Bu Virüsün Adı Neden Covid-19?

Abdurrahman Pala

24.04.2020 Friday 00:00

Türkiye’de 2019 yılı  sonu itibariyle 148 milyonu banka kartı ve 66 milyonu da kredi kartı olmak üzere 214 milyon kart var.

83 milyon nüfusumuzun üç katı kredi kartı ve banka kartımızı var.
Bu sayı son 5 yıldır İngiltere, Fransa ve Almanya’nın da önünde Avrupa’da ülkemizi birinci sırada şampiyon yapıyor.

Bunda sokakta kredi kartı dağıtan, sosyal medyada ilanlar vererek kredi kartı pazarlayan bankaların da katkısı var elbette…

Şunu bilmemiz gerekiyor.

Kredi kartı modern bir ödeme yöntemidir.

Aylık masraflarınızı biriktirip belirlediğiniz gününde ödemektir aslolan…

Biz de ise öyle olmuyor.

Kişi kendisine kolayca verilen kredi kartını atm’ye sokup nakit çekiyor.

Bahanesi de hazır.

“Ona buna boyun bükeceğime bankaya borçlanırım”
Güzel de sen sadece borçlanmıyorsun. Ödeme gücünün olmadığı bir sarmala giriyor ve birinci kartın asgari ödeme tutarını öteki kartından çektiğin nakitle kapatıyorsun.
Bu kısır döngü bir süre sonra ödenemez, altından kalkılmaz borç yığınıyla seni başbaşa bırakıyor.
Bu defa “Devlet kurtarsın” diye beklentiye giriyorsun.

Bazı sahtekar politikacılar da kredi kartı borçlarını affedeceğini söyleyince gözlerin faltaşı gibi açılıyor. Belki sırf bu yüzden onlara oy bile veriyorsun.

Çevremde bildiğim çok disiplinli küçük esnaflar var.Adam taksi şoförü bir ay boyunca yakıtını kredi kartıyla alıyor. Gününde de borcunu ödüyor. Bir ay boyunca kullandığı yakıtın finansını bankasına yaptırıyor. Banka için makbul bir müşteri olmasa da muhteşem fırsatı değerlendiriyor. Bankanın kendisine sağladığı krediyi nakte dönüştürüyor. Her gün yakıt için nakit ödeyeceğine aydan aya ödüyor.

Ne güzel.

Kredi kartı böyle bişey

Adam gibi disiplinli ve gelirin kadar kullanabileceğin bir ödeme aracı.

Türkiye’de her yıl yaklaşık 5,5 milyar kartlı işlem yapılıyor. Bu dönemde mutlaka ikiye katlanmıştır.
Evlere kapandıktan sonra Coronaviüs değil ama kredi  kartıyla alışverişler pik yaptı.

En fazla kartlı ödeme yapılan sektör 148 milyar lira ile market ve AVM’ler; bu iki sektörü 78 milyar lira ile akaryakıt, 68 milyar lira ile giyim, 57 milyar lira ile küçük gıda perakendesi, 45 milyar lira ile elektronik eşya sektörlerinin takip ediyor.

Uzmanlar ise işlemlerini kredi kartı ile yapanları, bilmedikleri sitelerden alışveriş yapmamaları, online işlemlerde sanal kredi kartı kullanmaya dikkat etmeleri konusunda uyarıyor. Uzmanların bir uyarısı da banka kartı ve kredi kartı üzerinden yapılan dolandırıcılıktan bahisle şifre ve işlem güvenliği konusunda kişileri daha dikkatli olmaya çağırıyorlar.

Benim de uyarım

Kredi kartı ve banka kartı bir ödeme aracıdır.
Geliriniz kadar kullanacak ve gününde ödeyeceksiniz.
Belirsiz bir meçhule yol almak için bir çok kredi kartına sahip olup onları savurmak Türk insanına yakışmaz.

22.04.2020 11:37

Evet...

Geldik Kars’a

Baştan beri “Bu mikroorganizma laboratuvarda üretildi. Silah olarak kullanılacak” dediğimiz zaman  bize Komplo teorisyeni demişlerdi.

Şimdi dün benim söylediğimi Nobel Tıp Ödülü'nü 2008'de alan Fransız doktor Luc Montagnier söylüyor.

Nobel ödüllü bilim insanı  yeni tip koronavirüsün (Covid-19) Çin'in Vuhan kentindeki bir laboratuvarda üretildiğini iddia ederken, Virüsün hayvan pazarından çıktığına da inanmadığını belirtti.

 "Pourquoi docteur" internet sitesine verdiği demeçte, "Covid-19, Vuhan'daki laboratuvardan üretildi. Bu laboratuvar, 2000'li yıllardan beri koronavirüs hakkında uzmanlaştı" değerlendirmesinde bulundu.

Bu açıklamanın internet sitesinde yayınlanmasından sonra tüm medya hocanın peşine düştü.

Montagnier, CNEWS kanalında yaptığı açıklamada, "Bu virüs, doğal yollarla ortaya çıkmadı, bu tam profesyonel bir iş. Bunun hangi amaçla yapıldığını bilmiyorum" ifadelerini kullandı.

Covid-19'da HIV parçalarının olabileceğini anlatan Montagnier, "Bununla AIDS'e karşı bir aşı bulmak istenmiş olabilir" gibi başka bir iyimser görüşe kapı araladığını da görüyoruz. Daha önceki bir yazımda  bir daha bu konuya dönmeyeceğimi söylemiştim ama dayanamadım işte…

***               ***             ***

Mevlana Celaleddin’i Rumi ölüm gecesini “Vuslat” aşığın maşukuna ulaşması olarak değerlendiriyor.

Her buluşmanın içinde biraz hasret, biraz burukluk daha çok da hesaplaşma vardır.

Ayrılıklarda öyle…

İki ayı aşkın süredir. Bu sütunlarda sizlere Türkiye ve dünya gerçeklerini kalemim izin verdiği nispette yalın ve gerçek olarak anlatmaya çalıştım.

Seveniniz oldu. Tebrik edeniniz oldu. Eleştireniniz oldu.

Bu konuda da bağnaz değilim.

Ortaya koyduğunuz gerçek, eğer benim gerçeğimi döverse  senin koluna girer senin gerçeğini savunurum.

İlk imzalı yazım

“İslam Medenihyeti ve Batıya Tesirleri” başlığıyla UFUK gazetesinde yayınlandığı tarihin üzerinden tam 51 yıl geçti.

Ben 51 yıldır yazıyorum.

İlahiyat okumama rağmen gazetecilikten başka iş yapmadım.  Bundan sonra da öyle olacak. Ölünceye kadar birikimlerimi, bildiklerimi insanlara yazmaya aktarmaya çalışacağım.

Nerede?

Allahım bilir.

Kalın Sağlıcakla…

20.04.2020 09:14

Bugün Pazar. Gününüz aydın gönlünüz şen olsun.

İnşallah evden çıkmıyorsunuz izolasyon ve karantina kurallarına uyuyorsunuzdur.

Umarım

Bendeniz Kasım ayımda doğmuşum.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin kurucusu Şeyh Zayed Bin Nahayan da Kasım da doğmuş.

Rabbim rahmet eylesin.

Muhteşem bir şahsiyyetti. Tatillerini Türkiye’de geçiririrdi. Türkiye’de bakanlıkla işbirliği yaparak Çocuk Yuvaları açtı. Bahçelievler’de Darıca da hala adını taşıyan  kimsesiz çocuk yurtları var. 1990 senesinde Bakanlıkla yapılan bir protokol ile şeyh Türkiye’deki kimsesiz çocuklara kol kanat germişti.

1999 senesinde de 80 doğum yıldönümüydü. Türkiye’den doğum günü için Türkiye’den 6 gazeteci davet edildik. Sabah gazetesinden Can Ataklı, Hürriyet’ten Pınar Türenç, Star TV ve gazetesinden şimdi Hürriyet’te çalışan Necdet Doğan,Akşam yayın grubundan Atilla Kızıltan ve İhlas Haber Gazetesinden Mahmut Tekdemir, Milliyet Gazetesi Yazı İşleri müdürü Eren Güvener  ve Bendeniz.Türkiye gazetesi adına… Maha  hanımefendi bize tercüman ve önder diye verilmişti Toplam 8 kişi  Dubai’ye ayak bastık.  Hemen Şeyh Zayed’in krallığı Abu Dabi’ye  yola çıktık.

Dubai ile Abu Dhabi arası  160 kilometre. Ama her yer otoban olduğu için  yolculuk çok rahat geçti ve Otele yerleştik. Doğum günü uyandığımız sabahın akşamıydı. O gün Abu Dhabi’yi gezdik. Kasım ayının sonunda denize de girdik. Akşamüzeri hazırlandık ve kutlamanın yapılacağı saraya doğru yola çıktık.

Bizimle birlikte başka ülkelerden gelmiş gazeteciler de vardı.

Aynı geceye ABD Dışişleri Bakanı da Şeyhin yanında oturdu. onur konuğuydu kendisi…

Şöyle düşünün

Bir basketbol sahası veya Futbol sahasının yarısı kadar bir salon. Duvarın kenarına sıradan yemekler konulmuş. Yok yok masada…

Deve etini ilk defa orada yedim.  Deve etinin iki çeşidi var. Biraz ekşimsi gibi ama çok nefis.

Şeyh ile bizim oturduğumuz mesafe yaklaşık 20 metre. Ama Şeyh ile göz göze gelebiliyoruz. Başımızla selamlaşıyoruz.

Yemek masası yer sofrası. İnsanlar geliyor yemeğini yiyor. Doyunca kalkıyor ve başka biri onun yerine oturup yemeğe devam ediyor. Sanki Bayrak yarışı gibi bu değişimi izliyoruz uzaktan… Sadece Protokol yer değiştirmiyor.

Yaklaşık 2 saat süren yemekten sonra Şeyhin pastasını yedik ve kutlayıp otelimize döndük.

Ertesi gün ise Ticaret ve Sanayi Odası diyebileceğimiz merkeze gideceğiz oradan da o gün Enformasyon bakanı olan bugünkü şeyh Abdullah tarafından kabul edileceğiz. Ticaret ve sanayi odasında hiç bilgi alamadık. Onun 10 katını bize evinde misafir eden büyükelçimiz verdi.

Büyükelçimizin adını hatırlamadım ama çok değerli bir hariciyeciydi. BAE’de olduğumuz 1 hafta boyunca hep eli üstümüzdeydi.

Ertesi gün artık kutlama bitmişti. Protokol ziyaretleri de bittiği için bizlere birer araç tahsisi ettiler. Mihmandarımız Maha hanımefendinin nezaretinde her yeri dolaştık.

Malumunuz 7 Emirlik burası Biz  Dubai’ye indik, dönüşte de Dubai’nin altını üstüne getirdik. Hatta çölde güneş batışı deve çiftliği Çölde safari ve çölde geceleme. Hepsini orada yaptık.

Abu Dhabi’denRe’sül Hayme ve  El Ayn’a gittik. Re’sül Hayme tam Hürmüz boğazının en dar olduğu okyanusa açılma noktası. El Ayn ise öteki emirliklere göre daha yeşil. Şeyh Zayed orada modern tarım alanları oluşturmuş. Çölde toprağı çölün üstüne koyup üretim yapıyorlardı. Saygı duydum.

Şimdi her vesileyle Türkiye aleyhine faaliyetler yapan  Şeyh AbdullahEnformasyon bakanı Kardeşi de Evkaf bakanı idi. Her kararı Zayed verdiği için ülke Türkiye’nin dostuydu.  Şeyhin Bu ölümüne kadar da devam etti.

Çocukkan okumak için ABD’ye götürülen iki evlat tam bir ABD dinamik gücü olarak geri dönmüş ve bugün ABD’nin emireri vaziyetinde… Bölgede ABD’nin istediği politikaların uygulayıcısı konumunda…

Şimdi de biliyorsunuz Libya’da Hafter güçlerine destek oluyor. Yine ABD’nin emriyle…

1954’te çölde çadırda yaşayan aşiretken bugün dünyanın en modern yapıları ve gümrüksüz merkezleriyle  dünya ticaretinin merkezi.

Petrol sen nelere kadirsin.

Dubai’de bir gümrüksüz alan var  Cebel-i Ali diye... Burada dünyanın gemileri saatla limana girip çıkıyor.

Rabbim rahmet eylesin Şeyh Zayed muhterem bir insandı. Çocuklarını 6 yaşında iken Kaddafi’ye emanet edip tedavi ettirmişti .

Ama,

Çocuklar büyüyünce ABD onları da elinden almış kendi köpeği yapmış.

Son bir not.

Şeyh Abdullah 3 milyar dolarlık bir bütçe ile Suriye üzerinden Arap Birliği’ni ihya etmeye çalışıyor. Bunun için de Esad’ı kullanıyor ve koruyor.

Gününüz güzel geçsin.

19.04.2020 12:34

80’li yıllarda bir sinema filmi vardı.

The Day After

Türkçeye “Ertesi Gün” diye tercüme edildi ve yıllarca sinemalarda oynatıldı.

Bu filmde iki kutuplu dünya’da kutuplardan birisi bombalarını harekete geçiriyor ve karşı tarafta o bombaları havada karşılayıp imha etmeye çalışıyor.

Aslında o yıllarda kutuplardan biri atom bombası dahil saldırıya geçerse, bu saldırı sonrasında ertesi gün ne gibi bir tablo oluşacak?  Bu maksimize ediliyordu.

Bunun bir anlamda denemesi mesabesinde yarı bilim kurgu demek mümkün. Ben filmi bombaların patlaması ve insanlığın ölmesi veya can çekişmesinden sonrasını seyredemedim. Gününe göre çok ileri görüşlü bir yapımdı.

Şimdi;

Biz bugün bu filmin senaryosunu çok aşan, hedefine tüm insanlığı alan ve tarafı olmayan bir savaşı yaşıyoruz.

Hedef tüm insanlık.

Düzenleyen ise küresel güçler.

Ama onlar da içimizde bizlerle birlikte yaşıyor.

Bundan sonrası nasıl olacak?

Coronavirüs sonrası dünya nasıl bir şey?

Bu söylediklerim kehanet değil sadece tahmin

- Gıda çok önemli olacak

Çünkü bu pandemiden sonra insanlar biraz kendisine geldikleri zaman acıktıklarını fark edecekler. Hemen başta buğday olmak üzere tahıllar ve sebze meyve üretimi çok değer kazanacak.

Virüs ile mücadele sırasında birbirlerinin gemilerini kaçıran, maskelerine el koyan bu toplum bu defa gıda yiyecek ve içecek korsanlığına başlayacak. Dünya yıllardır Afrika’da insanların yaşadığı açlık olgusu ile karşılaşacaklar.

- Su güvenliği

Gelecekte çok önem kazanacak nimetlerden birisi de SU. Biz de bol miktarda bulunan ve kıymetini bilmediğimiz SU başkalarının sırf sudan sebeplerle bize saldırmalarına sebep olacak. Elimizdeki su kaynaklarının askeri güçlerle de korunması gerekebilecek.

- Tohum

Maalesef 90’lı yıllardan itibaren milli tohum konusunda çok mevzi kaybettik. Artık benim yetiştirdiğim domatesden çekirdek alıp gelecek yıla saklayamıyorum. Karpuz öyle Buğday öyle… V.S.

Bakınız

Bu operasyonu yapan küresel zihniyet gerçek doğal tohumları İsviçre’de kurduğu bir özel depoda saklama ihtiyacı duyuyor

Neden?

Çok acele aklımızı başımıza almalı, Tohum , Gıda, Su ve doğal kaynaklarımıza sahip çıkmalıyız. Bunun için yeni projeler geliştirmeli ve bunları gelecekte askeri olarak da koruyacak güçlü bir orduya sahip olmalıyız.

17.04.2020 09:23

Bill Gates ve eşi ile yazdığımız dünkü yazıdan sonra çok sayıda tebrik, az sayıda eleştiri aldım. Herkese teşekkür ediyorum.

Biliyorsunuz.

Bill Başkan Trump’ı salgını ciddiye almamakla suçlamış ve erken davranmadığı için eleştirmişti.

Belgem olmadığı için yazmaktan kaçındığım bir ayrıntıyı dün ABD Başkanı Trump’ın eski danışmanı Roger Stone söyledi.

“Microsoft’un kurucusu Bill Gates insanlara mikroçip takmak için Coronavirüs’ü üretti. Ama kimse benim bedenime çip takamayacak”

Deyiverdi.

Ben değil Trump’ın eski danışmanı söylüyor.

Bu arada bir bilgi daha

900 kişinin ikna olup çip taktırdığı İsveç’te sayı dün 9000 (dokuz bin) e ulaştı. Avusturalya’da da 15.000 kişi oldu.

Dün ayrıca İngiltere, Almanya ve Avustralya’da aynı anda açıklamalar yapıldı. Bu açıklamada virüse karşı bağışıklığı olduğu tespit edilmiş kişilere çipli pasaport verilmesi…

Bu pasaportu alanlar kapıya gittiklerinde evrak ibraz etmek zorunda olmayacaklar. Sistem onları tanıyacak ve “Hoş geldin Abdurrahman Pala burada 1 hafta kalacaksın sana iyi tatiller” diyecek ve kontrolden geçeceksiniz.

Vücudun tüm ayrıntılarına vakıf olduğu için üretilecek ilaçlar bile bu dataya göre yapılacak.

Bir koyun sürüsünü ağıla sürer gibi insanlığı yavaş yavaş çipli hayata doğru itekliyorlar.

Bunu yaptıklarında neyi başaracaklar

1-Bilgisayarları uzaktan kumanda ile hackleyebildikleri gibi çipli insanları da istediklerinde yok edebilecekler.

2-Nüfusun artmasını engelleyemedikleri bölgelerde insanlığın üremesini durduracaklar.

3-Ulus devletleri ortadan kaldıracaklar

4-Dünya üzerindeki tüm maden petrol su ve diğer tabii kaynakları şirketleri aracılığıyla kontrol ve koordine edecekler.

5- Parayı ortadan kaldırarak ulus devletlerin aidiyet zorunluğunu kaldıracaklar.

6-Evlenme boşanmaları memur veya papaz karşısında değil, çiple yapacaklar.

Düşünmesi bile ürpertici.

Onun için diyorum ki;

Ey Türk milleti, Ey Müslüman kardeşlerim Uyanın.

16.04.2020 09:37

Biz onu Microsoft’un kurucusu ve Başkanı olarak biliyorduk.

Çok da saygı duyuyorduk.

1999 senesinde Türkiye gazetesinde iken Londra’ya götürülen 13 gazeteciden biriydim. Heatrow havalimanında bir hangarda toplam 45 dakika sorularımızı cevapladı. Onu görmüş olmak yaptıklarına insanlık adına çok önemli olduğunu düşünerek hayran hayran yüzüne bakmıştım.

Bugün gördük ki; Başkanı olduğu Microsoft’un sadece yüzde dört (Yazıyla yüzde 4) hissesine sahipmiş..

Bunu 2018’de öğrendik.

Yine de üstünde durmadık.

“Adam Dünya’ya büyük iyilikler yapmış, bir sürü de hayır işlerinde var.” diyerek kendimizi avutmuştuk.

Bill Gates’in geçtiğimiz yıl Cascade yatırım şirketi ile Kanada Ulusal Trenyolu, Berkshire Hathaway, Deere & Co., Liberty Global ve Waste Management şirketlerine yatırım yaptığı biliniyor.

Bilinmeyen ise bu adamın ilaç şirketleriyle gizli gizli kimsenin bilmesini istemediği çalışmaları…

Bakınız…

Bugün ortaya çıktı ki; Bill Gates kendisi ve karısının sahip olduğu vakfı aracılığıyla 2011 yılında erkeklerin erkini yok etmeye yönelik ilaç şirketleri ile çok sıkı işbirliği yapmış.

Tahtakale sokaklarında peynir ekmek gibi satılan bu ilaçlar bir de “İlişkiyi daha keyifli hale getiriyor” diye tezgah altından satışa sunulmuş.

Bill ve Melinda Gates Vakfı'nın 18 Ekim 2019'da düzenlediği "Olay201" isimli "Virüs salgını toplantısına" katılanlar:

*DSÖ

*Küresel ilaç firmaları

*Küresel şirketler

*CIA

Amerikan dinamiklerinden bazıları bunu bir simülasyon olduğunu ve Brezilya çıkışlı olduğunu, Coronavirüs’ün yayılmasıyla ilgisi olmadığını söyleseler de beni inandıramazlar.

Yan sütunumda yazan Erdal Şimşek ile ayrı düşsek de benim kanaatim şu:

Dünya’ya korku salmak ve insanların fikrini, moralini, gelecek umutlarını yok eden bu virüs belası bir mikroorganizmadır.

Hedefi öncelikle insanlığa gelecek endişesi korku ve kaos enjekte etmektir.

-Neden Çin de çıktı? diye soranlara da cevabım

-Çünkü Çin Küresel güçlerin deneme sahasıdır.

Olayların seyriyle ilgili tüm dünya milletlerine birden fazla mesaj vardır.

Onları eski yazılarımda yazdığım için tekrar etmiyorum.

Bu Covid-19 ile ilgili DSÖ tam küreselcilerin istediği gibi hareket etmektedir. Bu konuda Erdal ile aynı görüşteyim.

DSÖ Başkanının Erdoğan’ı övüyor olması falan sizi kandırmasın

Dünya Sağlık Teşkilatı’nın eski uzmanlarından Peter Koenig’e göre, bu salgının bir amacı da çipli ilaç ve aşıları yaygınlaştırmak.

Yani Davos’ta kararlaştırılan ID2020’yi hayata geçirmek. Ona göre, bu son pandemi harekete geçmek için süper bir katalizör görevi görecek.

Bütün bunlar afaki şeyler değil. Hepsi resmi siteleri id2020.org’da zaten anlatılıyor.

Mühim olan olup biteni doğru tahlil edebilmek, devlet ve millet olarak gereken tedbiri alabilmektir.

Koenig’e göre, korona virüsü aşısı tüm ülkelerde zorunlu tutulacak ve herkes bu aşıda bulunan nano teknoloji ürünü kimlik çipleriyle kayıt altına alınacak. Yani Sensor Based Drug ile… Köşeye sıkışan devletler de çareyi bunda arayacak… Hatta ‘önce bize ver’ diye yalvar yakar olacak.

Şimdi herkesin sorduğu şu;

Bu bela ne zaman bitecek?

Ben bu konuda “Haziran ayında durulacak ve insanımız yaza rahat girecek” diye düşünmekteydim.

Ancak

İşin mimarı Bill Gates bunun sonbaharı bile aşabileceğini söyledi.

Bu şu demek.

“Bu Covid-19 Mikroorganizma mutasyona uğrayacak ve tekrar insanlığı tehdit edecek ve bize yaz aylarını zehir edecek.”

Bu konuyla ilgili yazımı yazarken gelen haber de ilginç.

Bill Gates tarafından fonlanan Inovio Pharmaceuticals adlı ilaç şirketi yeni tip coronavirüse (Covid-19) karşı aşı çalışmalarında insan deneylerine başlamak için ABD Gıda ve İlaç İdaresi'nden (FDA) onay aldı. Şirket, yaza kadar aşının insanlar üzerinde testlerin tamamlanacağını ve yıl sonuna kadar bir milyon doz aşı dağıtabileceğini açıkladı.

Buyurun buradan yakın… Bana komplocu dersiniz değil mi?

15.04.2020 09:29

Bilişim özel ilgi alanım olduğu için Huawei, 5G testleri yapmaya başlayınca çok sevinmiş hatta gazetemde bunu manşete çekmiştim. Çok mesafe aldılar. Silikon vadisinin Çin’deki rakibini 5G ile donattılar.

Sonra ABD savaşa girdi.  Başkan Trump önce Google’ı  HUAWEİ ile  işbirliği yapıyor diye eleştirdi. Çeşitli aşamalarda HUAWEİ’ye yasaklar getirdi.

HUAWEİ İngiltere’den destek aldı. Malum “City Of London” oranın göbeğinde. 5G malum bu emperyaller tarafından çok önemseniyor.

Bu saatten sonra ABDve Trump’da artık bunu gündeme almaz oldu.

Ülkemizde de 5G’nin mimarı Türktelekom. Şimdiden denemeler yapıyor. Dün de evime geldiler ve Türktelekom Beşiktaş için 5G’yi taşıyacak kablolama işlerine başlamış bile…

Ericsson Ortadoğu ve Afrika CTO’su Zoran Lazarevic adlı bir şahsiyyet var.

Bu konuyla ilgili İngilizce bir makale kaleme almış.Burada önce dünya nüfusunun şehirlere taşınmakta olduğunu beyanla şöyle diyor.

“Gelecekte mobil iletişime yönelik oluşacak bu yüksek talebin karşılanabilmesi için bugünkünden daha güçlü ve altyapı anlamında daha güvenilir ağlara ihtiyacımız olacak. İşte bu noktada devreye 5G giriyor. 5G, bugünün kablo üzerinden sağlanan genişbant hizmetleriyle karşılaştırılabilir nitelikte kablosuz hızlar sunarken, modern 4G şebekelerine göre çok daha yüksek bir oranda enerji verimliliği sağlıyor.

Mobil iletişimde bir sonraki adım olan 5G'nin en önemli amacı, bu bağlantıyı kullanacak tüm cihazların her yerden sorunsuzca bağlanabilmesini sağlamaktır. 5G teknolojisi; akıllı evler, trafik güvenliği, kritik altyapı hizmetleri, endüstriyel süreçleri ve yüksek hızlı medya dağıtımı gibi birçok yeni uygulamayı ve kullanım senaryolarını desteklerken, Nesnelerin İnterneti’nin gelişimini de hızlandıracak. Daha da kentleşmiş bir dünyaya doğru ilerledikçe, 5G'ye olan ihtiyaç gerçekten de çok daha önemli bir hale geliyor.”

Şimdi niye ben korkar oldum.

Şundan

-5G ile internet bugünküyle kıyaslanmayacak şekilde hızlanacak. Bu aynı zamanda havada oluşacak manyetik alanların daha da artmasına sebeb olacak. Şu an havamıza katılan manyetik ortamların bir çok kişide başağrısı yaptığı, başka başka hastalık ve psikolojik sorunlara sebeb olduğu test edilmişti. Bir de bu havaya 5G’nin getirdiği manyetizma bize nasıl bir dünya getirecek bilemiyoruz.

-Alınan ön bilgilere göre 5G ile hayvanları kuşları ve çekirgeleri yönlendirmek mümkünmüş. Eğer bu doğruysa  düşünün çekirge sürüsü bu merkez tarafından ülkemize yönlendirilmiş. Korkum yersiz mi?

-Gelecekte dijital dünya’ya geçişi kolaylaştıracak bu 5G aynı zamanda dünya üzerinde kötü emelleri olan emperyal güçlerin işlerini kolaylaştıracak.

-En önemlisi de  BOSTON Dynamix bir robot yaptı. Adı “Savaşan” olan bu robot 5G sayesinde uzaktan kumanda ile savaştırılabilecek. Düşünün ölmeyen, parçalanmayan ve sizinle savaştırılan bir robot.

Kimbilir buna benzer daha ne imkanlar sunacak 5G.

Önerim şu;

Cumhurbaşkanlığımızın “Dijital Ofisi” var. Dijital dünya’ya geçiş konusunda politikalar geliştiriyor. Bu ofis hemen  5G ile ilgili geniş bir rapor hazırlamalı ve kamuoyunun bilgisine sunmalıdır. Biz bugünden yarının tehlike ve dinamitlerini görebilmeliyiz. Mutlaka bu konuda çalışan ekipler vardır. diye düşünüyorum.

13.04.2020 00:02

30 il de İki günlük sokağa çıkma yasağı’nın ilan edileceğinin açıklanmasından sonra,milletimiz çok kötü bir sınav verdi.

Bir aydan beri evde kalarak edindiğimiz kazanımları sadece 1 saat 52 dakika’da heba ettik.

Türk milleti vakur’dur, Kanaatkardır, disiplinlidir. Kurallara uyar diye tarif ettiğimiz milletimize Cuma gecesi olanlar hiç yakışmadı.

İdare de bu kararı çok geç ilan etmekle hatalıdır.

İnşallah ders alır bir daha benzer hatalara düşmeyiz.

Bu Pazar günü sizlere Bülent Ecevit ile Başbağlar’a giden yolu açan Başpınar Köprüsü’nün açılışını aktaracağım.

5 Temmuz 1993'te Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı, şehre 150 kilometre uzaklıktaki Başbağlar köyünü basıp bir saatten uzun bir süre PKK propagandası yapan PKK’lı caniler daha sonra 28 erkeği kurşuna dizdi.

Çoluk çocuk demeden camiden çıkan köylülere kan kusturdular, Aralarında kadınların da olduğu 5 kişi de sığındıkları evlerin ateşe verilmesiyle yakılarak öldürüldü.

Başbağlar katliamında 33 canımız PKK’nın hain saldırısına muhatap olmuş ve tarihe büyük bir acı olarak geçmişti.

Saldırının "Doktor Baran" kod adlı örgütün yerel sorumlululardan biri tarafından düzenlendiğini söylemişti.

Ama acı hala dün gibi duruyor. Çünkü PKK’lı hainler yakalanıp intikamı alınamadı.

Eski adı “Eğin” olan Kemaliye ilçe merkezine 150 kilometre uzaklıktaki Başbaşlar da esas dert uzaklık değil, şehre bağlanacak ve Fırat nehrini aşacak bir köprüleri yoktu.

Katliamdan sonra o güne kadar örneği olmayan bir köprü projelendirildi. Yakınındaki Başpınar beldesinden adını alan “Başpınar Köprüsü” daha sonra efsane valimiz Recep Yazıcıoğlu’nun adıyla ölümsüzleştirildi.

