Son Dakika Coronavirüs Haberleri Korona Yaz 8119'a Gönder 10 ₺ Bağışta Bulun

TRABZON’UN KUTUP YILDIZI; HAÇKALI BABA

Dr. Ömer Aydın
06 Nisan 2020 Pazartesi 12:25

Kuş Mustafa, Mustafa Tarhan, yani Haçkalı Hoca Baba, Hoca Baba.

İslam’ı tebliğ yolunda Kutbuzzaman Molla Hasan Efendi, Hacı Durmuş , İbrahim Efendi ve Haçkalı Baba.

Yerine göre çok ciddi ve celâlli, yerine göre şakacı, lâtifeci pür-cemâl bir veli olan Seyyid Mustafa Tarhan Haçkalı Baba Hazretleri, “Arınan iflah eder” ayeti doğrultusunda, hep arınmayı tavsiye ederek, akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim bütünlüğünde Muhammedi neş'eyle temeyyüz etmiş bir kutup yıldızıdır.

Molla Hasanoğulları'nın Mekke'den başlayan yolculuğu Mekke, Buhara, Erzurum,Trabzon Hayrat Dağönü köyü’den, Düzköy’de sona erer.

Haçkalı Baba,Trabzon’un Hayrat ilçesinin Dağönü köyünde 1864 yılında dünyaya gelir. Babası son devirTrabzon velilerinden  Mollahasanoğlu İbrahim Efendi’dir.    

İbrahim Efendi küçük yaşlardaki oğlu Mustafa ile birlikte Fahri İmamlık yapmak üzere Hayrat'tan ayrılıp Düzköy'e yerleşir.

Zaman geçer. İbrahim Efendi bir gün camide cemaat yokken, oğluna:
“Oğlum sen geç imamlık yap, birlikte namaz kılalım” der. Haçkalı Baba mihraba geçer ve “Allahüekber” der demez, cami cemaatle dolar, namazı bitirip  selam verirken cemaat bir anda yok olur.

Bunun üzerine İbrahim Efendi oğlunun  sırtına vurarak, “Tamam oğlum, tamam, sen artık tamamsın " der.

Haçkalı Baba bir gece yakaza halindeyken, kendisine  "Kalk, Çorum’a gel" denilir. Kalkar, sabah namazını cemaatiyle kılar. Bir davet üzere acilen Çorum'a gitmesi gerektiğini belirtir, cemaatiyle helalleşir, gün doğarken yaya olarak Akçaabat’a doğru yola koyulur. Cemaat, hoca ayrılalı henüz bir kaç dakika olmuştu ki, "biz ne yaptık ? Hoca yanına yolluk almadan yola çıktı." Derler.Hemen bir çıkın hazırlayarak iki atlı kişiyi  peşi sıra göndeririler. Ancak, hocadan ne bir ses ne bir işaret vardır. Hiç bir şekilde Haçkalı Baba’yı bulamazlar, Sadece bir kuşun kanat sesleri duyulmaktadır. Bir kuş Akçaabat’a doğru uçmaktadır.

Aynı anda, Çorumlu Mürşid-i Kamil Hacı Mustafa Efendi sabah namazını kılmış ,Trabzon'dan gelecek misafiri beklemektedir. Beklenen Haçkalı Mustafa’dır.Yüzlerce insan, Mürşid-i Kamil Hacı Mustafa Efendi ile görüşmek üzere kapıda beklemektedir. Ancak O ‘’Trabzon’dan misafirim gelecek, o gelmeden hiçbirinizi huzuruma kabul edemeyeceğim” der. Artık herkes O'nu beklemektedir.
Haçkalı  Mustafa gelir. Koşarak mı gelmiştir, uçarak mı gelmiştir? Gelmiştir, bir hal üzerine gelmiştir Haçkalı.

Huzura vardığında  Murşid-i Kamil Mustafa Efendi  “Kuş Mustafa geldin mi?” diye hitap eder Ona. Bir ismi de artık ‘Kuş Mustafa olur  Haçkalı Hoca’nın.

