Türkiye-Fransa İlişkileri

Hürriyet Gücer
28 Eylül 2020 Pazartesi 15:03

Bir önceki yazımda, Türkiye ile Yunanistan arasında geçmişten günümüze yaşanan olayları ve iki devlet arasındaki ilişkileri, kronolojik olarak sıralamış ve bugünlerde yaşanan krizleri uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde ele almıştım. Amacım Yunanistan’ın uluslararası hukuku hiçe saydığını ve Türkiye’nin şüphesiz haklı olduğunu vurgulamaktı. Tabii ki Yunanistan’ın arkasında ister açık ister gizli olsun birtakım güçler bulunmaktadır. Ben zaten yazımda Yunanistan için “Avrupa’nın şımarık çocuğu” tabiri ile bunu kastetmiştim. Konu sadece ve sadece iki devlet arasında yaşanan anlaşmazlıklar üzerine ele alınmıştır. Bu tür ikili ilişkileri anlatırken “Bu olayın arkasında Amerika var. Onun da arkasında İsrail var.” demenin; olaya sanki gizem katmış olmak, sanki hiç kimsenin bilmediği istihbarat konuları ilk defa sen açıklıyormuşsun gibi davranmak, hepsinden de önemlisi yaşanan olayları uluslararası hukuktan uzaklaştırmak olduğu kanaatindeyim. Akıllı devlet, satrançta olduğu gibi, kendisine yapılan hamlelere karşı kurallara uygun olarak ataklarını yapar. Bu kapsamda Türkiye, Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Ege sorunları karşısında tüm dünya devletlerine uluslararası hukuk dersi vermektedir. Bu nedenle, biz yine yaşanan tüm olayları, somut verilere ve uluslararası hukuk kurallarına uygun anlatalım. Zannedersem ortada anlaşılmayacak bir husus kalmamıştır.
Bu yazımda ise son zamanlarda Türkiye ile Fransa arasında yaşanan gerilimin nedenlerini ve Fransa’nın gerek Doğu Akdeniz’de gerekse Orta Doğu’da Türkiye’ye karşı oynadığı oyunları ve amaçlarını somut ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde anlatmaya çalışacağım.
Fransa’nın hem Doğu Akdeniz’de hem de Orta Asya’da Türkiye’ye karşı izlediği politikanın nedenlerinden bahsetmeden önce, geçmişteki ve günümüzdeki Türkiye-Fransa ilişkilerine kısaca göz atmanın yararlı olacağı kanaatindeyim.

Geçmişte Türkiye-Fransa ilişkileri, 16’ncı yüzyıl başlarında Fransa Kralı Fransuva’nın Şarlken'e esir düşmesi ve Fransa’nın Osmanlı'dan yardım istemesiyle başlamıştır. 1535 yılında Batı Avrupa'da oldukça güçlenen İspanya’ya karşı Fransa-Osmanlı ittifakı kurulmuş ve iki devlet arasında iş birliğine gidilmiştir. Bu ikili ilişkiler Fransız Devrimi’ne (1789-1799) kadar sürmüştür. Devrimden sonra başa geçen Napolyon Bonapart’ın Mısır’ı almak istemesi nedeniyle, Fransa-Osmanlı ilişkileri bozulmuştur. Fransa 1801 yılında, Mısır’ı ele geçiremeyince Osmanlı ile El-Ariş Antlaşması'nı imzalamış ve bu tarihten sonra Osmanlı-Fransa ilişkileri yeniden düzelmiştir. 1803-1815 yılları arasında gerçekleşen Napolyon Savaşları sırasında Osmanlı, Fransa’nın yanında yer almış ve İngiltere ile Rusya’ya karşı savaşmıştır. 1914-1918 yıllarında yaşanan 1’inci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ile Fransa yeniden karşı karşıya gelmiş ve Osmanlı’nın yenik düşmesiyle Fransa Anadolu’yu işgal etmiştir. Fransa, Ermeni destekçilerinin katliam yapmasına göz yumarak Anadolu’da çok kan dökülmesine sebep olmuştur.

Günümüzde Türkiye ile Fransa arasında yaşanan sorunları; konunun özünden sapmadan, tarihi kaynaklara dayanarak incelemenin yerinde olacağını değerlendirmekteyim.

Öncelikle Fransa, sözde 1915 Ermeni iddialarını “soykırım” olarak kabul etmiş ve bunun inkârını da suç saymıştır. Yaklaşık son 20 yıldır Fransa’nın, ikili ilişkilere balta vuran, sözde Ermeni iddiaları hususundaki girişimlerini tarihsel sıra içerisinde kısaca özetleyelim.