Köprünün açılışı ve Başbağlar’ı ziyaret etmek üzere merhum vali Recep Yazıcıoğlu 27 gazeteciyi davet etmişti.  Ben o zaman nokta dergisinde çalışıyordum. Aralarında Savaş Ay’ın da olduğu gazeteciler , sevgili arkadaşımız Mustafa Holoğlu’nun nezaretinde bir gün önce uçakla  Elazığ’a indik. Oradan karayoluyla Eğin’e vardık.

Bizi Özden gazetesi’nin yurduna yerleştirdiler. Yurt Eğin’den biraz dışarda… Oraya giderken de Doğu Perincek’in babası Sadık Perincek’in köyünü ve evini de görmüştük. Zamanın nezaketi nedeniyle çevremizde bol miktarda komando vardı.

Recep Yazıcıoğlu bütün gün bizimle oldu.  Başta Ali Coşkun olmak üzere aslen Eğin’li olan bir çok işadamı da vardı.  Bizi yapılmakta olan Dağ delinerek yapılanEğin- Erzincan yoluna götürdü. Gece de geç vakte kadar bize refakat etti.

Ertesi sabah Başbakan Bülent Ecevit ve yardımcısı Hüsamettin Özkan skorsky helikopter ile bölgeye geldi. Sabahın erken saatlerinde köprünün açılışı yapıldı. Biz folklor gösterisi ve konuşmaları beklemeden Başbağlar’a doğru yola çıktık. Çünkü Başbakan Skorsky ile gelecek.

3.5 saat sonra betimiz benzimizin attığı yollardan geçerek Başbağlar’a vardık.

Daha selam vermeden Skorsky göründü. Hemen başbakanı karşıladık. İndi ve hemen çok az kişinin yaşadığı köyün merkezine doğru yürüdü. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Yakılan evlerin yerine yeni evlerin temelini attık ve Başbakan ve beraberlerindekiler Helikopter’e binip gitti. Biz yine karayoluyla bazen aracın lastiğinin dışarda kaldığı bir yolculukla Eğin’e oradan da uçağa gittik.

Söylemek istediğim şu Fırat’ın bu tarafından karşıdaki tepelerde yürüyen PKK’lıları görüyorduk.  Köprü olmadığı için güvenlik güçleri müdahale edemiyorlardı. Başbağlar’a giderken de benzer hadiselere şahit olduk.

Bugün

PKK’lıları kendi inlerinde vuran bir güvenlik ordusuna sahibiz. Dağın karşı tarafında olup müdahale edemediğin PKK’lılara karşın Kandil’de Avaşin’de teröristlerin inlerinde onlara leşe dönüştüren bir güce sahibiz.

Rabbim Ordumuzu ve güvenlik güçlerimizi muzaffer eylesin.

12.04.2020 13:40

Türkiye’de istatistik çalışmalarının oldukça eski bir geçmişi bulunmaktadır. Nitekim Osmanlı Devleti kurulduğu yıllardan itibaren tarım ve araziye ait bilgi toplamaya özel önem vermiş; 1326–1360 ve 1360–1389 yılları arasında toprak ve nüfus sayımları yapmış.

1389 yılında kayıtları kısmen de olsa istatistik ihtiva eden "Defterhaneler" kurulmuş ve Kanuni Sultan Süleyman genel bir sayım yapılması için çalışmalar başlatmış, bu sayımın her yüzyılda bir tekrarlanmasına ilişkin maddenin Kanunname'de yer almasını sağlamıştı.

Cumhuriyetin ilk tarım sayımı 1927 yılında yapılmış.

Bu sayım bir anlamda kurtuluş savaşından sonra Osmanlı İmparatorluğundan kalan ilk tarım envanteri niteliğinde…

Bundan sonra Tarım sayımı için 1948 de başlayan ve 1950 yılında biten sayımdır. Bu yıldan sonra sonu 0 ile biten yıllarda Tarım, 1 ile biten yıllarda Sanayi sayımı kanun haline getirilmiştir.

Türkiye’de bugüne kadar 1927, 1950, 1963, 1970, 1980, 1991 ve 2001 yıllarında olmak üzere toplam 7 adet Genel Tarım Sayımı yapılmış.

Ama;

Hala Türkiye’nin Tarım envanteri nedir? Neyi ne kadar üretmiş, neyi üretmeyi azaltmışız. Belli değil.

Eskiden tütün üreticisine koçan verilirdi. Koçanı olan ürettiği tütünü Tekel’e satardı. Şimdi tütün üreticileri bir elin parmağı kadar az Tütün üretimi azaldı bunu biliyoruz. Görüyoruz ama bu istatistikler de yer alıyor mu? Alıyorsa nereden ulaşabiliyoruz. Bilmek istiyorum.

Çocukluğumda Manisa ovasının tarlaları bembeyaz pamuk tarlalarıydı. Çok pamuk toplamışlığım var. Benim köyümde 300 dönüme yakın tarlada pamuk üretimi yapılırken araştırdım bu sene sadece 4 dönüm ekili pamuk varmış.

Sözün özeti şu;

Her türlü ekimin yapılabildiği Manisa ovasında ve tabii ki ekilebilir her yerde bir karış toprak bırakmadan tarımsal üretim yapmalıyız. Corona denen bu Mikroorganizmadan sonra dünya’yı açlık bekliyor. 70’li yıllarda gıda da kendi kendine yeten 3 ülkeden biri olan Türkiye o günlere geri dönmeli.

İşin farkında olduğuna inandığım Cumhurbaşkanımız ve hemşehrim Bekir Pakdemirli’nin acilen çiftçiyi desteklemesi kaçınılmazdır. Verilecek teşvikler ile tarımsal üretim artırılmalıdır.

Yarın seraların üreteceği gıdaları da alamayabilirsiniz. Açlık sadece biz de değil Avrupa’da da mukadderdir. Avrupalı aynı ürüne 10 euro verirse sen bir kilo domatese 75-80 lira veremeyeceğine göre seralarda üretilmiş olanlar da sana çare olmayacaktır.

Çok acele Tarımsal üretimi artırmamız şarttır.

11.04.2020 10:54

FORBES diye bir dergi var.

Bu dergi her yıl dünyanın en büyük ciro ve iş hacmine göre “İlk 500” listesi yapıyor.

 Aynı dergi dünyanın en zengin ilk yüz kişisi ve servetlerini de listeliyor. Nedense bu listede Rockefeller ailesi, Morgan’lar veya Roltshidler yer almıyor.

Kendilerinin avam insanlarla birlikte tasnif edilmesinden rahatsızlar herhalde…

Neyse konumuz bu değil.

1961 senesinden 1997 senesine kadar bu dergide ilk beş yüz arasına giren 420 şirket yok olmuş.

Diğer bir tarifle bu listeye giren şirketlerin yüzde 40’ı bu süre içinde ya iflas etmiş batmış ya da tasfiye edilmiş başkaları tarafından satın alınıp başka tesisler onların üstünde yükselmiş.

1977-1997 yılları arasında New York borsasına kote edilmiş şirketlerin yüzde ellisi (Yazıyla yüzde 50- elli) listeden düşmüş, borsada işlem göremez olmuş veya kapanmış.

Şunu söylemek istiyorum.

Dünya hızla değişiyor. Dün revaçta olan üretimler bugün anlamsız hale gelebiliyor. Dün geçerli bir meslek olan birçok ihtisas alanı da artık gereksizleşiyor.

Dün cep telefonunuz yoktu. Cep telefonu faturası da ödemiyordunuz. İnternet faturası ödemiyordunuz. V.S. 50 yıl öncesi ile bugününüzü film gibi düşünün göreceksiniz ki; çok şey değişmiş.

21. yüzyıl ise teknoloji ve bilişim çağı. Sanayi devrimini kaçıran bir toplum için burada katara arkadan da olsa binmek ve teknolojiye doğru dünya ile birlikte yol alma imkanımız var.

Bunun için de içimizdeki gençlerin önünü açmak, onlara imkan tanımak, mümkünse koltuğumuzu ona teslim etmekten kaçınmamak gibi sorumluluklarımız var.

Daha lise çağında birçok teknolojik buluşa, çalışmaya imza atan gençlerimiz var.

İmkanları olmasa bile kıt imkanlarla güneş enerjisiyle çalışan otomobil üreten çocuklarımız var.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Hergün gazetelerde TV’lerde benzeri başarı haberlerini görüyorsunuz.

Aslolan bu gençlerimizin önünü açmak, onlara destek olmak, varsa katkıda bulunmak yegane gayemiz olmalıdır. Hiç değilse önlerinde engel olmaktan vazgeçerek başlayabiliriz.

Batılı kişilerin icat ve uygulamalarına imrenmek yerine, içimizde atağa geçen genç beyinlerin yardımcısı olabiliriz. Onlara yatırım yapabiliriz. Destek olabiliriz. Hiçbir şey yapamıyorsak onları alkışlayabiliriz.

Bizim nesil artık geride kaldı. Teknolojilerimiz de eskidi. Yeni teknolojilerin takipçisi çocuklarımızı desteklemek, onların önünü açmak onların yaşayacağı dünyanın daha iyi olmasına yardımcı olabiliriz.

Her şeyi Allah bilir. Biz de ona raam olmakla memuruz.

10.04.2020 09:55

Corona günlerinin en önemli konularından biri de Petrol santrancı.

Emperyal güçlerin Ortadoğu’ya olan ilgisinin temelinde Petrol ve Doğalgaz kaynaklarını kontrol var.

70’li yıllarda OPEC vardı. Nedense toplantılarını Avusturya’nın başkenti Viyana’da yaparlardı.

 Petrolün çok önemli olduğu o yıllarda dünya  Suudi Petrol Bakanı Zeki Yamani’nin ağzından dökülecek kelamlara odaklanırdı.

Suudi Arabistan o yıllarda “Hükmeden” tarafındaydı.

Varilinden çok yüksek fiyatlara çıkarak rekorlar yapan petrol fiyatları bugünlerde 30 doların altında…

ABD’li bir istatistik şirketi var. Onun açıkladığı rapora göre Suudi Arabistan’ın mevcut  düzeninin sürmesi için petrolün varilini en az 82 dolara satması gerekiyor.

Bu rakam Bahreyn için 96, İran için 149, Umman için  82, Abudabi için 76, Libya için 100 dolar.

Rusya için ise ayakta kalabilmenin yolu petrolün varili en az 70 dolardan satılmalı.

Önce şunu düşünün

Tek geliri “Hac ve Umre ziyaretleri” ve Petrol olan Suudi hanedanı 82 dolara satarak ayakta kalması mümkün olan tek metaını neden ucuzlatır.?

Bunu aklınızdan çıkarmayın. Bu soruyu cevaplamaya çalışın.

Ekonomisi petrol ve doğalgaz satışına bağlı olan Rusya bu durumda İran ile birlikte en zor durumda olan ülkeler.

Fiyatların yükselmesi için üretimi kısma teklifi Suudlar tarafından kabul edilmeyen Rusya, telaşlanırken bir de üretimi artırma kararı alınca Rusya’nın durumu da ha da nazikleşti. Trump bence bu operasyonun göbeğinde…

Önce aranızda görüşün dedi. Sonra da hiç oralı olmadı.

Belli ki Rusya’nın petrol fiyatları dolayısıyle ekonomik olarak duvara toslamasının mimarı Trump.

Bir tarafta Coronavirüs, diğer yandan tek gelir kaynağı  petrol fiyatlarını yukarı çekememek Putin’i kara kara düşündürüyor olmalı.

Bu noktada en çok petrol satışı yaptığı Çin, alımlarını azaltınca İran en zorda olan ülkelerden.

İran, IMF’den yardım talep etti.

Ukrayna’ya istediği parayı “Tarım arazilerini bana tahsis et” diye şart koşan IMF tahsisi aldı ve parayı verdi.

Beni okuyanlar bilir. 1 trilyon dolarlık bütçeyi 2020 senesine kabul ettiren IMF operasyonlarını sürdürüyor.

Aynı IMF İran’a“hayır” dedi. İran Bar bar bağırıyor. “Ben IMF’nin kurucusu ülkelerdenim. Bu bana yapılır mı?” diye

Bu operasyon Rusya’yı dize getirmeye yeter mi bilemeyiz.

Ama

Yakın zamanda Putin ile  Trump acil bir zirve yapabilirler.

Bu aynı zamanda Putin’in imdat sedası olabilir.

09.04.2020 00:31

Sayın Cumhurbaşkanımın adıma gönderdiği maskeler ve kolonya bana bugün teslim edildi.

Olsun

Önemli olan sözün yerine getirilmiş olması.

Sayın Cumhurbaşkanımın beraberinde gönderdiği bir de mektup var.

Ekranlarda söylediği gibi

-65 yaşın üstü dışarı çıkmasın.

-Kurumların tavsiye ve kararlarına uyun.

-Kimsesi olmayanlara Vefa grupları yardım edecek. Bunun için112-155-156 no’lu telefonları arayın.

Mektup “Müsterih olunuz. Hiçbir virüs, hiçbir salgın Türkiye’den daha güçlü değildir.” diye bitiyor ama en önemlisi.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

“Bu duygu ve düşüncelerle, sizlere sevgi ve hürmetlerimi sunuyor, sağlıklı, sıhhatli bitr ömür geçirmenizi rabbimden niyaz ediyorum.”

Bir ülke Cumhurbaşkanı vatandaşı için DUA ediyor.

Müminin silahı olan DUA

Rabbimin “Sizin DUA’nız olmasa neye yarardınız?” dediği DUA

Yaradanımın “DUA edin kabul edeyim” dediği DUA            “

Ali İmran Suresi’nde “Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sabit kıl, kâfirler güruhuna karşı da bize yardım et!”  diye bize yol gösterdiği DUA

Araf Suresi’nde yer aldığı gibi ilk insan Hazreti Adem ve Havva’nın yaptığı gibi “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!” diye yalvardığı DUA

Hud Suresi’nde zikredildiği gibi hazreti NUH’un “Ey Rabbim! Bilmediğim şeyi istemekten Sana sığınırım. Eğer Sen, beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen ben hüsrana düşenlerden olurum!” diye sıratı müstakim’i kendisine göstermesini istediği DUA

İbrahim suresi’nde İbrahim peygamberin “Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! Duamı kabul et!” diye yaptığı DUA.

Hazreti Musa’nın “Ey Rabbim! Ben nefsime zulmettim, beni bağışla!“ diye içten ve hulusi kalp ile yaptığı DUA.

Ve nihayet “Bana Allah yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben O’na güvendim ve O, büyük Arş’ın Rabbidir.” diye DUA eden Resul-ü Zişan Muhammed Mustafa (S.A.V) efendimizin yaptığı gibi DUA

Beraet gecesinin sabahında inşallah rabbim bizim DUA’larımızı da peygamberlerin DUA’larına katar ve kabul eder.  Müminin Allah’ından başka dayanacağı ve gideceği kapı yoktur.

Peygamberimiz Muhammed Mustafa gibi yapalım. Sabi çocuklarımızı, torunlarımızı yanımıza alalım ve onlarla birlikte “Ya Rabbi sen affedensin Kerimsin affetmeyi de seversin. Bizleri Affet. Üzerimizden bu yükü al” diye DUA edelim

Rabbim hepinizin DUA’larını katında kabul etsin.

08.04.2020 08:38

Geç başladık ama hızlı yükseldik.

Gurur kaynağım olan rüzgar enerjisi plonları rüzgara karşı salına salına döndükçe bana özgürlüğümüzün bağımsızlığımızın sembolü gibi geliyor.

Ve

Geç başlamış olmamıza rağmen rüzgar enerjisinde dünyada üreticiler arasında 10. olarak sıralamaya girdik.

Ember’in (Dünya Enerji Üretimini kontrol eden ve raporlayan bağımsız kurum) her yıl yaptığı Global Electricity Review 2020 raporuna göre, rüzgar ve güneş enerjisi üretimi 2019’da oranında artarak dünya elektrik üretiminin  %8’ini oluşturdu.

2019’da dünyadaki 10 rüzgar ülkesi arasına Türkiye de girdi.

Hava kirliliğine sebep olan kömürden ve Dolarla satın aldığımız doğalgazdan  elektrik üretme sevdasından uzaklaşmanın, ülkemize ve dünyamıza çok şeyler kazandıracağı aşikar. Onun için durmadan yılmadan rüzgar ve güneş enerjisine ağırlık verip yatırımları hızlandırmalıyız.

Yatırımı devletin yapması veya özel sektörün yapması önemli değil.

Yeter ki üretelim daha daha üretelim.

Rapora göre;

Rüzgar enerjisi 2019’da 1.240 TWh’den 1.404 TWh’ye yükseldi.

Dünya elektriğinin %5,44’ünü tek başına rüzgar enerjisi karşıladı.

Hem iklim hem de ekonomik gelecek adına rüzgarın yükselişinin sürdürebilirliği çok önemli.

Dünyadaki 10 rüzgar ülkesi sıralamasında birinciliği 405,7 TWh ile Çin alırken Türkiye, geçen yıl rüzgar enerjisinden elde ettiği 21,3 TWh ile 10. sırada yer aldı.

WindEurope 2019 raporunda da kurulu rüzgar gücünde Türkiye Avrupa’da 7. sırada.

İnşallah birinci olacağımız günler de gelecek.

07.04.2020 09:11

Vecihi Hürkuş’u kendi yaptığı uçakla İzmir’e uçtuğu için mahkum etmiş bir toplumuz.

Nuri Demirağ’ın kendi fabrikasında yaptığı uçakları değil satın alıp kullanmak, ürettiği uçaklarını başka ülkelere satmasına bile mani olmuşuz.

34 idealist genç mühendisin 135 gün süre verilerek imal ettikleri Devrim otosu da deposuna benzin konulmadığı için yolda kalınca üretmekten vazgeçmişiz.

Halbuki;

135 güne geceli gündüzlü çalışarak, daha önce otomobili olmamış, başkasının otomobiline bile binmemiş idealist demiryolcu mühendisler istenen aracı hem de dört adet imal etmişler.

Yapım aşamasında kendilerini Eskişehir’de ziyaret eden aynı Cemal Aga Gürsel 34 idealist mühendisi kutlamıştır.

Araçlardan 2’si Ankara’ya götürülürken bir gizli el “Lokomotif’ten gelen kıvılcım araçları tutuşturabilir. Araçlara benzini Ankara’da koyarsınız.” demiş ve bu tezini yönetenlere kabul ettirmiş ki; 2 devrim otomobili Ankara’ya tren katarında benzin olmadan gitmiş.
Gar’ da indirilen otolar çevreden bidonlarla bulunan birkaç litre benzinle TBMM’nin önüne getirilince Cemal Gürsel’i almış yola çıkmış 2 kilometre gitmeden yolda kalmış Cemal Gürsel “Garplı gibi düşünüp otomobil yaptık. Türk gibi davranıp benzin koymayı unuttuk” deyip otomobilden inmiştir.

Resmi tarihin bize öğrettiği bu olay üzerine Devrim’in üretilmesinden vazgeçildiğidir.
Halbuki Cemal Gürsel ikinci devrim aracıyla Hipodroma gitmiştir.

Nedendir bilinmez. Aslında biliyoruz ama…
Bu proje rafa kalkmıştır.

1967 yılında ilk Türk otomobili Anadol’un imali gündeme gelince de belli mahfiller “Ne olacak canım montaj” diyebilmişlerdi.
70’li yıllara geldiğimizde TOFAŞ ve OYAK-RENAULT fabrikaları kurulurken de aynısını dedikleri gibi…

“Montaj” diye hafifletmeye çalışılan o çalışmalar bugün Türkiye’yi otomotiv üretim üssü haline getirdi.
Bursa’da yanan bu ateş, Hyundai ve Toyota ile İzmit’e, Sakarya’ya, Ford ile Kocaeli’ne sıçradı. TOGG’un yatırımı da Gemlik’te olacak Bu interland bizim otomotiv üssümüz.

70’li yıllarda Şehirlerarası Yolcu taşımacılığının büyük bölümünü yapan Magırus Deutz otobüsleri üreten Ünver Sanayi Tesisleri bugün Otokar adıyla 23 ayrı model ve üretim ile Avrupa’nın gözdesi. Elektrikli toplu ulaşım araçlarıyla dünya gözünü onlara çevirmiş durumda…

Hyundai ve Toyota önemli segment araçlarını Türkiye’deki üslerinde üretiyor ve dünyaya satıyor. Burada ürettikleri araçların prömiyerini Avrupa’nın göbeğinde yapıyor.
Ford Türkiye tesisleriyle dünya’da en rantabl üretim ve “Yılın Otomobili” ödülleri alıyor. Hem de üç model ile…

Otomotiv sektörü ihracatımızın lokomotifi. Mart ayı ihracatı 2.1 milyar dolar. Bu Sektörün yüzde 28.5 daha az ihracat yaptığını bize söylüyor. Neredeyse üçte biri…

Bizim pazarımız yüzde 80 oranında Avrupa ülkeleri. Virüs belası yüzünden Avrupa ülkeleri ayağa kalkamaz durumda…

2019 yılında Otomotiv sektörü ürettiğinin yüzde 87’sini ihraç etmişti. Bu sene ilk üç ayda binek oto ihracatı yüzde 33 azaldı.

Geçen yıl iç pazarda yüzde 48 küçülmesine rağmen açığı ihracat ile kapatan sektör 2020’nin ilk üç ayında ihracatta da üçte bir küçülmüştür.

Gelecek aylar ve 2020 yılı İhracatcımız ve özellikle Otomotiv sektörü için hüsran yılı olacaktır.

TİM Başkanı İsmail Gülle her ne kadar “Yeni pazarlar bulur dünya’ya açılırız” diyorsa da bizi kötü günlerin beklediği aşikar.

Şimdiden tedbir almak, bu sektörde dönen çarkların durmasına izin vermemek gerekir.

06.04.2020 08:20

Tatil gününüz güzel geçsin. Umarım evde kalıyorsunuzdur. Ben bile neredeyse ayı bulacak evden çıkmadım. Siz de çıkmayın.

Bugün sizlere tanışmak şerefine erdiğim Büyük Mütefekkir Üstad Necip Fazıl Kısakürek’ten bahsedeceğim.

Ömrünü Büyük Doğu mefkuresine harcamış büyük insan ile Sabah Gazetesinde çalışırken tanıştım.

1975 senesi

Dünya’da ve Türkiye’de  Sabah Gazetesi.

Muhabirlikten sayfa sekreterliğine terfi etmiştik.  Sekreter bildiğiniz gibi sekreter değil. Gazetecilikte Sekreter sayfa düzenini yapan ve onu mürettiphane’de takip edip sayfaya son şeklini veren kişidir.

Bendeniz İkinci sayfanın sekreteriyim. Sağ köşede Ahmet Selim Sol başta ise Mustafa Cerit “ yazıyor.

Üstad Birinci sayfada yazıyor. Yazı uzun gelir devama geçmesi gerekirse ikinci sayfadan devam ediyordu. Ayrıca dizi yazılar da yazdığı oluyordu.

Nasıl oldu farketmedim. Üstad’ın yazılarını takip etmek üstüme kaldı. Necip Fazıl’ın yazılarını bazen oğulları Mehmet veya Osman getirirdi. Bazen de faks ile yazılar bize ulaşırdı.

Üstad yazıyı önce yazar sonra düzeltirdi. Düzeltmeleri de satırların arasına okla çıkıntılar yaparak tamamlardı. Çoğu kez okla gösterilen ilaveleri çözmekle ömrümüz geçerdi.

Kendisini telefonlar aradığım zamanlar ise çoğunlukla içinden çıkamadığım bu çıkıntılar dolayısıyle olurdu. Bazen düzeltme derken üstad yazıyı yeniden yazdırırıdı.

Üstad ile Kahramanmaraş (O zaman adı sadece Maraş) Tokat, Samsun ve Bursa’ya da konferanslarında  ona eşlik etmek şerefine de erdim.

Sabah’tan kovulduktan sonra Hergün’e oradan da kovulunca İstanbul gazetesine işe başladım.

İstanbul gazetesi, Yeni İstanbul’un  yeni hali.  Patron aynı Kemal Uzan. Genel Yayın Yönetmenimiz Ahmet Güner Elgin. Ergun Kaftancı Yazı İşleri Müdürü, Mustafa Eşmen ve İskender Özsoy ve İrfan Derman yazı işleri masasını oluşturuyor.

Ahmet Abi hazırlıklar sürerken

-Abdurrahman Üstad bize yazar mı? Yazarsa Sabah’taki arkadaşlarımız kırılır mı? dedi.

Üstad’la görüşmek üzere mutabık kaldık ben Erenköy’ün yolunu tuttum.

Sabah gazetesindeyken Üstad’ın beni aradığı nadir zamanlarda

-Abdurrahman param nerede? derdi.

Üstad’ın huzurunda” Yeni İstanbul gazetesinin “İstanbul” adıyla yeniden hamle yapacağını, zatıalinizin de orada yazmasını arzu ediyoruz.” Dedim.

Üstad hemen

Kaç para verecekler? Dedi.

Teklifi söyledim. Üstad hiç düşünmeden “Evet” dedi. Sonra’da kimler var dedi. Ben de kadroyu saydım. Söylediği tek şey

-Bizim Ahmet mi?

Oldu.

Üstad İstanbul’a günlük başyazılar yazmaya başladı. Ahmet Abi de üç gün boyunca tam sayfa üstadı anons etti.

Hatta ilk defa enine bir gazete yaparak üstadın anonsunu yapmıştı.(Rabbim rahmet etsin)

Bugün Üstad’ı tanımadan onun hakkında kitap yazanları görünce bu hatıraları yazmak zorunda kaldım.

Haksızlık ettiysem hakkınızı helal edin.

05.04.2020 13:17

Corona virüs denilen bela Çin’in Hubey eyaletinin Vuhan kentinden yayıldı.Yayılamayı Çin Aralık ayında duyurdu.

Halbuki Vuhan kentinde  18-22 Ekim günlerinde aralarında ABD’nin de olduğu 109 ülkenin katılımıyla Dünya Askeri Olimpiyatları yapıldı.

Aynı tarihlerde John Hopkins üniversitesinin önderliğinde Maryland eyaletinde Rackfeller ve Bil Gates’in kendi adına kurduğu vakıfın desteğiyle adı “Event 201” olan “Küresel salgın” çalıştayı yapılıyor. Bunun tarihi de aynı dönemlere geliyor.

ABD kaynaklı bir şirket ekim ayının başında Vuhan kentinde kurulan bir “mikrobiyoloji laboratuvarında çalışacak iyi derecede İngilizce bilen eleman aranıyor” ilanı veriyor.

2019’un Haziran ayında Çin, “virüs saldırı olursa nasıl tedbir alırız” konulu çalıştay yapılıyor.

Aynı Bil Gates 2018 yılında, 7 küresel ilaç şirketi ile toplantı yapıyor.

Bill Gates, şu anda Microsoft’un yalnızca % 4 hissesini elinde bulunduruyor ama yine de en büyük hissedar o.

Türkiye’de de ABD bir medya kurumu kurmuştu bunun için 1 milyon dolar göndermişlerdi. Mehmet Emin Karamehmet’in televizyonunda Yayın Yönetmenliği yapan Serdar Akinan’ı CEO koltuğuna oturtan zihniyet  Ticaret Sicili gazetesinde kendisi sadece yüzde 10 hissedar  görülüyor. Ama o yüzde 10 hisse “Altın Hisse” olması itibariyle onun onayı olmadan kuş uçamıyor, virgül bile konamıyor.

Bill’in de pozisyonu aynı çizgiyi takip ediyor olabilir mi?

Aynı kişi şimdi Trump’a saldırıyor. Erken davranmadı diye… Yine de Corona virüs için kendi  vakfı aracılığıyla 100 milyar bağışladığını açıkladı.

Bu bilgileri kafanızda bir harmanlayın. Sonra da ipin ucunu tutup, kimin ne ile ilişkisi var?, Olaylar nasıl gelişti?. Kendiniz yorum yapın. Ben artık bi daha bu konuya dönmeyeceğim.

Biriniz bana söyler mi?

Bu Virüsün adı neden Covid- 19

***                   ***                   ***

Biyolojik silah ABD’nin yeni tevessül ettiği bir çare değildir.

ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt, 1943 yılında hem biyolojik silah hem de atom bombası yapılması için talimat vermiştir. Talihsizlik Atom bombası önce bittiği için Japonya’ya karşı (Hiroşima ve Nagazaki) atom bombası kullanılmıştır..

Nixon’un başkan olduğu zaman da yine biyolojik silah konusunda laboratuvarlardan  kaçaklar olmuş ve örtbas edilmiştir.

Bu zihniyet bundan vazgeçmez.

Bazılarınızın “Neden ABD’de de var. Adam silahı kendisine neden doğrultsun?” dediğini duyuyorum.

Tütün ve ya sebze meyve fidanı yetiştirenler bilir.

Fide tablasında ilk aşamada fidelerin arası seyrekleştirilir. Bunun adına kullanılacak fidanlara yer açmak için “Ayıklama” denir.

ABD kendi içinde de ayıklama yapıyor.

Kimler ölecek orada?

Parası olmayanlar

Unutmayın.

Türkiye dışında tüm ülkelerde Corona virüs tedavileri ücretli. Hele hele ABD’de çok pahalı.

California Üniversitesi BAU Öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Çilingiroğlu Habertürk canlı yayınında fahiş bir şey söyledi.

“ABD’DE 33 MİLYON KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ. ADINA CORONA DEMEDİLER BAŞKA İSİMLER KOYDULAR. BUNDAN SONRA  DAHA KÖTÜ OLACAK ÇÜNKÜ BURADA DOKTORA ÇIKMAK 20 BİN DOLAR. İNSANLARIN BUNA İMKANI YOK. TÜRKİYE’DE  SİGORTAN YOKSA BİLE 50 LİRA VERİYOR SİGORTALI OLUYOSUN. ÜSTELİK TÜRKİYE BENİM ÜLKEM CORONA DA TEDAVİ İÇİN PARA ALMIYOR. TÜRKİYEDEKİLER ÇOK ŞANSLI”

Bizim yerli hocalarla da  canlı yayında tartışan ABD’deki Türk profesör  Prof. Dr. Mehmet Çilingiroğlu bir şey daha iddia etti. “Coronavirüs ilacı ve aşısı Johnson &Jonhson firması tarafından yapıldı hazır. Kayıpların yeter sayıya ulaştığında devreye alacaklar.”