Çorum’daki  dergahta uzun süre kalan Haçkalı Hoca, Mürşidi Kamil Hacı Mustafa Efendi’den  maddi ve manevi ilimleri tahsil eder, feyz alır.

Çorumlu Murşid-i Kamil Hacı Mustafa Efendi’nin yanı sıra,  Haçkalı Baba, Trabzon Hatuniye Medresesi Dersiamları, Akçabatlı Veli Hakkı Baba, Gümüşhaneli İsmail Efendi gibi ulemadan da ders ve feyz  almıştır.

İcazet aldığı hocalarından  Hacı Hakkı Baba’nın türbesi Boztepe’deki Ahi Evren Dede’nin kabrinin yanındadır.         Maddi ve manevi ilimlerdeki yüksek derecesi yanı sıra, Haçkalı Baba Arapça ve Farsça’yı iyi derecede konuşur ve yazardı.

Haçkalı Baba iki kez evlendi. İlk eşi Emine Hanım, ikinci eşi ise Zehra Hanım'dır. Emine Hanım'dan Zeliha (Haskız) adını verdiği bir kız çocuğu olur.İlk eşi Emine Hanım  ölünce,  Hacı Hakkı Baba’dan birlikte ders aldığı Karmenezoğlu Mehmet’in  büyük kızı Zehra ile evlenir.

Haçkalı Baba, Düzköy (Haçka) yöresinde hem dini önderlik  görevini icra etti, hem çocuklara ders verip hafız yetiştirdi,  hem de yöre halkını dini ve ahlaki yönden eğitti.

Yöre halkı tarafından öylesine benimsenmişti ki;  sosyal olaylara müdahale ediyor, sorunları çözüyor, uyuşmazlıklara çare oluyordu.

Kadiri ve Nakşi tarikatlarının her ikisini de içselleştirmiş olan Haçkalı Baba, herhangi bir tarikat şeyhi gibi davranmıyor, müridlerinin  sayısını çoğaltmak için uğraşmıyor, kapısına  gelenleri zikir halkasına katarken seçici davranıyor, mala mülke değer vermiyordu.Yeryüzünde bir metre tapulu malı olmamıştır.  

Efsaneleşmiş bir Allah dostu olan Haçkalı Baba, halkın dini ve ahlaki yönden aydınlanmasına,  İslam dininin bölgede kökleşmesine büyük katkı sağlamıştır.

Haçkalı Hoca 1949 senesinin Ramazan ayında Düzköy’de hastalanır. At sırtında  kabrinin olduğu  Haçka  Yayla’sına götürülür.Tek evladı Haskız, babasının başını kucağına almıştır. Pencere açıktır. Bir kuş, küçük bir kuş gelir, göğsüne konar Haçkalı Baba'nın. Ne yapsalar ne etseler göğsünden uzaklaştıramazlar kuşu. 3 gün boyunca Haçkalı Baba son nefesini verene kadar Haskız ile birlikte  kuş da orada bekler.                          

Ramazan ayının dördüncü günü Hak’ka kavuşur. Cenaze yıkanırken kuş göğsünden kenara geçer.Yıkama işleminden cenaze toprağa verilene kadar cenazenin yakınında dolaşır,Haçkalı Baba'yı bırakmaz. Defin bitince,bu kuş aniden  uçarak kaybolur.

Haçkalı Hoca Kendisinden sonra herhangi bir halife bırakmamıştır. Ancak  Dedem Rahmetli Hacı Hafız İsmail Aydın Efendi ile Rahmetli Mevlüt Üzüm Baba’nın durumu özeldir. Haçkalı Baba, oğlu olmadığı için dedikodu yapanlara şöyle cevap verir; “Kim demiş benim oğlum yok? Benim iki oğlum var, Büyük oğlum İsmail, küçük oğlum Mevlüt.”