-1998 yılında; Fransa Ulusal Meclisi tarafından, sözde 1915 olayları resmen “soykırım” olarak tanınmış ve yasa tasarısı onaylanmıştır.

-2000 yılında; Fransa Senatosu tarafından, söz konusu yasa kabul edilmiştir.

-2001 yılında; Fransa Cumhurbaşkanı tarafından, meclis ve senatonun kabul ettiği metin imzalanmış ve yasalaştırılmıştır. Buna karşın Türkiye, yasa tasarısının kabulü ile Türkiye-Fransa ilişkilerine ciddi ve kalıcı zarar verildiğini açıklamıştır.

-2006 yılında; Fransa Ulusal Meclisi tarafından, soykırımı inkâr edenlere hapis ve para cezası verilmesini öngören yasa tasarısı onaylanmıştır. Türkiye, bu yasa tasarısı ile Fransa'nın ikili ilişkilere ağır bir darbe vurduğunu açıklamıştır. Yasa tasarısının kabulüyle Türkiye-Fransa arasında ilişkiler iyice gerilmiştir. Tasarı, Fransa’nın Ankara’da yaptığı girişimlerde başarısız kalmaları ve Fransa ile ticarette düşüş yaşanmasıyla sonuçlanmıştır.

-2007 yılında, Türkiye ve Fransa tarafından; ikili ilişkilerin düzeltilmesi ve daha yakın iş birliği yapılması için anlaşmaya varılmıştır.

-4 Mayıs 2011 tarihinde, Fransa Senatosu tarafından; 2006 yılında Fransa Ulusal Meclisi’nce kabul edilen yasa tasarısı düşürülmüştür. Buna karşılık, 7 Ekim 2011 tarihinde, Fransa Cumhurbaşkanı tarafından; Türkiye'ye “kısa süre içinde soykırımı tanıma” çağrısı yapılmıştır. 16 Aralık 2011 tarihinde ise Türkiye Başbakanı Sn Recep Tayyip ERDOĞAN tarafından; Fransa Cumhurbaşkanı’na tasarının mecliste kabulünü önleme çağrısında bulunulmuş ve “aksi takdirde bunun ciddi sonuçları olacağı” uyarısı yapılmıştır. Türkiye tarafından yapılan tüm ikazlara rağmen, 22 Aralık 2011 tarihinde Fransa Ulusal Meclisi’nce, Türkiye'nin büyük tepkisini çeken yasa tasarısı onaylanmıştır. Bunun üzerine, Türkiye 23 Aralık 2011 tarihinde Paris Büyükelçisini Ankara’ya çağırmış ve Fransa'ya yönelik yaptırım planını açıklamıştır.

-2012 yılında ise, anılan yasa tasarısı parlamentonun üst kanadı olan Fransa Senatosu'nda da kabul edilmiştir. Fakat bazı Fransız senatörler bu tasarıyı Fransa Anayasa Mahkemesi'ne götürmüş ve tasarı Fransa'daki ifade özgürlüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle mahkeme tarafından iptal edilmiştir.

Türkiye ile Fransa arasında yaşanan bir başka sorun da Fransa’nın PKK ve onun Suriye uzantısı PYD/YPG terör örgütüne destek vermesidir. Fransa başından beri PKK terör örgütünün ülkesinde faaliyet göstermesine izin vermiş ve tarih içerisinde iki devlet ilişkilerin bozulmasına sebep olmuştur. Hâlihazırda Fransa, Suriye’de PYD/YPG terör örgütüyle görüşmekte ve terör örgütleri üzerinden Türkiye’ye karşı politika yürütmektedir. Çünkü Fransa, Suriye topraklarındaki siyasi ve ekonomik çıkarlarını kaybetmek istememektedir. Fransa, bu çıkarlarına ulaşmak için desteklediği PYD’nin, Paris’te resmi büro açmasına izin vermiştir. Türkiye, Suriye’de PYD/YPG terör örgütüne yaptığı askerî harekâtlar ile Fransa’nın Suriye’deki varlığını büyük ölçüde kaybetmesine sebep olmuştur.
Suriye sorunu devam ederken diğer bir anlaşmazlık konusu olan Libya sorunu ortaya çıkmıştır. Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM)’in tanıdığı Trablus'taki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH)’ne, Fransa ise darbeci General Hafter'e destek vermektedir. Fransa Libya’da tarihsel varlığını korumak ve de güçlendirmek istemektedir. Fransa’nın bölgedeki asıl amacı, Kaddafi’den sonra Libya’nın zengin yeraltı kaynaklarından yararlanmak ve ekonomik çıkar sağlamaktır. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki varlığını korumak için Libya’da yaşanan sorunlara dahil olması ve bölgeye asker göndermesi, Türkiye ve Fransa arasında gerginlik oluşturmuştur. Çünkü Türkiye’nin Libya’da aktif rol oynaması, Fransa tarafından nüfuz alanına bir tehdit olarak algılanmaktadır. Suriye’de olduğu gibi Türkiye’nin bölgede faaliyetlerini arttırması, Fransa’nın planlarını bozmuş ve çıkar hesaplarını altüst etmiştir. Bunun karşısında Fransa, kendi çıkarları için Avrupa Birliği (AB)’ni devreye sokmak ve Türkiye’ye karşı yaptırım uygulanmasını istemektedir.

