Mevlüt Hoca Baba Kutup Yıldızının İzinde
Dr. Ömer Aydın

Mevlüt Hoca Baba Kutup Yıldızının İzinde

04.05.2020 Pazartesi 11:38

On iki tarikatın şeyhi Kutbuzzaman TRABZONLU KUTUP YILDIZI HAÇKALI BABA Kadiri ve Nakşi tarikatlarının her ikisini de içselleştirmiş, kendisinden sonra herhangi bir halife bırakmamıştı.

Ancak Dedem Rahmetli Hacı Hafız İsmail Aydın Efendi ile Rahmetli Mevlüt Üzüm Hoca Baba’nın durumu özeldi. Haçkalı Baba, oğlu olmadığı için dedikodu yapanlara şöyle cevap verirdi; “Kim demiş benim oğlum yok? Benim iki oğlum var, Büyük oğlum İsmail, küçük oğlum Mevlüt.”

Mevlüt Hoca Baba sağlığında dedem Hacı Hafız İsmail Aydın Efendi’ye yöresel ağızda ABİ yerine kullanılan “AGA” diye hitap ederdi. Her ikisi de tarikatte Kadiri ekolünü tercih etmişlerdi.

Haçkalı Baba’nın vefatında yıkama, cenaze namazı ve defin işlemleri, rahmetli dedem Hafız İsmail Aydın Efendi, rahmetli babam Müftü Halit Aydın ve rahmetli Mevlüt Hoca Baba tarafından deruhte edilmişti.

Dedemin, görevi gereği Maçka’da olması ve ömrünün son 15 yılını hasta olarak geçirmesi nedeniyle, Haçkalı Baba’nın takipçileriyle daha çok Mevlüt Hoca Baba meşgul olmuş, toplu zikir ritüellerini O yönetmiştir.

Yaşım gereği Haçkalı Baba ile müşerref olamadım. Ama dedemin yanı sıra, Mevlüt Hoca Baba ile çok yakın temasım oldu, Onlardan nasibim kadar feyz aldım.

Her Trabzon’a gidişimde dedemin, babamın Maçka Kaynarca Köyündeki, Haçkalı Hoca ve Mevlüt Hoca Baba’nın Haçka Yaylasındaki kabirlerini ziyaret ederim.

Herhangi bir nedenle Haçka Yaylası’na gidemeden İstanbul’a dönmüşsem, çok kısa zamanda tekrar Trabzon’a gitmemi gerektiren bir konu olur. Uçaktan iner inmez doğru Haçka Yaylası’na.

 

BUGÜN SİZLERE MEVLÜT HOCA BABA'YI, OĞLU EDİRNE MÜFTÜSÜ EMRULLAH ÜZÜM KARDEŞİMLE BİRLİKTE ANLATACAĞIZ

Mevlüt Hoca Baba 1901 yılında Trabzon'un Tonya ilçesi kalemli Köyü’nde Katip Baba ve  Havva Ana’dan doğdu. Dedesi Abbas Efendi’nin kabri Tonya'da Kalemli Köyündedir.

16 yaşlarında iken, Trabzon'dan muhacir olarak Düzce'ye kadar ailece yürüyerek gittiler .1918 yılında Rusların Trabzon'u terk etmesiyle Havva Ana erkek kardeşi ve kızı Bahriye ile birlikte Trabzon’a geri döndüler.

Mevlüt Hoca Baba, babasıyla Düzce'de 2 sene daha kalarak burada çeşitli hocalardan Kur'an- Kerim ve dini ilimleri tahsil etti. Osmanlıca okuma yazmayı öğrendi. Hayatının ileriki safhalarında Latince okuma ve yazmayı da öğrenecektir.

Havva Ana evlat hasretine dayanamayınca, dayısı Mevlüt Hoca Baba’yı 17 yaşlarında iken Düzce'den Trabzon'a geri getirir. Bu olaydan kısa bir süre sonra baba Katip Efendi Düzce'de vefat eder ki, kabri halen Düzce’dedir.

Havva Ana Düzce'den geri gelen oğlu Mevlüt Hoca Baba ile birlikte, kendisiyle daha önce tanışma şerefine nail olduğu Haçkalı Hoca Baba’yı ziyarete giderler. Gidiş o gidiştir. Mevlüt Hoca Baba ölene kadar o kapıdan ayrılmamış, tekkeye hizmete devam etmiştir.

