Her Karun'u Süleyman Sanırsan Vatan Bölünür, Satan Bölünmez!
Ahmet Tezcan

Her Karun'u Süleyman Sanırsan Vatan Bölünür, Satan Bölünmez!

16.06.2020 Salı 16:10

Önceki yazıda, gazete lisanında harflerin biçimlerine Karakter, büyüklüğüne ise Kapital denildiğini yazmıştım. Bugün Karakter değil Font deniliyor ama Kapital hâlâ geçerli.

Bu ifadelerin anlamından yola çıkarak eski ve yeni gazeteciliğin “Paraya tahvil edilmeyen haber haber değildir” şiarıyla yürütüldüğünü anlatmaya çalışmıştım. Lütfen hatırlayınız... 

Bana o yazıyı ilham eden; Adalet Bakanımız Abdülhamit Gül'ün Seçim Kanunu'nun yeniden düzenlenmesi gerektiğine dair bir açıklaması olmuştu. Seçim Kanunu deyince ister istemez seçim ahlâkı söz konusu olacaktı ki zaten yeni düzenleme ihtiyacının temel sebeplerinden biri  kamuoyunda seçim ahlakına dair güvensizliğin doruğa çıkmış olması idi.

Son yerel seçimlerde, özellikle İstanbul'a dair iddialar, tartışmalar güvensizliğin hangi boyutlarda olduğunu açık şekilde gösteriyordu.

Seçim Yasası yenilenir, yenilenmelidir. Elzemdir. Çünkü mevcut yasa, eski sistemin kalıntılarından biri. Siyasi Partiler Kanunu gibi.

O kalıntılar yeni sisteme uyumu noktasında kökten değiştirilmeden herhangi bir yenilikten söz etmek mümkün olmayacaktı.  Bu nedenle sadece Seçim Yasası'nın  değil, Siyasi Partiler Yasası'nın da yenilenmesi gerekir.

Eski sistem kalıntısı ne varsa tamamına dair bir değişim şart. Bu noktada Siyasi Partiler ve Seçim Yasaları kadar önemli ve yenilenmesi elzem olanların başında YÖK ve RTÜK yasaları geliyor.

Özellikle YÖK bir darbe abidesi olarak durdukça, Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmiş olmanın çok fazla bir şey ifade etmeyeceğini düşünüyorum.

Fakat zihinde paslı bir çivi gibi çakılı bir soru var, o duruyor yerli yerinde:

Bütün bunlara dair zihniyette toplu bir dönüşüm yaşanmadan sadece yasaların yenilenmesi neyi değiştirecek?

Ahlâk; fıtrat dışında hiç bir yasaya bağlı değil. Tamamen kişisel. Kişinin karakterini oluşturan tercihlerinin hangi istikamette olduğu son derece belirleyici. Yönü yöntemi, kişinin yolu yordamı belirliyor.

Tıpkı eski gazetecilikte harflerin biçimlerinin  karakteri oluşturması gibi, insan hayatında da tercihlerinin biçimleri karakteri oluşturuyor. Ne yazık ki, karakterin görece büyüklüğünü de kapital sağlıyor.

Kimse istisnası olduğunu söylemesin, mevcut siyasi çarkı döndüren şeydir kapital. Yani para.. yani çıkar.. Siz Türkler Rant mı diyorsunuz, her ne ise işte o...

Hatırlayanınız vardır hemen her genel seçim öncesinde aday adaylarının başvuruları başladığında, parti genel merkezlerinin önünde muhabirler aday adaylarına mikrofon uzatırlar, niçin mülletvekili olmak istediklerini falan sorarlar. Birini hiç unutmuyorum, “Aday olursanız seçilmek için bir hayli para harcayacaksınız herhalde, ne kadar bütçe ayırdınız bu seçim için?” diye sormuştu muhabir. Milletvekili aday adayı şöyle bir kasılmıştı:

 “Harcayacağız tabii.. 1 trilyon, 2 trilyon ne kadarsa harcayacağız!”

O zaman bir anı canlanmıştı gözümde.

Resmi görev için Ankara'ya gittiğimizde kiralık ev ararken DSP Genel Merkezi'ni görünce, o dönemdeki Genel Sekreter Süleyman Yağız'ı ziyaret etmek istedik.

Süleyman Yağız'ı çok severim. Gazetecidir. Dürüst, ahlaklı, vakur adamdır. Rahmetli Ömer Lütfi Mete ile birlikte çıkardığımız Çağrışım dergisine çok katkıları olmuştu, üzerimizde hakkı vardı. Gittik.