Ben demiyorum ABD’deki TIP adamı Profesör söylüyor.

04.04.2020 09:54

Dünkü yazımda “AB dağılıyor mu?” diye başlamıştık.

Yine klavye kahramanlarından nasibimizi aldık.

İtalya ve İspanya’da AB kurumlarından mavi bayraklar bir bir indirilirken, hatta bazı ülke ve kurumlarda sökülen AB bayrağı yerlere atılırken, bu üyelerle bu birlik nasıl sürdürülebilir?

Bence kendinize sorun.

Avrupa kıtası Corona ile uğraşırken, yöneticiler AB’nin Balkanlara doğru yayılma adına “Kuzey Makedonya ile Arnavutluk’a tam üyelik yolunda görüşmelere başlayabiliriz” kararı alıyor.

Bu “Biz yıkılmadık Ayaktayız” demek içindir ama yemezler.

AB üyelerinin arasına bir kerre “Güven Bunalımı” girmiştir.

AB ve ABD istediği kadar dirensin. Parçalanacaklardır.

“Parçalanma” demek tamamen yok olacaklar demek anlamına gelmez.

Nasıl sorusunun cevabı; “Sovyetler Birliği’nin dağılma süreci gibi”

Varşova Paktı ülkeleriyle iki kutuplu dünyanın doğu tarafı olan SSCB bugün Avrupa’nın içlerine kadar giden ülkeleri de içine alan bir birlik idi. Varşova Paktı Anlaşması Macaristan’da Varşova’da imzalanmıştı.

Onun için adı VARŞOVA PAKTI idi

Glasnost’dan sonra dağıldı, parçalandı, baltık ülkelerinden Türk Cumhuriyetlerine birçok ülke bağımsızlığına kavuştular.  Ukranya dahil donanmayı bile paylaştılar. Kala kala geriye bildiğimiz bugünkü Rusya kaldı.

Bunu AB’ye uyarlasak içerde kalmaya aday Almanya ve Fransa’dır.

Yunanistan birçok değeri Almanya tarafından satın alındığı için çıkmak istese de ayrılamayacaktır.

İtalya ve İspanya bu güven bunalımı ve kendisine reva görülen muameleden sonra orada olmak istemeyeceklerdir.

İngiltere zaten ayrıldı

Geriye sözü politikaları etkileyen bir ülke kaldı mı?

Şöyle, Avrupa’da yine devletler olacaktır. Ama Birlik olmayacaktır.

ABD’de benzer şekilde..

Zengin eyaletler hala “Biz onları taşımak zorunda değiliz” diye diye tepinmektedirler.

Nasıl olacağı konusunda merak ediyorsanız ABD’nin tarihinde “Kuzey-Güney Savaşı” var. Oraya bakın.

1 dakika elektrik kesildi diye ortalığı savaş meydanına çeviren bu millet Corona’nın pik yaptığı anlarda yine birbirlerine girecektir.

Kalan sağlar yeni ABD’yi oluşturacaktır ama bugünkü gibi değil.

Öte yandan 23 trilyon dolar borcu olan, Dolar’ın konvertibl olması dolayısıyla kazandığı 14 trilyonu çıkarırsanız ABD ekonomisi biter.

Dolar dolayısıyla kazanılan o kadar paranın yerine üstün akıl (bana göre şeytani akıl) Bitcoın’i koydu bile şimdi testini yapıyor.

ABD bunu engellemeyeceğine göre ömrü kısadır.

03.04.2020 09:08

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu var.

Adı Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR),

Bu kurum  14 AB ülkesinde 60 bin kişiyle gerçekleştirdiği anket  gerçekleştirmiş.

'Güçlü Bir Avrupa Dış Politikası'na yoğun destek olduğu belirtilen  ve  “İnsanlara İstediklerini Verin” başlıklı raporunda, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin vatandaşlarının yüzde 40'ı, birliğin 10-20 yıllık süre zarfında dağılabileceğine inanıyor.

Ben bunun daha önce olacağını düşünüyorum.

Bakın;

İtalya iyice darlandığı noktada acil tıbbi malzeme istiyor Almanya’dan…

Vermiyor Almanya.

Almanya kim?

Bu saatten sonra herkesin gözünü çevirdiği ve AB politikalarını belirleyen  Avrupa’nın Lokomotif ülkesi.

AB’nin lokomotifi Almanya’nın yüz çevirdiği İtalya’ya Rusya yardım gönderdi. Beraberinde asker de gönderdi.

Olası bir iç karışıklıkta güvenliğe yardımcı olacaklarmış.

Ardından Çin.

Onlar da tıbbi malzeme yardımı ve virüse karşı bilgi ve deneyimlerini paylaştı İtalyanlarla…

Türkiye dün koca bir uçak dolusu yardım malzemesini İspanya ve İtalya’ya gönderdi.

Aynı gün Almanya Fransa’dan hasta kabul edebileceğini beyan ederek,  AB’nin fiilen dağıldığını ilan etti.

Almanya bu hareketiyle AB’nin 27 ülkesinde endişe, telaş ve kararsızlığın kapısını açtı.

AB için  Almanya için Fransa ile İtalya’nın veya İspanya’nın üyelik niceliği bakımından farkı varmış demek ki.

AB deyince Brexit’ten sonra ALMANYA- FRANSA akla geliyordu.

Fransa Merkel’den sonra AB’nin liderliğine kendisini hazırlıyor ama, bundan diğer üyelerin haberi var mı? Belli değil.

Shengen kararını kendileri aldı. Corona’dan sonra ilk işleri kapıları kapatmak oldu.

Gönderdiğimiz yardımlar çok anlamlıdır. Hele hele üstünde Mevlana’dan alıntı olduğu söylenen bir söz de eklenmiş. Çok gururlandım.

Bu bile AB’nin bugünden darmadağın olduğunu göstermektedir. AB birlik olarak üyelerini bizzat Rusya’nın kucağına itiverdi.

Demirperde ülkelerinin anlaşma yaptığı salonda toplantı yapan ve bununla gurur duyan NATO’nun  şimdi bir üyesinin topraklarında Rus askerleri dolaşıyor.

O Nato bize teşekkürname göndermiş

Sanki ihtiyacımız varmış gibi…

Bu aşamada Türkiye’nin İspanya ve İtalya’ya bu noktada yapmış olduğu yardımlar siyaseten de çok önemlidir.

Kurt ayazı yer ama onu unutmazmış. İtalya ve İspanya bunu kolay kolay unutmayacak.

Çin’in meselesi ise Avrupa’da öldü fiyatına tesis almaya çalışıyor. AB’ kendi parlamentosunda  “Satılmama tavsiyesi”  kararı aldı. Ne kadar işe yarayacak göreceğiz.

AB dağılacak. Araştırmaya göre belirtilen 10 yıla kadar bile değil. Şimdi soru şu;

AB ne zaman dağılacak?

Corona’dan sonra güzel şeyler de oldu.

Mesela;

Rusya Suriye topraklarında Resulayn’dan çekildi.

İdlip’te 5 Mart’tan bu yana ufak tefek olaylar dışında ateş kes bozulmuyor.

PKK başını kaldıramayacak kadar köşeye sıkıştı.

Hafter güçleri eskisi gibi tehlike arzetmiyor.

Veee en önemlisi

Bütün dünya Türkiye’nin 10 senedir mültecilere hangi haleti ruhiyye ile baktığını da farketti.

01.04.2020 23:21

Cenab-ı Hakk’ın kime iman şerefini bahşedeceğini bilemeyiz. Kur’an-ı Kerimde “İstediğime hidayet veririm” mealinde ayetler var.

Özellikle Avrupa ve Amerika’dan çok sayıda kişilerin İslamı seçtiği haberlerini de alıyoruz. Bunda da sorun yok.

ABD Senatosu açılacak.

En ön sıranın başında Başkan Trump yanında eşi Başkan Yardımcısı Pence.

Açılış Kur’an-ı Kerim okunarak yapılıyor.

Kur’an’dan ayetler okuyan arkadaşımız’ın okuduğu ayetler de manidar.

Hucurat suresi 13. Ayet.

Yüce rabbimiz bu ayette insanlığa hitap ediyor. Ahmet Tekin hoca’nın mealinden aldığım Türkçesi şöyle;

Ey İnsanlar, biz sizi bir erkekle bir kadından, bir asıldan yarattık. Birbirinizle tanışmanız, işlerinizi tedbirle idare etmeniz, karşılıklı olarak, İslami kurallarla örtüşen milletlerarası teamüllere uymanız, yardımlaşmanız, kültür ve medeniyet alışverişinde bulunmanız, birbirinize iyiliği tavsiye etmeniz için, sizi milletler ve kabileler haline getirdik. Allah yanında en değerliniz, en üstününüz, takva esaslarını-Kur'an esaslarını iyice benimseyerek tavizsiz hayata geçireniniz, en çok günahlardan arınıp azaptan korunanınız, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davrananınız, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olanınızdır. Allah her şeyi bilir, gizli-açık her şeyden haberdar olan Allah sizi bilgilendiriyor.”

Okunmak için bu ayetin bile seçilmesi bile bence çok anlamlı.

Bu ayetten sonra kürsüye gelen papyonlu bayağı geniş bir beyefendi  Fatiha suresini okuyor.

Bu bir

Tesettür kurallarına uymasa bile bana göre çok güzel okudu Tebrik ederim.

ABD'li ünlü müzisyen Jennifer Grout yakın zamanda müslüman olduğunu açıklamıştı Sosyal medya’da Ayetel Kürsi okuyarak büyük bir beğeni topladı.

Bu iki.

Bir Filistinli Müslüman, Yahudi'nin dükkanından içeri giriyor ve Yahudi'ye; “Senin, Müslüman olmadığın halde neden Kur'an dinlediğini merak ettim” deyince;
Yahudi de: “Bu mübarek kelimeler Allah'tandır. Umuyorum bu kelimeler hürmetine Allah bu Virüsü ortadan kaldırır.”  Böyle düşünen bir Musevi ile aynı dileklerle dua eden, kapattığımız camilerin minarelerinden duaya katılan bizlerin arasında ne fark var?

Bu da üç

Virüs’ün sadece Netanyahu’yu mahkemede hesap vermekten kurtarmaktan başka bir işeyaramadığını düşündüğümüz İsrail’de bile ölü sayısı ve sağlık hizmetlerinde duvara toslamak dolayısıyle, Allaha inanan Musevi arkadaşlarımızın bile Kur’an’a dönmesi  bize dışarıdan güzel geliyor.

“Dünya İslama dönüyor” diye seviniyoruz.

Papa, “Ayni gemideyiz” diye açıklama yapıyor.

Ben yine de Ey İslam alemi “Uyanık olun” diyorum.

Bu bana yarım kalmış Graham Fuller’in “Yeşil Kuşak Projesi”ni hatırlatıyor.

Revize edilmiş yeni dünya dinine hazırlayan proje…

Neden insanlar deizm’e kayıyor? diye bar bar bağırıyoruz.

Çünkü 30 yıldır bunun altyapısı oluşturuldu. Gözü bir yerden bir merkezden başkasını görmeyen, sormayan, sorgulamayan, araştırmayan kulluğunun farkında olmayan en önemlisi de okumayan bir nesil ile karşı karşıyayız. Kaybolmuş nesil…

Bu insanları kontrol etmek de çok kolay onlar için

Şu an dünya’nın 42 bölgesinde çatışma ve savaş benzeri eylemler var. Ve şu anda İkinci dünya savaşından sonra verilen kayıplar, mülteciler yurtsuz yuvasız kalanlar ve açlığa mahkum olanlardan daha çok insan bu akıbetlere uğramış durumdalar.

Bu bela bittikten sonra değişen dünyanın nasıl şekillenecek? Hangimiz düşünüyoruz?

Üstün akıl’ın bir tek hedefi var

Tek dünya, tek Din, ortak kaygı.

Bunun için önce korkutmak gerek. Sonra afallamış beyinlere dolaylı olarak çıkar yol göstermek, sonra da insanlığı kendi planları yönünde tasnif etmek.

Yarayanlar yaşasın bize aykırı olanlar, fikirlerimize ve eylemlerimiz karşı olanlar yok olsun diyecekler.

Nereden mi bilecekler?

Her gün Twitter’a, Facebook’a yazdığın eleştiri ve paylaşımlar, oluşturduğun profillerden onlar seni denden daha iyi tanıyor.

Ben uyarma görevimi yapmış olayım.

Unutmayalım

Ehl-i Küfür Tek millettir.

01.04.2020 09:38

Corona Virüs dolayısıyle yaşama biçimimiz komple değişti.

Evlerine koli koli gıda maddesi depolayan, hiç gereği yokken stok yapanlar.

65 ve üzeri yaşlarda olanlar evden çıkamadığı için evlat ve torun hasretini görüntülü aramalarla geçirmeye kendisini adapte etmeye çalışanlar.

Eskiden birbirlerini görmeden hiç duramayan komşuların şimdi komşusuna kapıyı açmaktan bile imtina eder oldular.

Psikolojik olarak böyle bir korkuyu bünyesinde taşıyanlar.

Hasretten öte arayan soranı olmayıp dünden daha üzgün ve mazlum olanlar

Herşeye rağmen “Ben balığımı tutarım” deyip yasalara ve kurallara kafa tutanlar.

Hepsini bu dönemde gördük.

(Fotoğraf: Hülya Kırmızıkuşak)

65 yaş üzeri hariç gönüllü karantinadaydık. Ama “Yasak” kavramına tepkili toplum Türk insanı, gelecekte psikoloğ ve sosoyoloğların üzerine tez yazacağı belki doktora yapacağı bin türlü psikolojiyi yaşıyoruz.

Karantina tarihten beri ya karantina altında olanların diğerlerine bulaştırmaması, ya da kontrol amaçlı kullanılmış…

Yakın tarihteki Karantina, Osmanlı – Rus savaşından sonra Balkanlardan Girit’ten ve diğer malumunuz olan bölgelerden gelen kişiler için Sultan 1. Abdulhamid tarafından yapılmış.

İzmir şehir içinde semte adını da veren Karantina’da üç katlı kontrol odaları yani hastane, yanında büyük bir hamam ve yanında mütevazi bir Osmanlı klasiği denilebilecek camisi var.

Hamam hala bugün hizmet veriyor. Camisinde namaz eda ediliyor. Kontrol odaları ise TSK’nın denetimine verilmiş. TSK kullanıyor.

Zamanında limanın da olduğu noktada gemilerden indirilen soydaşlarımız, önce hamama sokuluyor, bi güzel yunduktan sonra tabiblerin önüne çıkarılıyor.  Tabib kontrolünü bitirdikten sonra koğuşlara tevzi ediliyor. Anormal bir durumu gözlemlenmez ise halkın arasına karışmasına imkan veriliyor. Sıkışma olursa da Urla açıklarında küçük bir ada var. Kontrolleri bitinceye kadar sırası gelmeyenler orada tutuluyor.

Her şeyi en ince düşünülmüş bir Karantina … Ecdad neler yapmış?

Cumhuriyetten sonra da Karantina İzmir’e getirilen mübadillere hizmet etmiş

Hıfzıssıhha’nın da kurucusu 11. Abdulhamid han. (İsteyen Refik Saydam’ın “Biz nasıl okuduk” kitabını okuyabilirler.) Bugün birilerinin övündüğü, bazen olumlu bazen de olumsuz  bazen de yanlış bilgilere dayalı kahramanlık yapan klavye şampiyonlarının  okumak, araştırmak nedense  akıllarına gelmiyor.

En çok sinirime dokunan ise “Çin 2 milyon kit vermiş bunun parasını almamış “Atatürk ödedi” demiş

Bunu pazarlayanlar önce Çin’in 1940’da  bu salgına yakalandığını, o yılda da Atatürk’ün hayatta olmadığını nedense araştırma ihtiyacı da duymuyorlar.

Konuyu daha fazla dallandırmadan,

Coronavirüs belası Avrupa ve Amerika’nın sonu olabilir. Bugün bir İngiliz doktor “Eğer bu salgını 20 bin kayıpla geçebilirsek çok büyük başarı kazanmış oluruz.” deyiverdi.

Trump 200 bin ölüden bahsediyor.

Şu an en iyi mücadeleyi Türkiye ve Almanya yapıyor. Almanya’nın avantajı 2014 yılından beri plandan haberi olup üzerine  başta Koch olmak üzere enstitülerde çalışmalar yaptırmasının etkisi var mı?

Pentagon’daki sığınaklarda şimdiden 10 bin elit korumaya alınmış bile…

Artanları Denver Havalimanının sığınaklarına konur.
O Elitler çaresini bulur.

Biz Devlete yardımcı olmak zorundayız. Konulan kurallara titizlikle uymalıyız.  Yasak diyerek konacak Zor Karantina yerine Gönüllü Karantinamızda  ne olur kurallara uyalım. Denilenleri eksiksiz yapalım.

31.03.2020 00:28

26 Mart günü yazdığım yazıda “Çin’in belirsizlikten çabuk çıktığını “ölü gömücü” edasıyla tesisler satın almaya başladığını” yazmıştım.

Gerek sosyal medyadan gerekse e-posta yoluyla çok eleştiri aldım.

-Çin şaşkınlığını henüz atlatamadı. Bu ne biçim analiz” diyenler.

-Böyle bir şeye senin küresel güçlerin izin verir mi? diyenler

- Adam batarken harap olmuş fabrikayı alarak ne yapacak? diyenler

Epey saldırıya uğradık.

Atalarımızın bir özdeyişi vardır. “Mal alırken kazanılır satarken değil.”

Çin bunu yapıyor.  Çok ucuza tesis topluyor. Yarın ne olacak göreceğiz.

Yine bir atasözümüz vardır. “Cambaza bak cambaza” derken birileri malı götürürler.

Bakın şimdi neler anlatacağım.

ABD’de kurulu Uluslararası Para Fonu IMF.  Kuruluş Senedinde şöyle tanıtılıyor.  "Küresel para iş birliği, finansal istikrarı sağlamak, uluslararası ticareti kolaylaştırmak, yüksek istihdam ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi teşvik, ve dünya çapında yoksulluğu azaltmayı teşvik etmek için çalışan, 189 ülkenin üye olduğu organizasyondur.”

Dünya Coronavirüs belasıyla uğraşırken IMF bir açıklama yapıyor.

“Coronavirüs’ten zarar veren ülkelere kredi vereceğiz”

Bunun üzerine 96 ülke sıraya girdi. Görüşmeler başladı.

İlk kapısını çalan Venezuella. 5 milyar istiyor. Bu ülke en büyük petrol üreticisi

IMF’nin cevabı

-Önce Çin ile yaptığın anlaşmayı feshet.

Wenezuella  “Hayır” diyor.

IMF bir teklif daha veriyor

-Ülkendeki KOLTAN madenlerin işletme ve imtiyaz hakkını bize ver. Biz onları işletelim. İstediğin krediyi de verelim

KOLTAN madeni ben çok aşina değilim.  Biraz araştırdım. Uzay teknolojilerinde uzaya gönderilecek mekiklerin inşasında kullanılan bir madenmiş

Wenezuella buna da “Hayır” deyince ertesi gün Devlet Başkanı Maduro,  Trump tarafından terörist ilan ediliyor ve hakkında yakalama kararı çıkarılıyor.

Bir başka örnek

Demokratik Kongo Cumhuriyeti

IMF’den 2 milyar istiyor.

Cevap

-Veririz. Ülkendeki Kobalt Maden yataklarını biz işletelim. Borcunu da oradan düşeriz.

Gana

Bir çoğumuzun adını sanını yerini haritada bile gösteremeyeceğimiz bir ülke

1 milyar istiyor.

Cevap

-Ülkendeki yeni bulunan elmas yataklarının işletmesini ve tasarrufunu bize ver. Hemen kredini verelim.

Dünya’nın bugün itibariyle 193 ülkesi Coronavirüs salgını ile yatıp yine onunla kalkar ve korku içinde yaşarken, dünya’daki dengeler bozulmasın diye kurulan Uluslararası Para Fonu’nun karıştırdığı haltlara bakınız.

Son not şu; Bu çok önemli

Bu kurum Genel Kurulu’nu sonbahar aylarında yapar. Geçtiğimiz yıllarda bütçesi 65-78-83-92 milyar gibi rakamlardı.

Sonbahar aylarında genel kurulunun yapan bu kurum 2020 bütçesini 1 trilyon dolar olarak belirledi.

 Yani Coronavirüs’ün çıkacağı sene…

10 kat artan bütçe ile IMF neyi hedeflemiştir, Ne yapmayı planlamıştır da bütçeyi bir trilyona çıkarmıştır?

Üyelerinden aidatlarını zor toplayan IMF bu parayı nereden bulacaktır?

Bu da bana komplo teorisyeni diyenlere kapak olsun.

30.03.2020 10:10

Bugün size Hüsamettin Cindoruk’tan bahsedeceğim.

Kendisi “Adnan Menderes’in Yassıada’daki avukatı” olarak lanse edilir. Ben bilmiyorum.

Belki orada Adnan Menderes’i savunan avukatlardan birisinin çantacısı veya stajyeriydi. Nedense  Adnan Menderes’in 3 avukatını bilen yok. Ama Hüsamettin Cindoruk nam sahibi…

İlk yüz yüze tanışmamız 1978 senesinde Adalet Partisi İstanbul İl Başkanlığına atanmıştı. O zaman Tünel’den Taksim’e giderken Rus konsolosluğunun ilerisinde  tarihi binada Adalet Partisi İl Başkanlığı vardı.

 basın mensuplarıyla sohbet toplantısınde ilk defa tanıştım

Malum

Bizim Siyasi Partiler Kanunumuz İl ve İlçe Başkanlarını yerel delegelerin oylarıyla seçilmesini emreder.

Ama nedense aynı kanun Partinin Merkez Yönetim Kurulu’na seçilmiş il başkanını görevden alıp yerine istediğin kişiyi atama izni de verir. O yetki 1978’de Süleyman Demirel tarafından İstanbul İl Başkanlığına seçilmiş başkanı görevden alarak getirilmesini sağladı.

Ama

Hüsamettin Cindoruk’un geçmişinde 1963 senesinde Yeni Türkiye Partisi, Adalet Partisi, Büyük Türkiye Partisi, Demokratik Parti, darbeden sonra Yıldırım Avcı’nın yerine Doğruyol Partisi’ne genel başkanı olmak portföyünde var.

1985 ara seçimlerinde Samsun Milletvekili olarak meclise de girdi. O günlerde topluma hoş gelen tek tavrı “Ben emanetçiyim. Yasakları kalkınca görevi sahibine iade edeceğim” diyerek Adalet ve Doğruyol Partisi’ne gönül verenlere sempatik geliyordu.

1991 seçimlerinde Doğruyol Partisinden Eskişehir Milletvekili seçildi, Meclis Başkanı oldu. Turgut Özal şehit edilince de Cumhurbaşkanlığına vekalet etti.

Refah- Yol Hükümetini düşürmek için ise Demokrat Türkiye Partisi’ni kurarak Mecliste grup kurdu ve Refahyol hükümetinin düşmesini organize etti.

Emperyalist güçler Türkiye’de ne istiyorsa o organizasyonun perde arkasında hep Hüsamettin Cindoruk bulunuyordu.

Turgut Özal’ın ölümünü üç ay önceden öğrenip Emin Çölaşan’a fısıldayan kişi de odur.

DYP İstanbul İl Yönetim Kurulu üyesi Kazım Hacıfazlıoğlu amca onun için “Çintonik” derdi.

Bunları hafızanızda tutun.

1989 senesinde 1991 Genel seçimleri için NewYork Times bir makale yayınladı. Burada ana fikir “Türkiye’de Doğruyol Partisi yükseliyor.”  mealindeydi. DYP İstanbul İl Başkanı Orhan Keçeli İl sekreteri de Tekin Enerem idi.

1991 Seçimlerinde Tansu Çiller İstanbul milletvekili olurken Orhan Keçeli seçilemedi. Tepesine Tansu hanım bindirilmişti. Zaten Beyefendi de onun kalmasını istiyordu. Seçimlerden sonra kurulan DYP-SHP koalisyonunda yeni bir dönem başlamıştı. 1993’e gelindiğinde Özal öldü, Demirel Cumhurbaşkanı oldu, Tansu Çiller de Başbakan…

Tansu Çiller’in ilk işi Orhan Keçeli’yi görevden almak oldu. Gelen yeni kanlarla birlikte oluşturulan yeni Yönetim Kurulu’na bu defa Başkan Tekin Enerem di artık…

Bir sene olan seçimlerde DYP listesinin ilk dört sırası Mehmet Ali Yılmaz, Coşkun Kırca,  Tekin Enerem Meral Akşenerdi. Meral Akşener İçişleri Bakanı, Tekin Enerem Komisyonlarda üye oldu.

1997 Refahyol Hükümetinin yıkılmasına gelince Tekin Enerem de Hüsamettin’in dolaylı baskılarıyla Tekin’i de partisine almaya çalışıyordu. Tekin Enerem öğretmendir Tekin hoca “Askerler beni çok sıkıştırıyor. Ne yapacam bilemiyorum” demişti.

Bilmiyordu ki bu tazyikin kaynağı Hüsamettin beydi.

Cuma günü Tekin Enerem ile röportaj yaptım nokta dergisinin kupüründe söylediklerini manşete çıkardık. Dergi Pazar günü çıkıyor, Pazartesi günü Tekin Enerem istifa etti. Salı günü de katılım rozetini taktı.

Tekin Enerem Doğruyol Partisinden istifa etmek için askerlerin baskı yaptığını zannediyordu ama organizatör arkada Hüsamettin Cindoruk  idi.

Tatiliniz güzel geçsin. Aman zorunluk olmadıkça evden çıkmayın.

29.03.2020 12:17

Dün Bilim Kurulu yine toplandı.

Sahillerde yasağa rağmen balık tutan, deniz kenarında okey partisi yapan vatandaşlarımız, 65 yaşın üstünde olmadığı için sokağa çıkmaktan geri kalmayan hatta arkadaşlarını da sokağa çağıran vatandaşlarımız bu tedbirlerde sınıfta kalmıştır.

Vatandaş yeterli disiplin içinde kurallara uyup evde oturup kendisini izole etmediği içindir ki; bu yeni tedbirler işleme konmuştur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından benim anladığım

-Hala hareket etmeye devam eden vatandaşlarımız virüsün hızla yayılmasına sebeb olmuştur.

-Salgın dinamiğinde çoğunlukla virüsün yayıldığı illerin, yayılmadığı veya hiç olmadığı illerle irtibatının kesilmesi salgının olmadığı iller ve şehirlerin korunması amaçlanmıştır.

-Şehirlerarası yolculukların Valilik iznine bağlanması temiz bölgelerin de kirletilmemesini amaçlanmaktadır.

-Sayın Erdoğan’ın İstanbul, Ankara, İzmir ve Sakarya illerini sayması, yoğunluklu bölgelerin başta bu iller olmak üzere 30 Büyükşehir bölgelerinde olduğunu ima etmektedir.

-Valilerin pandemi kurullarını oluşturup lokal olarak tedbirler alması kararı da olaya daha erken müdahale etmeyi amaçlamakta…

Ben inanıyorum ki;

Bu 30 ilde Pandemi Kurulları zaten oluşturulmuştur. Cumhurbaşkanının açıklamasından önce İçişleri Bakanı Süleyman Soylu şehirlerarası seyahatın Valilelerin iznine başlayan açıklaması işin ne kadar ciddi olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

Rize’nin bir beldesi ve bağlı köylerde karantina uygulaması devletimizin hadiseye ne kadar hassasiyet gösterdiğini  bize ifade etmektedir.

Öte yandan İspanya, Fransa, İtalya gibi Avrupa ülkelerinde günlük ölü sayısı yüzlü rakamlarla ifade edilirken, biz bugüne kadar hala 100’ü bulamadık elhamdülillah… Ama titizlikle kurallara uymazsak, evde tecrit kurallarını ve korunma tavsiyelerine uymazsak korkarım sayımız hızla artar.

Corona Virüs Trump’ında katıldığı toplantıda Kur’an-ı Kerim’den ayetler okunmasına, en saygın gazetelerinde Peygamberimiz (S.A.V.)nin hadislerinin manşet yapılmasına vesile oldu. Endülüs’ten sonra İspanya topraklarında, Almanya da Ezan sesi yükseldi.

“Allah nurunu tamamlayacaktır velev ki kafirler kerih görseler bile” ayeti biz Müslümanların dayanağı ve tevekkül kaynağı.

Bu hadise bir şeyi daha gösterdi.

AB üyeleri birbirlerine yardım etmedikleri gibi, birbirlerinden hırsızlık yapmaya başladılar.

Mossad’ın  operasyonla hırsızlık yaptığını duymayan kalmadı.

ABD’nin durumu hepsinden kötü.  Ölümler füze gibi yükseliyor.  New York Belediye Başkanı virüsün kontrolden çıktığını, bundan sonra yapılacaklarının sınırlı olduğunu söylüyor. Amerika Ülke dışındaki doktorları geri çağırdı.

Bugüne kadar yaşadıklarımız bana “Hangi hadisenin sizin lehinize hangisinin aleyhinize olduğunuz siz bilemezsiniz. Rabbiniz hayır umduğunuzda şer, şer umduğunuzda hayır yaratır.” Ayetini  aklıma getiriyor.

Bu virüs belası, Müslümanlar için bir hayra mı vesile olacak acaba?

28.03.2020 00:56

Virüsün ortaya çıktığı Çin'de bilim insanları corona virüse yakalanmış 72 bin 314 hastayı analiz etti. Veriler hastaların yüzde 87'sinin iyileştiğini gösteriyor. Yüzde 9'in ise tedavisi sürüyor.

