlı olması gereken Rusya’nın, Suriye hava sahasını yetkisinde tuttuğu halde Esed Rejimi'nin kaçak uçak kaldırması mümkün mü?

-Ben yapmadım, Rejim pilotları yaptı, gibi çirkin bir mazerette nasıl bir dürüstlük var?
O iddialar ve gizli anlaşma senaryoları sanki gerçek:

-"ABD ile Rusya Ortadoğu’nun taksimi konusunda anlaştı. Gizli İtrail genişlemesinde karşılıklı katkı sağlıyorlar.

Ayrıca Rusya’nın Deli Petro’dan miras “Sıcak denizlere inmek” hedefi gerçekleşiyor. Putin, Lazkiye Deniz üssü’nü karadan tahkim ederken hem de Türkiye'yi çepeçevre kuşatıyor.

-Ukrayna konusunda Türkiye’nin takındığı tavrın, kısa vadeli intikamını kindar Putin böyle almakta..

-SOÇİ mutabakatı'na biz bağlıyız lakin Rusya'nın böyle bir namus borcu, taahhüd haysiyetli yok.
Tecrübeli Kafkas komutan merhum Cevher Dudayev "Rus'un imzaladığı anlaşmaya sadakatı, imzasının mürekkebi kuruyuncaya kadardır" diyordu.Bunu bir kere daha yaşadık.

-Rus yönetimin Esed Rejimine Hava sahasını gizlice açması, ABD’nin meşhur
“ yanlışlıkla vurduk” mesajlarının moskofçası.

Mesele, dönüp dolaşıp “kefere’ye güvenilmez, nihai dost olmaz”, temel gerçeğine gelip dayanmakta.
-Ticaret, turizm, silah alış-verişi, bölgede dayanışma vs. gibi günlük uygulamalar, menfaati kesilinceye kadardır,aslâ dostluğa dönüşmez.

Türk-Rus tarihi göstermiştir ki, Rus ile yapılan görüşmeler, her defasında tek taraflı olarak bozulmuştur ve ihanet gündeme gelmiştir.

Dünya hep ihanetler tarihidir.

BM ‘ye müracaatlar, NATO’nun çakar almaz beyanları sadece geçiş sürecinde bir aldatmaca..

29.02.2020 11:29

-DOĞRU veriyi(malzemeyi) yerinde kullanmayınca, yanlışlar(batıllar) zinciri başlar.

İsterseniz buna Vesvese türevlerinden Felsefe dahi diyebilirsiniz.

Hatta Felsefe “yanlışları söyleme sanatı“ olarak bile tarif edilir.

Negatiflerin tam tarifini yapmak, her zaman pozitife götürür mü, şüpheli..

Batı kaynaklı tarihin çöplüklerinde kalmış POZİTİVİZM ile müsbete, isbat edilmişe ulaşmayı karıştırmamak lazım.

İsbat malzemesinde, 5 DUYU yetmez.

 Yanlışları ayıklayarak mutlak doğruya gitmek, zihin ve fikirde mümkün gibi görünse de, uygulamada yarı yolda bırakır.

–“Batı tefekkürüve İslam tasavvu”nu yazan  Necip Fazıl’ın

İmamı Gazali tasnifi dikkat çekicidir:

Gazali, aklı akılla çözdü, tüketti ve onu kaldırıp attı.

Feylesoflara ders mahiyetindeki TuhfetülFelasife” eseri odur.

Felsefeye nisbetle MANTIK, doğruyu bulmak sanatıdır.

-Doğru-Hak nedir?

-Vakıa (mutabık olan (olguyu karşılayan,onun adını koyan) şey, yahut tesbit.

Müminlerin Allah’a niyazı beşvikit namazda, Fatihalarla ulaşmak istediği

SıratıMüstakim doğru yol, yanlışlardan ayıklanmış, hatta kendi aşırılıklarından temizlenmiş yoldur.

İFRAT, ileriye giden taşkınlık, TEFRİT geride kalan çizgi dışı, haddi aşan aşırılık ile SıratıMüstakim’e ulaşılmaz.

Kısaca AŞIRILIK, Hakkın-mutlak doğrunun düşmanı, Zihinde, uygulamada, felsefede. Aşırılık, tersini-aksini doğrurur hatta Kutuplar benzeşir.

Normalite, orta yoldur ki, hedefe götürür.      

28.02.2020 08:28

DİLLERİN, renklerin ve ırkların (şube ve kabilelelerin) farklı oluş ve yaratılışı,
ilahi hikmet ve Allah'ın YÜCE kudretine işarettir.

Bir dil, renk ve ırka mensup olmak tabii hal..
5 parmak, 2 kulak ve 2 göz gibi.
Bunun varlığında ve kazanımında kişinin payı yok.

Irkla övünmek, ırkçılık yapmak istismar, tembellik ve ufuksuzluk yanında
yalnızlık getirir. Irkçlık yapmak dışlanmayı, peşinen mağlubiyeti kabullenmektir.