Haçkalı Baba’nın yıkama, cenaze namazı ve defin işlemleri, rahmetli dedem Hafız İsmail Aydın Efendi, rahmetli babam Müftü Halit Aydın ve rahmetli Mevlüt Üzüm Baba  tarafından deruhte edilmiştir.

Yaşım gereği Haçkalı Baba ile müşerref olamadım. Ama dedem ve babamın yanı sıra, Mevlüt Baba ile çok yakın temasım oldu, Onlardan nasibim kadar feyz aldım.

Mevlüt Baba ile iletişimimiz farklıydı. Şu kadarını söyleyeyim; Ölümüne kadar doktorların verdiği ilaçları, branşımla hiç ilgisi olmasa da, telefonla bana sordurmadan içmezdi. Mevlüt Baba’nın oğlu Emrullah Üzüm kardeşimiz halen Edirne Müftüsüdür.

Her Trabzon’a gidişimde dedemin, babamın Maçka Kaynarca Köyündeki, Haçkalı Hoca ve Mevlüt Baba’nın Haçka Yaylasındaki kabirlerini ziyaret ederim.

Herhangi bir nedenle Haçka Yaylası’na gidemeden İstanbul’a dönmüşsem, çok kısa zamanda tekrar Trabzon’a gitmemi gerektiren bir konu olur. Uçaktan iner inmez doğru Haçka Yaylası’na.

Haçka Yaylasındaki kabrinin mezar taşına Osmanlıca “On iki tarikatın şeyhi Kutbuzzaman Molla Hasan oğullarından Haçkalı Mustafa Tarhan Hoca’nın ruhuna Fatiha.Şehruramazan1365" yazılıdır.

HAÇKALI HOCA’NIN BAZI KERAMETLERİ

Haçkalı Baba’yı efsaneleştiren dini hizmetleri yanı sıra, hakkında anlatılan sayısız kerametleridir.

İddia ediyorum ki, Haçkalı Baba’ya atfedilen kerametlerin onda biri bile yakın zaman evliyadan hiç birisine  atfedilmemiştir.

Bir kısmını buraya alacağım kerametleri konusunda,”şehir efsanesi” falan diye dudak bükmeyiniz. Bu kerametlerin önemli bir bölümünü bizzat yaşayanlardan şahit oldum, dinledim, not aldım.

Kahveci Temel anlattı;

1994'de Haçka Yayla’sına giden memur traşlı bir yabancı, kahvehanede oturanlara Haçkalı Hoca'nın evini sorar.

-Hayırdır, Haçkalı'yı nerden tanıyorsun? derler.

-Güneydoğu'dan tanıyorum, demiş yabancı.

-Güneydoğu?

-Evet! Urfa, Mardin, Diyarbakır!

Ne iş yaparsın?

-Özel Harekat Polisiyim.

-Hocayla ne işin var?

-Oradaki çatışmalarda kendisinden çok yardım gördüm. Eğer o yardım etmeseydi, beni hastaneye götürmeseydi, Allah bilir ya şimdi çoktan ölmüş olacaktım. Kendisine teşekküre geldim.

Polis memuru böyle söyleyince, Haçkalı Hoca'nın kerametlerine  âşinâ olan Haçka’lılar, uzaktaki  türbeyi göstererek:

-Ziyaretin mübarek olsun kardeşim. Haçkalı Hoca, kerametlerine  akıl sır ermez bir velidir. 45 yıl  evvel vefat ederek Rabbine kavuştu. Senin gördüğün onun ruhaniyetidir, İşte türbesi orada. Git  kendisini  ziyaret et. derler.

Maçka’lı Abdullah Kurşunoğlu anlattı;

“Bir gün tarlada çalışırken Haçkalı Hoca'nın müridlerinden iki arkadaşım yanıma geldiler.’Haçkalı Hoca'nın yanına gideceğiz, sende gel’ dediler. Kalktım,birlikte yola koyulduk , üç saatlik yolu yürüyerek birlikte gittik. Haçkalı Hoca misafir olduğu evin çocuğu ile biz daha yoldayken  haber yolladı:

‘Gidin onlara söyleyin, şu yeni gelen adam benim yanıma gelmesin’

Bunun üzerine arkadaşlara ;

‘Siz onun müridisiniz, siz girin. Beni istemediği için ben burada durayım’ diyerek dışarıda bir taşın üzerine oturdum.