Bu arada Mevlüt Hoca Baba evlenmiş, elleriyle ceviz ağacından gelin sandığı yaparak ve ziraat ile geçimini temin etmeye başlamıştı.

Havva Ana kışın Tonya'da kalır, yazların tamamını oğlu Mevlüt Hoca Baba ile Haçka Yaylasında Haçkalı Hoca Baba’nın hizmetinde geçirirdi.

1949'da Haçkalı Hoca Baba vefat edince, kabri şerifinin yanında Mevlüt Hoca Baba bir Cami yaptırır. Bu Camiyi zamanın taş ustaları çevreden aldıkları doğal taşlarla inşa ederler. Bu cami kısa zamanda ihtiyaca cevap vermeyince onu büyütüp Haçkalı Hoca Baba'nın türbesi ile  birleştirdiler.

Bu cami de zamanla küçük gelince, 1980'li yıllarda  hemen yan tarafta büyük bir cami planlandı ve temellerini Mevlüt Hoca Baba attı.5 kilometre öteden tamamen el emeği ile getirilen taşlardan mahir taş ustalarının maharetiyle yontma taş olarak Camii Şerif'in birinci katını inşa ettirdi.

Merhum Musa Akkaya Trabzon Gülbahar Hatun Camii İmam Hatipliğinden emekli olup, inşa edilmekte olan caminin dernek başkanı olarak vazifeye başlayınca, Mevlüt Hoca Baba ile birlikte devamlı istişareler yaparak büyük caminin inşaatını tamamladılar.

Mevlut Hoca Baba bu sırada sahanın dış çevre duvarlarına da yine el emeği ile inşa etmiştir. Nihayet oradaki hizmetler çoğalıp insanların teveccühlerinin artmasıyla yeni büyük camii şerifin inşaatı tamamlandı.Misafirler için de misafirhaneler yapıldı.

Haçkalı Hoca Baba’nın manevi erkek evladı olarak tavsif ettiği Mevlüt Hoca Baba ömrünün 17 yaşından 108 yaşına kadar olan bölümünü tekkede hizmetle geçirmişti.

Haçkalı Hoca Baba’nın maneviyat derslerini insanlara öğreten Mevlüt Hoca Baba hiçbir zaman “ben şeyhim, Haçkalı Hoca Baba’nın vekiliyim” diye düşünmez ve söylemezdi.

Bu konuda ısrarcı davrananlara, “Onun derviş'i olabilirsek bize ne mutlu” diye cevap verirdi.

Mevlüt Hoca Baba bölgede ve ulaşabildiği ihtiyaç olan her yerde mescit ve mektepler inşa eder, ettirirdi. Resmi imam kadrosunun olmadığı o zamanlarda, buralara kendi yetiştirdiği öğrencilerinden birini vazifeli olarak gönderir, çocukların temel dini bilgilerini almalarını ve Kur'an öğrenmelerini sağlardı.

Evinde daima 3-5 talebesi olur, yaşları 15 ila 35  olan  bu talebeleri elifba'dan başlatır, Sıbyan Mektebinde çocuk okutacak seviyeye gelince, onları ihtiyaç duyulan köylere yerleştirirdi.

O zamanlarda köylüler hocalara yemeğin dışında fazlaca bir ücret ödeyemediklerinden, bu hocaların ücretlerini Mevlüt Hoca Baba kendi imkanları ile temin ederdi.

Bizler bu hoca talebelerin görevlendirildikleri köylerde, ne kadar güzel vazife yaptıklarına bizzat şahit olmuşuzdur. Allah hepsinden razı olsun.

Herkes ona “Hoca Baba” diye hitap ettiği içinde, evlatları da kendisine “Hoca Baba” diye hitap ederdi.

Her gün 5-6 cüz kur'an-ı Kerim okur, mutlaka bir tefsir takip ederdi.

105 yaşına kadar okumaya devam etti. İhya-u Ulumiddin kitabını Okumayı çok severdi. O zamanlar kenarlı Kur'an-ı Kerim diye bilinen meallerden de daima istifade ederdi. Delail-i Şerifi  her gün aksatmadan okurdu.

