Ahilik Haftası: Mevlana ve Ahi Evran İlişkisi

Ahi Evran Nasîrüddin Mahmûdi 1171 tarihinde Azerbaycan’ın Hoy kasabasında dünyaya geldi. Maveraünnehir ve Horasan'da tahsilini tamamlayarak Fahruddin Razi'den ders aldı. Ardından Bağdat’taki Fütüvvet Teşkilatı’nda yer aldı.

Ahilik Haftası: Mevlana ve Ahi Evran İlişkisi

Ahilik Haftası: Mevlana ve Ahi Evran İlişkisi

Kayınpederi Şeyh Ehvadüddin Kimrani ile birlikte Anadolu topraklarına gelerek Kayseri'ye yerleşti. Buraya yerleşmesinin ardından ilk Ahi teşkilatını burada kurdu. 1255 yılına geldiğinde, I. Alaeddin Keykubad’ın talebi üzerine Konya’ya gitmiştir.

Dericilerin piri olarak anılan Ahi Evran'ın atölyesinin mahzeninde yılan beslediği ve yılanın derisinden kemerle kırbaç ürettiği bilinmektedir.

Ahi Evren, dağlarda yılan yakalama konusunda ustaydı ve yılan zehrinden panzehir üretiyordu. Tıp alanında Kitabü’l Efai (Yılanlar Kitabı) adlı eserini kaleme almıştır. Yılanlar konusundaki ustalığı ona yılan ve ejder anlamına gelen 'Evren' olarak da anılmasına sebep olmuştur.

Yaklaşık 20 eseri olduğu bilinen Ahi Evran, Eflaki'nin verdiği bilgiye göre Mevlana'ya düşman, Hacı Bektaş-ı Veli ile Sadreddin Konevi’nin yakın dostudur.

AHİ EVRAN, NASREDDİN HOCA MIDIR?

Prof.Dr. Mikail Bayram, Ahi Evren’in Nasreddin hoca fıkraları ile latifeler içeren iki kitabını ortaya çıkarıp karşılaştırmıştır. Bazı fırkaların aynı olduğunu, bazılarının da büyük benzerliğe sahip olduğu görmüştür.

Nasreddin Hoca fıkralarında Ahi Evren'e ait izler bulunması, Ahi Evren'in de Nasreddin Hoca gibi bir süre Akşehir'de yaşamını sürdürmüş olması ve Mevlana’nın Mesnevi’de onu Cuha (komik, güldüren kimse) diye nitelendirip hicvetmesi bu görüşü kuvvetlendirmektedir.

II. GIYASEDDİN KEYHÜSREV DÖNEMİNE DAYANAN MÜCADELE

Ahi Evren ile Mevlana arasındaki mücadelenin başlaması II. Gıyaseddin Keyhüsrev dönemine dayanır. Mevlana ve çevresindekiler II. Gıyaseddin’e yakın bir siyasi çizgide iken, Türkmenler ve Ahiler Sultan’a muhalif bir tutum içerisindeydiler.

Sultan Alaeddin Keykubad Ahi ve Türkmen çevrelerin koruyucusu olarak bilinir. Sultan Alaeddin’e büyük bağlılıkları bulunan Ahiler II. Gıyaseddin’in babası Alaeddin’i zehirleyerek tahta geçtiğini düşünüyorlardı.

Öyle ki,  Ahi Evren II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Babai Hareketi’ne dahil olduğu gerekçe gösterilerek tutuklandı. Bu sırada Baycu Noyan komutasındaki Moğollar Anadolu’ya girdi. Ve böylece, Moğol işgali başladı.

Keyhüsrev’in ölümünün ardından saltanat naibi olan Celaleddin Karatay, tutuklanan Ahi ve Türkmenler için af çıkardı. Böylece Ahi Evren de serbest bırakıldı ve ardından Denizli’ye gitti.