Arkadaşları içeri girince Hoca'ya yalvarıp beni de  içeri çağırmasını rica etmişler.

İçeri girince ayağına kapandım.

Dedi ki:

-Sen domuz gibi adamsın! Nasıl oluyor da kız evladını dövüyorsun? Anaya babaya en yakın kız evladıdır.

Gözleri kapalıyken bunları söyledi.

Hakikaten ben kızımı dövüyordum.

Ondan sonra eline ayağına kapanıp tövbe ettim.”

Muhammed Aydın (Kaba Hafız) anlattı.

“Bir gün köyümüz İskenderli’den Haçkalı Baba'yı ziyarete gitmeye niyetlendim. Eşten dostdan boş gitmiyim diye bir miktar para topladım. Bir para kesesi yaptım ve dostlardan topladığım beş, on kuruşları içine koydum. Ben de kendi paramdan bir lirayı içine attım.
Yayla yolunda giderken, ‘Parayı vereceğim ama Haçkalı Baba benim bir lira koyduğumu bilse.’ Diye içimden geçirdim. Diğerlerinden fazla para koyduğum için nefsani bir düşünceye kapıldım. Yaylaya gittim, emaneti verdim. Sabahleyin ateşin başında müridleriyle otururken Haçkalı Baba birden ceplerinde birşey aramaya başladı ve ‘Ya, bir molla bana bir lira verdi ama nereye koydum bulamıyorum.’dedi.                                                              Bu sözü bana söylediğini anladım ve çok utandım.

Oflu’nun  biri hocalara şunu sorar; "Benim bir derdim var. Bir evladım olursa eşeğe bindirip minareye çıkaracağım.diye yemin ettim. Ne yapmam lazım?" Hocalar cevapta aciz kalınca Haçkalı Hoca Baba’ya gönderirler.

Oflu yaylaya çıkar ve Haçkalı Baba’ya yeminini anlatınca Haçkalı Hoca sorar;

-Sigara içiyor musun?
-Evet.

-Kumar oynuyor musun?
-Evet.

-İçki içiyor musun?
-Evet.

-Sen zaten Eşşeksin. Çocuğunu sırtına al, çık minareye.Yeminin yerine gelmiş olur.

Mehmet Atalay (Havroğlu Hafız) anlatıyor.

“Bir gün bulunduğum İskenderli köyünden Haçkalı Baba'ya gitmek istedim. Fakat yol uzun olduğu için yanıma bir arkadaş almak istedim. Bir mürid arkadaşıma teklif ettim bana ‘Gelemem’ dedi.
Gelmesi için çok ısrar ettim ama o inatla ‘Gelmeyeceğim’ dedi bana. Israrlarıma devam edince bana;
‘Dün bahçeden tavukları kovalarken taş attım ve bir horozun kafasına denk geldi, öldü. Ben bunun için yanına gitmeye utanıyorum. Çünkü  Haçkalı Baba bunu bilir’ dedi.

Ben yine de gelmesi için ısrar ettim ve ikna oldu. Yaylaya beraber çıktık. Yaylanın düzlüğüne çıktığımızda karşıki tepeden Haçkalı Baba bizi gördü. Görür görmez uzun bir süre, ‘Kukulikuuu (horoz ötüşü)’  diyşeklinde seslendi.

Arkadaşım  bana ‘Ben sana dememiş miydim?’ diye sitemde bulundu.

