Son Dakika Coronavirüs Haberleri Korona Yaz 8119'a Gönder 10 ₺ Bağışta Bulun

Mısır’ın Ordusunun Gücü Nedir?

Erdal Şimşek
25 Haziran 2020 Perşembe 13:13

Yeniçeri Ocağı, Osmanlı’nın en vurucu gücü idi. Adı bile kendi döneminin ordularının titremesine yeterli sebepti. Her bir Yeniçeri askeri, bugünkü tabirle birer zırhlı muharebe aracı gibiydi. Yeniçeri Ocağı, Osmanlı orduları içerisinde sayısal olarak pek de fazla olmamasına rağmen bu öldürücü gücü ve sürekli payitahtta (başkent) bulunmayı siyası ranta çevirmeye kalkınca artık Osmanlı Devleti’nin sırtında bir kambur, bir yük olmaya başladı. Uzun süre hem savaşçı hem de siyasi güç olmayı sürdürdü. Eli silahlı siyasi olmanın savaşçı olmaktan daha çok rant sağladığını gören Yeniçeri, savaşmayı bırakıp siyasi entrikaların merkezi oldu.

Fitne ve siyasi entrikaların kaynağı haline gelen Yeniçeriyi Sultan II. Mahmud Han kaldırarak devleti bu habis urdan kurtarmayı başardı.

Bugünkü Mısır ordusuna bakınca, Yeniçeri Ocağı kapatılmasaydı acaba Türkiye’nin bugünkü hali ne olurdu diye sormadan edemiyor insan.

Mısır ordusu da üç buçuk İsrail askerine yenilince, savaşmayı bırakıp kendi halkına karşı ceberut bir güç almaya başladı. Ordunun namlusu düşmana değil, masum Mısır halkına yöneldi. darbeler ve entrikalarla ülkeyi yönetiyorlar.

Bugünkü Mısır ordusu, Fırıncılıktan bostanda hıyar yetiştiriciliğine kadar ekonominin her alanında egemen ve tekel. Mısır ekonomisinin beşte dördü direkt ordunun elinde. Geriye kalan beşte biri de yine orduya bağımlı halde olan bir ekonomik yapı.

Pazarcılık, fırıncılık, işportacılık, bakkallık, otobüs taşımacılığı, oto galericiliği, emlakçılık, mağazacılık gibi hayatın bütün alanlarında mısır ordusu en büyük ve rakipsiz ticari aktör.

Bu yüzden sadece halk tarafından değil, iş dünyası ve esnaf tarafından da Mısır ordusu hiçbir şekilde sevilmez.

Gerçi dünyanın neresinde olursa olsun işportacılık yapan hiçbir ordunun saygınlığı ve sevgisi olmaz halk nezdinde. Ordunun ülkede ticareti tekeli altında tutması Mısırlılar tarafından alışık olunan bir durum ama durumu zayıf esnaf ateş püskürüyor. Kimse bu orduya çocuğunu şehit vermek istemez

Mısır ordusu yurttaşları arasında da ciddi ayırımcılık yapıyor. Her ne kadar İslam ülkesi gibi görünse de ekonominin ana damarını ülkedeki Hıristiyan Kıptilerle kurmuş durumda. Ordunun mal aldığı büyük ihaleler verdiklerinin tamamı Hıristiyan Kıptiler. Bu yüzden Müslüman Araplar oldukça rahatsız. Yaklaşık 100 milyonluk ülkenin kaymağını ordu ile ortaklaşa bir şekilde 10-12 milyonluk Hıristiyan Kıpti azınlık yiyor.

Pazarda mağaza tezgahında müşteri kovalayan Mısır ordu generallerinin emrindeki kara kuvvetleri gibi Deniz Kuvvetleri de oldukça kötü durumdadır.

Mısır’ın görünürde kalabalık bir deniz gücü var ama bu güç o kadar birbirinden dağınık ve teknik yetersizliğe sahip ki, lojistikleri kelimenin tam anlamı ile berbat.

Örneğin Kızıldeniz donanması, Akdeniz'e, Akdeniz donanması da Kızıldeniz'e ulaşması neredeyse imkansız. Oldukça zor bir iletişim ve geçişkenliğe sahip.

Her ne kadar Süveyş’ten ağır aksak geçişkenlik görünse de, bu süreçte bütün gemiler hava ve kara savunmasından mahrumdurlar. Yani kenar mahalle kopillerinin taş yükleyip uçurdukları oyuncak dornlarla bile Mısır’ın Nil’deki deniz gücü etkisiz hale getirilebilir.