Siyer-i Nebi ve İslam Tarihi kitaplarını takip eder, Müzekkin Nüfus, Eşrefoğlu Rumi Divanı, Ahmediye, Muhammediye, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin kitaplarını başucundan ayırmazdı. Niyazi Divanı, Nesimi Divanı Abdülkadir Geylani Hazretlerinin eserlerini ve yukarıda bahsedilen eserleri Osmanlıca aslından takip ederdi.

Namazları daima cemaatle eda eder, kendisi genellikle imamlık yapardı. Her namazın sonunda milletimize, devletimize, güvenlik kuvvetlerimize ve Ümmeti Muhammed'e uzun uzun bilinen duaların yaparken, kendi özel ifadeleriyle de ilaveten dua etmeyi  ihmal etmezdi.

Evlatları teheccüd namazına kalkmadığı bir geceyi hatırlamazlar. Ayrıca Teheccüd vaktinden önce bir kısım zamanını tesbihatla ve Kur'an okuyarak geçirirdi. Kuşluk Namazı ve Evvabin Namazını da hiç ihmal etmezdi.

Perşembe Pazartesi dışında da aralıklı olarak oruç tutardı. Hiçbir anında lüzumsuz bir söz söylediğine veya lüzumsuz bir işle meşgul olduğuna şahit olunmamıştır.

Zamanını en verimli şekilde okuyarak, çalışarak, sohbet ederek, okutarak, zikrederek veya insanların dertlerini dinleyerek, onlara nasihat ederek geçirirdi.

Hafızlık müessesesine ve hafızlara karşı olağanüstü bir ilgisi vardı. İlim adamlarını çok sever onlarla buluştuğu zaman onlara çok iltifat ederdi.

İmam Hatip okullarına karşı ayrı bir teveccühü vardı. Talebeler kendisini ziyarete geldiğinde, onları daima Kur'an okumaya ve hafızlık yapmaya teşvik ederdi.

Mevlüt Hoca Baba, halkın Mevlid-i Şerif, dua okuma gibi dini talepleri yerine getirirken asla bir karşılık beklemezdi ve kesinlikle almazdı.

Okuduğu mevlid-i şeriflerde mutlaka bir Zikrullah bölümü yer alırdı. Mevlid-i Şerif'i başından sonuna kadar bütün bahirleri ile okur hiçbir bahri es geçmezdi.

Her zaman kendi kazancının yarıdan fazlasını Tekkenin kesesine aktarırdı. Evine yetecek kadar para harcar, asla israf etmezdi. İnsanların ihtiyaçları için harcamayı çok severdi.

Çevresindeki insanların her birinin kendisi ile yaşanmış bir iyilik hikayesi vardı. Kendisine müracaat eden hiç kimseyi geri çevirdiği vaki olmamıştır. İhtiyacını karşılayacak bir şeyi varsa verir, ekonomik olarak müsait değilse, sorunuyla ilgilenir daha sonra problemini çözmeye çalışırdı.

Hiçbir zaman israf etmez ama kendi evinde hiç bir gün misafiri eksik olmazdı. Evi tıpkı bir misafirhane gibi idi. Çocukları, kendilerini misafirhanenin hizmetkarları gibi hissediyordu.

Ziyaretçilerinden sigara içenlerin sigarayı bırakmaları için telkinde bulunur, o anda bırakmalarını teşvik ederdi. Sigaranın insanlığın başına çok büyük bir bela olduğunu daima Haçkalı Hoca Baba’dan naklederdi.

Aralarında husumet veya kavga olan insanları barıştırır, hiç kimseyi kendi başına terk etmezdi.

Muhatap olduğu insanlar, onun yanında kendilerine çok değer verildiğini hissederler, Mevlüt Hoca Baba’nın yanında bulunmaktan çok büyük haz duyarlardı.

Olaylara ve insanlara hikmet penceresinden bakar, Cenab-ı Hak ile olan kulluk irtibatının daima belirleyici unsur olduğunu ifade ederdi.

İlim, amel ve ihlas kavramlarını daima insanlara hatırlatır, seyri sülükü, Allah'a olan teslimiyeti, Mürşidi Kamil muhabbetini, Resulullah muhabbetini, Kur'an muhabbetini ve muhabbetullahla  aşk-ı ilahiye nasıl ulaşılacağını her sohbetinde takipçilerine eğitip öğretmeye çalışırdı.

