Sayın Kılıçdaroğlu, Lütfen Hatırlayınız!
Ahmet Tezcan

Sayın Kılıçdaroğlu, Lütfen Hatırlayınız!

25.04.2020 Cumartesi 10:38

Aşağıdaki alıntı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 17 Aralık 2011 akşamı, Konya’da Şeb-i Arûs töreninde yaptığı konuşmanın tam metnidir.

İmdi;

Bu muhteşem konuşmayı yapan, Mevlânâ’yı İslâm’ı da aşmış evrensel bir değer olarak göstermeye kalkan iz’ansızlığa haddini bildiren, ona yakın günlerde bir soy-sop tartışması üzerine Recep Tayyip Erdoğan’a“Soyumu merak ediyorsan Nakibü’l Eşraf Dairesi’ne bakarsın” diyerek cevap verebilen sayın Kemal Kılıçdaroğlu’ndan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına çocuklara dağıtılan, daha önce de Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı sırasında dağıtılmış olduğu söylenen dergide, Aleviliği, Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet yanında ayrı bir din imiş gibi gösteren sözüm ona inanç özgürlüğüne dair sayfalardaki çizime, kökü künyesinden belli Kureyşan Dede Hazretleri’nin ocağına mensup canlardan bir can olarak, soyuna, sopuna, özüne ve sözüne sadakatle cevap vermesini, densizliğin çok ötesindeki bu provokasyona yeltenenlere karşı gereğini yapmasını bekliyoruz.

İşte sizin ağzınızdan çıkan o sözler! Sayın Kılıçdaroğlu; “Söz ağızdan çıkana kadar senin esirindir, ağızdan çıktıktan sonra sen onun esirisin” buyuran İmam Ali Efendimize hürmetiniz var ise şayet, lütfen hatırlayınız!

***

“ Aziz Davetliler,

Saygıdeğer Mevlana Dostları,

Sözlerime başlarken hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Konya şan ve şerefi yüksek bir şehirdir.

Çünkü sadece bizim için değil bütün insanlık için yüksek bir değer ifade eden Hazret-i

Mevlana burada yaşadı, burada yatıyor.

Mevlana’nın ruhaniyeti, Konya’nın manevi iklimini beslemeye devam ediyor.

Bu yüzden Konya’ya gönül gözüyle bakanlar hep gıptayla bakmışlardır.

Çünkü Mevlana gibi değerler dünyaya ancak bin yılda bir gelir.

Ne mutlu Konyalı kardeşlerime ki, Onlar Mevlana’nın hemşehrisi, onlar Mevlana’nın komşusudurlar.
Konya’ya da, Konyalı kardeşlerime de saygılarımı sunuyorum.
 
Değerli Kardeşlerim,
Bu gecenin adı Şeb-i Arus
Buraya gelirken şunu düşündüm:
Ölüm gününe “düğün gecesi” derken, Mevlana, insanlığa nasıl bir mesaj veriyordu.

Günümüz insanı için, bu kadar soğuk, bu kadar ürkütücü, bu kadar dramatik, bu kadar korkutucu bulunan ölüm, nasıl oluyor da Mevlana da düğün gecesine dönüşebiliyor.

Dikkat ediniz: bunu söylerken, hayattan bezmiş, dünyadan bıkmış bir kişiden söz etmiyoruz.

Tam tersine, hayatı seven, dünyayı güzelleştirmek için elinden geleni yapmış;
Yani “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için de çalışmış” bir insandan söz ediyoruz.

Öyleyse işin sırrı nedir?

Bu duygu, bu düşünce, bu tutku, bu neşe nereden kaynaklanıyor?
Aslında buradaki düğün gecesi kavramı, tek başına Mevlana’nın bütün 
söylediklerinin hülasasıdır.

Mesele dünyayı sevmek, hayatı sevmek, insanı sevmek, ya da ölümü sevmek değildir.

Mesele sevmektir.

Mesele yaratanı ve onun yarattığı her şeyi sevmektir.

Çünkü kâinat sevgi üzerine yaratılmıştır.

Yüce Allah:

“Ey habibim, seni yaratmasaydım âlemleri yaratmazdım” buyuruyor.
Öyleyse, yaratılmış her şeyin yaratılış sebebi, Allah’ın peygamberine duyduğu sevgidir, duyduğu aşktır.

Yani Allah, her şeyi severek yaratmıştır.

Mevlana’nın ruhunu coşturan, duygularını kanatlandıran, düşüncelerini besleyen asıl kaynak budur.

Mevlana’nın hayatla olduğu kadar, hayatın bütün nimeti, neşesi, külfeti ve eziyetiyle de barışık olmasının sebebi budur.

Mevlana’nın ölümle bu denli barışık olmasının sebebi de budur.

Yani varlığını ve benliğini kuşatan sevgidir.

Sevgi olmazsa barış da olmaz.

Mevlana ete kemiğe bürünmüş sevgidir, barıştır.

Mevlana İslam’dır, İslam’a aittir.