Fransa, Suriye ve Libya’da umduğunu bulamayınca, bu sefer Doğu Akdeniz'de Türkiye karşıtı eylemlerde bulunarak, bölgede Türkiye'nin etkili olmasını engellemeye çalışmaktadır. Fransa burada asıl olarak, Türkiye'nin Afrika Kıtası’nda siyasi, ekonomik, askerî ve kültürel alanda varlık göstermesini engellemek istemektedir. Fransa’nın son yıllarda Afrika’da etkinliğini yitirmesiyle Afrika ülkeleri ticaretlerini, başta Türkiye olmak üzere Çin, Hindistan ve Brezilya ile yapmaktadırlar.
Türkiye’nin Fransa ile yaşadığı sorunlardan bir diğeri de AB üyeliği konusunda olmaktadır. Fransa, Türkiye’nin AB üyelik sürecine hiçbir zaman olumlu bakmamıştır. Büyük çoğunluğu Müslüman olan kalabalık bir nüfusa sahip Türkiye’nin AB’ye üye olması, Fransa’nın çıkarlarıyla uyuşmamaktadır. Fransa İslam’ın siyasal arenada güç kazanmasından son derece rahatsız olmaktadır. Bu ister bir ülkenin meşru siyasal partisi olsun isterse radikal İslamcı bir örgüt olsun, Dünya’da yaşanan tüm İslami gelişmeler Fransa’da endişe yaratmaktadır.

Fransa’nın Türkiye üzerine izlediği tüm bu kontrast politikalar, AB içinde güçlü ve önemli bir devlet ve bölgesel konularda söz sahibi bir ülke olmak istemesinden kaynaklanmaktadır.

Bu kapsamda Fransa; Kasım 2018’de, NATO’dan vazgeçilerek, Fransa’nın etkin güç olarak yer aldığı bir AB Ordusu’nun kurulmasını önermiş, Kasım 2019’da ise NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini ve ABD ile NATO müttefikleri arasında bir koordinasyon eksikliği olduğunu iddia etmiştir. Fransa, uluslararası ilişkilerde lider devlet olmak istemesinden dolayı bu talep ve iddiaları ortaya atmıştır.

Bunun yanında Almanya, hâlihazırda AB’deki lider konumunu sürdürmektedir. Ancak, 2021 yılında Almanya Başbakanı’nın görevi bırakacak olması, AB’de ve dünya siyasetinde güç dengelerini değiştirecek ve AB’de lider devlet boşluğu oluşturacaktır. Bu durum karşısında Fransa, özellikle AB içinde lider bir devlet olmayı istemekte ve yeni AB döneminde bu görevi almayı hedeflemektedir. Bununla ilgili olarak Fransa, Doğu Akdeniz’de yürüttüğü politikayla, özellikle Türkiye üzerine oynadığı oyunlarla ve attığı menfaatçi adımlarla, AB çıkarlarını her şeyin üstünde tuttuğunu ve bölgede aktif bir politika izlediğini tüm dünya ülkelerine gösterme çabası içerisindedir.