Maçka'da kurak bir günde halk kendinden yağmur duası yapmasını ister. Haçkalı Baba hemen Yağcı Kahraman’ın dükkanına girip bir elini tereyağına sürer.
"Yağ yağ" deyince, şiddetli bir yağmur başlar. Yağmur dinmeyip sel  başlayınca, bu sefer yandaki Özden’lerin dükkanından  bir avuç ceviz alıp kuru cevizleri sokağa fırlatır, "Yağma yağma" der ve yağmur herkesin gözleri önünde diner.

Psikolojik rahatsızlığı olan çocuklarını Maçka’ya götüren aile  yukarıdan aşağı Haçkalı Hoca'nın geldiğini görünce "Hocam iyi ki sana rastladık. Şu çocuğun hali kötü" derler. O da herkese kaba davranan asabi çocuğu kucağına alıp, "A benim deli çocukçuğum, a benim deli çocukçuğum,  Akıllı ol." diye mırıldanarak çocuğun saçlarını okşayınca zaptedilemeyen çocuk, kendine gelip sapasağlam olup yürümeye başlar.

Hocasının yanına kuş gibi uçup gittiği bilinen; Lakabı "Kuş 'Mustafa" olan, Haçkalı Baba Kurtuluş savaşında, Cuma namazında, Moloz'da, Pazarkapı'da ve daha birçok yerde  zaman ve mekan kavramlarını aşarak birden görünmüştür.

Sayısız asker Trabzon’a döndüklerinde  Haçkalı Baba’yı Kurtuluş Savaşı'nda düşmanla savaşırken  gördüklerini söylemişlerdir.

Büyük Taarruz sırasında, Pazarkapı Ofisi'nin önünde buğday çuvallarını süngüleyerek "vurun aslanlarım vurun. Elhamdülillah zaferi kazandık" diye haykırdığına ve sonra ortadan kaybolduğuna şahit olanlar vardır.

Akçaabat-Trabzon arası o zamanlar bir otobüsle yolcu taşınırdı. Sabah Trabzon’a gidilir akşam dönülürdü. Gidiş 25 kuruş geliş 25 kuruştu. Trabzon’dan Akçaabat’a hareket eden otobüsün yanına gelen Haçkalı Hoca Babayı arabaya almak isterler. Haçkalı Hoca “Ben  daha sonra geleceğim” der. O zaman yollar çok bozuktu ve araçlar 14 kilometrelik yolu bir saatte alıyordu. Trabzon’dan Akçaabat’a gelen yolcular,durakta Haçkalı Hoca Baba’yı görünce hayret ederler. “Bu adam ne zamanda ve kiminle buraya geldi” diye düşünürler. Sanki Hoca kuş olmuş ve uçmuştur.

Akçaabat'ta eczacılık yapan Sıtkı Ocak'ın dedesi Hoca'yı yakından tanımakta olup, annesi ve dayısı onun elinde büyümüşlerdir.

Annesi Asiye Ocak Hoca'nın hizmetini görür, onun saçını sakalını yıkar, yedirip içirirmiş. Bir gün Hoca aniden gelmiş. Asiye Hanım ona ikram edebileceği yemeği olmadığından içinden “gidip komşudan yağ, yumurta, ekmek alayım” diye düşünüp kapıdan çıkarken,
Hoca;

-Kızım Asiye gel, dolapta ekşimiş fasulye ile ekşimiş yoğurtun var. Onları bana getir, der.
Asiye Hanım bunları nereden bildiğini düşünüp, şaşırır ve bozulmuş yiyecekleri getirir. Hoca iki yemeği birbirine karıştırıp,okuyup afiyetle yer.

Haçkalı Hoca'nın ikinci eşi Zehra Hanım'ın yeğeni Ali Şenel anlattı;

“Kız kardeşlerim Sevim ve Taliye gibi ben de Hoca'nın evinde büyüdüm.

Trabzon Lisesi'nde okuduğum dönemlerde;

‘Oğlum Ali, niye avara (boş) geziyorsun? Giresun' da nişanlın seni bekliyor.’ diye takılırdı.

O günlerde bu takılmalara şaka gözüyle bakıyordum.