“Ankara nasıl bir yer?” diye sordu eşim.

Süleyman abi buruk gülümsedi.

“Ankara, insan karakterinin sınavdan geçirildiği bir yer” dedi. “Ne yazık ki çok az insan bu sınavdan başarı ile çıkabiliyor.”

Bu cümledeki fiilin yüklendiği anlamı, bir süre sonra farkettim.

Ankara'da karakter sınavından başarı ile çıkanlar, siyasetten de çıkıyorlardı!

Siyasette kalabilmenin bedeli vardı ve işte muhabirin mikrofonuna konuşan o aday adayı bunu çok iyi biliyordu. 

“Harcayacağız tabii.. 1 trilyon, 2 trilyon ne kadarsa harcayacağız!”

Para harcamasını iyi bilen, adam harcamasını da iyi bilir. Siyasette kalıcılık biraz da buna bağlıdır.

Tıpkı gazetecilikte olduğu gibi, siyasette de işin sırrı satışta!

Para ve adam harcama, seçim öncesinden, aday adaylığına başvuru sürecinde başlar, o süreçte becerisi test edilir, beceri haslete dönüşür ve bir ömür boyu sürer. Herhangi bir durumda kendisi vekil olamıyorsa, eşini, oğlunu, kızını, kardeşini, damadını yahut adamını sürer meydana ve o meydanda atılan yumruk asla sayılmaz.

Söylenen sözler değişir, eylenen işler değişir, girilen ve çıkılan kapılar değişir ama bir önceki yazıda da belirttiğim iki şey; kapital ve satış asla değişmez.

Bu sırrı çözdüğünüz oranda yükselirsiniz. Yükseldiğiniz oranda masraflarınızı çıkartırsınız.

Şimdi kimse ortaya çıkıp da “Siyaseti kötüleme Amedbaba!” demesin.

Bir zamanlar Yedi Güzel Adam dizisinin senaryosunu yazarken, hangi bölümdü bilmiyorum, bir edebiyat dersinde Erdem Beyazıt'a şunları söyletmiştim:

“Söz'ün üç hali vardır: Söz evvela Sergilenen Öz'dür. Sözün ne ise osun sen. Üslub-u beyan ayniyle insan derler. İkincisi Saklanan Öz'dür. Bunu gazeteciler ve politikacılar yapar genellikle. Toplumu istedikleri gibi yönlendirip yönetmek için onlara kendi özlerini unuttururlar. Bir de Sırlanan Öz vardır ki, o tasavvuf alanına girer ve beni aşar!”

Bölümü yazıp gönderdim, proje sorumlusu aradı “Abi şu diyalogdaki Saklanan Öz kısmını çıkartalım. Çünkü herkes siyaseti kötülüyor, siyasete güveni azaltıyor, biz bunu yapmayalım” dedi.

Yanlış hatırlamıyorsam uzun uzun maillerle iki gün tartıştık.

Sonunda “Haklısın” dediler ama Saklanan Öz kısmını da çıkardılar.

O tartışmada söylediğimi burada itiraz edeceklere de söylüyorum: 

Siyaset bir kavramdır ve o kavram orada duruyor, benim yahut bir başkasının kötülemesinden de etkilenmiyor.

Kavramları kanatamazsınız!

Fakat o kavramlarla kendinizi yahut başkalarını kanatabilirsiniz!

Hangi bıçak kendisini kesebilir ki?

Fakat o bıçakla kendinizi yahut başkalarını kesebilirsiniz!

Son ucu kötü olan bıçak değil, o bıçağı tutan eldir!

Tamamen kişisel yani!

Tamamen duygusal!

Yani bütün mesele siyaset kavramını kişinin nasıl kavradığına bağlı.

Siz nasılsanız siyaset öyle!

Siz sıradan, günlük hayatınızda, Karun kadar zengin olana Süleyman muamelesi yapıyor, para ve güce ulaşanın bilgi ve hikmet sahibi de olacağına inanıyor, öyle itibar ediyorsanız, siyaset öyle olacaktır.

Öyle bir siyasette, para da harcanır adam da! Dava da satılır, vatan da!

İpin ucu sende;

Sen her Karun'u Süleyman sanırsan; vatan bölünür, satan bölünmez! 

Hiç kuşkunuz olmasın!

Bu sizin siyasetiniz!

İtirazınız siyaset kavramının kötülenmesine değil, hâlinizin sergilenmesine!

Toplum olarak genelde halimiz bu iken Seçim Yasası değişse ne olur, değişmese ne olur?

Öz'e sansür ne mümkün?

Üzgünüm Leylâ!