Susannah Operasyonu ve İsrail’in Nükleer Güç Olma Serüveni

Hasan Mesut Önder
09 Ekim 2020 Cuma 11:55

Uluslararası ilişkiler teorilerinde genel olarak tekil olaylar göz ardı edilmektedir.  Bunun yerine, soyutlamalar yapabilmek için düzenli seyreden süreçlere dikkat kesilinir ve yasalar oluşturulur. Ancak tekillikler dikkate alınmadığında doğru resmi anlamak zorlaşabiliyor. Bugün, tekil bir olayın Ortadoğu’da jeopolitik mimariyi nasıl etkilediğini ve bu süreçte İsrail’in nükleer güce nasıl eriştiğini anlatmaya çalışacağım. 

1954 yılında gerçekleşen Lavon olayı, İsrail’in Mısır'a yönelik başarısız gibi görünen gizli bir operasyonuydu. Ancak bu operasyon, Ortadoğu'daki güç ilişkileri üzerinde derin sonuçları olan bir olaylar zincirini tetikledi. Lavon olayına gelmeden önce ABD-İngiltere, Fransa, İsrail ve Mısır arasında cereyan eden politik gelişmelere değinmek yararlı olacaktır.

Mısır’da Nasır’ın iktidara geldikten sonraki temel hedefi, Batılı sömürge güçlerini Ortadoğu'dan çıkaracak ve İsrail’i ortadan kaldıracak bir pan-Arap hareketine liderlik etmekti. Süveyş Kanalı Bölgesi'ndeki İngiliz askeri üssüne yönelik saldırıları teşvik ederek, İngilizlere baskı uyguladı. Ancak ABD, İngiltere’nin Nasır ile yaşadığı sorunları göz ardı etti ve Mısır Komünist Partisi'nin bir rakibi olan Nasır'ı, bölgedeki Sovyet yayılmacılığına karşı olası bir siper olarak gördü.

Nasır'la olan diğer sorunlarına rağmen, İngiltere, Nasır’ı Sovyet etkisi altına girmekten alıkoyma hedefini paylaştı ve Mısır'a yardım sağlamak için ABD ile ortak politika izledi. Özellikle, iki ülke, Nasır’ın Mısır cumhurbaşkanı olarak en önemli başarılarından biri olarak görüleceğine inandığı Asvan'daki barajın inşası için önemli ölçüde doğrudan mali destek (68 milyon dolar) sağlamayı kabul etti. Amerika Birleşik Devletleri ayrıca Dünya Bankası'ndan Asvan için 200 milyon dolarlık bir krediyi destekleme sözü verdi.

Bu dönemde Nasır ile Fransa ilişkileri oldukça gergindi. Nasır, Süveyş Kanalı üzerinden, Fransa'dan bağımsızlık için savaşan Cezayirlilere yardım sağlıyordu. Cezayir’deki Yahudi milisleri, İslamcı isyancılardan korumak için silahlandıran ve eğiten İsrailliler, Cezayir savaşında Fransa'ya yardım etti. Bazen Fransız ordusundaki Cezayirli Yahudi unsurlar bu milislere komuta bile ettiler ve İsrailliler, Kahire'den Cezayir’deki İslamcı isyancılara gönderilen mesajların kodlarını kırarak Fransızlara istihbarat sağladı. Bütün bu gelişmeler İsrail karar vericilerinde Mısır’la bir savaşın kapıda olduğu düşüncesini güçlendirdi ve Nasır’a karşı Fransa ile çıkarlarının ortak olduğunu gördü. İki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesi için İsrail, Fransa’dan silahlar aldı.

İngiltere ve ABD’nin Nasır’a yönelik ılımlı tutumunu değiştirmek ve Batı’nın gözünde Nasır önderliğindeki Mısır’ın öngörülemez bir ülke olduğunu kanıtlamak için Savunma Bakanı Pinhas Levon’un onayladığı ve Askeri İstihbarat Birimi AMAN’ın yürüttüğü Susannah kod adlı, sahte bayrak operasyonu gerçekleştirildi.

Susannah Operasyonu’nun Nedenleri ve Hedefleri

Nasır, Asvan Barajı projesi için ABD ve İngiltere’den yardım almaktan memnun olsa da,  İsrail’e karşı durabilmek için ABD ile silah anlaşması yapmak istedi. Ancak Nasır’ın İsrail’e yönelik hasmane tutumundan dolayı ABD isteksiz davrandı.

İsrail’in karar alıcı elitleri, Nasır'ın bölgedeki siyasi konumunun güçlenmesinden ve İsrail'e karşı ciddi bir tehdit olarak gördükleri olası bir ABD-Mısır silah anlaşmasından korkuyorlardı.