Askerlikte yedek subay olarak Giresun'a gidip, orada askerlik yaparken, Giresun'lu eşimle tanıştık ve orada evlendik.”

Sevim Eyüpoğlu'nun anlattı;

“Bir gün bir kadın geldi, üzüntü ve telaş içinde:

‘Çocuğum çok hasta! Bize gitsek de onu bir okusan Hoca Baba’ Diye yalvar yakar yırtınınca, Hoca Baba;
‘Hiç bir şey yapılamaz kızım, onun işi bitti’ dedi.

Kadın ağlayarak gitti.

Biraz sonra öğrendik ki çocuk o anda ruhunu teslim etmiş.”

 Haçkalı Hoca'nın torunlarından Süleyman Kazancı anlattı;

“Bir çok insan kendisine evlenmeden veya bir işe girişmeden evvel o olayın hayırlı olup olmadığı şeklinde sorular sorar ve kendisi bir müddet düşündükten sonra cevabını verirdi.

Trabzon Lisesi Beden Öğretmenlerinden birisi Haçkalı Hoca'ya gelerek evleneceğini ve bu evlilikte hayır olup olmadığını sordu. Haçkalı Hoca ona;

‘Evliliğin hayırlıdır fakat zürriyet göremiyorum’ dedi.

Gerçekten de öğretmenin evliliğinden hiç çocuğu olmadı.”

Haçkalı Hoca'nın ikinci eşi Zehra Hanım'ın yeğeni Sevim Eyüpoğlu anlattı;

“Çocukluğumuz ve gençliğimiz Hoca'nın evinde geçti. O zamanlar iki katlı bir evde oturuyorduk. Hoca alt katta otururdu. Ben üst kattaki odamda otururken, okul için para lazım oldu. Yanımdaki hizmetçi kıza ‘Hoca'ya gidip benim için para iste’ dedim. Hoca biraz celalli olduğu için ben isteyemez ve çekinirdim. Hizmetçi Hoca'dan para isteyince, Hoca;

‘Eyvah! Kızcağız kırk yılda bir para istedi, bugün de bende para yok’ demiş.

Ben oldukça kızdım ve;

‘Herkese para veriyor, bana gelince yok diyor’ Dedim ve hizmetçiyi tekrar Hoca'ya yolladım.

Hoca bana bir kese kağıdının içinde bir parça peynir şekeri gönderdi.Hoca'nın cebinden peynir şekeri hiç eksik olmazdı.

Hizmetçi; ‘Sana şeker gönderdi’  deyince sinirlenerek, kese kağıdını duvara fırlattım. Fırlatmamla birlikte gözlerim fal taşı gibi açıldı. Çünkü paketin içinden şangır şangır para saçıldı. Bir sürü ıslak ve yağlı para.”

Haçkalı Baba sigaraya son derece karşıdır. Gelecekte sigaraya hizmet eden tütüncülerin aç kalacağını, mısır-fasulye ekenlerin kârlı olacağını söylerdi. Bir müddet sonra Iran da kıtlık oldu. Dediğini yapanlar, Iran’a mısır ve fasulye satarak zengin oldular.

Akçaabat’ta aslen Hopalı olan Harun Kaptan motorla İstanbul’a yük ve yolcu getirip götürmektedir. Bir gün Harun Kaptan İstanbul’dan gelirken Şile önlerinde amansız bir fırtınaya yakalanır. Çoğu motor batar ve birçok insan boğulur. Harun Kaptan’ın eşi bir hafta boyu ağlayarak yas tutmaktadır.

Yine böyle ağıt yaktığı bir gün ağlamasını duyan Haçkalı Hoca Baba  çevresindekilere ne olduğunu sorar. Meseleyi anlayınca şöyle der; ‘Gidin söyleyin o kadına, ağlamayı kessin.Kocası bir hafta sonra çıkıp gelecek.’ der. Nitekim Harun Kaptan yedi sekiz gün sonra motoruyla Pulathane Limanı’na gelir ve sağ salim karaya çıkar.