Ölenlerin yaklaşık yüzde 10'u kalp, yüzde 7,3'ü diyabet hastası. Yüzde 6,3'ünde kronik solunum yolu rahatsızlığı bulunuyor. Yüzde 6'sında yüksek tansiyon, yüzde 5,6'sında kanser var.

Yani aslında çoklu organ yetmezliğine doğru giderken zayıflayan ümmin sistemin getirdiği hastalıklar.

Virüs bu noktalarda zayıflayan vücut direncini etkiliyor.

İtalya’da can kayıpları 7500’ü geçti. İtalya tamamen çökmüş durumda. Almanya’dan alamadığı desteği NATO’dan istedi. Gelecek günler de onun için karanlık.

İtalya'da corona virüs nedeniyle hayatını kaybeden ilk 3 bin 200 kişi incelendi. Analize göre, ölümlerde yaş ortalaması 78,5. En sık görülen kronik hastalık ise hipertansiyon...

Ülkede hayatını kaybedenlerin en genci 31, en yaşlısı 103 yaşında.

İspanya’da resmen iş kontrolden çıktı. Bundan sonra neler görürürüz Allah bilir.

Avrupa ülkelerinde  ölü sayısı dün itibariyle 14.000’i geçti. Sadece huzurevlerinde  110 kişinin öldüğü öğrenildi.

Fransa’nın ekonomisinin yüzde 35’inin tamamen durduğunu açıkladılar.

Karantinaların uzatıldığı Almanya’da parlamento 1 trilyon yüz milyon liralık bir destek paketini kabul etti.

2014 yılında virüsten haberi olan Almanya bile mücadele de eksik.

ABD dün iki eyalette daha olağanüstü durum ilan etti.

ABD'de virüs bağlantılı vaka sayısı 70 bine ulaşırken, ölü sayısı 1054'e yükseldi. Corona virüsün en fazla vurduğu New York kentinde hastanelerin bahçelerine çadırlar kuruluyor. Çadırların morg olarak kullanılacağı iddia ediliyor.

Şimdi herkes yönetimin vereceği kişi başı 1200 dolar yardıma odaklanmış durumda.

ABD’de ölü sayısı İtalya’dan da hızlı artıyor.

Rusya sadece bir ölü açıkladı. Ben buna inanmıyorum. Kapalı ve KGB’den kalan ketumiyyetle  saklıyorlar.

Şimdi;

Rusya’nın daha büyük proplemleri var. Petrol fiyatları böyle düşmeye devam ederse ekonomisi petrol ve doğalgaz satışına bağlı ülkenin çarkları da durur.

Biz de ise mücadele tarafı çok iyi yönetiliyor. 

Bakanın açıklamalarına göre "SON 24 SAATTE 5.035 test sonuçlandı. 561 tanı kondu.”

15 hastamız hayata veda etti. Bugüne dek kaybettiğimiz hasta sayısı 59. Toplam hasta sayımız 2.433. İyileşip Taburcu edilen çoğunun yaşı 65’in üstündeki vatandaşlarımız olan hasta sayısı ise 26

Görüldüğü gibi Türkiye Coronavirüs konusunda ABD dahil bütün ülkelerden daha muhteşem bir mücadele yürütüyor.

Mücadelenin tek eksik tarafı evlerde tecrit edilmek konusundaki duyarsızlığımız.

Virüs sadece 65 yaş üstünü etkilemiyor. Gençlerde virüse kapılabilir. Bunu anlayıp mecbur olmadıkça dışarıya çıkmamayı prensip edinemedik.

Deniz kenarında Okey oynamak ne yaaaa…

Bizim daha önemli bir sıkıntımız var.

Bizim ülkemizde Mart-Ekim dönemi üretim, ekme – biçme zamanıdır.

Görünen o ki; dünya bu badirenin atlatılmasından sonra dünya insanları açlıkla tanışacaktır.

Bu aşamada kendi kendini doyuran ülke olmak zorundayız.

1973 senesinde Türkiye gıda üretiminde kendi kendine yeten dünyanın dördüncü ülkesiydi.

Bugün  buğdaydan pirince, mercimekten nohuta hatta fasulyeye bir çok gıda maddesini ithal ediyoruz.

Eğer beklenen kötü senaryo gerçekleşirse, paramız olsa da dışarıdan gıda maddesi alamayabiliriz.

Onun için çiftçilerimize çok değer vermeli desteklemeli ve teşvik etmeliyiz.

 Bakan Pakdemirli  her ne kadar “sorun yok” diyorsa da ithal edemeyeceğimiz gıda maddelerini kendimiz üretmez isek bizi zor günler bekler.

Geçen yıl bu mevsimde barajların doluluk oranı yüzde 94 idi. Bu rakam bu  sene yüzde 64

Belki susuzluk çekecek, Demirköprü barajı gibi sulamaya destek olan barajlardan da istifade edemeyeceğiz. İşinin ehli denilen sayın bakan bunları da hesaba kattı mı?

Rabbim kaldıramayacağımız yüklerle bizi imtihan etmesin.

27.03.2020 10:15

11 Eylül’de uçaklar uçuşa yasak bölgedeki Dünya Ticaret Merkezi’ne saldırdığında, bir slogan beynimize işlendi.

“Hiçbir şey dünkü gibi olmayacak “

Bugün bu operasyonunun tamamen CIA ve Pentagon kaynaklı olduğunu anladık ama sloganı unutmadık.

Çünkü o bize pompalandı.

ATV’de Ali Kırca’nın CNN’yi seyrederek tercüme ettirdiği bilgilerle, bu sloganı çok defa tekrar etti.

Bugün ise gerçekten Hiçbir şey dünkü gibi olmayacak .

Toplum sağlığıyla birlikte ekonomiyi de etkileyen Koronavirüs salgını, etkisini yitirdiğinde dünyayı yeniden şekillendirecek. Bugünlerde karantina ve salgın konuşulsa da perakende dünyasında yeni bir çağ başlayacak.

Karantina kararları, Çin’in kapılarını kapatması, küresel taşımacılığın durması ve sosyal mesafe ekonomiyi hem küçültecek hem de dönüştürecek.

Çin geçtiğimiz 20 yılda dünyada hemen her şeyin lider tedarikçisi oldu. Ancak Koronavirüs sonrası birçok üretici karantina nedeniyle kapandı. Dünyanın büyüme motoru iki aylık bir uykuya daldı. Bu durum birçok kuruma Çin pazarının ne kadar öngörülemez olabileceğini gösterdi ise de Koronavirüs sonrası üretimle ilgili birçok alanda Çin pazarı liderliğini korusa bile bazı yerel alternatiflerine (rakiplerine) karşı güç kaybedeceğine kesin gözle bakılıyor.

Çin’in erken uyandığını söyleyebilirim.

Ülkesinde ortak olduğu fabrikaların tamamını satın aldı, veya tamamen batılı ülkelerin olan bazı fabrikaları “Ölü gömücü tüccar” edasıyla kendi envanterine kattı. TOYOTA’nın fabrikası duruyor. Honda’nın fabrikası şimdi terkedilmiş gibi ama; onu satın alan akıl kısa sürede onu üretime sokacaktır. diye düşünüyorum.

Sadece bu kadar mı Koronavirüs etkisinden henüz kafasını kaldıramamış Avrupa ülkelerinden bile alımlar yapmaya başladı Çin… En çok fabrika satın aldığı ülke İspanya.

Modern şirketlerin övündüğü en önemli eğilim ‘tam zamanında’ ürün politikasıydı. Yani ihtiyaçları karşılamak için mümkün olan en düşük stoğu muhafaza etmekti.  Ancak karantina gibi tedarik zincirindeki olası sorunlar bu sistemi de çökertiyor. Artık kurumlar, belirsizliklere karşı envanterlerini yeniden ayarlayacak ve daha fazla stok tutma eğiliminde olacaklar. Buna rağmen diğer ülkeler  başını kaldırıp durum tespiti yapıncaya kadar Çin hazırlıklarını bitirdi bile.

Bu konuda Avrupa’ya bile örnek gösterilen Türkiye, Koronavirüs ile  mücadele tarafında muhteşem işler başarıyor. Ekonomimiz için de alınmış bir çok karar ve destekler var. Bunlar dün gece de meclis’te yasalaştırıldı

Ama;

Kırılgan ekonomimiz içinde  bu yaraları sarmak kolay olmayacak.

Piyasaya para verecek olan Hükümet bunu bir süre sonra geri çekmesi lazım. Birinci ayda duran ekonomi çarkları 3 ay sürerse ki (Ona göre hazırlık yapılıyor. Ertelemeler bile  3 aylık) bir çok kobi ve küçük esnafın ayakta kalması zor görünüyor. Piyasaya verilen bu paraların enflasyona sebeb olması kaçınılmaz. Enflasyonu indirmek için vargücüyle mücadele eden Türkiye için bir başka yara buradan gelecek.

S&P dün bir açıklama yaptı ve koronavirüs dolayısıyle  dünya ekonomisinin yüzde 12 oranda daralacağının tahmin edildiğini açıkladı. Hatta Meksika ve Hindistan gibi ülkelerde bu çit haneli rakamlara ulaşabileceğini öngördü.

Türkiye için iyi niyetli olmadığını biliyoruz ama  Türkiye yüzde 6 büyüme beklediği bir yılda eksi bir veya ikiler de kalabilirse yine dünyayı şaşırtmış olacağız.

Uluslararası nakliye ve seyahat kısıtlamaları insanlar gibi ürünlerin de bir noktadan diğerine ulaşmasını engelliyor. Bu durum bağlantılı küresel bir ekonomide büyük sıkıntılar yaratabiliyor.

Koronavirüs sonrasında ürünlerin satılacağı ülke içinde üretilmesine dikkat edilmesi bekleniyor.

İftihar ettiğimiz ihracatımızın yüzde 80’nini Avrupa’ya yapan Türk ihracatçısı da çok zorlanacak.

oronavirüs pandemisi son 100 yılın en önemli olayları arasında yerini aldı bile. Bundan sonraki süreçte başta devletler olmak üzere, birçok kamu ve özel kurumun benzer olaylara karşı acil eylem ve alternatif kaynak yönetim planının olması gerekecek.

Yani hiçbir şey dünkü gibi olmayacak.

Rabbim milletimize merhametiyle muamele eylesin.

26.03.2020 10:07

Coronavirüs haberleri, Halkımızın duyarsızlığı, içimizdeki provokatör hainlerin çokluğundan başımızı kaldırıp Dünya Su Günü’nde yazı yazamadık.

1993’ten beri ciddiye alınan  bu su meselesi son yıllarda maalesef yeteri kadar toplumda ses getirmiyor.

Eskiden Başbakanlar ve Cumhurbaşkanlarının katıldığı toplantılar sempozyumlar yapılırdı. Bu sene sadece Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Doğa Koleji öğrencileri  ile ODTÜ’de yapılan üç beş öğrencinin katıldığı etkinliklerle geçiştirildi.

Su Günü ne?

1992 ‘de Türkiye Başbakanı Süleyman Demirel’in ilk defa kıtalararası uçuşla katıldığı ve Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda (UNCED) gündeme getirildi. Bir sonraki Genel Kurul’da kabul edildi.

Su Günü’nde amaç su konusunda bilgilendirmek, insanlara suyun ne kadar değerli bir nimet olduğunu anlatmak ve su kaynaklarını israf etmemek konusunda toplumu bilgilendirmekti.

Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz.

Rahmetli  Cumhurbaşkanı Turgut  Özal meseleye çok doğru yaklaşarak, “Zaman gelecek bir litre su bir litre petrole eş değer olacak” dediğinde şaşırmıştık.

Bir başka bişey daha derdi. “Gelecekte savaşlar su yüzünden olacak.”  Onun Cumhurbaşkanlığı döneminde Hafız Esad “Fırat’tan bana daha fazla su ver ben de PKK’yı desteklemekten vazgeçeyim” demişti.

Hatta Özal saniye’de 500 metreküp olmak üzere Fırat’tan fazla su bırakılmasını bile talimatladı.

Ama Hafız Esad yine de PKK’yı desteklemeye devam etti.

Dünya genelinde ortalama bir rakam vermek gerekirse her 9 kişiden 1’i temiz su kaynağına ulaşamıyor. Şükür biz o noktada değiliz.

Sudan kaynaklanan sebeplerden dolayı, her sene yaklaşık 3.5 milyon insan ölüyor.

Genellikle tuvaletlerde her bir sifon çekişimizde 6 litre temiz su harcanır.

Damlayan bir musluk, 1 yılda ortalama 11.000 litre su kaybına neden olmaktadır.

Türkiye’nin bugünkü su haritası nasıl?

Enerji Bakanlığı bu istatistikleri eskiden yayınlardı. Şimdi Web sayfasında bile doyurucu bilgi bile yok.

3 yıl önce bir seminer vasıtasıyla elde ettiğim bilgileri ancak size sunabileceğim.

Ülkemizin kar, yağmur, yeraltı suları gibi 154 yıllık milyar metreküp su rezervi var.

Ancak bunların sadece 23 milyar metreküpünden yararlanabiliyoruz.

Su fakiri değiliz. Ama zengini de değiliz.

Eskisi gibi çok kar ve yağmurlarımız yağmıyor.  Bu doğru. Ancak ilk öğrenmemiz gereken suyumuzu israf etmemek.

Peygamberimiz bir ibrik (yaklaşık bir litre) su ile abdest alırdı. Bizim bugün sifonu çektiğimizde giden su onun 5  katı.

Dünya Sağlık Örgütü günde yaklaşık 22 litre suyun insanların temel kullanım ve temizlik ihtiyacını karşılayabileceğini belirtiyor.Türkiye’de kişi başı günlük ortalama kullanılan su miktarı ise 217 litre. Üç büyük şehrimizde kişi başı günlük ortalama su miktarı İstanbul için 189, Ankara için 227 , İzmir içinse 173 litre olarak ölçülmüş.

Yazık değil mi?

Evet.

Temizlik imandandır. Temizlik yapacağız. Temiz olacağız. Ama israf etmeyeceğiz.

Bir japon bunu yapmıştı.

Rezervuarın üstüne musluğu koymuş. Ellerini yıkarken kullandığı su rezervuar’da birikiyor ve suyu iki defa kullanmış oluyor.

Biz de yüzlerce seramik firması var bu ayrıntıyı düşünen yok.

En çok üzüldüğün şey de şu;

Suyumuzun yüzde 70’i tarımda kullanılıyor. Sulanan bir alandan çıkan su ikinci defa kullanılarak başka bağa veya tarlaya yönlendirilse yüreğim yanmaz. Bağın içi göl gibi su her yer çamur deryası tarlayı ve bağı da işleyemiyor. Ama Vahşi sulamaya devam ediyor.

Devletimiz damla sulama yaparak tarım yapan çiftçilere özel teşvikler veriyor. Damla sulama yaptırdığın bağ- tarla ve benzeri arazinin faturasını götürüyorsun devlet sana 5 yıllık faizsiz kredi bir miktar da hibe veriyor. Buna rağmen hala vahşi sulama da ısrar eden bir güruh var.

El-özet;

Köylümüzden kentlimize suyun kıymetini bileceğiz. Çocuklarımıza suyun kıymetini anlatacağız. Ve Bunu hep birlikte başaracağız. Rahmet olsun Özal’ın dediği günler yakın...

25.03.2020 09:48

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bir gün ashabıyla otururken “El-İnsan Harisun Lima Munia” buyurur.

Yani

“İnsan men edildiği olaya karşı ihtiras sahibidir, Harisdir.”

Özellikle Türk insanı bu konuda çok muhteris.

Hikaye bu ya,

Fransa’da üç kişi idama mahkum olur. Fransız ihtilali’ni yaşamış idareciler medeniler ya; “Biz bunları giyotin’e göndermek yerine, onları intihara razı edelim. “diye bir fikir öne sürülür. Biri Türk, biri İngiliz biri de Fransızdır. Hemen bir psikoloğ bulunur. Ve psikoloğ uçurumun kenarına gelir. Mahkum getirilir. Psikoloğ sorar

-Nerelisin

-Fransa

-Bak aşağıda çok güzel üzüm bağları var. Çok güzel şaraplar var. Hadi git. Nefis şaraplarla  Fransız peyniriyle keyif yap.

Kişi biraz düşünür  ve atlar.

İkinci getirilir.

-Sen kimsin

-İngiliz

-Aşağıda muhteşem Küba puroları var. Git onları al.

İngiliz de atlar.

Sıra Türk’e gelir.

Psikoloğ sorar Bu hangi milletten?...

Türk derler

Psikoloğ ayağa kalkar ve Türk’e doğru hızla yürür ve derki;

“Yassah hemşerim.”

Türk sormadan sorgulamadan kendisini uçurumdan atar.

Resulullah’ın tabirine en iyi uyan toplum biziz galiba…

Cumartesi günü sahilde okey masası kurup oyun oynayan vatandaşlar vardı. Piknik yapanlar, Tavla oynayanlar, balık yutanlar kimi ararsan vardı.

Devlet hesaplarını yapmış ve “Evde kal Türkiye” demiş. Televizyonlarda oynayan kamu spotlarının biri bitip biri başlıyor. Buna rağmen insanımız yasağı delmek konusunda muhteşem taktikler uyguluyor.

Bakın dostlar.

Siz çağrılara uymazsanız cansiperane virüsün yayılmasına engel olmaya çalışan, gecesiyle gündüzüyle çalışan mesaide olan sağlık çalışanlarımızın emeklerine de yazık edersiniz.

Devlet de  yasak koymak zorunda kalır. Canınız sıkılır.

İçimizdeki provokatörlerin ekmeğine yağ sürersiniz.

Ben Sokağa Çıkmak Yasak olacak dedikodusunu 15 gün önce duydum. Söyleyene olmayacağını söyledim. O da coştu. “Emekli maaşını da alamayacaksın. Hani Ramazan’da ikramiye alıyorsun ya onu da unut.” dedi . Benim duyduklarımı duyan devlet idaresi maaşları ödedi. Bir ay sonra vereceği Ramazan ikramiyesini öne çekti.

Ama;

Provokatörler hala durmadı.

Sizlerden dileğim. Evinizen çıkmayın. Kurallara uyun. Devletin resmi kaynaklarından yapılan açıklamaların dışındaki dedikodulara aldırış etmeyin.

Devletinize güvenin ve destek olun

24.03.2020 10:10

1997 senesinda nokta dergisinde çalışıyordum.

O sene “MOON TARİKATI”nı manşete çektik. Dergiye kapak yaptık.

Derginin o sayılarını bulmak için Beyazit Devlet Kütüphanesi’ ne gittim. Ne yazıkki dergi ciltlerine ulaşamadım.

Sebep

Derginin son sahipleri Fetö Terör Örgütü olduğu için, ulaşıma kapalı. Fetöcülerin gazeteleri gibi nokta dergisine de ulaşamıyorsunuz.

Nokta dergisi sosyal demokrat, Türkiye’ye göre solcu sayılan bir dergiydi.  O derginin kapısından giren bir çok kişi bugün medyanın bir çok yerinde görevde. 55 kişilik kadroda Milliyetçi Muhafazar tandanslı iki kişi vardı Ama kimse birbirleriyle savaşmıyor, dalaşmıyor gazeteciliğinin gereklerini yapıyordu.

Yayınlandığı dönem içinde milletin nabzını tutan dergiye getirilen bu yasak kabul edilemez. Bu kararı yetkililere arzediyorum.

Keşke kapağın resmini ve yazıları size gösterebilseydim. Artık yazmakla yetineceğim.

Bu tarihlerde “MOON” tarikatı lideri ABD’de resmi dini mezhep statüsündedir. Sun Myun Moon, gençliğinde İsa'nın kendisine gözükerek, kendisini mesih seçtiğini ve eşiyle birlikte günahsız ve insanoğlunun gerçek ebeveynleri olduklarını, İsa'nın yarım bıraktığı işleri tamamladığı iddiası içindedir.

Otomobil Fabrikası sahibi olan bu kişi dünya üzerinde “Tek Din” tek para ve bütün dinleri asgari müştereklerde buluşan “sormayan, sorgulamayan, korkan,sinen bir toplum hedefliyorlar. Bu tarikat dünyanın çeşitli ülkelerinden idol olabilecek şarkıcıları vitrine koyuyorlar.Burada da cinsiyyet saldırısı. İstenen ünisex bir toplum hedefliyorlar.

Evangelistlerin yeni dünya planlarıyla birebir tutuyor.

Bu bilgileri bir kenara koyun.

Şimdi dönelim Üst akılın planlarına;

Virüs Vuhan’a gelen Güney Koreli kişilerin oradaki ayinlerini bitirinceye kadar sürdü. Ertesi gün Vuhan’da Coronavirüs tespit edildi. O gelenler (orada ayin yapanların kimliği) bilinmiyor. Açıklanmadı da…

Virüs’ten önce Çin ABD’nin yaptırım uyguladığı İran ile 400 milyar dolarlık anlaşma yaptı.

Bu anlaşmadan 13 gün sonra benzer bir anlaşmayı daha küçük bir paket haliyle İtalya ile yaptı Çin…

O Çin bugün krizden çıktığını ilan ediyorsa bile nakit 10 trilyon dolar kayba uğradı. İtalya, 150 milyar dolar zaten batmış olmasına rağmen külfeti üstlenmek zorunda…

Şimdi düşünün

Çin sadece 10 trilyon kaybetmedi. Topraklarında kurulu TOYOTA, HONDA ikişer fabrikasını kapattı. Hatta apple bile Çin üretimine son verdi. Bu Çin’i ekonomik olarak aşağı çekmek değil mi?

Moon tarikatı tarafında ise Vatikan’ın merkezi İtalya ile Şia’nın merkezi İran’ı dinen yerle bir olmadı mı?

Üstün Akıl dünya’da dinler kurallarından oluşturulan dünya dinini hedefliyor. Bu hedef’in Organizatörlerinden biri MOON tarikatı.

Yeri gelmişken söyleyeyeyim. Bu tarikat Yaşar Nuri Öztürk ile o zaman CHP Genel Başkanı olan Deniz Baykal’ı İspanya’da 15 gün süreyle misafir etti.  Aynı ikili Kore’ye de götürüldü. Ne dersler aldılar, neden 15 gün misafir edildiler o kişilere sormak lazım.

Rothschild hanedanı’nın sahibi olduğu The Ekonomist  dergisi Kasım ayında kapağına bu resmi koydu. Düşünebiliyormusunuz virüsün çıkışından iki ay önce



Hedef;

Dünya’da tek din. Ama dindarların dinle ilgisi olmamalı Hristiyan kiliseye, Müslüman Camiye gitmemeli

Dünya’ya bu nüfus çok, kesinlikle azaltılmalı.

Dünya meta olarak dijital para kullanmalı.

İnsanlar evlerine kapatılmalı ve sanal alışverişe yöneltilmeli

Dünya insanları metafizik olarak korkutulmalı.

Dünya’da Ulus devletler olmamalı, Tarafımızdan tek dünya yönetilmeli AB gibi oluşumlar bize karşı 

Bugün İtalya Almanya’dan acil tıbbi malzeme istiyor. Cevap hayır. AB üyelerine acil yardım yapmayacaksa  ilaç bile vermeyecekse, birliğin ne önemi var?

Olayın sağlık tarafı şöyle. İtalya yetmiş yaş üstüne sağlık hizmeti vermiyor. İngiltere ve Fransa hastaneye koşan vatandaşlarına “Sağlık sigortanız afeti kapsamıyor. Bu ise bir afet. Size hizmet vermemiz mümkün değil” diyor.

Bu da Sosyal Güvenlik Kurumlarının üstünden yük almak, 60 yaşın üstüne “Öl” demek değilmi?

Senin beğenmediğin devletin Türkiye Cumhuriyeti 65 yaş üstü vatandaşına,“Evinde otur gerekirse isteklerini ilaç dahil bize bildir hemen karşılayalım” diyor

Trump oyunun farkında ama sesini çıkaramıyor. Çünkü bu virüs salgını ona da yaradı. Soruşturmadan yırttı. Netanyahu’da öyle. O da yargılanmaktan kurtuldu.

Ey “Büyük Devlet” dediğimde bana kızanlar

*Bu ülke kendisine kaçan Suriyelilerle ekmeğini paylaştı.

*35 yıldır süren terör saldırısını tamamen bitirmeye çalışıyor. 2 yıldır savaş içinde…

*Coronavirüs krizini çok iyi yöneten, Ülkesini ve vatandaşlarını korumak için özenle çalışan, ve 65 yaşından sonrası ölsün değil, insanı yaşatmak için seferber olan bir devlet var.

Daha fazla kızmadan son sözü söyleyeyim.

Ey Türk milleti!

Vatanına sahip çık. İdarecilerine sahip çık. Eleştireceğin zaman “ben ne yaptım ki”  üretime ve ülkeme ne iyilik yaptım” diye kendine sor. Hangi yararlı projede oldun. Kendini bir tart.

23.03.2020 09:29

Bugün sizlere 1975 senesinden bir hatıramı arzedeceğim.

1974 senesinde Kıbrıs Barış Harekatı icra edildi.

Çıkartma yaptığımız gün CHP-MSP koalisyonunun Başbakanı Bülent Ecevit yurtdışındaydı. Merhum Erbakan çıkarma kararını kendisinin verdiğini söyleyerek övünürdü.

Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar yokluklara rağmen büyük bir harekat yönetti. ABD’lilerin ve Kissinger’in bile hayal edemediği bir hızla  Türk askeri adaya çıktı.

Londra’da yapılan görüşmelere Dışişleri Bakanı Turan Güneş katıldı. Uzlaşmaz direnmelere karşı Türkiye’ye sinyal verdi.

Tarihe malolan çümle şuydu.

“Ben buradan ulaşamıyorum. Kızım Ayşe’ye söyleyin tatile çıkabilir.”

Bu uzlaşma yok harekata devam demekti. Kahraman ordumuz ikinci harekatı yaptı. Bendeniz de  bu harekatta adaya çıktım, cephede bulundum. Ergin Konuksever abimle Kurtar Çakın’la  sabaha kadar kum üstünde sabahladığımız günler oldu.

Barış harekatı tamamlanınca Milliyetçi Mukaddesatçı gazete olan Sabah gazetesinde “Kıbrıs’ın manen de fethi gerekir. Kıbrıs’a kitap kampanyası düzenlemeliyiz.” denildi ve kampanya’yı başlattık.

Kıbrıs’ı görmüş tek gazeteci olarak bunun hazırlığına da ben memur edildim.

2 TIR dolusu kitap toplandı.Biz de bunları İlhami Ulaş abimizle önde bir kamyonete bindik. Yol üzerinde hibe edilen kitapları da bu bu kamyonete istifledik ve Anamur’a vardık. Oradan Feribotla Girne’ye çıktık.

Amaç Birinci Çıkarma ve KKTC’nin birinci Kuruluş  törenlerine yetişmekti

Kıbrıs halkı başta merhum Rauf Denktaş olmak üzere bizi bağırlarına bastı. 20 Temmuz kutlamalarında bizim TIR’lar resmi geçide alındı Kortejde geçtik. Sonra da Kültür işlerinden sorumlu bakana törenle teslim etti.

Benim için inanılmaz bir tecrübeydi. Bir sene olarak savaş muhabiri olarak gittiğim Kıbrıs’ta bu defa törenle karşılanıyordum.

Şeyh Nazım Kıbrısı  ile bu ziyaret sırasında tanıştım. Bana göre Ajandı ama hüviyeti Kıbrıs Müftüsü idi.

Bize iltifatlar etti Sabah gazetesinin çok büyük bir hizmet yaptığını yüzümüze karşı söyledi.

İlhami Ulaş ile üç gün kaldığımız Kıbrıs’tan gittiğimiz yoldan geri döndük.

Bir ay sonra Nazım Kıbrısi İstanbul’a gelmiş ve Gazeteye ziyarete geldi. O ziyaret sırasında çekilmiş fotoğrafımız. Benim sağımda Sabah gazetesi yazarı  ve yandaki yazar abimiz üstad Mustafa Cerit ortada ben solumda Sabah Gazetesi İdare müdürü ve Patron vekili Mustafa Akkoca Önde ise Şeyh Nazım Kıbrısi  ve müridi…

Kıbrıs’ı iki buçuk TIR ile manen  fethettik mi bilemiyorum. Ama Şeyh Nazım gazeteye kadar gelip teşekkür etmişti. Bu onun hatırası…

22.03.2020 12:14

ABD Trump’ın tabiriyle ABD’ye uğramayacaktı.

Bugün itibariyle Vaka sayısının 14 bin 365'e ulaştığı ABD'de, virüs kaynaklı hayatını kaybedenlerin sayısı ise 217'e ulaştı.

Biz de ölü sayısı sadece 9 Vak’a sayısı da 617 Bir çoğu da iyileşti

Başkan lakaplı Trump, Virüs Amerika’ya sıçradığında  garip garip açıklamalar yaptı.

"Tüm yaptıklarımız sebebiyle Amerikan halkına yönelik risk çok düşük."

Halbuki Turmp’ın  vak’a başladığında " Hayır endişeli değilim, hem de hiç. Hayır, harika bir iş çıkardık."  Açıklaması yaptı.

Ardından önce ABD’ye 30 gün süreyle girişler yasaklandı.

Sonra da Olağanüstü durum ilan etti.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti hadise tespit edilince hemen Bilim Kurulu oluşturdu.Açıklamaları Bilim Kurulu onaylı Sağlık Bakanı açıklıyor.

ABD’de Trump’ın apuk sapuk açıklamalarını izliyoruz.

İşte bunlardan bazıları.

“Biliyorsunuz birçok kişi, nisan sıcaklarıyla virüsün yok olacağını düşünüyor. Havalar ısınınca... Yine de çok iyi durumdayız."

"Görünüşe göre nisanda, bilirsiniz teoride hava biraz ısındığında mucize eseri yok oluyormuş. Umarım doğrudur."

"Bir gün yok olacak. Mucize gibi bir şey. Kıyılarımızdan yokolup gidecek. Şunu bilin ki her şey düzelmeden önce kötüye gidecek ve belki yok olacak. Ne olacağını göreceğiz. Kimse gerçekten bilmiyor."

