Bir Hukuk Cinayetinin İçyüzü
Erdal Şimşek

Bir Hukuk Cinayetinin İçyüzü

26.08.2020 Çarşamba 13:32

FETÖ terör örgütünün diğer kamu kurumları gibi Adalet sistemini de işgal edip kendi çıkarları doğrultusunda kullandığı günden bu yana sistem hala yerine oturamadı. Yargı, özellikle Ağır Ceza Mahkemeleri’nin son yıllarda bazı kararları cinayetten daha ağır sonuçlara sebep oluyor. Çocukluğumun 12 Eylül mahkemeleri bile (Siyasi davalar hariç) adli davalarda böylesine fahiş hatalar işlemediler. Özellikle Ağır Ceza Mahkemeleri’nin kararları neredeyse Yargıtay içtihadı gibiydi. Ve çoğu karar Yargıtay’ca onanırdı. Ama günümüzde bütün Ağır Ceza Mahkemelerinin kararlarından bir çoğu Yargıtay’ca bozuluyor. Kimi esastan, kimi usülden. Esas ve usül hatasını yapan insanların nasıl Ağır Ceza mahkemelerinde görev aldıkları ayrıca sorgulanması gereken bir konu.

Yargının aldığı yanlış kararlardan dolayı bir çok insanın hayatı kararıyor. Karar tevzii ve yeniden yargılanma süreci derken davacı veya davalı zaten kamu vicdanında ve kendi sosyal çevresinde kelimenin tam anlamı ile bitiyor. Karar düzeltilse bile itibarı beş paralık olmuş insan olarak kalıyorsunuz ortalıkta.

Doktorlar, bir hata işlediklerinde onlardan haklarımızı hukuk önünde söke söke alıyoruz da bu hâkim ve savcıların fahiş hatalarının hesabını yargı önünde soramamamız ne acı.

Lafı Musa Orhan isimli uzman Çavuş’un yargı tarafından canlı canlı gömülmesi konusuna getirmek istiyorum. Olay patlak verdiğinde hep boş bir taraf vardı ve kuşkuluydu. İşin içinde bir cinayet olduğu için hem kendi vicdanımda hem de Mahkeme-i Kübra’da Allah’a karşı mesul olmamak için bu haberi 5N1K şeklinde de yayımlamadım. Bütün editör arkadaşlarımı uyardım ve bu olayla ilgili benim talimatım dışında hiçbir haber girilmemesini salık verdim. Yapacağımız en ufak bir hata, bir daha helalleşme şansımızın olmadığı ölmüş bir insanın bizden ruz-i mahşerde hesap sormasına sebep olacaktı.

Musa Orhan’ın serbest bırakılmasından sonra ivedilikle konuyu araştırdım ve adaletin yavaş yavaş yerine geldiğini gördük ve hemen “Adalet Yerini Buldu” manşeti ile birinci haber olarak yayımladık.

Musa Orhan’ın kurbanlık koç olarak seçildiği olayda özellikle HDP ve bilumum terör unsurları ile onların legaldeki uzantılarının adliyeyi etkilemek için bütün kamuoyunu ayağa kaldırmaya çalışmaları başlı başına midemizin bulanmasına sebep oluyordu. Çünkü eğer iddia edildiği gibi bir cinsel saldırı ise neden olay politikleştiriliyor? Şiddeti ve terörü kutsayan yapı ve organizasyonların adli ve meşkuk bir olayda bir askeri hedefe koyması aklın ve vicdanın kabul etmeyeceği bir durumdu.

Haberlerde, kızın Musa Orhan’la aynı evde 20 gün yaşadığı yazıyordu. Bir kadın hiçbir şekilde 20 gün bir evde zorla tutulamaz. Şöyle ki: Söz konusu olan şahıs bir askerdir ve her sabah 06 sularında birliğine olacak ve içtima verecek ya da alacaktır. Akşam iş çıkışı 17:00’dır. Eve barışı 18’i bulur. Bunca saat içerisinde kadın bağlı olsa bile bağırır ses çıkarır gürültü yapar ve komşular polis çağırır olay ortaya çıkar.

Bu şekilde düşündüğüm için zorla cinsel saldırı olayına inanmadım, aklım almadı. Burada kesinlikle gönüllü bir birliktelik olduğu ayan beyan ortada.

Musa Orhan’ın serbest bırakılmasından sonra yaptığımız araştırmada ortaya korkunç bir sonuç çıktı: BÜTÜN MEDYA MECRALARINDA YER ALAN HABERLERİN TAMAMI YALAN VE İFTİRA. Genç bir asker kurtlar sofrasında canlı canlı parçalanıyordu. Gazete, televizyon ve internet sitelerinde yazılan haberlerin tamamı gerçek dışıydı.