Moğol hakimiyetini istemeyen II. İzzeddin Keykavus, tahta geçince Ahi Evren’i Denizli’den tekrar Konya’ya getirdi. Vezir ve atabek yaptı. Türkmenler ile Ahiler Moğollara başkaldıran Keykavus’un çevresinde toplandılar.

Bu dönemde, Şems-i Tebrizi'nin öldürülme olayı meydana geldi. Eflaki’nin Vezir Nasreddin olarak bahsettiği Ahi Evren’in dergahında yapılan bir törende Konya’nın şeyh ve alimleri bir araya gelmişlerdi.

ŞEMS, 7 KİŞİ TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDÜ

Şems, törenin ardından içlerinde Mevlana’nın oğlu Alaüddin Çelebi’nin de bulunduğu 7 kişi tarafından öldürüldü. Cesedi de Ahi Bedrüddin olarak anılan ver bilinen zatın bahçesinde bulunan kuyuya atıldı.

Alaüddin Çelebi, Mevlana’nın oğlu olmasına rağmen bir Ahi idi ve Ahi Evren’in tarafında yer alıyordu. Mikail Bayram, Alaüddin Çelebi’nin Şems’i öldürenler arasında yer almasını Sipahsalar’ı kaynak göstererek Kimya Hatun ile ilişkilendirmektedir.

Bununla birlikte, Mevlana'nın zamanında nikahladığı 15 yaşındaki cariye Kimya Hatun, yaşı 60 civarında olan Şems'i istemiyordu. Hatun, aslında Mevlana'nın oğlu Alaüddin Çelebi’yi seviyordu. Ve bu sevgi, karşılıklıydı.

Mikail Bayram’ın Sipehsalar’dan aktardığına göre Şems, Alaüddin Çelebi’nin dergaha gelip gitmesini istemiyordu ve bir keresinde 'Hey delikanlı, buradan geçersen ayağını kırarım' demiş, tehdit etmişti.

Eflaki'nin aktarmasına göre, Kimya Hatun zaman zaman Şems’ten uzaklaşıyor, Mevlana Kimya Hatun’u aratıp bulduruyor ve Şems’in yanına getirtiyordu.

Yine bir gün Kimya Hatun, Şems’ten izinsiz bir yerlere gitmişti. Ancak geri getirildikten üç gün sonra vefat etti. Bunun üzerine Şems Konya’yı tek ederek Şam’a gitti.

Mevlana’nın diğer oğlu olan Sultan Veled, Şam’a giderek Şems’i buldu. Onu, Mevlana için tekrar Konya’ya getirdi. İşte Şems, bu gelişinden bir yıl kadar sonra öldürüldü.

Önceden beri Moğol taraftarı olan Şems'in, Mevlana’nın kendi oğlunun da aralarında olduğu Ahiler tarafından öldürülmesi ile beraber, Mevlana ve Ahi Evren’in arasını iyice açılmış olmalıdır.

Nitekim Alaüddin Çelebi Şems’i öldürenler arasında yer aldığı için babasına asi olmuştur. Bunun sonucunda aile ocağından ve evlatlıktan atılmıştır. Şems’in öldürülmesinin ardından Ahi Evren ve Alaüddin Çelebi Kırşehir’e yerleştiler.

Bu esnada Moğol yanlısı hükümdar 4. Kılıçarslan, Moğol hakimiyetini istemeyen II. İzzettin Keykavus’un yerine tahta oturdu. Taceddin Mutez gibi Moğol idarecileri, Alıncak Noyan’ın gözetiminde göreve başladılar.

Mevcut bu durumu istemeyen Türkmen ve Ahiler Anadolu’nun çeşitli yerlerinde ayaklanmalara başladılar. Ahi Evren ve çevresindekiler de Kırşehir’de Moğol yanlısı bu iktidara karşı isyan başlattılar.

