Pırasadan Tüfek, Bamyadan Fişek
Ahmet Tezcan

Pırasadan Tüfek, Bamyadan Fişek

14.05.2020 Perşembe 10:08

Kelam-ı kibardır, büyüklerin sözüdür, siz buna atasözü de dersiniz:

“Hadsize haddini bildirmek, çulsuza kaftan giydirmek gibidir!”

Atalara rahmet olsun.

Haddi aşmak insana mahsus. Sınır tanımayan, çerçeveye girmeyen, çizgi dışına çıkan, özgürlüğü, hürriyeti sınırların, çerçevenin, çizginin ötesinde zanneden bir yaratık.

Birey diyor şimdiki nesil ona. Eskiler kişi derdi. Daha eskiler ise ferd. Konumunun bilincinde olma haline ise eskiden yeniye doğru ferdiyet, kişilik, bireysellik deniliyor.

Bu birey kişisi ferd iken, bir zamanlar, ateş olsa cirmi kadar yer yakar idi. Herkes de bunu bilirdi. Herkes şu yeryüzünde cirmi ile ne kadar yer kapladığını bilirdi çünkü. Boyunu aşan işlere burnunu sokmaz, cirminden ibaret haddinin ötesine geçmez, geçtiğinde olması gereken yeri birilerinin kendisine göstereceğini bilirdi.

O birileri de kalmadı, şairin tabiriyle “o güzel atlara binip gittiler”, geriye o güzel atların tersi kaldı.

O da bir şeydir, umulur ki o at tersi su ve toprak ile buluşur bir gün, bir gülün açmasına, bir ağacın meyveye durmasına, bir otun bitmesine katkı sağlar da bir şeylere, birilerine katık yahut bir ocakta yakıt olur, kendi yanar, başkasının pişmesini sağlar.

At tersi de olsa lüzumsuz hiç bir şey yok kainatta. Sistem öyle kurulmuş, böyle çalışıyor.

Hadsize kaftan giydireceklerin kalmadığı bir meydanda kimlerin nasıl dolaşacağını gözünüzün önüne getiriverin bir zahmet.

Çocukluğumun geçtiği bozkır şehrinde oğlan çocukları ya kızlar gibi entari giydirilerek salınırdı sokağa yahut üstünde bir fanila olsa bile altında hiçbir şey olmaz, her iki halde de kıçı açık dolaşırlardı. O halde iken birbirimize dayılanır, efelenirdik, o tekerlemedeki gibi elimizde “pırasadan tüfek, bamyadan fişek, at bokundan saçma”larla, kendi halimize bakmadan ötekine “kıçın varsa kaçma” diye meydan okurduk, varımız yoğumuz, kıçımız başımız meydanda olmasına rağmen. Baş ile kıç arasında da pek fark olmazdı zaten, ikisi de keldi çünkü, daha gür çıksın diye saçlar ustura ile kazınırdı.

Öyle bir halimiz var bugün. Özellikle sosyal meydanlarda. Siz Türkler Sosyal Medya Time Line’ı diyorsunuz ona biliyorum ama düpedüz meydan işte, pırasadan tüfek, bamyadan fişek, at bokundan saçmalarla, muhakemesiz istihkamlar kurup muhaberesiz muharebeler yaptığımız bir farazi cenk meydanı. Her ne kadar isimler ve resimler gizleniyorsa da o meydanda, sözlerimiz özümüzü sergilediğinden, bütün mal – mülk ortada kalıveriyor, o kıçı başı açık bebeler gibi horozlanıp duruyoruz.

Ne zaman büyüyeceğiz, bilmiyorum.

Büyümekten kastın çoğalmak olduğunu zannediyor bugünlerde bazıları. Çoğalmak, kalabalıklaşmak, gruplaşmak, çeteleşmek olduğunu zannediyor. O tekerleme “Elli elli yüz, biz şuralıyız” diye başlar, memleket ismi söylenirdi dün. Bugün ise “Elli elli yüz, Biz Milliciyiz” diyor birileri, öbürleri de “Biz Halkçıyız” diyor yahut “Biz Atatürkçüyüz” diyor, konumunun “bilincinde” bireyler olarak kendilerini destekleyecek “arka”daş çağırıyorlar.

