Hayatı Üstlenmek Zorundayız Başka Çaresi Yok!
Ahmet Tezcan

Hayatı Üstlenmek Zorundayız Başka Çaresi Yok!

28.08.2020 Cuma 18:00

Güneş doğmak üzere. Sabahlarımı zehreden şiddetli boyun ağrıları yüzünden, şairin söylediğinin tersine, doğan gün kana benziyor idi ne zamandır. Kadim tıbbın tabletlerine vurdum kendimi. Bardak çekmekten hacamata, ısıtılmış bakliyat torbasından İbrahim Saraçoğlu yağlarına kadar ne çıkarsa kudema katmanlarından hepsini deniyorum. Çünkü hastaneye gitmemek için direniyorum, çünkü sağım solum önüm arkam Coronalılar tarafından sobelenmiş vaziyette.   

Sağlık Bakanlığı'nın akıllı telefonlar için ürettiği Hayat Eve Sığar uygulamasını açıp bakıyorum, Corona'yı tatile götüren akılsızlar sayesinde Altınova'dan Çanakkale sınırına kadar bütün Balıkesir sahili kızamıklı çocuk bedenine benziyor. En son karantina altındaki yer, “bornumuzun dibi Nevşin, bornumuzun dibi!”

Komşulardan biri, whatsapp gruplarında dolaşıma sokulmuş Alman doktor olduğu iddia edilen birinin Corona salgınının nasıl bir uydurmaca olduğuna dair laflarını okuttu bana bir kaç gün önce. O gün memlekette ailemden çok sayıda kişinin virüse yakalandığını öğrendim, komşumla birlikte küfrettik o uyduruk Alman doktora.

Etiyle kemiğiyle, dişiyle tırnağıyla dokunabileceğimiz bir doktor olarak Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, bizim ilkel zihnimizin kişisel bütün sorumluluklardan kaçmaya ayarlı akıl oyunları sayesinde, “Maske, Mesafe, Hijyen! Maske, Mesafe, Hijyen!” diye bağırıp gezen bir köy delisi artık. Suçu bizim üzerimizden alıp görünmez omuzlara yükleyen Whatsappın Alman doktorları varken Fahrettin Koca'ya niye inanalım ki?

İnanmak sorumluluk yükler, bu yüzden tehlikelidir.

Güneş doğdu doğacak artık. Günlerdir ilk kez sancısız merhaba diyebileceğim sabaha. Coronalılar tarafından işgal edilmiş ve basit bir damar açma işini bile çevre illere havale etmek zorunda kalan hastaneye gitmemek için direnmekten yorgun düşmüş bedenime taze bir inançla biraz daha sabır telkin edeceğim.

Tiyatro sanatçısı bir dostum aradı. Kocaeli'de bir hastane varmış, boyun fıtığından romatizmaya kadar bilcümle ağrılı hastalıklar modern ve geleneksel tıp yöntemleriyle ehil eller tarafından tedavi ediliyormuş, hastalarının çoğu da Avrupa'dan ve Amerika'dan gelen yabancılarmış.

Komşum buna inanır mı bilmem ama ben inandım. Türkiye'de sağlık alanındaki gelişmelerin zengin  Arap kellerine saç ekmenin çok ötesine geçtiğini nicedir görüyor, biliyorum. Merkel ile Macron sonuna kadar dirense de, kendilerini Türk doktorlarına emanet etmeye kararlı Alman ve Fransız bilmem kaç Euroluk test parası ve 14 günlük karantina süresini göze alarak Türkiye'ye geldiklerini de sağdan soldan işitiyorum. Whatsapp gruplarında abuk subuk açıklamalar yapan sireti belli, sureti belirsiz Alman doktorların çoğalması boşuna değil.

Karadeniz'de büyük doğalgaz rezervinin bulunuşundan sonra büyük bir ihtimalle başka alanlara kayacak Avrupa kaynaklı bu algı mesajları. Hele bir de Kanal İstanbul için toprağa ilk kazma vurulursa siz o zaman seyreyleyin gümbürtüyü.

Güneş doğdu artık, zeytin yaprakları gümüş ışıltısında parlıyor, geriye dönüşün imkanı yok. Şimdi sancısız güne uyanmanın şükrünü hatırlatan dertlerimize hamdolsun deme zamanı.

Omuzlarımıza hatırlamak sorumluluğunu yüklese de bütün yüreğimizle inanmalı, hatta nicedir yadımdan çıkmayan ve belki böylece direncime ortak olan merhum Aliya İzzetbegoviç gibi; inancı bize sorumluluk yüklediği için tercih etmeliyiz.

Bizi kurtaracak olan da batıracak olan da belki sadece tek bir tercihten ibarettir!

Hayatı üstlenmek zorundayız, başka çaresi yok...

 

Yorgunum Leylâ!