Demokratlar şimdi de corona virüsü politize ediyor. Biliyorsunuz değil mi? Corona virüs. Bu onların yeni uydurması."

"Bütün Amerikalıların şunu anlamasını istiyorum: Görünmez bir düşmanla savaştayız ama düşman Amerikan halkının moralini bozamaz."

Biz de hükümet insanlarımıza “mecbur olmadıkça dışarıya çıkmayın evde kalın” uyarısı yapıyor. Halkımızda büyük duyarlılıkla buna uyuyor.

ABD’de ise dışarı çıkma için zecri tedbirler alınıyor.

Mesela

California Valisi Gavin Newsom tarafından tüm eyalette halkın evde kalması emri verildi. Sokağa çıkma yasağı olmamasına rağmen 10 kişiden fazla kişinin bir araya gelmemesini isteyen yetkililer zorunlu olmadıkça alışverişe bile çıkmamalarını istiyor.

Kişilerin dışarıda zaman geçirmek istediklerinde kalabalık olmayan açık hava alanlarına bile gitmemeleri istendi.

Halbuki benim ülkemde insanlar tüm açık alanlarda…

Chicago Belediye Başkanı Lori Lightfood da yayınladığı emirde korona virüsü semptomlarından herhangi birini gösterenler ile 60 yaş üzeri kişilerin evde kalmasını emretti. Lightfoot, “Eğer bu kuralı çiğnerseniz bedeli olur. Akıllı olun, güvende olun. Bu bir emirdir” dedi.

Bu da başka bir bakış

Dünya devi diye baktığınız ABD’de . Sağlık görevlileri, sağlık çalışanları için yeterli koruyucu malzeme bulunamadığını belirtiyor.

Biz de ise daha sağlık yedek malzemeleri UMKE konteynerleri açılmadı bile…

Bizde hükümet krizi yönetmek için tüm ihtiyaçlara, olabilecek sorunlara karşı tedbirlerin tümünü almaya çalışırken ABD bizden bile sağlık malzemesi istiyor.

Bir de biz de günü geldiği için açıklanan İşsizlik rakamları açıklandı. 4 milyonun üstünde işsizimiz var. Bu aşamada işverenlerden işçi çıkarılmaması isteği teşviklerle desteklenirken, Birçok Eyalet ve bölgede gerçekleşen iş yeri kapatmaları nedeniyle birçok Amerikalı işsiz kalmış durumda….

ABD Başkanı Donald Trump ise eyalet başkanlarından işsizlik istatistiklerini açıklamalarını geciktirmelerini istedi.

Sizce hangisi büyük devlet?

21.03.2020 00:13

Biz değerlerimizi bilmeyi ve korumayı bilmiyoruz.

700 yüzüncü yıldan başlayan  ilim ve fendeki büyük gelişme 11. Asırda yazdıkları kitapların batıya tercüme edilmesi tarihte bir dönüm noktasıdır.

12 asırdan sonra kitapları tercüme edilen bu büyük alimler biraz tembelleştiler, biraz “Biz olduk” sevdasına düştüler

Sonuç

Batı Rönesansla, biraz da reklam biraz da İslam düşmanlığı’nı öne alarak talebe yetiştirmeyen islam alimlerinin tembelleşmesi batı ilim ve fennine karşı mağlup oldular.

Bugün de büyük alimlerimiz var, kıymetini bilmediğimiz…

Geçmişle övünmek için değil. Bakın o dört asırda müslüman alimler neler yapmışlar?

  1. Akşemseddin: Pasteur ’dan 400 sene önce mikrobu bulmuştur
    2. Ali Kuşçu: Büyük astronomi bilgini. İlk defa ayın şekillerini anlatan kitabı yazmıştır.
    3. Ebul-Vefa: Trigonometri’de tanjant,cotanjant,sekant,kosekant ’ı bulan büyük alimdir
    4.Biruni: İlk defa dünyanın döndüğünü ispat etmiştir.
    5. Ebu Kamil Şü’ca: Avrupaya matematiği öğretmiştir.
    6. Ebu Ma’şer: Med-Cezir (Gel-Git) olayını ilk o bulmuştur.
    7. Battani: Dünyanın en büyük kaşifidir. Trigonometrinin kaşifidir
    8. Cabir Bin Hayyan: Atom bombası fikrinin babası ve kimya biliminin atası büyük alim
    9. Cezeri: 8 asır önce otomatik sistemin kurucusu ve bilgisayarın babasıdır
    10. Demiri: Avrupalılardan 400 sene önce zooloji ansiklopedisini yazmıştır.
    11. Farabi: Ses olayını ilk defa fiziki yönden açıklamıştır.Sesin fiziki izahını ilk defa o yapmıştır.
    12. Gıyasüddin Cemşid: Matematikte ondalık kesir sistemini ilk o bulmuştur.
    13. İbn Cessar: Cüzzamın sebebini ve tedavisini 900 sene önce açıklamıştır
    14. İbn Hatip: Vebanın bulaşıcı bir hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklamıştır
    15. İbn Firnas: Wright kardeşlerden bin sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştirdi.
    16. İbn Karaka: 900 sene önce harika bir torna tezgahı yapmıştır
    17. İbni Türk:Cebir’in temelini atan bilginlerdendir
    18. İdrisi: Yedi asır önce bugünkü ne çok benzeyen dünya haritası çizmiştir
    19. İbni Sina: Eserleri Avrupa üniversitesinde 600 sene ders kitabı olarak okutulmuştur. Tıbbın babasıdır. AVRUPA ya göre adı AVICENNA’dır.
    20. Kadızade Rumi: Yaşadığı asrın en büyük matematik ve astronomi bilginidir. Fizik kurallarını astronomiye uyarlamıştır
    21. Kambur Vesim: Verem mikrobunu R.Koch’tan 150 sene önce keşfetmiştir
    22. İbnünnefis: Avrupalılardan üç asır önce küçük kan dolaşımını keşfetmiştir.

 

Daha sadece dini ilimlere yönelip Mebsut gibi bir eseri hapiste tutulurken yazan Şemsül-Eimmetüs-serahsi,  Buhari’nin yazarı İmam Muhammet Buhari gibi Ahmet Bin Hambel gibi islami alimleride var.
Rabbim hepsini merhametiyle muamele etsin.

Benim hocam derdi ki;

İlim yolunda senden bir gömlek fazla eskitene saygı göster.

Biz de öyle yapalım. Onlarla gurur duyalım. Onları tanıyalım ve saygı gösterelim.

Rabbim3. Piri Reis: 400 sene önce bugünküne en yakın dünya haritasını çizmiştir.

20.03.2020 00:50

Bu yıl ilk kez düzenlenen Solar İstanbul Güneş Enerjisi, Enerji Depolama, Elektrikli Ulaşım ve Dijitalleşme Fuarı ve Konferansı, hafta içinde  İstanbul Kongre Merkezi’nde yapıldı.

150’ye yakın kurumun katılımcı olarak yer aldığı Solar İstanbul, güneş enerjisindeki son teknolojileri anlattılar.

2015 yılında 250 MW ile başlayan Türkiye’nin güneş enerjisi yolculuğu bugün 6 bin MW’a ulaştı.

Dünya genelinde enerji yatırımlarının yüzde 70’i hükümetlerin kararı doğrultusunda gerçekleştirilirken, Türkiye’de bu oran biraz daha yüksek. Güneşe, yerli ve milli temiz enerjiye inancımız tam. Kendi güneş enerjisi santralimizi kendimiz yaptığımız günleri bekliyoruz.

Güneşte oyunun kuralları değişti. Artık 10 MW, 15 MW gibi büyük santraller yok, 200 KW, 500 KW kapasiteli çatı tipi santrallerimiz var. Bir nevi toptandan perakendeye dönmek gibi. Güneş enerjisinin dağıtık olarak üretilebilmesi nedeniyle arz güvenliğinde önem büyük.

Rüzgar enerjisinde durum da farklı değil…

Temmuz 2019 itibarıyla Türkiye'de rüzgarın ülkenin enerji ihtiyacını sağlama oranı yüzde 7,40'a ulaştı. Türkiye'nin kurulu rüzgar gücü Temmuz 2019 itibarıyla 7 bin 615 MW'a çıkarken rüzgar santralleri yatırımında aslan payını yüzde 37,66'lık oranla Ege Bölgesi aldı

2023 yılına kadar yenilenebilir kaynaklarından en az 30% elektrik üretimi ve 20GW rüzgar enerjisi kurulu gücü planlanmakta..

Laf olsun diye bunu sizlere anlatmadım.

Süleyman Demirel fani, “Bir ülkenin medeniliği tükettiği enerji ile ölçülür” derdi.

“Barajlar Kralı”diye adlandırılan Demirel hiç rüzgar’a ve Güneş enerjisine yönelmedi. Kimbilir belki yaptırmadıkları içindi

Bu ülkede  yıllarca Güneş enerjisi, Rüzgar enerjisi gibi imkanları bu millete içerdeki uzantıları başbakan bakan olan kişiler marifetiyle önüne set çektiler. Sonunda bu ülke Bulgaristan’dan elektrik satın almak zorunda kaldı.

Anneciğim Manisa’da oturuyor. Her ay düzenli olarak onu görmeye, ihtiyaçlarını gidermeye ve hayır duasını almaya gidiyorum. Giderken Bursa’dan itibaren rüzgar enerjisi plonlarını görüyorum.

Sürekli dönüyorlar. Rüzgarımızın bol ve sert olduğu Çanakkale,Foça, Seferihisar bölgelerinde de bunları gördükçe göğsüm kabarıyor.  Bu rüzgar bu güneş o zaman da vardı. Ama yaptırmadılar. Onlardan istifade ederek yükselmemiz planlarına tersti.

Onun için  Güneş enerjisi ve Rüzgar enerjisi yatırımları Türkiye’nin yükselmesi için bir araç. Dün engelleyebiliyorlardı bugün artık yapamıyorlar.  Türkiye prangaları kırdıkça yükseliyor. Hızla her alanda üretim aşamasına geçiyor.

Rabbime hamdolsun.

19.03.2020 09:43

Liberal ekonomilerde belirleyici öge üretimdir.

Üretim yoksa siz de yoksunuz.

Borcunuz olabilir.

Eğer üretiyorsanız, borcunuzu döndürebilecek atraksiyonları yapabiliyorsanız borçlu olmanız da çok önemli değildir.

Uluslararası Para Fonu (IMF) raporuna göre dünya ülkeleri borca batmış durumda...

Dünyadaki hükümetlerin toplam borcu 63 trilyon doları geçerken, Amerika Birleşik Devletleri 23 trilyon dolar  rekor borçla  ilk sırada yer alıyor.

ABD’yi Japonya ve Çin takip ediyor.

Japonya'nın borcu 11 trilyon dolar.

Onu takip eden  dünya devi Çin var.

Onun da borcu 5 trilyon doları aşıyordu Corona virüsten 7 trilyon dolar daha arttı.

Avrupa'nın batmış ülkelerinden İtalya'nın borcu 2 trilyon 454 milyon dolar bu Corona virüs öncesi rakamlar Corona’dan sonra İtalya’nın sırtına 159 milyar daha bindi. Ne kadar daha üstüne koyacağı bilinmiyor.

Onu takip eden Fransa'nın da borcu  2 trilyon 375 milyon dolar. Corona’dan sonra bu rakam 3 trilyonu buldu.

Türkiye’nin ise borcu yaklaşık 230 milyar dolar.

Yukarıdaki rakamlara bakınca Türkiye'nin borcu devede kulak.

Dünya'da borç hesapları GSMH'ya oran itibariyle ölçülüyor.

Borcunuz gayri safi milli hasılanız ile ne gibi ilişki içinde?

Burada batmış Amerika'dan sonra en borçlu ülke olan Japonya  GSMH'ye yüzde 240 oranla borçlu.

Ürettiğinin 2 buçuk katı borcu var.

Yunanistanın borcu GSMH'ye  oranla yüzde 200

Neredeyse  GSMH'nin iki katına yakın borçlu.

Bu durum ülkemizde nasıl?

Hazine müsteşarlığının verilerine göre;Türkiye'nin eylül ayı sonu itibariyle merkezi yönetimin borcu 230 milyar dolar.

Bu da GSMH'nın  yüzde 30'na tekabül ediyor.

Türkiye'nin belini büken ise hazine garantili özel sektör borçları.

Bu borçları 230 milyarın üstüne koyduğunuzda  Hazinenin sorumlu olduğu borçlar 479 milyar dolara çıkıyor.

2002'de toplanan verginin 14 lirası halkın hizmetine, 86 lirası faize giderken 2018 yılında 88 lira üretime 11 lira ise faize gitti. 2020 başında Merkez bankasının faiz indirme kararlarıyla  bu realite yüzde 10 oranına kadar düştüğü görülüyor.

1990’dan 2002 yılına kadar, ortalama her yüz liranın 70 ile 80 lirası faize gitti.Yıllık ödediğimiz faizin TL. karşılığı 50 katrilyon.

PKK'yı başımıza bela edenler PKK ile savaştan başımızı kaldıramayalım istediler.

Her yıl ortalama 10 milyar dolarımızın terörle mücadele için harcadık. 35 yıldır bu mücadelenin devam ettiğinini bir kenara kaydedin. O paranın  teröre  değil yatırıma harcandığını düşünün.

Türkiye uçardı.

Kalkınma Planı Tanıtım Toplantısı'nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "2002 yılında %72'ye ulaşan kamu borç stokunun milli gelire oranını 2016 yılında %28'e kadar düşürdük. Bu oranla Avrupa'nın en iyi durumda olan ülkeleri arasındayız." demişti.

Erdoğan'ın iddiasını Hazine Müsteşarlığı, Ocak 2018 Borç Göstergeleri sunumu ve Eurostat verilerinden faydalanarak inceledik. Hazine Müsteşarlığı sunumuna göre Türkiye'nin brüt kamu borç stoku iddia edildiği gibi %72'den %28'e kadar düşmüş.

2016 yılı için kamu borç stoku, AB ülkeleri ile mukayese edildiğinde de benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. AB genelinde brüt dış borç stokunun GSYH’ye oranı ortalama %83,2 seviyesindeyken, %28,3’lük oranla Türkiye Estonya ve Lüksemburg’un ardından en iyi durumdaki ülke oluyor.

Buna rağmen tablo ümit kırıcı değil.

Ümitsizliğe düşecek bir durumumuz yok.

Fırat Kalkanı, Afrin harekatı ve Bahar Kalkanı harekatlarını bu son iki yılda başardık.

Yaptığımız terör mücadelesini Almanya veya Fransa yapsa batardı.

Eksiğimiz ise başta devlet kurumlarımız olmak üzere tasarruf etmeyi bilmiyoruz.

Tasarrufu aynı zamanda sevmiyoruz.

Başta devlet erkanı milleti tasarrufa çağırırken, kendilerinden başlayarak tasarruf etmeyi ilke edinmeliler.

İnsanımız önce kendi nefsinden başlayarak tasarruf etmeli,

Umutsuz olmamız için yeterli sebeb yok.

Sevgili dostlar,

Bugün ekonomi yazdım. Ama 18 Mart’a denk geldi. Şahitlerle ilgili başka mecralarda çok yazdım. İnşallah burada da yazmak nasip olur.

Bu vesileyle, yedi düvele karşı savaşan, Çanakkale’yi onlara geçilmez kılan anadolu’dan başka Kerkük’ten, Şam’dan İdlip’ten gelen şehitlerimizle birlikte  şehadet mertebesine ulaşmış tüm büyüklerimize rabbimden rahmet diliyorum.

Mevla bizleri cennette onlara komşu eylesin.

18.03.2020 09:43

Benim Kaos operasyonu dediğim Coronavirüs,Türkiye’de içinde olmak üzere şimdiye kadar 125’in üzerinde görüldü. Çok şükür bizde henüz ölüm yok.

Dünya genelinde virüs kaynaklı can kaybı 6500’ü, vaka sayısı 170 bini aştı.

Washington, Paris, Roma, Barselona ve diğer pek çok küresel finans ve turizm başkentlerinde virüs sebebiyle olağanüstü tedbirler alınmaya başladı.

Biz de ekonomik tedbirler almalıyız.

2019'un aralık ayında Çin'de yayılmaya başlayan Coronavirüs salgını özellikle Çin'in Hubey eyaletinde etkili oldu. Çin'de salgın nedeniyle 3 bin 217 kişi hayatını kaybederken, bu ölümlerin 3 bin 99'u Hubey eyaletinde meydana geldi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) daha öncesinde Coronavirüs’e etki edebilecek bir ilaç ya da aşının geliştirilmesinin 18 ay sürebileceği açıklamasına karşın, Avustralyalı doktorlar virüsün ilacını bulduklarını iddia ettiler.

Benim inancıma göre DSÖ ve dünya inanmasa da Çin de ilacı buldu.

Biz ilacı veya aşıyı bulamadık ama krizi çok iyi yönettik.

Bunun için başta Cumhurbaşkanı ve çalışma arkadaşlarının hemen bir İntaniye ve mikrobiyoloji uzmanları tarafından “Bilim Kurulu” oluşturarak olaylara dünya’da olmadığı kadar çabuk müdahale eden başta Sağlık Bakanı olmak üzere tüm ekibine şükran borçluyuz.

En üst seviyede, en hızlı organize olan ekipler olacakları da önceden tahmin edip en kötü senaryoya karşı bir dizi tedbir alarak, dünyada’dan bir adım öne geçmişlerdir. Bakan Fahrettin Koca  geceyarısı vak’a sayısının 47 9lduğunu açıkladı. Halen ölümle sonuçlanan vak’amız yok.

Hepsini kutluyorum.

Dün alınan eğlence yerlerinin kapatılması, Camilerde toplu namaz kılınmaması da çok isabetlidir.

Bu hız ve titizlik ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde olabilirdi. Bunun da altını çizelim.

Dostlar

Bu virüs bize dışardan geldi. Çin’in  Buhan ve Hubey eyaletlerinde ortaya çıkan  virüsten sonra Azerbaycan Gürcistan  İran ve Türk vatandaşlarından oluşan virüs kapma ihtimali olan vatandaşlarımızı ilk tahliye eden Türkiye olmuştur. Buna rağmen belli televizyonlarda ileri geri konuşan doktor title’ı  olan kişiler Hükümet aleyhine türlü hezeyanlar kusuyorlar.

Sosyal medya üzerinden halkı korku ve tedirginlik üretecek cümleler kuruyorlar. Bakan Koca’nın da dediği gibi bunlara itibar etmeyin.

Bakanlık yeteri kadar bilgilendiriyor. En ileri seviye’de alınabilacak tedbirleri alıyor.

Korkmayın. Bu savaşı kazanacağız. Nisan başı gibi virüsten bahseden de kalmayacak.

Bu insanlara 80’li 90’lı yıllarda hastane kapılarında telef olan insanlarımızı hatırlatırım. Bugün sağlıkta zirve yapan hizmetleri küçümsüyorlar. Bir de biz de batılı ülkeler gibi hastanelere gitmeyi aile doktorunun sevkine bağlamalıyız.

Çünkü herkes hastanelere gereksiz şikayetlerle dolduruyor. Eskiden SSK doktoru günde 70 hastaya bakıyor diye haber yapardık. Bu yığılmalardan ötürü benim doktorum şimdi 250 hastaya bakıyor. Bun un önüne geçilmeli.

Ben bugün başka bir konuya dikkatinizi çekeceğim.

Emperyalizm bir projede mutlaka birden fazla kazanımı hedefler.

Bu kazanımlardan biri “Çin’i aşağı çekmek”ti. Şu ana kadar Çin’in tahmin edilen kaybı 9 Triyon dolar civarındadır.

Çin bunun altından kalkar. İtalya’nın kaybı dün itibariyle 149 Milyar dolar. Zaten batık durumda olan İtalya’nın bunun altından kalkması zor.

Üç ay sonra bir çok büyük şirket batacak ve  çok uluslu şirketler tarafından satın alınacaktır. Tıpkı Yunanistan’ın batmasında tüm değerli yatırımlarını, üreten şirketlerini hatta adalarını Almanya’ya kaptırması gibi…

Bizim de kırılgan ekonomide bir çok şirketimiz zora girecektir.

Esnaf ve kobiler dönemeyecek devamlılığı sağlamayacaktır.

Hükümet acilen kolları sıvamalı ve acil  destek tedbirleri almalıdır.

Satacak bankamız kalmadı. Bir çok değerimizi kaybettik. Bari kalanları kurtaralım.

17.03.2020 10:02

Netflix diye bir platform var. Ben izlemiyorum. Bugüne kadar evangelistler ve emperyalistler tarafından yapılmış en büyük algı orada…

Sanki “hepsini buraya sıkıştıralım” demişler ve dizinin adından afişine kadar her tarafı algı operasyonlarına hizmet ediyor.

Matrix ile başlayan algı operasyonlarına da gerçek manada çözebildiğimiz söylenemez.  Ben iki defa seyrettim ama hala ortaya çıkan gelişmelere göre bizim o gün farketmediğimiz bir sürü mesaj var.

Dan Brown 2013’te CEHENNEM/İNFERNO kitabı ve 2016’da gösterime giren aynı adlı filmde “Tehlikeli bir virüs İstanbul Yerebatan sarayından tüm dünya’ya yayılıyordu.”

New York Times  ve BBC gibi dünyanın sayılı medyalarında Türkiye’de hiç virüs yokken, ileri derecede seferberlik ilan edilip hazırlıklar yapılırken haberlerinde Cami, Türk Bayrağı ve İstanbul sokaklarından görsellerle haberlerini resimlediler. Sanki Virüs İstanbul’dan çıkmış gibi imaj oluşturdular.

Bütün bunlar “Hedef Türkiye” olduğu gerçeğini kafamıza vura vura bize anlatıyor.

Üstad Kadir Mısıroğlu (Rabbim rahmet eylesin) bir sohbetinde “Bundan sonra yapılacak emperyal saldırılar artık topla tüfekle olmayacak. İlaç sanayiini elinde tutan bu güruh saldırısını ilaç’la yapacak tahminim bu” demişti.

ABD’de Trump olağanüstü durum ilan ederken, yanında Roche’nin CEO’su vardı. Trump ona teşekkür etti katkıları için…

Bu şirket evangelistlerin ittire ittire ayakta tutmaya çalıştığı bir şirket.

1999’da VİAGRA üreterek zararlarını kapatan bu şirket SARS virüsü çıktığı zaman Dünya Sağlık Teşkilatı  Başkanı Çin’de bir açıklama yaparak bu şirketin ürettiği bir ilacın adını verdi ve 200 dolar olan borsa hisseleri 65 dolara kadar düşmüşken  bu açıklamadan sonra birden bire 156 dolara çıktı.

Şimdi de Trump’ın açıklamalarına göre  bu şirket Corona virüsünün  ilacını yapmış… Tüm dünya’ya hizmet etmesi gereken Dünya Sağlık Teşkilati bile operasyonda yer almakta bir sorun görmüyor.

Çünkü bu şirket ayakta tutulmalı.

Aynı toplantıda Trump 50 milyar dolarlık fonun serbest bırakıldığını açıkladı.

Şimdi;

50 milyar dolardan ne kadarını bu şirkete verecek?

Şirketin batak durumunu ne kadar tedavi edecek?

Bilmiyoruz.

Ama aklınızda tutun Türkiye’de de üretimi olan şirketi gözlemleyin

İnternette www.ıd2020.org diye bir site var. Eğer İngilizceniz yeterli ise bu siteyi takip edin.

Orada evangelistlerin nasıl bir gelecek hayal ettiklerini görebileceksiniz.

Rabbim milletimize uyanmayı nasip etsin. Ve Milletimiz korusun.

16.03.2020 09:27

Emperyalizmin Kaos provası Corona virüs kasıtlı olarak abartılıyor. Amaç toplumu test etmek. Buradaki verilerle hedeflerine uygun yeni senaryoları uygulamaya koyacaklar.

Bakın;

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine dünya çapında coronavirus COVIT-19 bulaşan kişi sayısı 114.809 kişi.

Bunlar dünyanın 115 farklı ülke ve bölgesinde yaşıyor. Virüs nedeniyle ölen kişi sayısı 4.031,iyileşen sayısı64.081.

Ağır ve kritik vaka sayısı5.711. (worldoneter)

En çok vaka

Çin 80.754, Ölüm  3.136,

İtalya 9.172, Ölüm 463,

Güney Kore 7.513, Ölüm 54 kişi.

Ve İranda 7.161 görüldü.

Çin’de değilseniz ve Yakın bir tarihte Çini ziyaret etmediyseniz, Endişenizin % 94 atmanız lazım.

Gerçekten COVIT-19 size bulaştıysa, yine de paniğe gerek yok çünkü: %81 hafif formda, orta, sadece %5 kritik formda seyrediyor.

Atipik zatürede ölüm oranı , COVIT-19 da,%3.4; Elli yaş altı ise 0,2.

Yani elli yaş altıysanız, Çinde yaşamıyorsanız sizin aldığınız piyango biletine büyük ikramiye çıkması olasılığı COVIT-19’a yakalanma olasılığından daha yüksek.

Bunda şansınız 1.5.000.000 dir.

Şubat’ta Coronavirüs’ün pik yaptığı günlerde Çinde COVIT-19 dan 108 kişi öldü.

Aynı gün 26.283 kişi kanserden 24.641 kişi kalp hastalıklarından 4.300 kişi diabetten öldü.

Her gün Sivrisinekler 2.740 İnsanlar 1.300 Yılanlar 137 kişinin ölümüne sebep oluyor.

Gece Trump açıklama yaptı. ABD’yi coronavirüse karşı aldığı tedbirleri sıraladı. ABD’de vaka sayısı 1700’e  vardı

Bir büyüğüm (SARS ve MERS evresini test etmiş araştırmış biri) ilaç sanayiini takipet. Herşey onların bilgisi ve geleceği tahtında var. Corona çıkınca telefonla aradım.

Dedi ki; “Corona Virüs Çin’de çıktı ama çok kısa sürede ABD’de olacak” demişti.

Görünen o ki biz bu meseleleri daha çok tartışacağız.

Şimdi;

Gereksiz panik yapmayın, ucuz medya provokasyonlarına kanmayın.

Dünyanın sonu gelmiş gibi medikal malzeme, ilaç, gıda maddesi stoklamayın.

Kişisel hijyeninize dikkat edin, iyi gıdalar ve vitamin-minerallerle bağışıklık sisteminizi güçlü tutun ve hayatınızı yaşayın...

14.03.2020 09:47

Dün yazdığım “Corona Virüs silah mı?” yazısı çok ses getirdi.

Bazı okuyucular bizi “Komplo teorisyeni” olarak tanımlarken, bir çok izleyicimiz Twitter ve Facebook üzerinden gönderdiği mesajlarla bizi mutlu etti.

Dün yazı yayındayken Birleşik Markalar Birliği tarafından düzenlenen ve Hükümetin Bakan yardımcısı Nurettin Nebati tarafından temsil edildiği Markalı İhracat Zirvesi’nde Hepsiburada CEO’su “gece saat 12’den sonraki satışları biz bile hayal edemezdik.” dedi.

Yine Havaalanlarındaki Duty Free mağazalarının Ceo’su Ercan Arcan Duty Free’lerde aslında çok iyi bir satış yüzdesi yakalandığını  Corona virüs haberlerinin çıkması üzerine işlerinin yüzde 60 azaldığını söyledi.

Bu olay Mers ve Sars’tan sonra Emperyalistlerin KAOS provasıdır.

Bu Prova’da amaçlanan şey İnsanları kağıt para yerine bitcoin’e bakkal mağaza ve marketler, AVM’ler yerine internet üzerinden korkuyla dijital alışverişe  yönlendirmek ve bunu kalıcı olarak yerleştirmektir.

Mesajlar şöyle;

  • Paralarda Virüs var. Bitcoin gibi sanal para kullanın
  • Evde oturun. bizim algı operasyonlarıyla yönlendirdiğimiz dizileri seyredin.
  • İhtiyaçlarınızı internetten giderin. Markete,AVM’ye alışverişe gitmeyin.
  • Sosyal medyadan. görüşün. Temasdan kaçının. Görüşmeyi terkedin. Bununla bizim algı olarak saldırdığımız Aile yapısına saldırılarımız meyve versin.

Sağlık Bakanlığı ve ilgili birimler  bugüne kadar krizi çok iyi yönetti. Beştepe’de Corona Virüs gündemli Cumhurbaşkanlığı başkanlığında bütün hadiseler değerlendirildi. Biz de virüs  Yurtdışı seyahatten dönmüş bir vatandaşımızda görüldü. Kendisi kontrol altında… Türkiye başka ülkelere benzemiyor. Ona rağmen tedbirler alındı. Gereği en titiz bir şekilde takip ediliyor.

Okullar 16 Marttan itibaren Nisan ayında yapacakları tatile başlayacaklar.

Üniversiteler uzaktan eğitim yapacaklar.

Lig maçları ertelenmeyecek ama seyircisiz oynanacak.

Çalışmalarını övdüğüm Sağlık Bakanı kontrol altında tutulan bu vatandaşımızın kimliği ve geldiği ve geldiği ülke topluma açıklamalıdır.

Rabbim ülkemi korusun.

13.03.2020 09:28

Önce Kuş gribi, sonra SARS ve MERS şimdi de Corona virüs emperyalizmin tuzaklarıdır.

Ben böyle inanıyorum.

Bütün dünya’ya yayılan virüs emperyalizmin yuvası Amerika’yı da vurdu. Bunun “Bakın bizde de var” demek için olmadığını bilen yok.

Başta Çin olmak üzere İran, İtalya gibi ülkelerde hasar büyük.

Dün İtalya’da 168 kişi birden öldü. Toplam ölü sayısı 670

Biz de olmamasını bazı felaket tellallarının aksine yaşama biçimimiz dolayısıyle olduğunu, Sağlık Bakanlığı ve diğer birimlerin çok sıkı tedbirler aldığı için olduğunu söylemek isterim. Bakanın açıkladığı tek kişi kontrol altında ve yurtdışından gelen bir yolcuydu.