Onu, bu aşkın hakikate götüren yol, Peygamberin yoludur, Kuran’ın yoludur.

Çünkü İslam barış demektir.

Çünkü İslam barış dinidir.

Saygıdeğer Misafirler,
Sevgili Kardeşlerim,

Mevlana’yı evrensel yapan

Onun eserlerini ve mesajlarını evrensel kılan, beslendiği kaynaktır.
Yani İslam’dır.

Hiç şüphesiz aynı zamanda o bir dehadır.

Öyle olmasaydı, ilahi hakikati bu denli yüksek bir sanat ve estetikle ifade edemezdi.
Mevlana, en ümitsiz zamanında bile insanlığa ümit aşılayabilmiş, kurtuluşun yolunu gösterebilmiş bir insandır.

Çünkü ümitsizlik insanı sadece felakete götürmez, imandan da uzaklaştırır.

Onun yaşadığı ve müdahale ettiği döneme bir bakınız:

13 yy. bu coğrafya için bir kaos asrıdır.

Bir yandan Haçlı, diğer yandan Moğol saldırıları İslam Coğrafyasını tam bir yangın yerine çevirmiştir.

Asra egemen olan duygu, çaresizliktir, yalnızlıktır, ümitsizliktir.

Büyük felaketler, büyük travmalar, büyük yıkımlar insanların sadece maddi varlıklarını tahrip etmez.

Değerler sistemini de alt üst eder.

İç dünyalarını da yıkıma uğratır.

Şayet böyle zamanlarda, insanın iç dünyasındaki yıkımı tamir edecek, insanı asli benliğine döndürecek gönül mimarları çıkmazsa, toplumların kurtuluş şansı kalmaz.

Bir yanda Mevlana, bir yanda Hacı Bektaş, bir yanda Yunus Emre, hâsılı tüm Anadolu Erenleri, insanları, sevgi ve barış potasında yeniden yoğurarak, şekillendirerek, yepyeni, taptaze bir toplum inşa etmişlerdir.

Peki, bu insanlar bunu nasıl başarmışlardır?
Tek bir izahı var:
Evrensel bir yol izlediler.
Peygamberin gittiği yoldan gittiler.
Peygamberin metodunu uyguladılar.
Neyi tavsiye ettilerse öyle yaşadılar.
Yani göründükleri gibi oldular.
Yani sözlerine ve hayatlarına riya karıştırmadılar.
İnsanlar karşısında ikiyüzlü durumuna düşmediler.
Bakınız Mevlana bu durumu bir padişahın dilinden nasıl anlatıyor:

“Ben bir hükümdarım, benim işim adalettir, lütuftur. Ben kendi soframda ne yersem, halkıma da onu yediririm. Pişmiş, ham boğazımdan ne geçerse halkımın boğazından da o geçer. Ben kürk, atlas ne giyersem halkım da onu giyer. Ben bunları giyerken onlara eski elbise giydiremem.”

İşte Mevlana budur, işte İslam budur.

Mevlana gibi bir değere sahip olmakla olmamak arasındaki fark, gündüzle gecenin farkı gibidir.

Aslında Mevlana, bize adeta bir insan olma kılavuzu hediye etmiştir.
Bakınız ne tavsiye ediyor:

“Cömertlikte yardım etmede akarsu gibi ol,
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,
Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol,
Hoşgörüde deniz gibi ol,

Ya olduğun gibi görün, Ya göründüğün gibi ol !”

Değerli Kardeşlerim,

Mevlana’dan bahsederken geçmişi konuştuğumuz zannedilmesin.

Mevlana sadece yaşadığı yüzyılda kalmış bir değer değildir.

Bizimle çağdaştır.

Açıkça ifade etmek isterim ki:

Aynı sözcükleri kullananların dili ortak değildir.

Aynı referansları kullananların dili ortaktır.

Mevlana bugün de birlik ve beraberliğimizin çimentosu olmaya devam etmektedir.

Mevlana bizim zihin coğrafyamızdaki bütün toplumların ortak bayrağıdır.

Mevlana gibi değerleri çekip aldığınız zaman, zihin dünyamız paramparça olur.

Allah korusun, asıl o zaman birbirini hiç anlamayan bir topluma dönüşürüz.

Mevlana gibi değerlerimizi kaybetmediğimiz sürece, bütün kayıplarımızı telafi etmemiz mümkündür.

İngiliz eski başbakanı Churchill:

“Bana Büyük Britanya mı, kraliyet donanması mı diye sorarsanız;
Kraliyet donanmasını tercih ederim.

Kraliyet donanması elimde olursa Büyük Britanya’yı yeniden kurabilirim.

Bana, kraliyet donanması mı, Shakespeare mi diye sorarsanız,
Shakespeare’i tercih ederim.

Çünkü Shakespeare gibi bir değere sahip olursam, kraliyet donanmasını yeniden kurabilirim” diyor.

Ne mutlu ki, bizim Mevlana gibi büyük bir manevi önderimiz var.
Hepinize saygılar sunuyorum.”