MEVLANA, OĞLUNA MEKTUP YAZDI

Mevlana, oğlunu Kırşehir’den geri getirmek için girişimlerde bulundu. Oğluna yazdığı şiirde Ahi Evren’e uyup gittiği için sitem ediyordu:

'Ey sevgili hata ettin, bir başka sevgiliye koşulup gittin. (…) Dedim sen bir balıksın, YILANLA NİYE ARKADAŞSIN? Ey yanlış iş yapan yine yalana koşulup gittin.'

Bir başka şiirde de açıkça dönmesini istiyordu:

'Ey can, gurbet illerde daha ne kadar duracaksın, dön gel artık. (…) Geri dön, çünkü o mecliste senin kıymetin bilinmez. Yüreği taş kesilenlerle oturma. Çünkü sen benim soyumun incisisin.'

Oğlu Alaüddin Çelebi’nin Konya’ya dönmesi için Mevlana, üç mektup yazdı. Mektuplardan birinde Kırşehir Emiri Seyfüddin Tuğrul’a on defa ricada bulunduğunu söyler ve evinden ayrılmamasını söyleyip geri dönmesini ister.

Babasının bütün çabasına rağmen Alaüddin Çelebi, Kırşehir’den ayrılmamıştır. Moğol yönetimi, Kırşehir’de Ahi ve Türkmen isyanının bastırılması için Cacaoğlu Nureddin’i (Cacabey, Nureddin Caca) görevlendirir.

Cacaoğlu Nureddin, emrindeki orduyla Kırşehir üzerine yürür ve ay tutulmasının olduğu bir gecede Kırşehir’deki Ahileri katleder. Ahi Evren ve Mevlana’nın oğlu Alaüddin Çelebi, bu katliamdan sağ çıkmamışlardır. 

Aksarayî bu katliamı şöyle anlatır: 'Kırşehir emirliği Nuruddin Caca’ya verildi. Orduyla onun üzerine geldi. Bir süre muhasara edildi. Onu kaleden söküp attılar. Hariciler ki ona uymuşlardı kamilen öldürüldüler.' Burada 'hariciler' olarak tabir edilen Türkmenlerdir. İsyancı denilen Türkmenlerin Nureddin Caca’yı bir süre şehre sokmadıkları, şehir düşünce de haliyle öldürüldükleri anlaşılıyor.

Mevlana Ahi Evren’in öldürülmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren bir şiir yazar:


 Alaüddin Çelebi’nin cenazesi Konya’ya getirildiği zaman Mevlana, oğlunun cenaze namazını kıldırmamıştır.

Abdülbaki Gölpınarlı ve bazı araştırmacılar bunun sebebini Mevlana’nın oğluna Şems’in ölümünde rol oynadığı ve bundan dolayı kırgın olmasına bağlarlar. Ancak Mevlana’nın oğluna yazdığı mektuplar açıkça gösteriyor ki, Mevlana onu affetmiştir. 

Mikail Bayram ise Şems’i ölümünde rol almasının Alaüddin Çelebi’yi sadece katil yapacağını ve İslam hukukunda katillerin değil 'baği' yani devlete isyan edenlerin cenaze namazının kılınmayacağını savunur.

Mikail Bayram’a göre Mevlana’nın oğlunun cenaze namazını kıldırmayışının nedeni 'Moğol yönetimini meşru devlet, oğlunu da meşru devlete isyan eden' olarak görmesidir.

Mevlana’nın Hacı Bektaş-ı Veli ile de ilişkilerinin iyi olmadığı görülmektedir. Hacı Bektaş-ı Veli’nin hayatı hakkında bilgi veren ana kaynak durumundaki Vilayetname’de geçen bir anekdot şu şekildedir:

Hacı Bektaş-ı Veli, Cacaoğlu Nureddin’e böyle şikayet edilir:

'Saru Kırşehri’ne doğru yola çıktı. Nureddin Hoca’ya vardı. ‘Sultanım’ dedi, ‘kardeşimin evine bir derviş geldi, garip halli bir kimse. Kalkıp bir yere gitmez. Bir adam gönderin de bu dervişi ordan yollasın.’