Olayın aslı şöyle:

İ. E. ile Musa Orhan arasında uzun süredir duygusal bir ilişki var. İ. E. Ailesinin kendisini Musa Orhan’a vermeyeceğini düşünerek kaçmaya karar verir. Kaçmadan çok önce valizini Musa’ya veriyor. Bir süre sonra evden kaçıyor. Önce birkaç gün Öğretmen Evi’nde kalıyor. Akabinde de Adı bizde bulunan Bir otele geçip orada kalıyor.

Çünkü Musa Orhan, o sıralarda görevdedir, yani operasyondadır. Gece gündüz görev yerindedir. Evine gelmesine imkân yoktur.

İşte Zurnanın “zırt” dediği yer tam da burası. İ. E., otelde kaldığı üç gece boyunca kamera kayıtlarına göre saat 23 gibi otelden çıkıp sabah 05’te otele geliyor.

Ayrıca MOBESE kamera kayıtlarında otel işletmecisi ile Botan Çayı’na bir arabayla gidiyorlar ve arabada üç saat kalıyorlar.

Bu söylediklerimin tümünün kamera kayıtları dosyada bulunuyor.

Operasyon bittikten sonra Musa Organ şehir merkezine geliyor ve İ. E.’yi alarak arkadaşının evine gidiyor. Evde üç gün kalıyorlar.

İ. E. ölmeden verdiği ifadede evde ne yaşadıklarını hepsini tek tek anlatıyor. Ancak kavga ettiklerine dair ya da Musa Orhan’ın kendisine şiddet veya cinsel saldırıda bulunduğuna dair hiçbir söz söylemiyor. Orhan’la gönüllü olarak birlikte olduklarını söylüyor.

Musa’nın arkadaşının evinde üç gün Musa ile birlikte kaldıktan sonra İzmir’e gidiyor ve sonra geri dönüp köyüne gidiyor.

Bütün bunları İ. E., ifadesinde anlatıyor. Ve bir süre sonra İ. E.’nin intihara teşebbüs ettiği iddia ediliyor.

Fakat intihar ettiği silahı bir kadının kullanması çok zordur. Söz konusu silah av tüfeğidir. Bir insanın av tüfeğinin namlusunu kendi bedenine dayayıp eliyle tetiği çekmesi neredeyse imkansızdır. Çünkü av tüfeğinin namlusu uzundur.

Olay yeri inceleme ekibi intihara teşebbüs ettiği denilen yerde çok ilginç bulgulara ulaşıyor. O da şu: Duvarlarda tüfeğe ait saçmalar bulunuyor.

Halbuki en küçük balistik bilgisine sahip olan kişi bilir ki, av tüfek saçmaları bir insanın bedenini veya kafasını delip çıkamaz. O saçmalar vücutta kalır.

İ. E.’nin verdiği ifade, olay yeri inceleme, Musa Orhan’ın ve tanıkların ifadelerinin yanısıra delillerin tamamı dosyada olduğu için ilk mahkeme Orhan’ı tutuklamıyor.

Ne var ki devreye HDP, CHP ve PKK ile uzantıları devreye girince duyguları parçalanmış bu masum asker Siirt 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanıyor.

Olayın rezilliği bununla da bitmiyor. CMUK gereği Musa Orhan’ı savunmak için atanan avukat da sosyal medya hesaplarında #MusaOrhanTutuklansın tagına destek veriyor. Bu tag altında yapılan paylaşımları rt ediyor.

Bu ne hukuka e ahlaka sığan bir durumdur. Hem bir insanın hukukunu korumu görevini para karşılığı yapıyorsunuz hem de hukuksuz bir şekilde tutuklanması için kamuoyu oluşturmaya çalışıyorsunuz.

Bu avukat, Diyarbakır Barosu’na kayıtlı. Musa Orhan’ı linç edenlerin başında Diyarbakır Barosu da geliyordu. Şimdi Bu avukatı Baro’ya şikayet ederse baro yine hukuğu ayaklar altına alacak.

Hukuk ahlakı ve normal vicdan şunu gerektirir: Baro sizi CMUK avukatı olarak tayin ettiğinde, bu olayda taraf olduğunuzu belirtir ve davadan çekilirsiniz. Ama avukat cüppesi içindeki kişi bu ahlaki normu hayata geçirmiyor.

Musa Orhan olayı ile ilgili belgeleri ve daha çok bilinmeyeni bugün gün içinde yayımlayacağımız haberimizde detayıyla okuyabilirsiniz.