Onu tanıyanlar onun sözlerinden çok, davranışlarından etkilenip öğreniyorlardı. Değer verdiği arkadaşlarının kendisine olan samimiyeti ve sevgileri her zaman hissedilirdi. Yanlışlıkla birisinin kalbini incittiğini hissetse, defalarca kendisinden özür diler ve ondan helallik almadan asla onu terk etmezdi.

İnsanlarla muhatap olduğunda, onların kusurlarını gündeme getirmez, ima etmez, ama iyiyi ve güzeli onlara incitmeden ifade etmeyi de ihmal etmezdi.

Onu ziyarete gelenler, Onun bu hal dilinden ve mehabbetinden etkilenir ve kendisine hürmet etmekten kendilerini alamazlardı.

Çok sade bir hayatı vardı. Haçka Yaylasındaki tekkenin selamlık denilen binasında insanlara su taşır, sofra kurar, yatacakları yerleri hazırlar, bizzat  hizmet ederdi. Oradaki inşaatlarda amele gibi çalışırdı. Kendisi ile çalışan arkadaşları da tekkedeki çalışmalarından herhangi bir ücret talep etmezlerdi.

Haçkalı Hoca Baba’dan aldığı feyz ve manevi eğitimi ile yetişen Mevlüt Hoca Baba, maddi ve manevi ilimlere çok önem verir, bütün hadiselere hikmet penceresinden bakardı. Farzlara, vaciplere, sünnetlere müstehaplara çok titizlikle riayet ederdi.

Bu riayetin Müslümanın hayatına getireceği edebin önemini her zaman temsil eder, dile getirirdi.

Bizzat şahit olduğumuz enteresan bir örnek vermek isteriz.

Haçka Yaylasında birkaç su gözesinden bir havuz oluşturup insanların istifadesine sunmak için bir arkadaşıyla beraber su deposu inşa ediyordu. Aralarındaki şu konuşmaya şahit olduk.

Arkadaşı bu gözenin çok az aktığını ifade etmek için “bu çocuk bevli kadar bir su. Boşuna uğraşıyoruz” deyince, Mevlüt Hoca Baba yanındakilerin zor duyacağı bir şekilde, “kalem ucu kadar akıyor desen daha güzel olurdu” diye arkadaşını uyardı.

Mevlut Hoca Baba istikamet üzere yaşamaya önemle dikkat eder, keramet olarak düşünülecek davranışlarını gizlemeyi tercih ederdi. İnsanların teyplere sesini kaydetmesine, görüntüsünü almalarına, fotoğrafını çekmelerine müsaade etmezdi.

Kendisi yokluk makamı olan tasavvufta hiçlik makamı ile ifade edilen yolu takip ederdi. Bütün hak üzere olan tasavvuf ehlinde olduğu gibi nefsiyle ve şeytanla mücadeleye çok çok önem verirdi.

Bütün gayreti Allah rızasını kazanmak, kulluk idraki ile insanlara faydalı olmaktı.

Mevlüt Hoca Baba'nın yanında bulunduğumuz esnada fakir fukara vatandaşlar yanına gelir ondan dua isterlerdi. Fakat O, onların maddi olarak da ihtiyaçlarını hisseder ve bizi dışarı çıkararak, onları incitmeden sadaka verirdi.

Yanına gelen gençlere, sabah namazlarını mutlaka kılmalarını tavsiye eder, sabah namazı kılanlara ise eksik oldukları konularda tavsiyelerde bulunurdu. Öncelikle haram ve mekruh işleri terk etmek gerektiğini vurgulardı.

İstanbul'a gideceği zaman genellikle önceden bilet almadan otobüse binmeyi tercih ederdi. Sahile indiğinde çok beklemeden mutlaka uygun bir otobüs gelir, ona binerdi.

Büyükşehirlerden birinde önemli bir Camii Şerif'te imamlık yapan bir ağabeyimiz şöyle bir hatırasını anlattı.

“Bir gün ben Haçkalı Hoca Baba’nın Mevlüt Hoca Baba'nın ve tasavvuf ehlinin aleyhinde konuşmuştum. O gece rüyamda Mevlüt Hoca Baba’yı gördüm. Tebessüm ederek elini sırtıma koydu, sırtımı sıvazladı. Bir elini de omuzuma koydu. Mutlu bir şekilde uyandım. Bu olaydan sonra Mevlut Hoca Baba’ya cok ziyade muhabbet duydum.