Bakan demişken sayın Koca son açıklamasında şu bilgileri paylaştı.

“104 ülke, tanı konmuş109.405 hasta,3.689 ölüm vak’ası”

Türkiye’de ve Türk devletlerinde yok.

Bir de 1999’da Sağlık Bakanı  Prof. Dr. Osman Durmuş’un Oktar Babuna adına toplanan kanların Amerika’ya  gönderilmesini engellemesinin, dolayısıyle Türklerin genlerini elde edemediklerini de gözardı etmiyorum.

Meselenin bir de Ekonomik boyutu var.

Şu ana kadar milyonlarca insan gönüllü olarak mahkum. Evinden çıkamıyor. Çin’ de Honda iki fabrikasını, TOYOTA iki fabrikasını  Apple Çin’deki üretim tesislerini kapattı.

5 gün içinde Çin’in ekonomik kaybı 720 milyar dolardı.

Bugün ekonomik kayıp 7 trilyon dolar olarak ölçülüyor. Bunun 5 trilyon doları Çin’in kaybı olarak mülahaza ediliyor.

Bir dakika elektriklerin kesilmesinde  bile yollara düşen ABD’liler de bu işten nasibini aldı. Psikolojik olarak kendilerinden beklenen tavrı gösterdiler.

New York borsası, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ekonomik etkisine yönelik endişelerin artması ve petroldeki sert düşüşün etkisiyle, haftanın ilk işlem gününe düşüşle başladı. Açılışta, sert düşüş sonrası işlemler durduruldu.

ABD hisseleri açılışta yüzde 6 düştü. S&P 500 endeksi açılışta yüzde 7 kayıp yaşarken Nasdaq yüzde 7,1 seviyesinde düştü.

New York borsası, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ekonomik etkisine yönelik endişelerin artması ve petroldeki sert düşüşün etkisiyle, haftanın ilk işlem gününe düşüşle başladı. Açılışta, sert düşüş sonrası işlemler durduruldu.

Dow Jones endeksi yarım günde 1519 puan kaybetti.

Zaten 24 bini zor bulan Dow Jones için bu kayıp felaket demek.

Daha çok yeni gelişmeler göreceğiz. Allahın da hesabı olduğunu unutanlar iyice aptallaşacaklar.

Evangelistlerin dünyanın geleceği için planları şöyle

“Bu dünya’ya 500-550 milyon kişi yeter. Fazlasını yoketmeliyiz.”

Bu zihniyetin güç elindeyse bunları gerçekleştirmeye çalışmaz mı?

Bu virüsün çıkmasından sonra semavi ve felsefi dinlerin mabedleri boşalıyor.”Nakit para kullanmayın.” diyorlar.

Herşeyin sanalına insanlığı davet etmek tesadüf olabilir mi?

Bu operasyonlarla Çin ekonomik olarak aşağıya çekildi.

Batmış Yunanistan ile birlikte Avrupa’nın diğer batığı İtalya 120 milyarlık kayıpla ilk sırada…

Daha ne kadar ekonomik zarar görecek bilmiyoruz.

Evangelistlerin açıklamalarına göre Corona virüs biyolojik silah değilmiş…

Külahıma anlat belki inanır.

Çin ve İran Evangelistlerin sevmediği iki ülke, İtalya’da ise Vatikan var. Evangelist emperyal dünya Din’e mabede ve Vatikan’a karşı.

Ben diyorum ki bu bu emperyal güçlerin kaos denemesidir.

Büyük ölçüde de başarılı olmuşlardı.

Bu niçin ve neye hazırlık sizi düşünmeye davet ediyorum.

Japonya'da Koronavirüs (Kovid-19) taşıdığı tespit edilen bir kişi virüsü yaymak amacıyla barlara gitmiş. Ve oradakilere virüsü bulaştırmış.

Bu da meselenin trajedik tarafı.

Rabbim ülkemi korusun

12.03.2020 09:05

Erdoğan’a suikast ile ilgili ilk defa  2016’yılında yazmıştım.

https://abdurrahmanpala.com/2016/10/20/cumhurbaskani-siki-korunmalidir/

O zamana kadar belli makamlardaki arkadaşlarımdan 14 defa planlı öldürme operasyonu yapıldığını, hepsini, dikkat ve en üst seviyede koruma ile savuşturduklarını söylemişti.

Hani Başbakan iken arabanın içinde kalmış ve balyozla cam kırılarak kapı açılmış ve ve kurtarılmıştı.

Hastaneye gitmek üzere karar verildiğinde son anda farkedilen ve hastaneye gitmeyen Başbakanın orada da öldürülebileceği anlaşılmıştı.

Şimdi;

Hainlerden biri mahkeme heyeti karşısında itiraf ediyor.

Haber şu;

FETÖ terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen’in en yakınındaki isim olan ve “kadim abi” diye tanınan Yusuf Bekmezci'nin ilk duruşmasındaki ifadelerde Başbakanlığı sırasında Erdoğan’a bir çok kez suikast düzenlendiği ortaya çıktı.

“Başbakan veya Cumhurbaşkanı Cuma namazına giderken neden konvoyu bu kadar uzun Jammer’den Ambulans’a her şey var. İngiltere Başbakanı Bisikletle gidiyor.”

diye soranlar bunları hatırlasınlar.

Tekrar ediyorum

Cumhurbaşkanı çok sıkı korunmalıdır.

Adnan Menderes’i uçak kazasıyla öldürmeye çalışan, Turgut Özal’ı Türk Cumhuriyetleri ziyaretinde portakal suyu ikramıyla, etkisi 3 gün sonra çıkan zehiri sundular ve onu aramızdan aldılar. Plan, onu yokederek Cumhurbaşkanlığı makamına Süleyman Demirel’i atayarak yönetme erkini ele geçirmekti. Zaten Turgut Özal da Bush’u“ Hakkımı ver” diye çok sıkıştırıyordu.

Böylece “Türkiye’nin en karanlık yılları” diye tanımladığım 90’lı yıllar yaşandı.

Hatırlayın

Bu yıllarda bir Jandarma Genel Komutanı ( Orgeneral Eşref Bitlis) bir bakan (Adnan Kahveci) bir Cumhurbaşkanı (Turgut Özal) yokedildi.

Yokedilen sadece bunlar değildi.

18 banka batırıldı. Türkiyem 246 milyar dolar kaybetti. Ummadığımız kişiler birden zengin olurken, aileden zengin yaşamış niceleri fakirleşti.

Rabbim bizi o kara yıllara bir daha döndürmesin. Halkımız gerçekleri görüp bilinçlensin. Duam bu…

Baştaki sözümü tekrarlayalım.

Cumhurbaşkanı sıkı korunmalıdır. Evangelistlerin – emperyalistlerin onu yokederek Türkiye’yi ele geçirme planı böylece çöpe atılmalıdır. Bugün sistemden Cumhurbaşkanı çıkarırsanız bu nazik noktada neler olabileceğini de biraz düşünün.

Size ev ödevi olsun.

11.03.2020 09:39

Putin Türkiye’yi kendisi için Pazar olarak görüyor.

Bize sattıkları dolayısıyle, gıda da bize bağımlı olduğu için de bizi kırmamaya, idare etmeye titizlik gösteriyor.

34 askerimizin şehir olduğu saldırıyı “ben yapmadım” diyor. Suriye topraklarında ondan habersiz kuş uçmazken “Koordinatları vermediniz” diyor.  Halbuki; koordinatların Ruslara verildiğini Milli Savunma Bakanımız  Hulusi Akar ilk ağızdan açıkladı.

Ama

“Haberim yoktu” diyemiyor.

Kendisine telefon eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a 5 gün sonrasına randevu veriyor.

Özellikle vekalet savaşlarında fena yumruk yemiş, sendelemişsen yapacağın ilk iş zaman kazanmaktır. O da 5 gün sonrasına randevu vererek o zamana kadar bizim saldırıyı durdurmamızı, son darbeyi vurup olayı bitireceğimiz gerçeğini engelliyor.

5 Martta Moskova’da 6 saat süren müzakerelerin sonunda kendisinin de altına imza attığı bir protokol yayınlandı.

Bu protokol’un BM tarafından yayınlanıp resmileştirilmesine ABD ve Fransa ambargo koyuyor.

BM Güvenlik Konseyi’nin veto hakkı olan 5 üyesinden birisi olan Rusya altına imza attığı bu sözleşmeye ABD’nin koyduğu ambargoya neden itiraz etmiyor?

Neden “Benin burada imzam var. Beni kurulun beş üyesinden birisi olarak buna karşı çıkıyorum ve durumu protesto ediyorum” demiyor.

Moskova Zirvesi’nden sonra Esad ile görüşüp strateji belirliyor.

Aynı anda Esad Libya’daki Hafter’e paralı asker gönderiyor.

Soru şu

Putin Esad’la Moskova Zirvesi’ni mi yoksa “Esad’a Hafter’e destek gönder” talimatı vermek için mi görüştü?

Dedim ya

Tüm ekonomisi Petrol ve doğalgaz satışına bağlı olan Rusya, dolayısıyle Putin çok zorda. Suudi Arabistanla bile görüşme- anlaşma yapmaya çalıştı olmadı.

Petrol yıla 66 dolardan başlamış, corona virüs salgınının etkisiyle 50 dolara kadar gerilemişti.

Petrol fiyatları Körfez Savaşı'nın yaşandığı yıl olan 1991'den bu yana en sert günlük düşüşünü yaşadı.

Körfez savaşından önce Petrolün  varili 130-150 dolar bandında dolaşıyordu.

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nün (OPEC) Üretim kesintisini sürdürme konusunda anlaşamaması sonrası petrol fiyatları tarihi dip seviyeye indi.

Bugün ise

 Petrol fiyatları 31 dolara kadar geriledi.

 Bu Yılbaşı itibariyle 66 dolardan satan OPEC üyelerinin en başta da Rusya’nın petrol gelirlerinin yarı yarıya düşmesi demek.

Başbakanı olmayan, Putin aleyhine sık sık gösterilerin olduğu, ekonomisi petrol ve doğalgaz satışına bağlı olan Rusya için bu kritik bir süreç

Herkesin bir hesabı var.

Allahın da bir hesabı var.

Ya Rabbi İslamın son ordusunu muzaffer eyle

Ona tuzak kuranların tuzaklarını başlarına geçir.

10.03.2020 09:28

Amir el-Kubeysi,

Iraklı gazeteci.

Bölgesinde çok itibar gören, tespitleri ve projeksiyonlarıyla değerli tespitleri var.

15 yıla yakın Elcezire televizyonunda çalıştı.

Buradayken bile attığı twitlerle dünyanın kendisinden aldığı haberlerle durum tespiti yaptığı bir şahsiyyet…

Çoğu batılı kişi ve kurumlar olmak üzere 3milyon 250 bin civarında takipçisi var.

Türkiye’nin üreteceği yerli oto TOGG’un lansmanında Türkiye’ye gelen ve “Türkiye ile guru duyuyoruz” diyen bir Türkiye sevdalısı.

Dün öğrendim

Türkiye vatandaşlığına geçmiş.

Böyle birikim sahibi bir gazetecinin bundan sonra Türkiye pasaportu taşıyacağı da benim adıma mutluluk.

Türkiye’deki kurumlar,vakıflar,Sivil toplum kuruluşları Amir’e konferans verdirerek Irak’ta olan bitenden haberdar olabilirler.

Amir İlim Yayma Cemiyetinde konferans verdi.

Çok önemli tespitleri vardı.

Benim için en anlamlı olanı “İlk defa Irak’ta  ABD ve İran’ın müdahale edemediği bir hükümet kuruldu.” dedi.

Çok enteresan olan ise

Kasım Süleymani’nin öldürülmesini anlattı.

ABD Süleymani’ye” Irak’ta herşeyi yapabilirsin.Ancak ABD elçiliğinden ve ABD üslerinden uzak dur.” demiş

Süleymani bu anlaşmaya hep uymuş. ABD büyükelçiliğine Kasım Süleymani’nin adını bir seveni Süleymani’den habersiz yazmış. Bu yazıdan sonra ABD Süleymani’nin ölüm fermanını yazmış.

Şurası çok anlamlı

ABD,Süleymani’nin yerine yardımcısı Elmühendisi ile çalışmaya devam etmeye karar vermiş.

ABD’liler Süleymani’yi kıstırınca Trump’a sormuşlar “Öldürebilecek durumdayız. Ama yanında Elmühendisi var. Onu öldürürken, diğerini koruyamayız.”

Trump’dan cevap

“Öldürün”

Bendeniz yazdım.

Kasım Süleymani ABD’ye yaptığı hizmetleri tamamladığı, artık yokedilmesi gerektiğine karar verdiğini, yazmıştım.

Süleymani’yi yoketme adına gelecekte yerine ikame etmeye karar verdiği kişiden de (Elmühendisi)vazgeçmesi bana çok enterasan geldi.

Ben hala aynı fikirdeyim

ABD elçiliğe adının yazılmasını suç olarak tanımlıyor. Süleymani’nin adını oraya yazan da bir seveni. Süleymani’nin haberi yoktu diyor Amir

Bende diyorum ki;

ABD öldürme kararı verdi ise oraya suç sayılan yazıyı da ABD dinamik güçlerinden biri yazmış olamaz mı?

09.03.2020 10:02

Gününüz güzel geçsin

Bu Pazar sizlere Süleyman Ateş Vak’asını  anlatacağım.

1976 yılların sonu

İktidarda Süleyman Demirel başkanlığında Milliyetçi Cephe hükümetleri var.

Birincisinde Adalet Partisi ve Başbakan olarak Süleyman Demirel, Milli Selamet Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı olarak Necmettin Erbakan, Milliyetçi Hareket Partisi Genel başkanı ve Başbakan yardımcısı Alparslan Türkeş, ve Güven Partisi genel başkanı ve Başbakan yardımcısı olarak Turhan Feyzioğlu var. İkinci milliyetçi cephe hükümetinde Turhan Feyzioğlu çıkacak diğer üç parti ikinci Milliyetçi cephe hükümeti olarak devam edecekti.

Birinci ve İkinci Milliyetçi cephe hükümetlerinde bakanlıklar paylaşılmış ve din işlerinden sorumlu Devlet Bakanlığına Hasan Aksay Milli Selamet Partisi adına atanmıştı.

CHP-MSP koalisyonu sırasında Diyanet İşleri Başkanlığı’na Dr. Lütfi Doğan atanmışken birinci M.C. Hükümeti sırasında Diyanet İşleri Başkanlığı’na o zamanlar doçent olan Süleyman Ateş atandı.

Süleyman Ateş, o zamanların en nazik dini konuklarda çatlak sesler çıkaranlar var. Yaşar Nuri Öztürk gibi Süleyman Ateş de belli konuları kaşıyor.

Biz önce “Diyanet İşleri Başkanı Melekleri inkar ediyor” diye yazdık. Haberi manşetten verdik.  Belgelerinin küpurlarını koyduk.

Yetmedi

“Diyanet İşleri Başkanı ikinci bir Darwindir” yazdık.

Açık naslara ve ayetlere rağmen böyle sapık fikirleri olan birinin Diyanet İşleri Başkanı makamını işgal etmesi gücümüze gidiyordu.

Bakanlıklar bölündüğü için Milli Gazete’nin toplantısı için İstanbul’a gelen Hasan Aksay ile görüştük. Belgelerini gösterdik. O bizi dinlemek, belgelere bakmak yerine bizim ihtikar ettiğimizi, bu yoldan dönmemizi önerdi.

Artık çare kalmamıştı. 15 günlük yayın etkisini göstermemişti.

Dönemin Adana Valisi Nezih Okuş’a bir dilekçe verdim.

“Elazığ ili merkez ilçe nüfusuna kayıtlı Süleyman Ateş’in kızıyla evleneceğim. Ailem çok hassas olduğu için soyunda dönmelik olup olmadığının gizlilikle ve ivedilikle bildirilmesini emirlerinize arzederim.

Abdurrahman Pala”

Nezih abi sağolsun çok zarif bir insandı dilekçemizi Elazığ Valiliğine havale etti. Kapalı zarfı elime verdi ve ben Elazığ yollarına düştüm.

Ben İstanbul’dan giderken bana Adana’dan katılan gazeteci arkadaşım Ali Bademci vardı.

Ali Adana’da çok çevresi olan bir gazeteciydi. Bir araç temin etti. Ve şöfor dahil üç kişi yola çıktık. Öğle saatlerinde Elazığ’a vardık. Vali Fahrettin Turan’dan havalemizi aldık ve nüfus müdürlüğü önüne evrakımızı koyduk. Kişi homurdana homurdana kara kaplı gazete boyundaki dosyaları indirdi ve  Adana valiliğine cevabını yazdı.

“İlimiz Tatum köyü nüfusuna kayıtlı Süleyman Ateş’in annesinin ermeni’den mühtedi olduğu kayıtlarımızdan anlaşılmıştır. Bilgilerinize”

Evrakı aldık ve hemen yola çıktık. Akşam Adana’ya ulaştık. Ali’nin evinde kaldık. Sabah ilk uçakla İstanbul’un yolunu tuttum. Atatürk havalimanında arkadaşım Aydın Esi beni karşıladı ve beni gazeteme ulaştırdı.

O gün manşeti attık.

“Diyanetin başında bir ermeni dönmesi var”

Sonra ne mi oldu

Süleyman Ateş istifa etti. Diyarbakır DGM hakkında dava açtı. Süleyman Ateş ülkemden kaçtı. Suudi Arabistan’da çalıştı  ve Rahşan affından sonra Türkiye’ye döndü ve Samsun 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde çalışmaya başladı. Emekli oluncaya kadar da aykırı fikileri toplumuza anlatmaya çalıştı.

Rabbim taksiratını affetsin

08.03.2020 12:56

Perşembe günü yapılan Moskova’daki Erdoğan-Putin zirvesi ile  belli mahfillerden çatlak sesler yükseldi.

Sona bırakmadan kanaatimi söyleyeyim.

Moskova Zirvesi başarıdır.

Türkiye

Taziyesini almıştır.

Ateşkesi sağlamıştır.

Libya’da Hafter’in gündem olmasını sağlamış ve Hafter’in dizginlerinin çekilmesini önermiştir.

Rusya Federasyonu ile ekonomi, ticaret, sanayi, turizm, enerji alanlarında kapsamlı ve çok boyutlu ilişkilerimiz var. Bu ve benzeri konular gündem yapılarak, Dikkatlerin buraya çekilmesini ve ilişkilerimizin daha önemli olduğu muhataba hatırlatılmıştır.

En önemlisi de

Rejimin ateşkesi bozan taraf olması halinde tepesine bineceğimiz muhataba bildirilmiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Rejimin olası ihlal ve saldırılarına karşı her an teyakkuz halinde olacağız. Bir yerde çatlak olursa hemen müdahale edeceğiz.” dedi.

Bundan Rusya’nın haberi olmamış olabilir mi?

Cumhurbaşkanımız “Amacımız Suriye’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararındaki siyasi süreci işletmek ve Suriye iç savaşını sona erdirmektir.” diye  olayı tarif ediyor.

Ülkemizin güvenliğinin sınırları kabul ettiğimiz İdlip’te bu alınan sonuçlar başarıdır.

Üstelik

Önüne koyulan raporlar, Putin’in Hafter’i desteklemekten vazgeçmesini sağlayabilir.

ABD dahil bir çok ülke BM’nin kabul ettiği yasal hükümetin Türkiye ile yaptığı anlaşmaya rağmen, Libya’da yaşananların Türkiye lehine olduğunu kabul ediyor.

Bu noktaya mecburen geleceklerini bekliyorum.

Ama;

Bütün bu olaylar Akdeniz’de kayıplarımıza sebeb olmamalıdır.

07.03.2020 08:49

Övgün Ahmet Ercan

İTÜ Jeofizik mühendisliğinde hoca

55 yıldır deprem  ile uğraşıyor.

Biz kendisiyle daha önce çok TV programları yaptık.

1998 senesinde “BİLİM – TEKNİK” dergisinde  bir makale yayınladı ve “Yıkıcı bir deprem Gölcük – İznik interlandında olacak” dedi.

Hemen başına üşüştük.

-Nereden biliyorsun?

-Bu kehanet mi bilimsel mi?

Başının etini tüyünü yedik medya olarak….

Halbuki Övgün hoca’nın doktora tezi “ Depremi tahmin etmek mümkünmü” üzerineydi.

Deprem vuku buldu hepimiz Ahmet Hoca’dan özür diledik.

Ayrıca

Ahmet hoca medya’da “ en iyimser haberleri  veren bilim adamı” idi

O yönüyle de bir çok kez “Halkı atalete sevketmek” eleşririlerine  de maruz kaldı.

Şimdi;

Övgün Ahmet hoca dün Yeni Yüzyıl Üniversitesinde  konferans verdi.

Bir çok yeni bilgi paylaştı. Öğrenciler ve hocalarla…

Kendisiyle haber365.com.tr için özel röportaj da yaptık. Sayfalaraımızda bulabilirsiniz.

Röportaja sığdıramadığımız çok değerli bilgileri burada satırbaşlarıyla sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Arap anakarası Türkiye karasını sağ üst köşeden itiyor. Yılda 2 santimlik bu itme Türkiye karasını yukarıya doğru kasıyor.

Bu itme yıllar içinde biriken enerji dolayısıyle irili ufaklı depremler yapıyor ama bazen de enerji boşalımı yüksek oluyor. Erzincan depremi gibi.

Doğu Anadolu kırığı Varto’dan itibaren Ankara’nın üstünden Bolu’dan Kocaeli’nden geçerek Marmara denizi içinden Enez’e oradan Yunanistan’a gidiyor.

Beklenen İstanbul depremi diye bişey yok. Marmara Denizi içinden geçen kırıkların biriktirdiği enerji var.

Bunların ilki Karadan 40 kilometre uzakta Silivri açıklarında bir kırık. Burada biriken enerjinin deprem yaratacağını düşünüyorum. Ama büyüklüğü 6 civarında olacak daha büyük olmaz.

İkinci riskli bölge Tekirdağ – Mürefte interlandında

Burada da denizin içinden karaya çıkan kırıklarda  enerji birikimi gözlemliyoruz. Burası da 7 lik bir deprem üretmez.

Üçüncü riskli bölge Gelibolu -Enez hattında. Burası da diğerlerine benzer karakterler gösteriyor.

Bütün kırılması beklenen hatların hepsi deniz içinde. Karadaki hatların fazla enerji biriktirdiğini görmüyoruz.

İstanbul için 2010 yıllık deprem analizlerimiz ve tespitlerimiz var. Bu takvime göre 2045 yılından önce İstanbul’da yıkıcı bir deprem beklemiyorum.

Manisa – Akhisar ve Balıkesir interlandındaki depremleri sebebi Afrika anakarasının Türkiye anakarasının altına girmesindendir. Buradaki kırıklar 6 civarında depremler üretir.

Son söz şu;

Deprem öldürmez, kötü bina öldürür.  Deprem yönetmeliğiyle biraz sıkı kontrol ve sağlıklı binalar üretimi yapıldı ama  sistemimiz yanlış. Binalarımızı kayalar üzerine çok katlı, ovada ise tek katlı yapmak zorundayız.”

06.03.2020 10:43

TBMM'de CHP'li Engin Özkoç'un konuşması sırasında AK Parti ve CHP'li vekiller arasında kavga çıktı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç hakkında "Cumhurbaşkanına hakaret" suçundan resen soruşturma başlattı.

Bu haberin yalın hali.

Zaten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı re’sen soruşturma başlattı.

Burası benim işim değil.

Dikkat çekmek istediğim nokta şu;

CHP, tam birlik beraberliğe en çok ihtiyacımız olduğu anda hep bunu yapıyor.

Bahar Kalkanı harekatının başlamasından sonra TBMM’deki dört parti ortak deklerasyon imzalamıştı.

Sevinmiştik.

“Yedi düvele birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz.” diye umutlanmıştık.

Salı günü kapalı oturumda iki bakandan tüm açıklamaları alan TBMM üyeleri özellikle CHP’nin ikna olduğunu sanmıştık.

Türkiye’de baas partisi ağzıyla konuşan ülkenin ana muhalefet partisi’nin sözcüsü Engin Özkoç sahne aldı bu defa…

Hatırlarsanız

Afrin harekatına başladığımız zaman da da “Afrin’de ne işimiz var?” diye genel başkanın ağzından çatlak sesler görmüştük.

CHP sözcüleri, başkanvekilleri hepsi sanki bir merkezden verilmiş şablona göre hareket ediyor ve dışarıya tek vücut birlik ve beraberlik görüntüsünü zedeleyici tavırlar içinde oluyorlar.

Engin Özkoç da bu familya’dan değerlendirilmeli.

Türkiye’nin partisi olacaksınız. Bütçesinden maaş alacaksınız. Milli ve Manevi değerler sözkonusu olduğunda, istiklalimiz söz konusu olduğunda,  geleceğimizi ipotek altına alacak bizi paramparça olduğumuz görüntüsünü tüm dünyaya ilan ederek pazarlık masasında, diplomaside elimizi zayıflatmak sizin hedefiniz olacak.

Böyle bir parti Türkiye partisi olamaz.

Bana göre zaten değil de bu gerçeği CHP’ye gönül veren vatandaşlarımızın da farketmesi ve yapabiliyorlarsa CHP’yi millileştirmeleri, başaramıyorlarsa o partiyi terketmeleri beklenir.

Ama heyhat…

05.03.2020 10:16

James Jeffrey

ABD’nin Suriye Temsilcisi

Dün Ankara’daki temaslarını bitirdikten sonra sınıra gitti.

Sınırda birden bire Hümanist bir kişilik oluşturdu, insani yardımdan, yeni sınır geçişlerine izin verilmesinden bahisle çeşitli açıklamalar yaptılar.

En dikkat çeken bölüm şu;

“Türk askeri barışçıl bir çözüm için mücadele ediyor.”

“Esad rejimi artık varlığını sürdüremez”

Bunu ekselansları şimdi farketmiş demekki

Türkiye 2011 yılından beri bir taraftan terörle mücadele ederken, diğer taraftan barışçıl bir çözüm için mücadele ediyor.

Ne Obama ne de Trump Türkiye’yi bu konuda anlamadı destek de olmadı.

Üstelik

Yaptığı anlaşmalara bile bağlı kalmadılar.

ABD bir taraftan bizimle anlaşma yaparken tırlar dolusu silahı arkadan dolaşıp terör örgütüne verdi.

Türkiye’nin barışçıl çözüm için mücadelesi neden o gün kabul görmedi.

Görünen o ki,

ABD “ölü gömücü tüccar” mantığıyla Türkiye-Rusya ilişkileri sıkıntıya girmişken parsayı toplamaya çalışıyor.

Yapılan anlaşmaların anlamı var idiyse bu bugüne kadar ABD’nin aklına neden gelmedi acaba?

“Ehl-i Küfür Tek Millettir” dedik.

Aynı yerde duruyoruz.

Obama da verdiği sözlerin hiç birini tutmadı.

Son raddede ABD ile sınırın 30 kilometre derinliğinin temizlenmesi konusunda vardığımız mutabakatları da ciddiye almadı.

ABD “Gidiyorum” dedikten sonra  masaya oturduğumuz Rusya da verdiği sözleri tutmadı.

Astana sürecinde Rusya – İran -Türkiye  anlaşmış olmalarına rağmen orada  “tamam” diyenler arkalarına döndüklerinde kendi ajandalarına döndüler.

İran hiçbir zaman Türk’e dost olmamıştır. Olmayacaktır da… Aramızda yıllara varan Türk’e duyulan kin ve Şia mezhebi gereği, inançları gereği din kardeşimiz de değiller.

Bahar Kalkanı harekatını başlattıktan sonra görüşme isteği yılllardır gergef gibi işlediği Suriye interlandında bütün kazanımlarının bir gecede yok olmasından korktuğu içindir.

Perşembe günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Rusya’ya gidecek.

Tekrar diplomasi yolunu deneyecek ve masaya oturacak.

Ben hiç umutlu değilim.

Sadece görüşmek için toplanılan bir masa

Ne Türkiye kazanımlarından, güvenlik endişelerinden vazgeçer, ne de Putin Suriye toprağında “şamar oğlanı” gibi kullandığı Esed’den vazgeçer.

Türkiye kendi göbeğini kendisi kesmek sorunda

Masaya oturuncaya kadar devletin hesapladığı noktaya kadar fetih vaki olursa; masada daha güçlü olacağız.

İnşallah yanılırım.

Ama

Mutlu haber beklemiyorum.

Siz de beklemeyin.

04.03.2020 08:55

1974 Kıbrıs Barış Harekatı kararını aldığımızda ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger “Bişey olmaz onlar sabaha kadar Anamur’a inemez. Ben sabah oradayım.” demişti.

Kissinger Ankara’ya geldiğinde biz o kıt imkanlarla Beşparmak dağlarını çoktan geçmiştik.

İdlib'de 34 askerimizin şehit olduğu saldırının ardından başlatılan SİHA operasyonunda Esed rejimine ait hedefler yerle bir edildi.

Türkiye, ilk kez SİHA'ları konvansiyonel bir güce karşı bu yoğunlukta kullandı.

Turnalar gibi insansız hava araçlarımız belirlenen hedefleri batılı stratejistlerin bile aklının almayacağı seviyede yerle bir etti.

Dünya apıştı kaldı.

Hava sahası kapalı bir alanda Türkler bunu nasıl başardı?

ABD'li merkezli medya kuruluşu Bloomberg, "Ankara, teknolojik gücünü gösterdi" başlığıyla gelişmeleri duyurdu. Bloomberg’in haberinde “benzeri görülmemiş sayıda uçağın eşgüdüm içinde hareket ettiği”ne dikkat çekildi. İlk kez bir ülkenin geniş bir hava sahasını drone sürüsü kullanarak yönettiği aktarıldı.

