Yaz Biterken Kalbim Bozcaada'da Kaldı

Sema Çalışkan
17 Eylül 2019 Salı 08:58

"Tanrı Bozcaada'yı insanlar uzun ömürlü olsun diye yaratmış"

Yunan tarihçi Heredot, Bozcaada'ya dair hislerini bu birkaç kelimeye sığdırmış... Hepimiz adına.

Türkiye'nin üçüncü büyük adası olan Bozcaada, Çanakkale'nin köyü olmayan tek ilçesi.Bu sembolik bilgilere, masalsı atmosferini de eklersek bizi oraya gitmek için engelleyen her şeye karşı koyabilecek gücü kendimizde bulabiliriz.

Hem İstanbul'a yakınlığı hem de ruhunuzu çeken cazibesi bu bölgeyi dayanılmaz kılıyor. Ege'nin Kuzeyi'nde yer alması, havasının suyunun insanının Ege esintileri taşıdığının kanıtı gibi. Daha adaya adım atar atmaz içinize çektiğiniz hava, kocaman bir tebessüme ve kalbinizde küçük, sevinçli çarpıntılara neden oluyor. Daha önce gelmiş olmama rağmen ilk defa geliyormuş gibi çocukça bir keyifle kucaklıyorum adayı...


Kaybolmanın mümkün olmadığı sokaklarında kaybolmak, her köşe başına rüzgarımı bırakmak istiyorum. Kimsenin yüksek sesle konuşmadığı, çıkan en yüksek sesin tavla taşlarına ait olduğu, kedilerini sevmeden, okşamadan yürüyüp geçmenin mümkün olmadığı huzur adası, modern hayatın tüm izlerinden,  hislerinden sıyrılma fırsatı sunuyor.



EN GÜZEL POZ VEREN ADA

Adım adım gezerek, bol bol fotoğraf çekerek arşınlıyorum sokak aralarını. Dükkanların önündeki lavanta çiçeklerinin esintisi çağırıyor beni, kendimi kokuların arasında buluyorum. Sonra başka bir koku beliriyor, sakızlı kurabiye bu! Evet evet meydandaki meşhur pastacıdayım. Nasıl da lezzetli, nasıl da sakız kokulu... Nefsime hakim olamadığımdan yolluk da yaptırıyorum. Derken,dolu dolu kahve kokusu çeliyor aklımı bu kez. Kurabiye kahvesiz olur mu diyerekten düşüyorum peşine.


En sevdiğim kahveden söyleyip kendime, dükkanın önündeki şirin sandalyelere oturuyorum. Kahvemi yudumlarken gözüme karşı caddedeki tezgahta sıralanmış rengarenk kavanozlar takılıyor.Ev yapımı reçeller, salçalar, kantaronlar, ballar olduğunu söylüyor güler yüzlü teyze. Şifa merkezi izlenimi veriyor bakakaldığım bu sahne.

SANAT DUVARLARDA

Erguvanların, hanımelilerin, sarmaşıkların sarktığı duvarlar, gölgesini esirgemiyor soluklanacaklara. Her otelin,
pansiyonun bir formu var, kişiliği var. Kimi zaman Frida Kahlo selamlıyor kapıdan girerken sizi, kimi zaman deniz kızı... her tabloda bir hikaye bir anı gizli. Bazı evlerin önünden geçerken, eski bir plak sesi durduruyor, kulak kabartıyorsun o eşsiz sesin geldiği yere. Pencereler, ah pencereler...
her biri içerdeki huzuru salıveriyor dışarı, yayılıyor sokaklara içini kaplayan o huzur. İtina ile yerleştirilen çiçekler istemsizce alıyor gözlerini. Boş bir duvara rast gelmenin zor olduğu şirin caddelerde, mistik grafiti eserlere denk gelme ihtimaliniz artıyor. Burada insanlar birbirine huzur bulaştırıyor.


Sahile vuran dalgaların sesiyle irkilip kendinize gelirseniz, gün batımını kaçırmamak için şansınız olduğunu hatırlayabilirsiniz. Polente tepesine rüzgar güllerinin heybetli görüntüsü eşliğinde çıkarak,ayaklarınızı, denize bakan tepenin uçurumuna uzatıp, gün batımının eşsiz güzelliği ile büyülenebilirsiniz.

Bu cennet köşesi adada ne kadar kalırsanız kalın, eve dönerken sanki hep burdaymışsınız gibi hissedebilirsiniz.Birkaç günün bile, zihninizi resetlemesine izin verirseniz, teknolojiden, stresten, trafikten ve asık yüzlerden sizi arındırdığını farkedeceksiniz. Ve dönüşte şu cümle tekrarlanacak dilinizde; 'İyi ki gelmişim'.

 

Twitter: https://twitter.com/semacaliskans

İnstagram:https://www.instagram.com/kendisemasinda/?hl=tr

 

 

Facebook Yorumları

Yorum Yaz

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.