Tabii sosyal medya lisanında arkadaş denmiyor ona “takipçi” deniliyor. Çağıranlara bakıyorsun takip ettiği kimse yok pek, ama “Gelin” diyor, “Takip edin, takılın, followlayın ki ben de sizi favlayayım”.

Followlamanın getirisi yani ücreti favlanmak; yapılacak iş ise belli; bu taraftan karşı tarafa, karşı taraftan bu tarafa havlaşmak!

“Onlar birlikte çok bağırıyorlar, sesleri yüksek çıkıyor, algıları bozuyorlar, o halde biz de toplaşıp bağıralım, volüm yükselsin, karşıyı bastırsın, haklı çıkan biz olalım!” 

Kimse kusura bakmasın, bir adım geriye çekilip bakıldığında görülen manzara tamamıyla bundan ibarettir.

Total, yekun yahut toplam 2,5 milyon takipçisi olan siyasetçinin 3 kişiden başkasını takip etmediği bir ortamda “Haydin, gelin, toplaşın” diye bağırmasının nasıl bir kıymet-i harbiyesi olur, kim, neyi, ne kadar ciddiye alır da galeyana gelir şayet büluğa ermemiş bir çocuk değil ise?

Bazılarının canı çok sıkılacak biliyorum, kimsenin işine gelmeyecek bu söylediklerim yine ama söylemekten geri durmayacağım, yahu bırakın artık şu çocuk oyunlarını, büyüyün artık!

Ürümeyin, üretin! Elle tutulur, gözle görünür bir şey koyun ortaya, bir fayda sağlayın, yaraya merhem, derde deva olun, derdiniz hep heva olmasın, sizden istenen bu!

Bir etkinliğiniz olsun işe yarayan, bir taşı bir başka taşın üstüne koyun, yapılar kurun, bir etki yaratın, gözle görülsün, elle tutulsun, “işte budur” denilsin!

Beklenen bu!

“Sosyal medyada bir araya gelin” dediyse en tepedeki büyüğünüz, kasdı bu olmalıdır! Ta en baştan beri üretim, üretim deyip duran bir adamın başka derdi, arzusu, talebi, talimatı olamaz!

“Twitterda 1 milyondan fazla tweet attık, sadece Türkiye’de değil, Dünya listesinde Top Trend olup 1 numaraya yerleştik!” Öyle mi?

Peki çağırsa bir gün; TT oldunuz da ne oldu? Ne koydunuz ortaya? Dünya bundan ne anladı, onca çabanın bize hasılası, memlekete faydası ne?” diye sorsa, ne cevap vereceksiniz?

Bendeniz merak ettim, biraz da dertlendim, arıza damarım kabardı ve birilerine sordum:

“Yahu bu iş nerden çıktı Allah aşkına? Demokrat Parti’nin ölüleri ve delileri bile listeye koyup radyodan yayınladığı Vatan Cephesi komedisine dönüşmeden bu çılgınlığa bir son vermek lazım!” dedim.

Vallahi dedim, tallahi dedim.

Peki cevap ne oldu?  Şimdi sıkı durun:

“Biz de şaşkınız, çünkü kimseden böyle bir şey istenmedi, böyle bir talimat verilmedi!”

Muhakkak öyledir. Çünkü istenenin bu olmadığını anlamak için ya ahmak olmak gerekir yahut çocuk!

Ahmak değiliz ama çocuğuz işte...

Pırasadan tüfek, bamyadan fişek, at bokundan saçmalarla farazi yani sanal meydanlarda aynı memleketin bebelerine “Kıçın varsa kaçma” diye bağıran kıçı açık, başı kabak, sümüklü kavruk bebeleriz!

Hoşumuza gidiyor hep çocuk kalmak, çünkü büyümek istemiyoruz, büyümenin ürümeyi bırakıp üremek, üretmek yani çalışıp çabalamak, yani sorumluluk almak, elini taşın, sırtını yükün altına koymak olduğunu biliyor ama işten kaçan uyanık, uçarı, başangı bebeler gibi haylazlık etmeyi marifetmiş gibi gösteriyoruz!

Kime?

Dünyaya!

Top Trendiz ya Twitter Dünya Listesinde!

Daha ne olsun?

Şeddeli Maşşallah çekip arkasından “Sünnetçi geliyoorrr!” diye bağırasım var!

Yetti gayrı Leyla!