"Düzinelerce uzaktan kontrol edilen uçak, Suriye üslerini, kimyasal savaş depoları ve iki Su-24 savaş uçağını vurdu" denildi.
Guardian ise "Türkiye'nin harekatı rejime ivme kaybettirdi" ifadelerine yer verdi.

Sitrateji uzmanı Turan Oğuz, "Eskiden hükümet olmuş bu konvansiyonel gücün büyük bir envanteri var. Yüzlerce zırhlı araç ve hedef vardı. Rusya ile bir anlaşmazlık neticesinde savaş uçaklarımızı Suriye hava sahasına sokmadık ama gerekli önlemleri aldıktan sonra hesaplı bir risk alıp İHA ve SİHA'larımızı sokmakta sakınca görmedik. Bu nedenle harekatın bu zamana kadarki kısmının yıldızı S/İHA'lar oldu" diye ifade ediyor.

Bu Türk’ün gücünü test etmeye çalışanlara Osmanlı şamarı gibi geldi.

İçişler Bakanı Süleyman Soylu da bir ara seslendirmişti. Ürettiğimiz silah envanterinin çoğunu batılı kaynaklar bilmiyor.
Bize düşen askerimize dualarımızla destek olmak ve güvenliğimizi tehdit eden varlıklar son noktasına kadar yokedilinceye kadar sürecektir.

İstanbul’da rahat ve huzurlu olmanın yolu İdlip’te başarılı olmaktan geçer.

Keza Avrupa’nın güvenliği de Türkiye sınırından başlar. Mültecilere kapıları açınca nasıl da paniklediler gördünüz. Bu saattan sonra herkes faturasını ödeyecektir.

03.03.2020 08:52

Putin Rusya’da dinamiklere hakimdi. dağılan Sovyetler Birliği’ni elindeki stratejik silahları da kullanarak toparlanma sağladı.

Onun için de kabul gördü.

İyi arkadaşı Medyedev ile Başkanlık ve Başbakanlığı dönüşümlü olarak değiştiriyorlardı.

Biri Başkan olurkan diğeri Başbakan olarak Putin politikalarını uyguluyorlardı.

Medyedev “Yeter artık” dedi. Ve geçen hafta istifa etti.

Rusya’nın muhalefet lideri Boris Nemtsov biraz öne çıkınca Putin onu Çeçen lider Ramazan Kadirov’un operasyonuyla öldürtmüştü.

27 Şubat Boris Nemtsov’un öldürülüşünün 5. yılıydı. Moskova sokaklarında Boris Nemtsov, onbinlerce kişinin katıldığı gösteriler şle anıldı.

Bu aynı zamanda muhalefetin gövde gösterisi

Yeterli olmasa da Putin’e karşı büyük ve bilinçli bir muhalefet var.

Bunu bir yere kaydedin.

Diğer taraftan;

36 şehidimiz mübarek Regaip gecesinde vuruldu.

Tıpkı 13 haçlı seferinin Ramazan ayında yapıldığı gibi…

Aynı saatlerde İstanbul Boğazının ardından Çanakkale Boğazı’na giriş yapan Rus Donanması'nın Karadeniz Filosu'na ait 494 borda numaralı güdümlü füze fırkateyni 'Admiral Grigorovich' ile 499 borda numaralı güdümlü füze fırkateyni 'Admiral Makarov', isimli savaş gemileri peş peşe boğazları geçti.

Stepan Makarov, 93 Harbi'nde Osmanlı donanmasına ilk darbeyi indiren ünlü Rus amiraliydi.

Ivan Grigorovich ise 1911'den 1917 devriminin başlangıcına kadar Rus imparatorluğunun son deniz bakanı, 1. Dünya Savaşı'nda Osmanlı sahillerini bombalayan Rus donanmasının amiraliydi.

Konvoyumuza yapılan saldırının saatlerine uygun olarak bu gemilerin boğazlarımızdan geçmesi de manidardır.

Putin ve Rusya Savunma Bakanlığı yaptıkları açıklamada, saldırıda Rus uçaklarının kullanılmadığını belirtti.

Rus basını ise bu açıklamaların tersine, saldırının Rus savaş uçakları tarafından gerçekleştirildiğini aktardı.

Rus basını Hatay’ı bile içine alacak yayınlar yapmaya başladı.
İngiliz gazetesi The Guardian da TSK'ya karşı düzenlenen saldırıyı Rusların düzenlediğini okurlarına aktardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefonda görüşen Putin 5 veya 6 Mart günü yüzyüze görüşmeyi teklif ediyor.

Neden süreyi uzatıyor bilmiyoruz.

Putin’in 5-6 mart’a randevu vermesi belki bizim sahada daha çok kazanım elde etmemize vesile olabilir. Çünkü Biz ilerlemeye devam etmeliyiz.

Unutmayalım!

Sahada ne kadar güçlü iseniz masa da o oranda güçlüsünüz.

Bu yoldan dönüş yok. Ordu seferde ise eller duada olur.
Büyüklerimizden bir kelam var.

“Leşkeri Gaza matluba vuslatta, leşkeri duaya muhtaçtır.”

Yani asker başarıya gidecekse dua ehline de ihtiyacı vardır.

Ey Leşkeri Dua buyrun sefere…

02.03.2020 09:12

Condoleezza Rice, yıllar önce “24 ülkenin sınırları değişecek.” derken o gün Başkanı Obama ile konuşup da planladığı bir senaryodan bahsetmiyordu.

Aynı kişi ABD'nin Irak işgali ile ilgili olarak "Biz Irak'a demokrasiyi getirmek için değil, Saddam Hüseyin'i devirmek için gittik" deyiverdi.

35 yıl Irak’ta ABD izinden giden Saddam Hüseyin, kullanım süresi bittiği için yok edilmiştir.
Mama fih “Bundan sonra petrolü ABD doları ile değil Euro ile satacağım” demeci için kafasının koparılma kararı verildiği de söylenir.

Rice "Ben hiçbir zaman Bush'un Irak ve Afganistan'a demokrasi getirmek için askeri gücü kullandığını söylemedim" ifadelerini de Brookings Enstitüsü'ndeki toplantıda söyledi.

1980’de Rusya Afganistan’a inip, orayı işgal etti. Babrak Karmal’ı vekil eden Rusya, ABD’nin daha sonra Taliban’a dönüşecek ve bugün onunla da savaşmak sorunda kalan ABD, Rusya’nın zaaflarından istifade ederek Afganistan’a iyice yerleşti.

Hadise 24 ülkenin sınırlarını değiştirme senaryosu Siyonizm’in - evangelizmin’in planıdır. Bu plan ile sınırları değiştirilmeyen iki ülke kalmıştır. Biri iran biri de Türkiye…
Oyun’un gerçek yüzünü görmek gerekir.

Hedef Türkiye’nin direncini kırıp Arz-ı Mev’ud denilen planın gerçekleşmesine altyapı oluşturmaktır.
Bunu yaparken de Saddam’ın devrilmesinde nasıl oyunu Kuveyt üzerinden oynandı ise, Suriye meselesinde de bölüşüm tamamlanmış ve Petrol, PKK marifetiyle ABD’ye Kuzey’de terör devletini legalleştirmek için ise alfabenin harflerinden yeni yeni isimler bulmakta ve gerçek sahipleri gelinceye kadar oraya bekçilik etmektedirler.

Körfez savaşının çıkışını çok az kişi hatırlar.

Saddam ABD tahrikleri sonunda “Kuveyt’i 25 vilayet yaptım” deyip ateşi yakmıştı.
Hemen ABD’ye müracaat eden Kuveyt Emiri ( O tarihte en zengin ülkeydi) Şeyh Ahmet “Kurtar beni” deyince ABD dedi ki
“Tamam ama ben buna karşılık senin petrollerini 10 yıl boyunca varili dört (Yazıyla dört) dolardan alacağım. Bağdat’a atacağım bombaların da faturasını ödersin” dedi.

Onun için Bağdat’ın bombalanması CNN tarafından canlı yayınlandı. Belli mahfiller süresi bitmiş bombaların Bağdat’a atıldığını da söyler.

Geldiğimiz noktada durum şudur.

Suriye petrol kuyularının başına çöreklenen ABD ve PKK’ya tek kurşun atmamıştır.
Hatta Rejim Dayrezoor’da PKK’lılardan petrol almaktadır. PKK ve uzantılarına karşı Suriye rejimi hiçbir şey yapmamıştır.

İsrail aklı estiği her zaman Şam’ı bombalamaktadır.

Esad’ın ona da bir tepkisi yoktur.

ABD petrolü, Rusya Suriye’de üs ve limanı elde etmekle bu paylaşımdan istediklerini almıştır.
Türkiye’nin durumu meşru müdafaadır.

Türkiye bütün iyiniyretini korumakla birlikte devlet sözü verilmiş konularda bile verilen sözlerinin tutulmadığını görünce: kendi göbeğini kendisi kesmek zorunda kalmıştır.

İdlip’ten her hangi bir sebeble geri adım atarsak artık ne Akdeniz’de ne Afrin’de, ne Cerablus’ta ne Ankara’da ne de İstanbul’da güvenliğimiz olmaz.

Türkiye’nin güvenliği İdlip’ten başlar.

Şehit adediyle ortamı germeye çalışanlara da sözüm şu;

Güneydoğu’daki hendek tezgahlarında 800 güvenlik mensubumuz canını kanını vermiştir.
İdlip’ten ne pahasına olursa olsun geri çekilemeyiz. Masada güçlü olmanın yolu sahada güçlü olmaktan geçer.

Bu bizim için beka meselesidir.

Beka meselesini anlamayanlara zaten sözümüz yok.

29.02.2020 09:09

İdlip’te askerlerimize yapılan hain saldırı sözün bittiği yerdir.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

“Ehl-i Küfür Tek Millettir” dediğimizde bizi eleştiren bir çok okurumuz bizi “komplo teorisyeni” olarak tanımlamıştı.

Şimdi onlar da gerçeği görmüştür umarım.

Siyaset ve diplomasi böyle bişey.

Rusya, Astana ve Soçi süreçlerinde vardığımız mutabakatların hiç birine uymuyor. Buna karşılık Cumhurbaşkanımızın

Ukrayna ziyaretini, orada Mustafa Cemiloğlu ve Türk Tatarlar ile görüşmesini kendisi için alınganlık vesilesi olduğunu ima etmektedir.

Ama;

Ukrayna ziyaretinden önce de Suriye ve Libya’da varılan anlaşmaların hiç birini uygulamayan Rusya daha sonra gelişen bir ziyareti bahane etmesi yorgunu yokuşa sürmektir.

Türkiye, kendi göbeğini kendisi kesecektir.

Suriye, önceki yazılarımı okuyanlar bilecektir. Rusya, ABD ve İsrail arasında gizli anlaşma ile paylaşılmıştır.

Bu paylaşımla petrol bölgesini ele alan ABD, kendisine liman ve üs bulan Rusya, bu paylaşımdan mutlu olabilir. İran Haşdi Şabi milislerinin sayısı azalsa da arazide varlığını sürdürmeye çalışıyor.

İran kendi kalbine kurşun sıkıyor.

Eskiden PKK konusunda da Türkiye ile işbirliğine gitmeyen İran, şimdiki pozisyonda Suriye özelinde de Türkiye’nin yanında yer almamaktadır.

Ben inanıyorum ki;

Askerlerimizi kalleşçe vuran kişiler İran destekli milislerdir.

Bu saatten sonra,

Türkiye “Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyoruz” tezinden vazgeçmelidir.

İdlip’te geri çekilme ric’at adına yapılacak her hangi bir eylem Türkiye’nin güvenliğini tehdit eder.

Eğer ric’at adına İdlip’den geri çekilirsek bize yarın “Cerablus’tan çıkın” Afrin’i terkedin” diyeceklerdir.

Suriye’yi aralarında bölen emperyalist devletler Türkiye’ye 4 milyon mülteciyi barındırma külfetini vermiştir.

Türkiye’de gelişen bu tablodan sonra mültecilere kapısını açmıştır. Karadan ve denizden yola çıkan mülteciler bu saatten sonra bizim değil onların sorunu olur.

Yine;

Bu gelişme bize biçilen kaftanı bizim reddettiğimizi, buna karşılık a-b-c- planlarımızın olduğunu, Milli Savunma Bakanının dilinden duyduk.

Zeytin Dalı Harekatı ile biz Afrin’e giderken, “60 yıllık planlarımızı ve Armageddon hayalimizi Türkler altı günde çöpe attı” diye yazan İsrail gazeteleri vardı.

Bu inanç günler geçse, zaman ve mekan farklı da olsa inandıklarından vazgeçerlerse o tez, inanç olmaktan çıkar.

Nato Türkiye’nin davetiyle olağanüstü toplandı. Sonucu ne olacak henüz bilmiyoruz. Sonucu yine “cek-cak” diye biterse bilkin ki Nato da bizi kendi başımıza bırakmıştır.

Son söz şu;

Bu gelişmelerden sonra Türkiye ve Rusya karşıyadır. Cumhurbaşkanı Putin ile telefonda görüştü.

Kartlar açılırsa Türkiye’nin Rusya’ya karşı avantajları vardır. Nihayetinde Rusya kaybeder.

28.02.2020 14:17

Liberal ekonomilerde belirleyici öge üretimdir.

Arı gibi.

Üretecek. Ürettiğinin bir miktarını tüketecek. Artakalan ürettiğin ile dünya'ya açılacaksın.

Rekabet edeceksin.

Daha iyi ürünler ürettiğin için de tercih edileceksin.

Ekonominin katı kuralları bunlar.

Ama;

Bu kaftan bize ne kadar uyuyor?

Veya uyuyor mu?

Ekonomik kriterler ve rekabet geliştikçe hayatımıza yeni kavramlar giriyor.

Dünya nüfusu ve yaşam standartlarının artmasıyla tüketim de yükseliyor.

Dünya üretebildiğinin 1,6 katını tüketiyor.

Bu Türkiye için biraz daha farklı eğrilerde...

Bu da uygulanan kullan-at modeline dayanan ‘Doğrusal Ekonomi’ yerine, sıfır atık ve geri dönüşümü temel alan “döngüsel ekonomi”yi önemli kılıyor.

Günümüzde kullanılan doğrusal ekonomi ham maddelerden ürünlere ve ürünlerden atığa giden bir çizgi izliyor.

Araştırmalara göre imalatta kullanılan ham maddelerin yüzde 90'ı ürün daha  fabrikadan çıkmadan önce israf olurken, mamul ürünlerin yüzde 80'i ise ilk altı ay içinde ticari ömrünü tamamlıyor.

Bu facia demek!

Böyle bir israf ekonomisine kimse dayanamaz.

Onun için üreteceğiz.

Tamam

Ama önce tüketirken dikkatli olacağız.

Çöplerden elektrik üretmeye kadar geri dönüşüm ve bazı dikkat çeken çabalarımız var.

Bunları gözardı etmiyorum.

Üretirken savurgan bir ziniyetle hammaddeyi israf ederek işe başlayınca beynimize yerleşen zihniyet bizi rahat bırakmıyor.

Çevrenize bakın tatlıcı da tatlının adedi sayılmaz. Fırında ekmeğin sayılmadığı gibi...

Halbuki;

Bizim ekonomimizin çok sıkı bir sayım ihtiyacı var.

Ürettiğimizi tüketiciye ulaşıncaya kadar onun değerini bilerek koruyacağız.

Ürettiğimiz değerleri metaya tahvil konusunda savurgan olmayacağız.

Üretimin yeniden toparlanma eğilimine girmesinde, piyasalarda fiyatların toparlanması yanında, girdi maliyetlerindeki dengenin yeniden sağlanmış olmasının etkili olduğu değerlendiriliyor.

İşe buralardan başlamak lazım.

Sadece ithal ederek üretmek yerine üretimde tasarrufu ön plana almalıyız.

Bir de geri dönüşüm ve yeniden değerlendirme konusunda  bu dev şirketlerin fikir üretmesi lazım.

Çare üretmesi lazım.

Ekonomiye kazandırılan her atık, çocuklarımızın gelecekte daha fazla kaynağa ve daha temiz çevreye sahip olması demek. Bunun için uzun vadeli bir stratejiye  de ihtiyaç var.

AB 2030 yılına kadar üretimdeki bu atıklarını verimli kullanılması, yeniden değerlendirme ile ekonomiye kazandırılması karşısında 600  milyar dolarlık bir katkı beklediğini raporlarına yazıyor.

Bizim bu yıl benzer çabalardan beklediğimiz gelir ise yıllık 3.5 milyar dolar.

Bu bile çok az ama

Hiç olmadığını düşününce kazanç olarak değerlendiriyoruz.

Biz niye benzer tedbirleri alıp aynı yolu izlemeyelim.

Unutmayalım

Sanayide kullandığımız yarı mamul ve ara malları da biz ithal ediyoruz.

Onlar da bizim için değerli varlıklar.

Üretirken dikkatli davranmak gerekiyor.

Olaylar bizlere bunu acı tecrübelerle öğretti. 

28.02.2020 08:31

HDP bir kongre daha yaptı.

Yine İstiklal Marşı’mız okunmadı.

Eskiden bayrağımız da asmazlardı.

Bu defa baktılar ki pabuç pahalı bayrağımızı astılar.

Yine Öcalan mesajları ve sloganlarıyla dopdolu bir kongre geçirdiler.

Olağan Genel Kurul’a CHP Genel Başkan Yardımcısı’nı Serok Ahmet temsilci gönderdi. Emperyal güçlerin emrinde parti kurmaya hazırlanan Ali Babacan mesajla katıldı.

Genel Kurul yeni bir eş başkan seçti.

Prof. Mithat Sancar.

Biraz daha ılımlı, tanımayanlar için “Yaa adam profesör” denilebilecek yeni bir umut arandığı doğrudur.

Ama görünen o ki; ne HDP ne PKK kendi içlerindeki organik ilişkiyi sürdürmekten yana…

Ne PKK silah bırakmayı, ne de HDP’nin terörle mücadele konusunda Türkiye Partisi olup 6 milyon seçmenine yeni ufuklar vadetme niyetinde değil.

Genel Kurul’un sonunda ortaya konan bomba ise CHP’ye söylenen “Artık işbirliğimizi şeffaf hale getirelim.” Lafı oldu.

Millet ittifakında İyi Parti ile nikah kıymış olan CHP’ye gizli metres “Artık saklamaya gerek yok. Karınla konuş. Ne yaparsan yap artık pozisyonumuzu ilan edelim. Zaten gizli ittifaklar yaptık. Beraber yaşayıp gidelim” deyiverdi.

Yani

“Metres artık beraber yaşayabiliriz. Karına söyle!” deyiverdi.
Ne CHP bu durumdan sonra İyi Parti’yi ittifakın içinde tutabilir ne de kendi seçmenine durumu izah edebilir.

Edemez.

Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Vatan diyen Ak Parti ve MHP’ye karşı ittifak kurabilmenin öncelikle yukarıda saydığımız ilkelere itiraz etmeyi mecbur kılmaz mı?

“Devleti kuran Parti” diye kendini seçmene satan CHP, bu gelişme ve şeffaflıktan sonra kendi kimliğini nasıl koruyacak? İnsanları nasıl inandıracak.

Erdoğan’a karşı savaş ise İyi Parti’nin taraflardan biri olduğu Millet İttifakının ilkeler bazında kendisiyle çelişmesi gündeme gelmez mi?

Son sözü MHP Lideri Devlet Bahçeli söyledi

“Ha HDP, ha CHP,ha Serok ha Babacan alayı birdir. Hepsi aynı alçak ve karanlık yolun yolcularıdır. Bunlara karşı Cumhur İttifakı da Türk milletinin bayraklaşmış ve anıtlaşmış ifadesidir.”
Gerçek bu.

Rabbim doğruların yardımcısıdır

27.02.2020 09:33

Türkiye'nin lider imalat sanayi fuarı WIN EURASIA, 12-15 Mart tarihleri arasında TÜYAP Fuar Merkezi’nde düzenlenecek.

Dün bu fuarın basın bilgilendirme toplantısı vardı.

Çok değerli bilgiler aldık.

Ticaret Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve KOSGEB desteği ile organize edilen fuar, Türkiye sanayisinin 2020 stratejisinde yer alan öncelikli ülkelerle Türk üreticileri bir araya getirecek.

Bundan bize ne? diyebilirsiniz?

Anlatayım.

Sanayi devrimini kaçırmış, bugün treni bir yerden yakalayarak, ilerleme ve gelişme umuduyla Türkiye çok mesafeler katetmesi gerekiyor.

Sanayi 4.0 ile varlığını kanıtlamaya çalışan tesisilerimiz, robotik yatırımlarla “Biz de varız” diyebilmek için dünya’ya mesaj vermenin arenası burası…

Dün Tramvay ithal eden Türkiye, bugün 5G ile kontrol edilen Tramvay üretiyor ve ihraç ediyor.

Az şey mi?

Bu fuarlar aynı zamanda bir gövde gösterisi…

WIN EURASIA, sac işlemeden metal şekillendirme teknolojilerine, otomasyon hizmetlerinden elektrik ve elektronik ekipmanlara, hidrolik ve pnömatik hizmetlerden tesis içi lojistiğe kadar ihtiyaç duyulan tüm eko-sistemi bir araya getirecek.

Türkiye’de de makine sanayii, ülke ekonomisi dünya devleri arasına sokabilecek, teknolojik rekabette hak ettiği konuma taşıyacak stratejik bir sektör.

Bu sene Çin ve Kore de olmayacak.

İlk yerli  endüstriyel 5G teknolojisi burada ilk defa tanıtılacak.

Otonom sistemlerden robot insan etkileşimine, anlık ısı haritası ve üretim takibinden karanlık fabrikalara, yapay zekâdan, derin öğrenmeye ve bulut sistemine kadar farklı teknolojik ürünler, canlı olarak Türkiye’de ilk kez WIN EURASIA 5G Arena’da gösterilecek.

Türkiye’nin ilk endüstriyel 5G uygulamaları olan insan-robot-bulut ve sensör etkileşimi canlı olarak test edilecek.

Ticaret Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve KOSGEB desteği ve Makine İmalat Sanayi Dernekleri Federasyonu (MAKFED),Akışkan Gücü Derneği (AKDER),Endüstriyel Otomasyon Sanayicileri Derneği (ENOSAD),Elektrik Tesisat Mühendisleri Derneği (ETMD),İstif Makinaları Distribütörleri ve İmalatçıları Derneği (İSDER),Makina İmalatçıları Birliği (MİB),Robotik ve Yüksek Teknolojili Üretim Sistem Entegratörleri Derneği (ROBODER),Makine ve Aksanları İhracatçıları Birliği (MAİB),Istanbul Sanayi Odası (ISO) gibi sektörün önde gelen kurum ve kuruluşlarının işbirliği bu seneki fuara teknolojik ve mühendislik olarak daha çok ilgi oluşturacak.

Bence ülkemiz için çok önemli.

İnşallah sonuçları da iyi olur.

 

26.02.2020 15:44

Ülkemizin ekonomik pariteleri ile ileri geri bir çok yorum yapılıyor.

Bu yorumları yapanlar, bu ülkenin PKK terörüne 36 yıldır 600 milyar dolar harcadığını görmezden geliyor.

Ayni mihraklar “Fırat Kalkanı” ile başlattığımız Terörden arındırılmış bölge opersyonlarımıza  20 Ocak 2018 tarihinden itibaren başlattığımız “Zeytin Dalı Harekatı”nı da görmezden geliyor.

Dünyanın en gelişmiş ekonomileri bile içinde 5 milyon mülteciyi barındıracak, ayrıca 3 yıldır savaş hali

durumunu sürdürecek olsa onlarda ayakta kalamazdı.

Rabbime çok şükür dimdik ayaktayız.

AVM’ler tıklım tıklım, alışveriş edenlerde zerre eksilme yok.

Bunu da gözardı ediyorlar ve Bol bol Hükümete ve Devlete karşı eleştiri yapıyorlar.

Biraz vicdanı olan birisi bunu teslim eder.

Bu mesele beka meselesidir. Beka’yı anlamayanlarla bu konu müzakere edilemez.

Canımı sıkan başka bir konu var.

Adam İstanbul’da oturmuş ahkam kesiyor.

“Ne işimiz var orada”

Bilmiyor ki; Onun İstanbul’da rahat huzurlu olabilmesi için güvenliğin başlama noktası orasıdır. Eğer İstanbul’da rahat etmek istiyorsan sınırındaki güvenliğin temin edilmiş olması gerekir.

PKK terörüne 600 milyar dolar, mültecilere 45 milyar dolar harcamak zorunda kalmış bir ekonominin mutlaka sorunları olacaktır. Doğal afetlere, beklenmedik harcamalara gidenler de cabası…

Burada;

İki şeyi doğru yapmalıyız.

Birincisi; Gece gündüz demeden üretmeliyiz. Liberal ekonomilerde belirleyici öge üretimdir. Üretmiyorsan yoksun zaten…

İkincisi;

İsrafı önlemeliyiz.

Önce devletten başlayarak israf etmekten kesinlikle kaçınmalı, “Ne olacak canım” demek yerine en basit bir şeyi üretilmişi ziyan etmemeli, atmamalıyız.

Klişe haline gelmiş ekmek ısrafı hala sürüyor. 40 yıl önce yaptığım ekmek ısrafı haberlerini bugün nüfusla çarpın o kadar israf var.

Yani;

Hiç bişey değişmedi.

Kişi lokantaya gidiyor veya bir davete… “Nasıl olsa parasını sarı çizmeli Mehmet ağa verecek” diye tabağına  konanın yarısını heba ediyor.

İmrendiğiniz AB manavdan elmayı kişi başı sayarak alır. Siz Türkiye’de tane ile meyve alanı gördünüz mü?

“Ayıp olur” diyerek misafirin önüne bir tabak dolusu yiyecek koyar, sonra da ısrar ederiz “Yesene” diye…

Düzeltmeyi önce kendimizden başlamalı, önce kendi evimizin önünü süpürmeliyiz.

Geleceğe projeksiyon yaptığımızda da kurtuluşumuz ihracatın artırılmasındadır.

2018 yılında ürettiği 100 otomobilin 87’sini ihraç eden otomotiv sektörümüz gibi, yeni yeni sektörler ihracata yönelmelidir.

90’lı yıllarda Otobüs yapma yetkisi kendisine verilmeyen Durmazlar Makine bugün otobüsün yanında Tramvay da üretiyor. Dün de Polonya’ya ilk parti ihracat tramvaylarını teslim etti.

Ülkemin böyle Anadolu Aslanları’na ve onların ihracata dönük üretimlerine ihtiyacı var.

Kurtuluşumuz varsa yoksa İhracat’ta…

Allah’a emanet olunuz.

25.02.2020 11:12

Kalitesini ve marka değerini hep yükseltmekten söz eden Futbol kulüplerinin başkanları aslında çok başarısızlar.

20 yıllık iktidarından sonra Azizi Yıldırım’ı gönderenler şimdi onu mumla arıyor.

Ezici bir çoğunlukla Fenerbahçe’ye başkan olan Ali Koç protokol trüpününden taraftarın üstüne atlıyor.

Vizyon başkan önce Comolli sonra Cocu, ardında Koeman ile başarıyı ararken kimseyi dinlemedi. Zaten kadrosunda da futbolu yönetmeyi bilen kimse yok.

Sokaktaki taraftar bile olayın farkına vardı ve Ersun Yanal’ın teknik direktörlüğe getirilmesi için sosyal medya üzerinden baskı kurdu. O da “Madem istiyorsunuz . buyrun görün akıbetinizi” dercesine Ersun Yanal’ı işbaşına getirdi ama Comolli’nin yetkilerini kaldırmadı.

Sezon başında düşme potasındaki Fenerbahçe Ersun Yanal ile ligi altıncı sırada bitirdi. Sivasspor maçından sonra “takımı toparlayacağız” derken bir sonraki maçta galip gelince Ersun Yanal “Bu takım teknik direktörsüz bile kazandı” deyiverdi.

Kulüpler Birliği Başkanlığı da yapan  Beşiktaş başkanı Fikret Orman tıpkı kulübü borçlandırıp giden Yıldırım Demirören gibi Beşiktaş’ı batırıp gemiyi terketti. Kendi getirdiği CEO’ların da tazminatlarını ve tüm alacaklarını başkanlığının son gününde ödenmesine onay verdi.

N e yazıkkı tarihe Beşiktaş’ın stadını yapan başkan olarak geçecek.

Galatasaray ise hala tartışmalı ibra’nın kavgası içinde…

İçlerinde en iyisi Trabzonspor ve Galatasaray…

Galatasaray ilk defa tarihinde zarar etmeden bir yılı bitirdi.

Trabzonspor bonkörce dağıtılan paraları dizginledi ve bütçeyi aktif pasif haliyle disipline girdi.

Sivasspor, Alanyaspor Gençlerbirliği ayağını yorganına göre uzatan takımlar arasında

En iyi yönetilen, en şeffaf, en planlı ve ne yaptığını bilen takım Trabzonspor.

Devre arasında bile yaptığı transferlerle disiplini ortaya koyan Trabzonspor böyle devam ederse kısa sürede parmakla gösterilecek, ders olarak okutulacak bir yönetim başarısı olarak tarihteki yerini alacaktır.

Türk futbolunda düzelme olacaksa bu önce yönetenlerden başlayacaktır.

Derbi maçında 20 yıl 2 ay sonra Galatasaray Fenerbahçe’yi evinde yendi.

20-21-22-23 haftaların maçları ligin rengini belli edecekti. Bu üç maçı Galatasaray kayıpsız geçti. Trabzonspor son maçında Beşiktaş ile berabere kaldı ama  ertelenmiş bir maç avantajı var.

Bir bir anlamda son düzlük olan haftalarda kayıpsız geçen takımlar finişe doğru sıraya girdiler.

Bundan sonrası için de süper lig’de çok beklenmeyen gelişmeler olacak gibi…

24.02.2020 10:49

Ölünceye kadar Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı yapmış Burhan Felek üstad Milliyet gazetesinde yazardı.