Sinoplu bir balıkçı Trabzon'a gelerek kayığını Moloz'da rıhtıma çekip Orta Hisar'da camiye namaza gider. O sırada fırtına çıkmıştır. Kayıkçı değerli su testisinin kırılabileceğini düşünür. Yanında namaz kılan Haçkalı Baba kulağına eğilerek:

-Korkma, testine bir şey olmaz" der.

Adam namazdan sonra motorunun yanına koşmuş ki su dolu testiye hiçbir şey olmamıştır.

Refik Yıldız anlatıyor.

“Sabaha karşı bir rüya gördüm. Haçkalı Baba evimize doğru geliyordu. Ben de onu karşılayıp evimize davet ettim. Davet ederken ‘Haçkalı Baba, hoş geldin. Buyrun.’ dedim.

Ben onu hiç görmediğim için bana şöyle dedi;

‘Sen beni nerden tanıyorsun?’

‘Bizim evimizde resminiz var ordan tanıyorum.’ dedim.

Bana cebinden bir kağıt çıkartıp gösterdi. Kağıtta bir sürü isim yazılıydı. İsimlerin içinde benim adımda vardı. Bana;

‘Bu liste bu sene Hacca gideceklerin listesidir.’dedi. İmkanım ve niyetim yok iken o sene Allah bana Hacca gitmeyi nasib etti.”

Marangoz Celal Yavuz  anlattı;

“İsmet İnönü, II. Dünya Savaşı öncesi Trabzon’u ziyaret edip, eski Tekel’den yukarı çıkarken, benim atölyemin yanında Hocaefendi’yi görünce, arabayı durdurup onu yanına çağırdı ve ’Savaş ne olacak?’ diye sordu.

Haçkalı Hoca, İnönü’ye  ‘Dünyada çok sayıda insan hayatını kaybedecek, ama biz savaşa girmeyeceğiz ve kimsenin canı zarar görmeyecek.’dedi.”

 Haçkalı Hoca hakkıda bir kitap yazan Mustafa Özdamar şöyle der;

”Allah'ın özellik ve güzellikleri o kadar önsüz, o denli sonsuz ki, bu sınırsızlığın seyrânı içinde hayran ve sergerdân olan gönül adamları, her şeye ve herkese hoş bakarlar, her şeyde mutlaka bir özellik ve güzellik ararlar.

Haçkalı Hoca diye tanınan asırlık gayb şâhini  Seyyid Mustafa Tarhan Hazretleri de, bu çizgide, bu yörüngede hayat memât etmiş bir gönül adamıdır.

Yerinde çok ciddi ve celâlli, yerinde şakacı, lâtifeci pür-cemâl bir veli olan Haçkalı Baba “Arınan iflah eder” ayeti doğrultusunda hep arınmayı tavsiye ederek, akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim bütünlüğünde Muhammedi Neş'eyle miraç etmiş bir kutup yıldızıdır.”

Trabzon Akçaabat Haçkalı Baba Devlet Hastanesi, Düzköy Haçkalı Baba İmam Hatip Lisesi, Trabzon Haçkalı Baba Parkı  gibi bazı kurumlara Haçkalı Baba’nın adı verilmiştir.

Trabzon’a gelen pek çok devlet ve siyaset adamı Haçka Yaylası’na çıkarak, Haçkalı Baba’nın kabrini ziyaret etmektedir.

Twitter: @dromeraydin

Mehmet Hakan Kekeç

Yıldırım Bayezid’in Kemikleri Neden Yakıldı?

Ahmet Tezcan

Afedersiniz Ama Siz Aynalı Sazan Mısınız?

Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın

Genetiği Değiştirilmiş Doktorlar (GDD)!

Dr. Ömer Aydın

27 Mayıs'ta Türkçe Ezana Direnen Alperen

Halit Emre Aydın

Biz Çocuklar Gibi Şendik, Ama Şenlik Yetmezdi

Erdal Şimşek

İstifa Et Ey Ahmak Bülent Arınç!