Mısır'ın, Kanal Bölgesi'ndeki İngiliz birliklerine yönelik artan saldırıları nedeniyle, İngilizler açıkça Süveyş üssünü terk etmeyi düşünmeye başlamıştı. İsrailliler, İngiliz birliklerinin İsrail'e yönelik bir saldırıya karşı tampon ve caydırıcı olduğuna inandıkları için İngilizlerin ayrılmasına karşı çıktılar.

İsrail güvenlik aygıtı, Nasır yönetimindeki Mısır'ın istikrarına olan güven zayıflatılırsa, ABD ve İngiltere'nin Nasır'a silah satma veya Süveyş üssünü terk etme olasılığının azalacağını düşünüyordu. Buna göre Nasır'ın ülke üzerinde kontrol sahibi olmadığı, Nasır düşmanlarının kaos yaratma kabiliyetine sahip olduğu gösterilebilirse, Batı’nın desteği kesilebilirdi. Bu hedef doğrultusunda İsrail Askeri İstihbarat Servisi, AMAN, kaos yaratmak amacıyla Mısır’da Batılı kurumlara ve Mısır hedeflerine çeşitli saldırılar yaptı. Bu operasyonlar için askeri istihbarat servisinin 1948 savaşından sonra olası savaş durumunda sabotaj ve yer altı faaliyeti yürütmek için oluşturduğu hücreler kullanıldı. Hücre, İsrail ve Mısır'da etkili patlayıcı cihazlar ve komplo teknikleri konusunda eğitim almış az sayıda Mısırlı Yahudi’den oluşuyordu.

Operasyon planı, saldırılardan Müslüman Kardeşler veya Komünist Parti gibi Mısırlı muhaliflerin sorumlu olacağı varsayımıyla, Mısır'daki Batılı kurumların ve binaların bombalanmasını içeriyordu. Nasır'ın İngilizlerle Süveyş Kanalı üssü için müzakerelere başlaması; Müslüman Kardeşler ve komünistlerde Nasır'ın Mısır’ın kanal üzerinde tam kontrol sahibi iddiasından taviz vermeye hazırlandığı düşüncesine neden olmuştu. İsrail'in umudu, Susannah Operasyonu'nun Nasır'ın düşmanlarını cesaretlendirmesi ve Batı'nın desteğine yönelik argümanların altını oymasıydı.

Dönemin İsrail Askeri İstihbarat Başkanı Benjamin Ghibli, operasyonun hedefini şu şekilde açıklıyor:

“Amacımız, Batı'nın mevcut Mısır rejimine olan güvenini kırmaktır. Eylemler tutuklamalara, gösterilere ve intikam ateşine neden olmalıdır. Operasyonun İsrail tarafından yapıldığı ustaca gizlenmeli, işaretler Mısır muhalefetini göstermelidir. Amaç, Batı'dan Mısır'a yapılan ekonomik ve askeri yardımı engellemektir. Sabote edilecek kesin hedeflerin seçimi, her eylemin olası sonuçlarını değerlendirmesi olay yerindeki kişilere bırakılacaktır. Seçilen hedefler kargaşayı ve halk arasındaki öfkeyi artıracak şekilde seçilmelidir.”

Susannah Operasyonu’nun yürütücüsü, İngiliz iş adamı John Darling maskesi ile hareket eden Albay Avraham Dar’dır. Operasyonun teknik detaylarını ise Avri Elad yürütmüştür. Operasyon 2 Temmuz 1954'te İskenderiye Postanesi’ne atılan bombalarla başladı. 14 Temmuz'da İskenderiye ve Kahire'deki ABD konsolosluk kütüphanelerine yangın çıkaran cihazlar atıldı. 23 Temmuz'da Kahire'deki iki sinemada, tren terminalinde ve merkez postanede bombalar patladı. 27 Temmuz'da sinema salonuna yönelik hazırlanan saldırı girişimi sırasında sabotajcı Philip Nathanson tutuklandı. Hücre üyelerinin hepsi birbirini tanıdığı için şebeke Mısır istihbaratı tarafından tutuklandı. Bu operasyonu Mısır istihbaratına ifşa eden ismin, operasyonun liderlerinden olan Avri Elad olduğu iddia edilmektedir. Burada, İsrail güvenlik aklı, operasyonun ifşa olmasını mı istedi sorusu önem kazanıyor.  Sonrasında yaşanan gelişmeler bu sorunun haklılığını ortaya koymaktadır.

Şubat 1955'te İsrail kamuoyunda operasyonda yer alan Azar ve Marsuk'un Mısır tarafından idam edilmelerine karşı misilleme çağrıları yapıldı. Böylelikle Ben-Gurion'a Mısır'a karşı bir askeri harekat için istediği halk desteği sağlandı. 28 Şubat 1955'te İsrail, Gazze'ye bir askeri hareket düzenledi, 39 Mısırlı öldü. İsrail ise Gazze saldırısında herhangi bir kayıp vermedi ve bu durum İsraillilerle yüzleşmek istiyorsa ordusunu güçlendirmesi gerektiğini her zamankinden daha fazla fark eden Nasır'ı utandırdı.