Bu açığı gidermek için donanmasına yatırım yapan Mısır diktatörü katil Sisi, ülkenin bütün gelirlerini bunlara harcıyor. Bu yüzden ülkedeki açlık oranı hayli yüksek.

Her ne kadar Türk medyası yazıp haber vermese de Mısır medyasında her gün en az bir intihar haberi görülür. Ve bu intiharların sebebi de tamamı işsizlik veya açlık. Sisi’nin yatırım yaptığı donanmaya alınan gemiler de bir modern muharebe güç ve tekniğinden tamamen uzaklar. Bunun sebebi ise, tüccar generaller, gemileri dışarıdan satın alırken kurdukları Rüşvet çarkıdır. Ve bu çark yüksek rakamlarla işliyor. Dolayısıyla ülke parasının neredeyse yarısı rüşvete gittiği için istenilen teknolojiye sahip savaş gemisi alınamıyor.

Sisi’nin 20 milyar dolar civarnıda harcama yaptığı Mısır Deniz Kuvvetleri ülkeyi ekonomik olarak bitirdiği gibi hala savaşma yeteneğine sahip değil. Çünkü gemiler oldukça ilkel teknolojiye sahip. Örneğin bir Türk SİHA’sı elektronik perdeleme yapmadan yani gizlenmeden aleni bir şekilde istediği yerde ve istediği mesafede Mısır Donanmasını perişan edebilir. Çünkü Mısır donanmasının elindeki en uzun menzile sahip hiçbir füze SİHA’nın menziline ulaşamıyor.

Diktatör Sisi, ülkeyi ekonomik olarak felakete götürdüğü için bunu Libya’da zaferle kapatmaya çalışmıştı. Bu yüzden Suudi Arabistan ve BAE’nin tetikçisi olmayı kabullenmişti. Türkiye’nin meşru Libya hükümeti ile savunma işbirliği anlaşması yapması ile bütün planları suya düştü ve Mısır, hızla çökmeye devam ediyor.

Diktatör Sisi’nin hedefi, Libya'ya girerek ekonomik açıdan kendisine yetecek bir ek kaynak sağlamak ve Libya'nın doğusundaki Sirenayka bölgesini, yani terörist Hafter’in işgal ettiği bölgeyi uydu bir ülke haline getirmekti.

Mısır’ın en büyük güvenlik sorunun başında 100 milyonluk vatandaşını hava veya kara saldırılarına karşı koruyamamasıdır. Çünkü nüfusun yüzde 97’si Nil nehri vadisi ve deltasında yaşıyor. Yani halkın yüzde 97’si, Mısır topraklarının % 3’ünde ikamet ediyor.

Bu durumu Türkiye haritası üzerinde tanımlamaya çalışırsak, yaklaşık olarak Malatya ilimiz kadar bir yerde yaşayan 97 milyon insan var. Bu yüzden, Türkiye ile Mısır’ın kapışması durumunda öyle uzun menzilli füzeleri devreye koymaya hiç gerek kalmayacak. Kuzey Kıbrıs’taki askeri havalimanından kalkacak birkaç F 16 ile Mısır kara ve deniz birlikleri tereyağından kıl çeker gibi imha edilebilir.

Fakir çorbası görünümündeki Mısır Hava Kuvvetleri'ne birkaç SİHA fazla bile gelir. Daha Türk Deniz Kuvvetleri’nin envanterinde bulunan denizden havaya, ve denizden Karaya atılabilen uzun menzilli füzelerden söz etmeye gerek bile yok.

Peki Türkiye böyle bir operasyon yapar mı? Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti yönetimi, sivillerle iç içe olan askeri bölgelere operasyon yapacağını düşünmüyor. Çünkü bu operasyonlarda sivil kayıplar da oldukça fazla olacaktır. Türkiye devleti bunu yapmaz. Ama Mısır Hava Kuvvetleri ile Ak Deniz ve Nil nehrindeki deniz kuvvetlerini tamamen imha edebilir ve eder de.

 Ayrıca Mısır’ın savaşabilecek bir ekonomisi yok. Ülke tamamen Suudilerin ve ikinci İsrail olan ateist BAE rejimine bağlı bir ülke. Türkiye ile bir kapışmadan sonra sıranın kendilerine geleceğini çok iyi biliyorlar

Sisi rejiminin savaş araç gereçlerinde kullanılacak temel madde ihtiyaçlarının tamamı verişi İngiltere, ABD ve Çin ve Fransa'dan gelir.