Pazar günleri ise köşesinin adı “Recebin Kahvesi” idi. Orada siyasetten uzak, daha çok beşeri ilişkilerin öne alındığı hikayeler anlatırdı. Şeyhülmuharririn Ahmet Kabaklı hoca da öğretmen-edebiyatçı olduğu için olsa gerektir Pazar günleri, şiir- edebiyat ve benzeri konuları kaleme alırdı.

Çetin Altan da öyle Pazar günleri insanları eğlendirecek şeylerden bahsederdi. Bendeniz çok ısrar edilmesine rağmen hatıralarımı yazmıyorum. Sebebi; Hatıralarımı yayınladığım an düşmanlarım çoğalacak.

Ben gerçekleri yazdıkça bu birilerini rahatsız edecek. Ama; Sizlere Pazar günleri hatıratı da ihtiva eden eğlencelik şeyler yazmak istiyorum. Umarım hoşunuza gider. Yıl 1974 Sabah gazetesinde çalışıyorum.

İstihbarat şefimiz yakın zamanda rahmeti rahmana kavuşan Nurettin Çakın. İyi bir gazeteciydi. Kendisinden çok şey öğrendim. O günlerde bize yaptırdıkları hoşumuza gitmiyordu.

Ama güzel insandı. İyi bir öğretmendi. Birgün bana “Altınokta Körler Rehabilitasyon Merkezi’ne gidecek müdür İsmail Necdet Aygün’le röportaj yapacaksın.” dedi.

Biz Yeni İstanbul Gazetesi’nden gelmişiz. Orada “5000 masonun ismini açıklıyoruz” yayınını yapmışız. O günlerde Sağlık Bakanlığı’nın köprübaşları masonlar tarafından tutulmuş.

Burası da Sağlık Bakanlığı’na bağlı ve İsmail Necdet Aygün mason. Sabah gazetesi gibi milliyetçi – muhafazakar bir gazetede böyle bir röportajın ne işi var? Diye homurdanarak yollara düştüm.

Eminönü’nden Reşitpaşa’ya giden 22 no’lu belediye otobüsüne bindim. Son durakta ineceğim. Tarif böyle Otobüs yola çıktı. Epey yol gittiktan sonra İstinye Bayırı’nden ayrıldı.

Patika yola girdik sanki. Bir müddet sonra birkaç kahve ve bakkalın olduğu bir meydana geldik. Soförün “son durak” demesiyle irkildim.

İndim. Bakkala sordum merkez nerede? Tarif ettiler bir müddet yürüyüp merkeze vardım. Merkez çok büyük bir bahçesi, girişinde de tören alanı olan bir yer. Kapıdan içeri girdim.

Bahçeyi arşınlarken tören alanında 15 -20 kişi beliriverdi. İsmail Necdet Aygün röportaja gelen gazeteciyi mesai arkadaşlarıyla birlikte kapıda karşılıyordu. Tören kıtası denetler gibi beni önce arkadaşlarıyla tanıştırdı, sonra odasına geçtik.

Gazetecinin itibarının hala olduğu günlermiş. Röportajdan sonra beni merkezin aracıyla gazeteme kadar getirdi. Giderken belediye otobüsü gelirken makam aracı… Röportajı yazdım Çarşamba günüydü yayınlandı.

Pazar günü de okulda mezuniyet töreni varmış. İsmail Necdet Aygün teşekkür için aradığında oraya da davet etti.

Hem de “Çektiğin fotoğraflardan bize de getirirsin”. Dedi Ben “Yolculuk çok meşakkatli “deyince de “ben gelir seni alırım” dedi. Pazar günü fotoğrafları yüklendik.

Aygün’ün özel aracına bindik. Ve okula vardık. Törenler yapıldı. Erol Büyükburç da konser verdi. Tören bitince fotoğrafları dağıtmaya başladık. Herkes kendisinin olduğu fotoğrafı arıyor.

O zaman birinci ordu komutanı Hüseyin Doğan Özgöçmen var. Orgeneral. Onun oğlunu santral eğitimi alırken yanında hocasıyla birlikte resmetmişiz.

O resmi de hocasına verdik. İşte o santral eğitmeni Fatma Akgün Pala şimdi benim eşim. Gününüz güzel geçsin

23.02.2020 12:09

Son günlerde çok duyduğumuz bir deyim var.

Karbon ayak izi

Dünyanın en zengin adamı Jeff Bezos dün bir açıklama yaptı Karbon ayak izini azaltmak için 144 milyar dolarlık servetinden 10 milyar doları bu iş için kurduğu vakıfa aktaracağını açıkladı.

Herkes kendisine göre bişey söylüyor.

Ama;

Karbon ayak izini enine boyuna çok anlayan, süzen, yazan (ben dahil) görmedik.

Çok kişinin bilmediği karbon ayak izini Ericsson IndustryLab tarafından geçtiğimiz günlerde "Dijital karbon ayak izi rehberi" raporu olarak yayınlandı.

Dijital hayatın dünya iklimine olan etkileri hakkında bilinmesi gerekenleri içeren raporda, bu konudaki kafa karışıklığına dikkat çekiliyor.

Raporun girişindeki şu paragraf çok dikkatimi çekti

“Dijital karbon ayak izi konusunda çok fazla şey yazılıyor ve anlatılıyor, özellikle gelecekle ilgili yapılan açıklamalar çok kasvetli bir görüntü çiziyor. Peki bu neden böyle? Dijital hayatımızın karbon ayak izini hesaplamak için ileri düzey teknolojiler gerekmiyor, ancak teknolojinin gelişimini ve kullanımını anlamak büyük önem taşıyor. Diğer yandan, karbon ayak izi ile ilgili oldukça eski ya da teoriye dayalı çok sayıda tahminin açıklanması, bu konuda uzman olmayan kişilerin gerçek durumu anlayabilmelerini zorlaştırıyor.”

‘Dijital karbon ayak izi rehberi’ raporu, ürünlerin elektrik kullanımının ötesine geçerek bilişim teknolojilerinin karbon ayak izindeki rolünün çok daha iyi anlaşılabilmesini amaçlıyor.

Çalışma, bir ürünün kullanım ömrü boyunca tütettiği enerji ve kullanılan malzemelerle ilgili sera gazı emisyonlarının değerlendirmesini içeriyor.

Sonuç bölümünde ise şunlar söyleniyor.

“Bilişim teknolojilerinin iklim üzerindeki etkisi, üç farklı etki düzeyi içerdiğinden karmaşıktır.

Bunlar arasında bilişim ürünlerinin üretimi, kullanımı ve bertaraf edilmesi ile ilişkili doğrudan karbon emisyonlarının yanı sıra, bilişim ürünleri kullanımından kaynaklanan dolaylı pozitif veya negatif emisyon etkileri (Ör. seyahat etmek yerine video konferans yapılması ve ulaşım optimizasyonu) ve karbon emisyonunu etkileyen davranışlar ve tercihler yer alıyor.

Video yayın hizmetleri veya bilişim sektörünün diğer sektörlerle karşılaştırılması gibi haber başlıklarına baktığınızda, bunlar genellikle doğrudan karbon emisyonlarına veya dijital karbon ayak izi olarak adlandırılan unsurlara odaklanır.

Ancak bilişim teknolojilerinin diğer etkileri çok daha büyüktür.“

Raporda önemli tespitler de sıralanmış

*Bilişim sektöründeki karbon ayak izi, veri trafiğinin hızla artmasına rağmen küresel emisyonların yüzde 1,4'ünü oluşturuyor
*Yenilenebilir elektrik, bu ayak izinin yüzde 80 düşürebilme potansiyeline sahip
*Atlantik üzerinden yapılan bir gidiş dönüş uçak yolculuğunun kişi başına yakıt emisyonu 50 yıllık akıllı telefon kullanımına denk geliyor
*Bireylerin dijital yaşamı, toplam karbon ayak izlerinin çok düşük bir yüzdesini temsil ediyor.

Birinci maddede tespit edilen Bilişim sektörünün etkişi 1.4 sonucu da suçlanan Bilişim sektörünü de akladı.

Karbon salınımı ve dedikodulardan ben de çok rahatsızdım. Çok bilgilendim
Rapora ulaşmak istiyorsanız “Dijital karbon ayak izi rehberi”
Ericsson bana göre çok iyi bişey yapmış.

Tebrik ederim

22.02.2020 09:54

Genç nesiller bilmez

Türkiye, ABD tarafından bütün siyasi partileriyle de kuşatılmıştır. Turgut Özal’ı 1977 seçimlerinde milletvekili adayı gösterme tavsiyesi merhum Necmettin Erbakan’a ABD’den gelmişti.

Ogüne kadar tanışmadığı “ABD’de gururumuz olan  bir Türk” diye uzaktan bildiği, Turgut Özal’ı İzmir’den aday göstermişti.

1983 seçim gezilerinde seçim otobüsünde merhum Özal ile gezerken, Erzincan yolunda bana;

“Allahın dediği olur. O zaman Milli Selamet Partisi milletvekili seçilseydim. Bugünkü konumumuz olmazdı” demişti.

Ya Temel Karamollaoğlu’nu hocanın mutlaka partimde olmalı bana güç vermeli diye mi aldığını düşünüyorsunuz.

6.5 ay süren CHP-MSP koalisyonunun İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk, Bülent Ecevit’in çok önemsediği bu makam için  başka adayları varken,(Necdet Uğur) ABD’liler tarafından ikna edilmiştir. Onun için koalisyon görüşmeleri bir gün uzamıştır.

Bugün Oğuzhan Asiltürk neden Fatih Erbakan’a büyüklük yapmıyor da Karamollaoğlu’nun yanında … neden acaba?

Yakın tarihe gelince;

Ak Parti’nin kuruluşunda Erdoğan’ın yanında yer alan ve “Kardeşim” dediği Abdullah Gül

Necmettin Erbakan’ın partilerine nasıl gelmiştir.

Kişi Erbakan’a karşı da aday olmuştur.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın şiir okudu diye yasaklanması, sonra Siirt seçiminin iptali ve Meclise girmesi, CHP lideri Deniz Baykal’ın buna en büyük desteği verdiğini, hatırlayın.

O da ABD’nin eseri…

Aynı Deniz Baykal’ın 2007’de Cumhurbaşkanlığı seçimi gündeme geldiğinde Meclis kürsüsünden

“Sakın ha aday olma sakın sakın”  derken Erdoğan’ın “adayımız kardeşim Abdullah Gül”dür demesi üzerine bu tartışmaların birden bire kesiliverdiğini ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 367 garabetine rağmen (ben ona dinamik güçlerin son direnişi diyorum) nasıl yoluna girdiğini düşünün.

İki dönem Cumhurbaşkanı olarak seçilen Abdullah Gül’ün Başbakan olan Erdoğan’ın dış gezisi sırasında Gezi kalkışmasına seyirci kalmasını görün.

Aynı Gül bugün “Gezi ile gurur duyuyorum” diyor.

Bugün geziciler berat etti.

Arabaları ters çevirenler, yakıp yıkanlar, esnafın dükkanını yağmalayanlar

Aslında suçsuzmuş.

Gezi, bana göre Dış güçlerin (bir merkez değil) ortaklaşa organize ettikleri ve Türkiye’deki yandaşlarını oyuna sürdükleri devlete karşı bir kalkışmadır. İhaneti Vataniyye’dir bana göre…

Onun için içimizdeki birden fazla hain hemen harekete geçti. Kimisi otelini açtı, kimisi VİFİ, kimisi yemek taşıdı, kimisi de oraya gelip gövde gösterisi yaptı.

Yani;

“Bir manada ben de sizdenim unutmayın ha… Başarırsanız beni de nemalandırın”

Demek istediler.

CHP’li Engin Altay Meclis’te “Orada provokatörler vardı” diyor.

DHKP-PKK, Komünist Parti ve bilumum teröristleri Engin Altay yakından tanıyordu herhalde…

Ey Engin Altay

Millet gerçekleri görüyor. Artık Mızrak çuvala sığmıyor artık…

Eğer,

Gezi olayları sırasında yaşananları dindar kesimden  birileri organize etmiş, ve bilfiil orada olsalardı, bugün en az 35 kişi müebbed ile yargılanıyordu.

Cumhurbaşkanlığı’nı kardeşinin desteği vasıtasıyla elde etmiş bu zat, işte bununla gurur duyuyormuş

Peh… peh… peh…

Son söz şu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, nice dikenli yollardan gelmiş, kimlere “kardeşim” abi” üstad”hocam” demek zorunda kalmış bi düşünün.

Cumhurbaşkanının siyaset sahnesinde nasıl kuşatıldığını hayal edin.

Kimlere taviz vermek zorunda kaldığını görün.

Bu gurur duyan zat ile ilgili son notum şu;

2015 yılında “Üzerinde güneş batmayan imparatorluk!” genel valileri Londra’da toplandı. Bu toplantıda ülkesinde Genel Vali olarak bilinmeyen tek kişi vardı.

Abdullah Gül

Kraliçe kendisini kutsadı ve nişan taktı.

Hadi tesadüf diyelim. Kraliçe 90 yaşını aşmış biri. İki töreni birleştirelim. Dediler.

Nişanın tam adı

“Knight Grand Cross of The Order Of the Bath”

 Bu nişanı şu kişilere veriliyor takılıyor, asılıyor

-İngiltere’ye önemli hizmet yapanlar.

O zaman da soru şu;

Şimdi;

İngiliz’e ve İngiliz fikriyatı ve siyasetine bu arkadaş ne katkı yapmıştır ki; bu nişanla ödüllendiriliyor.

Bu ödül kendisine neden İngiliz Genel Valilerinin toplu olarak katıldığı bir törende veriliyor?

Sahi

Sakın kendisi gizli Vali olmasın.

21.02.2020 11:45

Dışişleri Bakan Yardımcısı önderliğinde, Dışişleri – Genel Kurmay – MİT’in üst düzey bürokratlarının Rusya’da iki gün süren İdlip toplantısında sonuç çıkmadı.

Biz, Astana ve Soçi süreçlerinde varılan mutabakatlara uyulmasını, orada alınmış kararların uygulanmasını istiyor, ve İdlip’te insanlık faciası oluşmamasını, çocukların öldürülmemesini, insanların yurtlarından kovalanmamasını öne alarak baskı kurmaya çalışıyoruz.

Ben, heyetin mümkün olan her türlü şerait ve imkanda elinden geleni yaptığına inanıyorum.

Ama;

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın’ın da işaret ettiği gibi 2 günlük mesai bir işe yaramadı.

Dışardan bakınca;

En büyük metaı Doğalgaz olan ve bütün Avrupa’ya ulaşma yolları Türkiye’den geçen, Doğal gaz satışı, S-400 ve inşa edilen Nükleer santral konusunda en iyi müşteri, gelecekte ortak üretim ve ortak uçak imalatı konusunda görüşmelerin yapıldığı Rusya’nın Türkiye’yi gözden çıkaramayacağı’na inanılıyor.

Gerçek te de böyle olması gerekir.

Maalesef,

Putin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iyi dostu olduğunu, kendisini çok takdir ettiğini, öncelikle silah sanayiini kurarak dışa bağımlılığını azalttığını ifade etmesine ve bunca sık görüşmelerine rağmen Suriye ve Libya konusunda kendisinden beklenen tavrı gösterememiştir.

Trump’ın da hemen devreye girip, “Suriye konusunda Erdoğan ile sıkı çalışıyoruz” diyerek, Türkiye ile meseleri görüşüp çözmek yerine, hain düşünceler içinde olduğunu düşünüyorum.

Buna gerekçe olarak da size İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı zamanında nasıl ABD’nin kucağına itildiğimizi hatırlatmak isterim.

Yıl 1944

Stalin İsmet İnönü’den “Boğazların denetimi” ni ister.

Halkını 2. Dünya Savaşı’na sokmadığı için övünen, Churchıll’in baskılarına boyun eğmeyen, İsmet İnönü, Halkının iki öküzünden birini Oşur vergisi diye alırken, diğer tarafta bu Baskılardan bunalmıştır.

Çare’yi ABD Başkanı Roosveelt ile görüşmekte ve yardım istemekte bulur.

ABD Başkanı Gereğini yapacağını, iki kutuplu dünya’da tarafsızlık yerine (2. Dünya Savaşı’nı kastediyor) ABD ile birlikte hareket etmesini teklif ediyor.

İlk imzalanan anlaşma Fulbright anlaşmasıdır. 1944 yılındaki anlaşma ile ilk etapta 7 üyeli Maarif Şurası’nın 5 üyesi ABD’nin tavsiye ettiği kişilerden oluşmuştur.

İlk eylem de “Komünist yetiştiriyor” yaftasıyla tarım ülkesi Türkiye için çok önemli olan Köy Enstitülerini kapatmışlardır.
Burada bir es vererek. Prof. Dr Oktay Sinanoğlu’nu rahmetle ve minnetle saygıyla analım.

Mümtaz şahsiyyet der diki;

“Bir milleti teslim almak istiyorsanız eğitim sistemini kendinizden yaparsınız, dilini bozarsınız. Bunu yapınca savaşmanıza gerek yoktur”

Bakın bütün emperyal güçler gittikleri ülkelerde önce dillerini enjekte etmişlerdir. İngilizler sömürgelerinde Fransızlar Afrika’da…

Ne yazıkki Hind Müslümanları Pakistan Bengaldeş bu etkiyle bugün İngilizce konuşmaktadır. Afrika’daki Müslümanlar da Fransızca…

Bunun tek istisnası ecdadımızdır. Onlar gittikleri yerde kimsenin dili, dini, meshebi ile uğraşmamıştır. (Sultan Selim Han’ın başka gerekçeleri vardı.)

Bazen yapsaydı daha mı iyi olurdu diye de düşünmüyor değilim.

Bunları da bilin

Konumuza dönersek;

1945’te seçilen Truman ile saflar daha da sıklaştırılmıştır.

İsrail’în tanınması, Türkiye’nin nato’ya girmesi hep bu çizginin eseridir.

1944’te başlayan bu ilişki yakın zamana kadar “Türkiye’de ABD’nin istediği olur.”“Türkiye’yi ABD yönetiyor” tezini hep güçlendirmiştir. Bunun için Darbeleri, Sağ – Sol çatışmalarını, Alevi-Sünni kışkırtmalarını burada hatırlamanız yeter. Süt tozu ve diğer Marshall yardımları aynı cümledendir.

Eğitim sistemini bozarak, sorgulamayan, düşünmeyen, sadece algı operasyonlarına açık, nir nesil hedeflenmiştir. Bana göre başarılmıştır da.. Bakın etrafınıza haklı olduğumu göreceksiniz.

Biraz Türkiye’deki yöneticiler çizgilerinden saptığında versiyonu hiç yenilenmeyen ABD darbe planları gündeme getirilmiştir. Ama hep suyun başında olmuşlardır.

Şimdi;

“Şeytanın avukatlığını yapma” diyebilirsiniz yapacağım

İki kutuplu dünyanın iki ucu, aralarında Kırmızı telefon bile olan Stalin ile Roosveelt, Dünya kıtasını aralarında pay ederken, Rusya’yı dinlemek için en iyi adresin Türkiye olduğunu düşünerek, kendi aralarında anlaşıp Türkiye’yi ABD’nin kucağına atmak için kumpas kurmuş olamaz mı?

Düşünün bakalım.

İki kutup bugün yok. Ama Trump da Putin de kendi aralarında sık sık görüşüyorlar.
Suriye meselesinde PKK – PYD ile işbirliği yapan, yola “Terör örgütüyle yol yürünmez” diye feryatlarımıza rağmen, Petrol kuyularının başına PKK’lıları oturtan Trump değil mi?

PKK-PYD’ye Rusya’da büro açtıran Putin değil mi ?

Suriye’nin bir kısım topraklarını PKK’ya vermek üzere Esada’a yeşil ışık yakan Putin değil mi?

Libya meselesinde BM’nin veto hakkına sahip beş ülkesinden ikisi, (ABD ve Rusya) BM’nin tanıdığı Libya Merkezi Hükümeti yerine, terörist Hafter’i beraber desteklemiyorlar mı?

Resmin büyüğünü görün.

Unutmayın

Ehli küfür tek millettir.

Cumhurbaşkanı,”Rusya ile görüşmeler her ne kadar devam etse de Rusya’nın bizim istediğimizi yerin çok uzağında olduğu gerçektir.” dedi

Cumhurbaşkanı “Her an olabilir” diyerek İdlip meselesinde kendi başımıza hareket edeceğimizi, kendi göbeğimizi kendimizin keseceğinin sinyalini de verdi.

Rabbim yardımcımız olsun.

20.02.2020 09:51

Dünü unutmak doğru değil.

2011 yılında Irak’tan sonra Suriye’ye yönelen ve Başkan Barak Obama’nın hükmedemediği ABD dinamik güçleri,Suriye için planlar yapmışlardı.

Plan Suriye’yi üçe bölmek üzereydi. Bununla hem Suriye’nin kaynakları ele geçirilecek hem de Haşdi Şabi desteğiyle sünni Müslümanlar üzerinde tahakküm kurulacaktı.

Birincisi, Lazkiye civarında Lübnan benzeri küçük bir devlet kurulacak Beşar Esad’ da oraya başkan yapılacaktı.

İkincisi, Özellikle kıraç bölgelere arapları sürerek orada sünni bir Müslüman devleti kurulacak ama kaynaklardan uzak fakir ve ilkel yaşam örneği bir ülke dizayn edeceklerdi.

Üçüncüsü, Özellikle Irak’a yakın ve petrolün olduğu bölgeleri vekiller aracılığıyla (PKK-PYD) denetim altına alınacaktı.
Bu senaryonun gerçekleşmesine İran’ın Haşdi Şabi milisleriyle de katkı sağlayan ABD, Şii dünyasını ve Sünnileri denetlemek ve kontrol altına almak amacıyla kamuoyuna açıklanmayan bir sürü yeni oyun oynadı. Burada Suud veliahtlığındaki Vehhabi zihniyeti es geçmemek lazım.

Rice’ın 22 ülkenin sınırlarını değiştireceğiz dediği günden bu yana başkanlar değişti, planlar değişmedi.
Seçim atmosferinde “Daeş’i Clinton ile Obama kurdu” diyen şimdiki ABD Başkanı Trump, dönüp senatörlerine;
“Ne oluyorsunuz ben Suriye’de petrolleri ele geçirdim başına da bekçiyi de koydum” deyiverdi.
Onun için kadınların çocukların üstüne bomba yağdıran ve yargılanması gereken Beşar Esad hala orada oturuyor.

BM’nin “Bu savaş suçudur. Yargılanmalıdır” demesine rağmen BM Güvenlik Konseyi’ndeki Rusya Veto’su dolayısıyle eli kolu bağlı köşede durmaktadır.

Beşar Esad’ın “Bizim düşmanımız Türk halkı değil Erdoğan’dır” demeci de bizim ana muhalefet partimizin fikriyatıyla uyum gösteriyor. Bunlara bakıp büyük resmi görün…

Şimdi biraz daha geriye gidip ABD’nin Suriye’den çıkacağını ilan etmesinden sonra Almanya ve Fransa’yı göreve çağıran, hatta Almanya’nın ABD planına uygun bir bölünmeyi gerçekleştirmek için yazdığı senaryoyu onaylatmak, ve orada görevlendireceği 2500 kişilik bir ordu bile hazırladığını öğrenmiştik.

Suriye topraklarında PKK’nın açtığı tünelleri Lafarge ile Fransa inşa etmişti.

Herkes burada kendine göre “Pastadan pay alma”yı hayal ediyordu.

Olamadı.

Çünkü;

Türkiye önce Cerablus, sonra Afrin harekatıyla bu oyunu bozdu.

Türkiye’nin karşısına çıkmaya cesaret edemedikleri için işi ağababalarına havale ettiler

Türkiye, önce ABD, sonra da Rusya ile çok önemli anlaşmalar yaptı.

Ne yazıkki; ne ABD ne de Rusya masada verdikleri sözleri tutmadılar.

Geldiğimiz nokta da bize Rusya tarafından Adana mutabakatı hatırlatılıyor.

Halbuki Türkiye sabredecek durumda değil.

Bu saatten sonra Rusya destek olmasa da İdlip’de Türkiye kendi göbeğini kendisi kesecek.

Dün Rusya’da biten Türk-Rus heyetleri arasındaki görüşmelerden sonra bir de ortaya bir harita attılar.

Daha önce 120 saat ABD’ye 150 saat Rusya’ya mühlet veren, süre bittiğinde verilen hiçbir sözün yerine gelmediğini gören Cumhurbaşkanı Erdoğan İdlip için de Şubat sonunu işaret etti.

Ama

Zordayız

Gerçekten zordayız.

Aynı oyun şimdi Libya’da oynanıyor.

Emperyalist devletler üzerine oyun kurdukları bölgelerde kargaşa bitmesin isterler. Onun için BM’nin tanıdığı ve onayladığı Libya Merkezi Hükümeti yerine Hafter’i destekliyorlar.

Bizimle bir çok ilişkisi olan, can damarı boru hatlarının ülkemizden geçtiği, Nükleer santralımızı inşa eden Rusya, desteklediği Hafter sözkonusu olunca işi yokuşa sürerken, Hafter’i zoraki de olsa masaya oturtmuşken, Libya meselesi AB’ye ihale edildi ve Başkan Erdoğan Merkel ile görüşmek zorunda kaldı.

Perde arkasında ABD’de Hafter’i destekliyor. Kaddafi Hafter’i kovduğunda tıpkı Fetö gibi onu da 20 yıl Amerika’da baktı, büyüttü, besledi.

AB’de ağababalarının izinde

Şimdi;

Dikkat çekeceğim iki konu var.

Birincisi

AB, Libya ile yaptığımız anlaşma ve deniz sınırlarımızı Akdeniz’de birleştirdiğimizde kudurdu.

Tabii ki ağababalarının izinde

Önce afalladılar.

Kendilerine geldiklerinde bunun önünü kesmek için eyleme geçtiler.

Kararlarına göre Akdeniz’de denetim yapacaklar ve denizden ülkeye silah girmesini engelleyecekler.
Düşünün Libya’ya denizden silah girerse nereden gidebilir?

Tabii ki Türkiye’den

İkincisi

Nato, İdlip’e muhtemel yapılacak bir Türkiye operasyonunda destek olmayacaklarını deklare etti ve “5. Maddenin uygulanamayacağını “ duyurdu.

35 yıllık terör saldırıları karşısında NATO üyesi olarak Türkiye’ye nerede destek olmuştur ki…

Yine de olmayacaktır.

NATO bizim yanımızda değil karşımızdadır. Tıpkı ABD, çok işbirliğimiz olmasına rağmen yaraya merhem olmayan Rusya gibi.

Dün gece “İdlip konusunda Başkan Erdoğan ile sıkı çalışıyoruz” diye twit atan Trump’da Türkiye -Rusya ilişkilerinin İdlip üzerinden bozulmasını ve Türkiye’nin kucağına düşmesi için hayal kuruyor.

Son sözüm şu;

Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur. İçimizde kümelenmiş “Afrin’de ne işimiz var?” diyenler gibi ABD dinamik güçleri Türkiye’nin ilerlemesini, ekonomik olarak güçlenmesini, silahını kendisinin yapmasını, dün yaptırmadıkları Rüzgar enerji santrallerinin Güneş enerjisi santrallerinin hızla yapıldığını görünce kuduruyorlar.

Artık bu gerçeği görelim.

“Pazar olsun yeter.Büyümesin gelişmesin başını kaldırmasın ayağa kalkmasın.” istiyorlardı.

Türkiye, dünkü onların hatırladığı Türkiye değil.

Söylemek istediğim başka bişey ise;

Ordu sefere çıkarsa tartışma biter. Sadece dua edilir.

Siz de öyle yapın

Allah’a emanet olunuz.

19.02.2020 10:31

Bismillah derken…

Biismihi Teala

Bizi bu günlere getiren rabbimize hamd, resulü Muhammed Mustafa’ya (S.A.V.)salatu selam ile başlıyorum.

Haber365’te bundan böyle makale, röportaj ve haberlerle karşınızda olacağım.

Size, iyiyi, doğruyu ve güzeli kendi penceremizden aktarmaya çalışacağız.

Haberin en kapsamlısını, araştırmanın en derin halini, bilmenizde fayda olan her şeyi sizlere sunacağız.

Rabbim yar ve yardımcım olsun.

Haber 365 ile yeni tanışıyor değilim.

İnternet haberciliğinin devrim yaratan haberi sesli de yayan sesligündem.com sitemiz vardı.

O zamanlar ben Arma Holding’in televizyonlarında  Genel Yayın Yönetmeniydim.

SesligündemHaber365’e evrildi.

Haber365’in kuruluşunda vardım.

Orada vakit buldukça yazı da yazıyordum

İnternet Medyası Derneği’nde haber365 adına temsilciydim.

Yani yeni gelen değilim

Şimdi;

Gücümü enerjimi birikimimi haber365 için seferber etmek üzere buradayım.

İlk imzalı haberimin yayının üzerinden 51 yıl, ilk makalemin yayınının üzerinden 46 yıl geçmiş.

Gazeteciliğin bütün kademelerinde (Ofisboydan Genel Yönetmenliğe) çalıştım.

Biriktirdiğim yüzlerce anı var.

Şahit olduğum ibret alınacak olaylar.

12 Cumhurbaşkanı tanımış. 37 Başbakanla beraber çalışmış bir gazeteciyim.

Yakın tarihimizin siyaset dünyasından hatıraları sizlerce imkan nispetinde paylaşacağım.

Anlatmak duyurmak istediğim, siz kardeşlerimizi uyarmak istediğim, ilk bakışta hemen anlaşılamayan çok şey  çok olay var.

Dilimiz döndüğünce, kalemimiz elverdiğince bu ve benzeri konularda sizlerle hasbihal edecek ve olaya yeni ufuk’tan bakmanız için PENCERE açmaya çalışacağız.

Rabbim utandırmasın.

18.02.2020 11:53