Mevlüt Hoca Baba 103 yaşına geldiğinde, iki gözlüğünü üst üste takarak Kur'an-ı Kerim ve tefsir okumaya çalışıyordu. Gözlerinde katarakt oluşmuştu. Okuyamadığı için çok üzülüyordu. Kendisini seven Numune Hastanesi'nin Başhekimi ve bir grup doktor bu durumu öğrenince ziyaretine geldiler. Ameliyat riskli idi. Doktor arkadaşlarımız “Hoca Baba çok üzülüyor, okuyamıyor. Biz her riski alıp, onu ameliyat edeceğiz” dediler.

Ameliyatı yaptılar. Elhamdülillah, 3 sene daha 106 yaşına kadar kitaplarını, derslerini okumaya devam etti.

Mevlüt Hoca Baba bir mürşid-i kâmil idi. Sevenleri, dostları vardı.100 yaşından  sonraki dönemlerinde yataktan kalkamamasına rağmen, derslerine. ibadetlerine usulünce devam etti. Hizmet edenleri çoktu. Her ihtiyacını gidermek ve gözünden bir ışık almak için can atan yarenleri vardı. Hele bir tanesi, bir genç, ona sekiz yıl hizmet ederek tam bir hizmet örneği sunmuştu; çağımızın ele avuca sığamayan gençliğine inat.

Büyük dosta dost olunca, O sizin şahsınızda, insanlığa rahmet ve himmet ediyor.

4 Ağustos 2009'da Berat Gecesi, sevgilisine kavuşan Mevlüt Hoca Baba’nın yaşı 108 civarındaydı.. Zamanımızın ortalama ömrüne göre uzun yaşamıştı. Allah dostuydu. Kim bilir, zahirde ve batında, afakta ve enfüste neler yaşamış, nelere tanık olmuştu? Ummanlardan daha derin olan gönlünde, nice sevgiler devşirmiş, türlü hüzünlerle, kederlerle pişmiş bir insandı.

Mevlüt Hoca Baba Hakka yürüyünce teçhiz ve tekfini yapıldı. Kabrinin neresi olacağına dair istişareler yapıldı. Devlet büyüklerinden taziye telefonları geldi. Sağ olsunlar, Allah devlet büyüklerimizi ve devletimizi daima muvaffak kılsın. Milletimizi İslam’a, ümmete ve insanlığa hayırlı hizmetler yapmaya muvaffak kılsın.  

Mevlüt Hoca Baba’nın kabr-i şerifinin neresi olacağı müzakere edildi. Kendisi hayattayken, Haçkalı Hoca Baba’dan  aldığı önemli bir işareti evlatlarıyla paylaşmıştı. Haçkalı Hoca Baba kendisine “evladım sen Yerlice’den şu karşıdan yerini al, orası limandır ve sen orada kal, orada rahat edersin” demişti.

Bu manevi işareti kendisi de açıkça ifade ettiği için, ailesi de Haçkalı Hoca’nın makamının  karşı tarafında. biraz daha rakımı düşük olan şu anda kabrinin olduğu yere defnedilmesinin uygun olacağını düşündüler  ve kabr-i şerifinin halen bulunduğu yerde mütevazi bir şekilde kalmasına  kararını verdiler.

Kısaca ifade etmeliyiz ki; Mevlüt Hoca Baba  Kur'an-ı Kerim'e, Peygamber Efendimizin sünnetine uygun bir hayat yaşadı. Güzel yaşadı. Allah-u Teala ona hayırlı uzun bir ömür verdi ve örnek bir şahsiyet olarak, iyi bir mümin olarak inşallah İman-ı Kamil ile Rabbine kavuştu. Kendisinden ve sevenlerinden Allah razı olsun. Onun yolundan yürümeyi bizlere de nasip eylesin

Allah Mevlüt Hoca Baba’nın mekanlarını cennet, derecelerini âlî eylesin. Sevgili Peygamber Efendimizin Liva-ul Hamd ile müsemma olan sancağının altında Havz-ı Kevser'de bütün mümin kardeşlerimizle buluşmamızı nasip eylesin Amin.

Twitter @dromeraydin