Cacaoğlu Nureddin, bir adamını gönderir. Adam Hacı Bektaş'ın gitmesini ister. Hacı Bektaş adama 'mülk sahibi gibi konuşuyorsun, beni buradan kimse çıkaramaz. Var git yoluna' diye cesaretli şekilde konuşunca Cacaoğlu Nureddin bu kez kendisi atına atlar, Hacı Bektaş’ın yanına gelir.

Cacaoğlu Nureddin Hacı Bektaş’a namaz kılmayı teklif eder. Caca’nın adamları Hacı Bektaş’a abdest alması için su getirirler. Getirdikleri su kan olur. Hikayenin devamı Mevlana'nın hayatı hakkında bilgi veren ana kaynak durumundaki Ariflerin Menkıbeleri'nde yer alıyor:

Cacaoğlu Nureddin, Mevlana’nın yanına gidip başından geçenleri anlatır. Burada Mevlana, Hacı Bektaş-ı şeytanın kardeşi olarak niteler.


Ariflerin Menkıbelerinde Hacı Bektaş-ı Veli’nin şeriata uymadığı ve namaz kılmadığının vurgulandığı görüyoruz.

Peki Caca’nın adamlarının Hacı Bektaş-ı Veli’ye abdest alması için verdiği suyun kan olması ne manaya geliyor? Hacı Bektaş, Caca’ya yaptığı katliamlardan dolayı 'kanla abdest alıyorsun' mesajı vermiş olabilir mi?

Ariflerin Menkıbeleri’nde Hacı Bektaş-ı Veli’nin Mevlana’yı kıskandığını iddia eden bir anekdot yer almaktadır. Kıskanma iddiasından daha önemlisi ise Hacı Bektaş’ın Mevlana’ya yazdığı mektuplardaki ifadeleridir:

Hacı Bektaş-ı Veli,  Mevlana’ya yazdığı bir mektubunda 'Ne iştesin, ne istiyorsun? Dünyada kopardığın bu kıyamet nedir? diye sormuştur.

Bir başka mektupta ise Hacı Bektaş Mevlana’ya şöyle diyor: 'Eğer aradığını buldunsa sus, bulmadınsa saldığın bu gürültü nedir? Kendini insanoğullarının manzuru yaptın. Halkın bu kadar hanümanını (evini barkını) yıktın. Nedir bu hal?'

Burada akıllara şu soru geliyor: Hacı Bektaş’ı Veli, Mevlana’ya 'Dünyada kopardığın bu kıyamet nedir?' ve 'Halkın bu kadar evini barkını yıktın' derken Moğol istilasını mı kast ediyor?

Öte yandan, Hacı Bektaş-ı Veli’nin 'Eline, diline, beline hakim ol' sözünü duymuşuzdur. Elinle kimseye zarar verme, dilinle yalan söyleme, kimseyi incitme ve zina etme gibi anlamları ifade eden güzel bir sözdür.

Peki buraya kadar anlatılan Moğol istilası, Karamanoğlu Mehmed Bey’in Farsça'nın yerine Türkçeyi resmi dil ilan etmesi ve Türkmenlerin direnişini göz önünde bulundurduğumuzda bu sözün bildiğimiz dışında farklı bir anlamı da olabilir mi?

Hacı Bektaş-ı Veli bu sözü, eline yani vatanına sahip çık, beline sahip ol yani toprağını terk etme, diline yani Türkçe’ne sahip çık anlamında da ifade etmiş olabilir mi?

Öte yandan, Moğol baskısı altında ezilen Türkmenlerin moralini yüksek tutmak amacıyla Nasreddin Hoca fıkraları yazılmış olabilir mi? Tarihin tozlu sayfaları, cevabı bilinmeyen ve cevaplanmayı bekleyen binlerce soruyla dolu… Önemli olan doğru soruyu sorabilmek ve yanıtlarını yine tarihte aramak.

Yorum Yaz

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

EN ÇOK OKUNANLAR