Sultan Mahmut
Ergin Külünk

Sultan Mahmut

11.05.2020 Pazartesi 00:43

Gününüz hayırlı, bereketli ve sıhhatli ola. Bu karantine günlerinde buradan sizlere sunduğumuz üç beş kelam birazcık olsa da size soluk aldırıyorsa, dualarınıza bizleri katmamanızı rica ediyorum.

Gazneli Sultan Mahmud, Hepimizin bildiği gazi, alim, adil ve fazıl bir hükümdardır. Bu gün o güzel insanı sizlere birkaç kelime ile anlatmak istiyorum.

Sultan Mahmud, Gazne'den kalkıp Hintliler'le savaşa gitti. Meydana gelince şaşırıp kaldı. Çünkü Hint ordusu çok kalabalıktı.

Canı sıkıldı. Bu sorunu nasıl aşacağını düşündü. Bütün planlarını değiştirdi. Savaş kafasındaki gibi olmayacaktı. Geceler boyu süren hazırlıklarını bitirdiğinde bir adakta bulundu:

Eğer bu orduyu yenersem elde edeceğim bütün ganimetleri fakirlere dağıtacağım...
Çok çetin bir savaştan sonra gülen taraf Sultan Mahmud ve ordusu oldu. Sayısız ganimetler elde edildi.

Hint ordusu arkasına bakmadan kaçarken, en ufak parçasına bile değer biçilemeyen bir hazine bıraktı... Sultan ganimetin büyüklüğünü görünce çok keyiflendi. Hemen "Vezirlerim gelsin" talimatı verdi.

Birkaç dakika sonra devletin önde gelen isimleri Sultan'ın karşısındaydı. Sözünü hatırlayan Sultan herkesi şaşırttı:

- "Bu ganimetleri yoksullara dağıtın. Çünkü savaştan önce adakta bulundum. Bu adağımı yerine getirmem lazım. Bana da bu yakışır."

Sultan'ın huzurundaki herkes ağız birliği etmişçesine bu karara itiraz etti... Homurdanmaları gören Sultan, vezirine "Ne konuşuyorsunuz? Fikriniz ne, açıkça söyleyin!" diye sordu...

Sesi titreyen vezir "Bunca mücevher, bunca altın değer bilmez bir avuç yoksula verilir mi? Ya askere verelim memnun olsun, düşmanına kinlenerek savaşa hazırlansın ya da emredin hazineye götürelim..." cevabını verdi.

Sultan, vezirinin açık konuşmasını sevdi. Ama "Adağımı yerine getirip yoksullara mı dağıtayım?", yoksa "Askerlere pay verip kalanını da hazineye mi aktarayım?" sorularının cevabını bulamıyordu. Akıl danışacağı kimse de yoktu...

Çaresizce düşünürken, ordunun içinde dolaşan zeki bir MECZUP olduğunu bildiği Hüseyin'i gördü. Yüzü güldü. "Hah... Şu meczubu yanıma getirteyim, ona sorayım, ne derse onu yapayım. Çünkü o ne asker tanır ne de Sultan. Söylenecek sözü sakınmadan söyler" dedi yüksek bir sesle...

Hüseyin az sonra Sultan'ın karşısındaydı. Zeki olduğu her halinden belliydi. Sultan Mahmud olan biteni noktasına virgülüne dokunmadan anlattı.

Dikkatle dinleyen meczup, diz çöküp yere oturdu.

Başını iki elinin arasına aldıktan sonra konuşmaya başladı:

- Sultanım, şimdi iki şeyden birini yapmak gerek.
Eğer bir daha Allah'a işin düşmeyecekse merak etme; bunların dediğini yap, adağını düşünme.

Yok, bir zaman gelecek, yine işin ona düşecekse utan, onlara uyma sakın, adağını yerine getir. Madem Allah sana yardım etti, işini düze çıkardı; demek ki kendisine düşeni yaptı.

Sana düşen iş nerde peki?

Niçin sözünü yerine getirmiyorsun?

Meczup cevabıyla hem Sultan'ı hem de devlet erkanını şaşırtmıştı!
Sultan hiç düşünmeden ele geçirdiği bütün ganimeti yoksullara dağıttı...