ABD ve İngiltere, Nasır önderliğindeki bir Mısır'ı yalnızca kamuoyunda sömürgecilik karşıtı duruşundan dolayı değil, aynı zamanda bölgesel kaygılar ve iç siyasi düşünceler nedeniyle silahlandırmak istemediler. Bundan dolayı Nasır, Çek yapımı silahları almak için Sovyetler Birliği ile anlaştı.

Başkan Dwight D. Eisenhower ve Dışişleri Bakanı Dulles, Sovyetlerin Ortadoğu'ya girmesine izin verdiği ve Çin komünist hükümetini tanıdığı için Nasır'a kızdı ve onu başkalarına örnek olması için cezalandırmaya karar verdi. Dulles, Nasır'a, ABD ve İngiltere'nin Asvan Barajı projesine mali desteğini geri çekeceğini ve Dünya Bankası'nın proje için 200 milyon dolarlık kredisini iptal ettireceğini söyledi.

Nasır'ın tepkisi, İngiltere ile müzakereleri sona erdirmek ve Süveyş Kanalı'nın millileştirilmesi ve kanal bölgesindeki İngiliz üssünün kapatılmasını ilan etmek oldu. Niyeti, kanaldan elde ettiği geliri Asvan Barajı'nı inşa etmek için kullanmaktı. Ve artık Sovyetlerin desteğine sahipti.

İngiltere ve Fransa, bir BM Güvenlik Konseyi kararıyla kanalın uluslararası statüsünün olmasına çalıştılar, ancak Sovyetler bunu veto etti. Bu sonuç, Fransızları yalnızca Mısır'a karşı askeri harekatın durumu değiştirebileceğine inanmaya yöneltti. Fransa, Nasır’ın kanalı millileştirmesinden ekonomisi ciddi şekilde etkilenecek olan İngiltere'yi askeri bir saldırıya katılmaya ikna etmek için Londra'ya bir heyet gönderdi. İngiltere Başbakanı Anthony Eden, siyasi bir örtü sağlayacak bir bahane olmadıkça askeri bir müdahaleye katılmayı kabul etmedi; Fransızlar ona İsrail'in gerekli bahaneyi sağlayacağını söyledi.

İsrail Hükümeti, Fransa’nın İsrail'e bir nükleer reaktör, uranyum ve uygulanabilir bir nükleer silah programının kurulmasını sağlayacak ek teknoloji sağlaması karşılığında İngiltere ve Fransa’ya gerekli bahaneyi vermeyi kabul etti ve Süveyş Kanalı’nın doğu yakasına ilerleyerek Sina Çölü’nü işgal etti. Fransa ve İngiltere bu sayede İsrail ve Mısır kuvvetlerinin Süveyş Kanalı’ndan çekilmesini talep etti. Sovyetler Birliği’nin nükleer tehdit içeren ültimatom yayınlaması neticesinde ABD’nin girişimleri ile İngiliz ve Fransız birlikleri İsrail’i yalnız bırakarak geri çekildiler. İsrail Fransa’nın nükleer silah yapma desteği sözüne sadık kalması şartı ile geri çekildi. Fransa, 1958'de Diamona’da nükleer tesisin inşasında gerekli teknolojik ve bilimsel desteği vererek nükleer silah üretmesine yardımcı oldu. 22 Eylül 1979’da ABD uyduları Kuzey Afrika’da İsrail’in nükleer silah denemesi yaptığını tespit etti. Günümüzde İsrail’in güçlendirilmiş silahlar da dahil olmak üzere 200'e kadar savaş başlığı oluşturmak için yeterli bölünebilir malzemeye sahip olduğu tahmin edilmektedir. Susannah Operasyonu, operasyonel teknik bakımından başarısız gibi gözükse de operasyonun yöneticilerinden birinin çifte ajan olması, İsrail’in başarısızlık üzerine kurgulanmış bir operasyonla, Batı’nın Nasır’a olan desteğini kesmiş ve Nasır’ın zorunlu olarak Sovyetler Birliği’ne angaje bir politika izlemeye mecbur bırakmıştır. Bazı istihbarat operasyonları, tarihin seyrini değiştirecek nitelikte olabilir. Tekil olaylar ve bir dış politika uygulama enstrümanı olarak istihbarat operasyonları, uluslararası politikada yaşanan olayların daha net anlaşılması için üzerinde hassasiyetle durulması gereken konulardır.



Celal Arslan

Dövizin Önlenemeyen Yükselişi

Adem Kılıç

Fransa'nın Yüzünden Batı'nın Makyajı Akıyor!

Talha Arslan

Fener’in Rüzgarı, Fırtınayı Süpürdü!

Erdal Şimşek

CHP’de Neler Oluyor?

Efdal Öztürk

Turunç Rengi Bir Mevsim Sır Veriyor

Hasan Birgül

Zihinsel Tedavi Süreci