Türkiye ise yaklaşık 20 yıldır bu Ak Deniz’de adım adım en güçlü olmaya çalıştı ve şu anda o konuma geldi. Savunma sanayiinin üçte ikisi yerli ve hammadde ihtiyacını da içeriden karşılıyor.

Mısır’ın düz bir araziye sahip olması ve ordusunun da Nil vadisindeki bu arazilerde konuşlu bulunması en büyük handikap. Oyuncak dronların karşısında bile kendini koruyamaz bir pozisyondadır. Çünkü Mısır Hava savunma sistemi, Türk SİHA’larının maymuna çevirdiği rus hava savunma sistemleridir.

Mısır’ın karayolu ulaşımı neredeyse hiç yoktur. Bütün asfaltlı yol ağının toplamı, Türkiye’nin Marmara Bölgesi karayolu ağından daha azdır. Bu da, kara birliklerinin sevk ve savunma muharebe gücünü oldukça olumsuz etkiler.

Birçok yerde düz arazide bir anda beliren kayalık platolar, yol yapımı maliyetlerini artırdığı için batık olan Mısır ekonomisi buna müdahil olmaya gücü yoktur. Bu yüzden en işlek yol, Marsa Matruh yolu olarak kalıyor. Bu da yani Libya'ya giden yol.

Bu yol, 2. Dünya savaşında yapılmıştı. Almanların efsane komutanı General Rommel ile İngiliz General Montgomery arasında savaşın yaşadığı bölgedeki yoldur. Bu yolu General Rommel yapmıştı. Ve ilk savaşta Montgomery’yi El Alameyn'e kadar püskürtüp ilerledikleri yoldur. Mısır’ın coğrafi haritası üzerinde yaptığım incelemede şunu gördüm: Bu yolu ele geçiren güç bütün Mısır’a hakim olur aslında. Çünkü bu yol, Mısır'ın kalbi olan Nil deltasına ilerler. Ve Mısır’ın bu savunacak hiçbir kuvveti yok. Türk birlikleri Libya sınırından Mısır’a girdiği anda durumu fark eden katil Sisi derhal Mısır’ı terk etmezse bütün iddialarımı geri alırım. Çünkü Mısırın elinde o yolu savunacak menzile sahip hiçbir silah, uçak ve mühimmat yok. Ama Türkiye’nin o yola TAM HAKİMİYETİNİ sağlayacak kara, deniz ve hava gücü, silahı, mühimmatı ve savaş araç gereçleri mevcut.

Bu yola tam hakimiyeti sağlamak ve Mısır’ın Ak Deniz’deki donanmasını demirledikleri limanda suyun dibine batırmak için aslında Türk hava akınlarına bile gerek yok. Deniz Kuvvetlerinin elindeki donanma buna fazlasıyla yeterli.

El Alameyn yoluna hakim olmak için de Libya toprağını kullanmaya da hiç gerek yok. Türkiye’nin bu kapasiteye sahip bir çok çıkarma gemisi var. Ayrıca Anadolu ve TCG Trakya gemileri de denize inmemin arifesinde. Savaş uçağı platformuna sahip bu gemilerde hangi uçakların konuşlandırılacağı da şimdiden belli ve o yöne simülatif çalışmalar bile yapılıyor.

Özetlersek eğer; Mısır’ın, “Arap dünyasının doğal lideri olan bir ülke” sözü ve inancı tamamen bir safsatadır. Aslında bir bakıma evet Mısır, Arap dünyasının lider ülkesidir ama, sinemada liderdir, nüfusta liderdir, sahne sanatlarında, mizahta, liderdir. Mısır'ın iplerini elinde tutanlar ise Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’dir. Suud’a bütün İslam aleminin bakışı bellidir. Ve İslam dünyası BAE’nin ikinci İsrail olduğu, burayı yöneten ailenin tamamının ateist ve İslam düşmanı müşrikler olduğunu artık öğrendi. Dolayısıyla, Mısır’ın bu iki diktatörlükle anılması, İslam dünyasında kalan krediciğini de bitirmiştir.

Ahmet Tezcan

Hacegan Efendilerimize Ellerinden Öperek

Erdal Şimşek

Oyun Teorisi

Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın

Biyo-Beyin Mühendisliği ve Nano-Nöro-Mühendislik!

Halit Emre Aydın

Baba, Oğul, Dede

Dr. Ömer Aydın

Ah Ayasofya!