Hakeza, Fransa Doğu Akdeniz’deki emellerine ulaşmak için Libya, Suriye, Lübnan ve Kıbrıs sorunlarıyla da yakından ilgilenmektedir. Bu konuda, Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) gibi bölge devletleri ile Rusya, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi bölge dışından devletlerle müttefik olmuştur. Fransa ve Türkiye, Kıbrıs açıklarında doğalgaz aramaya başlamalarıyla Doğu Akdeniz’de karşı karşıya gelmişlerdir. Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de başlattığı sondaj faaliyetleri ve Libya'yla yapılan deniz yetki alanı mutabakatı, Türkiye ve Yunanistan arasındaki gerilimi artırırken; Fransa başta olmak üzere diğer Akdeniz ülkelerinin tepkisine neden olmuştur. Ayrıca Fransa, PKK ve onun Suriye uzantısı PYD/YPG ile darbeci General Hafter gibi yasadışı örgütlere alenen destek vermektedir.

Peki, Fransa Doğu Akdeniz’de nasıl bir politika izlemeli ki, AB’de lider konumuna yükselebilsin, bölge ve AB politikalarında söz sahibi bir devlet olabilsin? Tabii ki; Fransa, AB üyesi olan Yunanistan ve GKRY’nin yanında yer aldığını göstererek Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yürüttüğü doğal enerji kaynağı arama faaliyetlerine karşı çıkmaktadır. Bu kapsamda Türkiye’nin doğal enerji kaynağı arama faaliyeti yürüttüğü bölgenin, BM’ye yıllar önce bildirmiş olduğu kıta sahanlığının içinde yer aldığını yok sayan Fransa, Yunanistan ve GKRY’nin karşısında uluslararası hukuka uymayan tarafın Türkiye olduğunda ısrar etmektedir. Hâlbuki iki devlet arasında anılan konularda sorun çıktığında, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS)’nin gerek Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ile ilgili 74’üncü gerekse kıta sahanlığıyla ilgili 83’üncü maddelerinde; “sahilleri bitişik veya karşı karşıya bulunan devletler arasındaki sınırlandırılma, hakkaniyete uygun bir çözüme ulaşmak amacıyla, Uluslararası Adalet Divanı Statüsü’nün 38’inci maddesinde belirtildiği şekilde, uluslararası hukuka uygun olarak anlaşma ile yapılacaktır” hükmü yer almaktadır. Fransa burada her iki devlet arasında arabuluculuk yapmak yerine Türkiye’nin karşısında durmaktadır. Fransa bu hamlelerle diğer AB ülkelerini yanına çekmeye çalışmakta, AB çıkarları için Türkiye’ye yaptırım uygulanmasını istemekte, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de dışlanmasını ve tüm AB üyesi ülkelerin Türkiye’ye karşı tavır almasını hedeflemektedir. Hatta, Fransa bu konuda daha da ileriye giderek, halen AB dönem başkanlığını yürüten Almanya’nın, Türkiye ile Yunanistan arasında arabuluculuk yapmasını engellemiştir.

Fransa’nın Doğu Akdeniz politikasının amacını; ilk olarak yüzyıl kadar önce sahip olduğu sömürgelerini yeniden egemenliği altına almak, İtalya’nın Libya’da kurduğu egemenliğe son vermek ve Libya üzerine nüfuz ederek ekonomik ve siyasal çıkarlar sağlamak, son olarak da Doğu Akdeniz’deki doğal enerji kaynaklarından faydalanmak olarak sıralamak doğru olacaktır.

Tüm bu anlatılanların ışığında; Türkiye-Fransa ikili ilişkilerinde yaşanan sorunların ve gerginliklerin sonlandırılmasının, her iki devletin çıkarlarına ters düşmesi nedeniyle, kısa vadede mümkün olamayacağı görülmektedir. Fakat yaşanan gerginliklerin daha fazla tırmandırılmamasının ve sorunların yumuşatılmasının, her iki devlet için yararlı olacağı kanaatindeyim. Çünkü her iki devletinde birbirlerine olan ticaret hacimleri diğer devletlere göre göz ardı edilmeyecek derecede fazladır.

Türkiye ve Fransa arasında ekonomik alanda geliştirilen iyi ilişkilerin, kısa vadede çözümü görülemeyen politikalara feda edilmesi, mutlaka Türkiye’ye de ekonomik kayıplar yaşatacaktır, ama Fransa çok daha fazla ekonomik kaybın yanında politik kayba da uğrayacaktır.

Celal Arslan

Dövizin Önlenemeyen Yükselişi

Adem Kılıç

Fransa'nın Yüzünden Batı'nın Makyajı Akıyor!

Talha Arslan

Fener’in Rüzgarı, Fırtınayı Süpürdü!

Erdal Şimşek

CHP’de Neler Oluyor?

Efdal Öztürk

Turunç Rengi Bir Mevsim Sır Veriyor

Hasan Birgül

Zihinsel Tedavi Süreci