Son Dakika Coronavirüs Haberleri Korona Yaz 8119'a Gönder 10 ₺ Bağışta Bulun

Kur’an-Hadis-i Kudsi ve Hadis

Ahmet Tekin
22 Nisan 2020 Çarşamba 11:36

Esasen Hz. Peygamber’in bütün tebliğleri vahiy kaynaklı olmakla birlikte, bunların hepsi Kur’an kapsamına girmez. Şöyle ki: Allah tarafından vahiy olarak indirilen ve yukarıdaki tarif çerçevesine giren lafızlara “Kur’an”, mânâsı vahyedilip lafızları Peygamber Efendimiz tarafından Yüce Allah’a nisbet edilerek söylenen sözlere “hadis-i kudsî”, bunların dışında Hz. Peygamber’in kavil, fiil ve takrirlerini (onaylarını) aktaran sözlere de “hadis-i nebevî” kısaca “hadis” adı verilir.

Kur’an Arapça olarak bütün insanlığa gönderilmiştir. Arapça zaman içinde değişikliğe uğramayan bir dildir. Arabın beş bin sene önceki ninesi mezarından kalksa bu günkü torunlarıyla rahatlıkla konuşup anlaşır. Kur’an Arapça indi diye Kur’ân’ın ve İslâm’ın Arap’a ait olduğunu söylemek insafsızlık olur.

Dilleri Arapça olmayan peygamberlerin şeriatlarının bir kısmı İslâm’da ibka edilmiştir. “Allah, Nûh’a tekrar tekrar tavsiye ettiği dinî kuralların bir kısmını, sana vahy ettiğimizi, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya tekrar tekrar ettiğimiz tavsiyelerin bir kısmını size açıklayarak şeriat haline getirdi. “- Bütün peygamberelere tavsiye edilen esasları içeren bu dini, medenî kuralları açıkça ortaya koyup uygulayarak, şeriatı ayakta tutun. İnsanlığın bu tek hak dininden ayrı kalarak, dinde ayrılık yaratmayın, dinî esaslarda ihtilâfa düşmeyin, farklı yollara gitmeyin” buyurdu. Fakat, senin, kendilerini davet ettiğin, teşvik ettiğin dinî esasları, tevhid esaslarını kabul, senin peygamberliğine ve Kur’ân’a iman, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşan müşriklere, Allah’a imanın gerektirdiği esasları inkâr edenlere ağır geldi. Allah sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimseleri kendisine peygamber seçer. Kendisine yöneleni, yoluna baş koyanı da doğru ve hak yolda başarıya ulaştırır.” (KK42/13)

Kureyş’in ileri gelenleri Hz. Muhammede, geleneklerinin bozulmaması karşılığında elli türlü teklifte bulunmuşlar; hiçbir teklifleri Hz. Peygamber tarafından kabul edilmemiştir. En çok sıkıntıya uğrayan da Araplar olmuştur. Toplumda yerleşmiş olan gelenekleri tek tek ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca Kur’an Hz. İbrahim’den ve diğer peygamberlerden insanlığa epeyce bir gelenek kaldığını açıkça ifade etmektedir.

“Hani İbrâhim babasına ve kavmine: “- Benim, sizin taptığınız şeylerle ilgim yok” demişti. “- Ben, ancak beni yaratana kulluk ve ibadet ederim. O, beni doğru yola iletme lütfunda bulunarak önümü, ufkumu aydınlatmaya devam ediyor.” İbrâhim bu ilkeleri, ardından gelecek olan nesillere, kalıcı-ebedî bir düzen haline getirdi ki, onlar hakka dönsünler, doğru yola girsinler.” (KK43/26-28)

“İbrâhim’in dininden, sünnetinden, İslâm’dan, kendine kıyan akılsızdan başka, kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Biz onu, dünyada seçkin birisi yaptık. Âhirette, ebedî yurtta da o dindar, ahlâklı, hayır-hasenât sahibi müslümanlardan biridir.” (KK 2/130) “Geçmişten gelen dinî kalıntılarla senin tebliğ ettiğin dinin, örtüşen ve örtüşmeyen taraflarının bulunması sebebiyle, etrafında olup bitenlere kulak kabartmadan, sen insanları değişmez doğruları getiren dine, İslâm’a, Allah’ın emirlerini yerine getirmeye, birliğe davete devam et. Emrolunduğun gibi ilâhî emirleri doğru uygulayarak itaatte daim ol. Onların, geçmişteki din sâliklerinin şahsî arzu ve ihtiraslarına, bâtıla uyma. “- Ben, Allah’ın peygamberlerine indirdiği kitaplarına iman ettim. Bana, aranızda sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî adâleti gerçekleştirerek kamu düzenini sağlamam emredildi. Allah bizim de, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimizin karşılığı, mükâfatı bize ait, sizin amellerinizin sorumluluğu ve cezası da size aittir. Benim peygamberliğimin doğruluğu, ispatı konusunda, indirilen ilâhî kitapların dışında, aramızda ayrıca bir delile de ihtiyaç yok. Geçmiş şeriatların ibka ettiği hükümleriyle Kur’ân’ın rehberliğinde, benim evrensel peygamberliğimde Allah bizi bir araya getiriyor. Sonuçta, yalnız onun huzuruna varılarak hesap verilecek” diye ilan et.” (KK 42/15)

İslâm’a giren milletlerin, Kur’ân’ın genel hükümleriyle çatışmayan örflerini-geleneklerini İslâm şer’î kural saymıştır. Burdan hareketle İslâmı, Arap İslâmı, Acem İslâmı, Türk İslâmı diye ayırmak da mümkün değildir. Kur’ân’ı insanlara tebliğ etmenin iki yolu vardır: Ya bütün insanlara Arapça’yı öğretmek, yahut Kur’ân’ı başka dillere çevirmek. Bütün insanlara Arapça’yı öğretmek imkânsızdır. Nitekim Kur’an’da, muhtelif dillerin var edildiği ve bunun Allah’ın varlık ve kudretinin delillerinden olduğu belirtilmiştir Bu durumda, Kur’ân’ın başka dillere çevirilmesi gereği ortaya çık maktadır.

Mehmet Hakan Kekeç

Mitleri Aşan Adam

Ahmet Tezcan

Beş Karışlık Bücür Büyücü

Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın

'Uluslararası İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi' Projesi

Erdal Şimşek

Rusya’nın JİTEM’i Wagner’dir

Dr. Ömer Aydın

27 Mayıs'ta Türkçe Ezana Direnen Alperen

Halit Emre Aydın

Biz Çocuklar Gibi Şendik, Ama Şenlik Yetmezdi