Üstünlük “takva”da, iyi insan ve iyi müslüman olabilmekte.dir

Elbet, bütün ana diller, ırklar, renkler ve kültürleri saygıya layıktır.

21 Şubat Uluslararası Anadil Günü dolayısıyla TBMM Genel Kuruluna hitap eden
CHP Milletvekili Prof.Dr. Mehmet Bekaroğlu, bir ilki gerçekleştirdi.

Bekaroğlu, TBMM Genel Kurulunu Lazca selamladı.

Gönül ister ki iş burada ve tadında kalsın. Fitne ve fesat unsuru olmasın.

Bekaroğlu bu dili siyasi ihtirasına alet etmesin..

40 yl önce APO'nun kürtçeyi ve masum vatandaşların adını kullanarak
açtığı bu yol, sadece dil ve kültür olarak kalmadı.

Binlerce ölüme, şehide, kan gözyaşı ve tarihi fitneye yolaçtı.

Bugün artık YPG/PKK hatta CHP işbirliği sebebiyle
ülke bütünlüğünü de tehlikeye soktu.
Uyanık olmak zorundayız.

Resulü zi-şan efendimiz

-Mümin aynı delikten iki kerre ısırılmaz
Buyurmuştur.

Yani;

Mümin iki kere aynı hatayı yapmaz, İki kerre kandırılmaya müsaade etmez. Yaşadığı badireyi yeniden yaşayamaz.

Madem ki müminiz

Hayatımızı buna göre düzenlemek zorundayız.

Rabbim sizi ve devletimiz korusun.

26.02.2020 18:14

Tüm isteklerine kavuşan günümüz insanı doymadı.

BEŞER ötesi kimliğe ulaşmayı, ilahlaşıp (?) saçmalamayı arzulamakta.

Şişeyi dibine vuran alkolik misali, cinnet halini yaşamak amacında.

Sanki “sonsuzluk ve ölümsüzlük” mümkün olacak ve böyle tadacak.

Ölçülere mahkum dünya’dan kurtulacak.

Ne denlü ölçüsüzlük olabilirse ve yaşanabilirse...

-Ne olacaksa olsun, dercesine “tanrıyı kıyamete zorlamak” sözü aslında üluhiyet (tanrılık) düşüncesini reddedip kendine tanrılıktan pay ayırmak..

Amaçsız kalınca insan “bir şey olmayacağını” görüp  dar dünyasında kendi eşsizliğini ve tanrılığını ilan edecek. Para krallığı’nın sonu da bu..

Modernite, uygarlık, yükseliş vs.. Adına ne derseniz deyin, sosyal olayların hızlı gelişimi, güneşe koşan dünya ile yarışmakta.

Yarıştıkça kendinden uzaklaşmakta..

Kendini unutmakta ve kendini kaybetmekte. Unuttukça kaybolacak.

İşte facia o zaman başlayacak.

Lakin, bu para babası güruhun elinde insanlık oyuncak.

Üstad Necip Fazıl’ın“Cinnet Müstatılı” dediği şey..

Dünya şaşkın insana, çılgın para babalarına bırakılamayacak kadar bizim.

Bizim mesuliyetimizde, akliselim kontrolünde ve Halifeliğimizde. 

Çünkü

İnsan yeryüzünde Allahın halifesidir.

26.02.2020 15:49

Tüm isteklerine kavuşan günümüz insanı doymadı.

BEŞER ötesi kimliğe ulaşmayı, ilahlaşıp (?) saçmalamayı arzulamakta.

Şişeyi dibine vuran alkolik misali, cinnet halini yaşamak amacında.

Sanki “sonsuzluk ve ölümsüzlük” mümkün olacak ve böyle tadacak.

Ölçülere mahkum dünya’dan kurtulacak.

Ne denlü ölçüsüzlük olabilirse ve yaşanabilirse...

-Ne olacaksa olsun, dercesine “tanrıyı kıyamete zorlamak” sözü aslında üluhiyet (tanrılık) düşüncesini reddedip kendine tanrılıktan pay ayırmak..

Amaçsız kalınca insan “bir şey olmayacağını” görüp  dar dünyasında kendi eşsizliğini ve tanrılığını ilan edecek. Para krallığı’nın sonu da bu..

Modernite, uygarlık, yükseliş vs.. Adına ne derseniz deyin, sosyal olayların hızlı gelişimi, güneşe koşan dünya ile yarışmakta.

Yarıştıkça kendinden uzaklaşmakta..

Kendini unutmakta ve kendini kaybetmekte. Unuttukça kaybolacak.

İşte facia o zaman başlayacak.

Lakin, bu para babası güruhun elinde insanlık oyuncak.

Üstad Necip Fazıl’ın“Cinnet Müstatılı” dediği şey..

Dünya şaşkın insana, çılgın para babalarına bırakılamayacak kadar bizim.

Bizim mesuliyetimizde, akliselim kontrolünde ve Halifeliğimizde. 

Çünkü

İnsan yeryüzünde Allahın halifesidir.

25.02.2020 13:12