Karışık Denklem ve Yeni Tehdit
Hasan Birgül

Karışık Denklem ve Yeni Tehdit

10.09.2021 Cuma 02:11

Uluslararası sistemin dayattığı baskılar, sivil toplumların talepleri ve siyasal kurumların yapısı dahil birçok faktör, hükümetlerin dış politikalarını nasıl yürüttüklerini etkiler. Her hükümet, paylaşılan tarihsel tecrübelerle bu tür tehditleri göz önünde bulundurarak dünya politikasına yön vermeyi ve kendilerine özgü sistemsel bir kalıp belirlemeye çalışırlar. Bu sayede ulusal tarzda dış politika epeyce çeşitlilik gösterir. 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana Amerikan dış politikası, çoğunlukla devletlerarası sistemle ülkenin siyasal kültürü arasındaki gerilimin en bariz hikayesidir. ABD’nin bu süreç zarfında muazzam kazanımları hem de muazzam kayıpları gerçekleşmiştir. Afganistan’da olan durum da muazzam kayıpların arasında yerini almıştır.


Geride kalan yıllar, Amerika Birleşik Devletleri ve onun küresel itibarı için yıkıcı olmaya devam ediyor. 11 Eylül 2001’deki terör saldırıları, George W. Bush’u takip eden yıllarda Amerikan Dış Politikasına hâkim olan terörizme karşı savaş stratejisi artık miladını doldurmak üzere saygıdeğer okurlar. Ülkenin askeri güçleri geçmiş dönemde saldırıları destekleyen Afganistan’daki Taliban rejimini devirmişti. Fakat şimdi işler tersine dönmüş durumda, hayret verici kısmı ABD’nin bölgeden kaçarak uzaklaşması oldu. 20. Yüzyılda ABD’nin büyük güç olarak ortaya çıkmasından sonra manevi ve baskıcı otoritesinin Afganistan’da tekrar sarsıldığın ve yıkıldığını gözlemlemekteyiz. Afganistan 21. Yüzyıla, ilki Sovyet Savaşçılara ve daha sonraki süreçte kendi iç siyasetlerindeki iç karışıklıklar Afgan Siyasetini ciddi bir yıpratma sürecine götürmüştü. 7 Ekim 2001 Afganistan Savaşı’nın resmi başlangıcını temsil etmektedir. ABD süper güç ordusunu ve istihbaratını yanına alarak bölgede ciddi bir sosyolojik baskı kurmaya çalıştı. Afganistan işgaline başlanırken bölgede durum ciddi bir karmaşa içindeydi. Taliban ülkenin kontrolünü elinde tutuyordu. ABD burada önemli bir strateji geliştirerek, Rusya ile diplomatik bir anlaşma yoluna gitti. Özbekistan ve Tacikistan’dan üs alınması, harekâtın kuzey koridorundan desteklenmesi için Ruslarla muazzam bir anlaşma yaptılar. Ruslarla anlaşma yapıldıktan sonra ABD’li diplomatlar ve CIA ajanları bölgeye yaklaşık 70 milyon dolar soktular. Ve en güzel hamleyi yapıp bölgede sorun oluşturacak grupları satın aldılar. Özel operasyon ekipleri hemen bölgeye sevk edildi ve yıkıma başladılar. Afganistan’da bir savaşa gerek yoktu. Taliban dışı Afgan gruplar, ABD’den ülkeyi yerli bir etmemesini istediler. Yerel halkın ve temsilcilerin tek isteği Suudi Arabistan’dan ve Pakistan’dan para ve lojistik kaynakların kesilmesi idi. ABD’nin işine gelmeyecekti bu tür bir stratejik hamle o yıkmayı ve yerle bir etmeyi tercih etti. ABD’nin hedefi o koridorda geniş bir kesimde rahat hareket etmekti. Savaşın ilk hamleleri Predators drone’ları ve askeri ilerleme ile başladı. Zamanla istihbarat savaşları başladı. ABD o yıllarda aslında bölgede paramiliter bir rol edinmişti. David Petraus 2011’de CIA direktörü olduğunda bölgede hezimete uğradıklarını aktarmıştı. İstihbarat ağı çok yetersizdi. Bu durum ABD’yi etkisiz aktör konumuna sokacaktı.2009’da BM’nin Afganistan temsilcisi olan Peter Galbraith’e göre ABD, Afganistan’daki savaşı kazanamazdı çünkü Afgan bir ortağı yoktu. Pentagon, Afganistan çıkmazı için gerçek bir askeri çözümün gerçekleşeceğini anlamıştı. 7 Ekim 2001tarihinde başlayan müdahale 20. Yılını doldurur doldurmaz sona erdi. ABD istihbaratının kendi ülkesine attığı en büyük kazık Afganistan’dır. Karışık denklem çözülememiş oldu. Bu denklem şimdi yeni tehditle kapıyı çalmaya hazırlanıyor. ABD Başkanı Joe Biden ‘ın ABD seçimlerini kazanıp koltuğuna oturmasının ardından Orta Doğu’da yeni bir paramiliter dönem başladı. Yemen’deki savaşta koalisyon güçlerine verdiği askeri desteği sonlandıran, İran ile müzakerelere yeniden dönen, Afganistan’dan tamamen çekilen ve Irak’tan çekilme planları üzerinde duran Biden, Orta Doğu’daki dengeleri tamamen sil baştan eski durumuna getirdi. Bu düşüncenin asıl mimarı Antony Blinken’dır. ABD’nin Afganistan’daki birincil varlık sebebi El-Kaide ve Taliban tehdidinin ortadan kaldırılmasıydı. Bunu başaramadı demokrasi naraları atarak bölgeyi tekrar 20 yıl aradan sonra Taliban’a altın tepsiyle sundu. Başarısız istihbaratların ceremesini Joe Biden ’ın demokratları çekmek zorunda. Prestij kaybının haricinde bölgesel bir kayıp olarak da nitelendirebiliriz. Afganistan’da gerçekleşen hezimetin uluslararası küresel sistem ve ABD’nin küresel liderliği açısından ne anlam ifade ettiğine gelince, bu yenilginin Amerika’nın göreceli olarak zayıflayan gücünün doğal bir sonucu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.