Son Dakika Coronavirüs Haberleri Korona Yaz 8119'a Gönder 10 ₺ Bağışta Bulun

Keşke Ah Keşke!

Ahmet Tezcan
06 Nisan 2020 Pazartesi 09:05

Ne güzel kadındı Şavkiya Bacı!

Vefat ettiğinde 90 yılı devirmiş mi idi bilmiyorum. İncecikti. Kalın camlı gözlüğünün arkasında ateş gibi parlardı gözleri. Aşk dendi mi, ötesini aramazdı. Tepeden tırnağa ateş kesilirdi çünkü. Fırlayıp sema etmeye başlar, o dönerken eteğinin ucu kime dokunursa onu da yakardı. O sırada okunan ilahideki doğuşları şerh etmeden de yapamazdı. 

“Hee gardaş heee, bilen biliyo, bilmeyen bir avuç mercimek zannediyo!”

Malatya’nın Yeşilyurt ilçesinde bir kerpiç evde yaşayan, Kerbelâ âhımızı en güzel anlatan Aşkın Şehidi romanının yazarı Ahmet Turgut’un anneannesi olan Şavkiya Bacı’nın bu sözü Doğu’da pek yaygınmış meğer. Kürtçeden geçmiş Türkçeye, hacmi yazarının soy ismi ile müsemma Çevirmen kitabının yazarı Vahdettin İnce’den öğrendim aslını:

“Ye dizane dizane

Ye nizane baqe niskan e”

İki söyleyiş arasında küçük bir fark var:

“Bilen biliyor, bilmeyen bir demet mercimek zannediyor”

Vahdettin İnce gülerek “Bizimkiler taze mercimeği, sizinkiler kuru mercimeği esas almışlar demek ki” dedi.

İster bir avuç kuru mercimek olsun, ister bir demet taze mercimek kastedilen anlam değişmedikçe lafızda farkın önemi yok. Duyguları anlam oluşturuyor çünkü, lafız değil. Bu yüzden Mevlana Celaleddin Rumi “Aynı lisanı konuşanlar değil, aynı duyguları taşıyanlar anlaşabilir” buyurmuş.

Aynı dili konuşup da anlaşamayanlar, hatta savaşanlar var elbette.

Yugoslavya’nın dağılışı sırasında tarihin belki en alçakça, en ahlaksızca soykırımının yaşandığı Bosna Hersek’te birbiriyle savaşan insanlar aynı dili konuşuyorlardı. Fakat aradaki duygu ayrılığı o kadar korkunçtu ki, dünyanın gözü önünde o büyük soykırıma neden oldu. Şimdi gerilimli bir barış var Bosna Hersek’te ama sigara paketlerinin üzerine “Sigara öldürür” anlamındaki Pusenje Ubija ibaresini iki defa Latin, bir defa da Kiril harfleriyle üç defa yazıyorlar.

Böylece Latin harflilerden biri Boşnakça, diğeri Hırvatça oluyor, Kiril harfli ise malûm, Sırpça kabul ediliyor. Dil aynı dil, lafız aynı lafız, anlam aynı anlam ama üç farklı duyguyu bir araya getiremiyor.

Kuru da olsa yaş da olsa mercimek aynı mercimek ama bakana göre, bilene göre, göze göre değişiyor.

Hamdolsun Bosna Hersek’teki gibi bir savaş ve soykırım haline dönüştürmedik zahirde duygu farkımızı ama bu sadece zahirde kaldı. Batında oradakinden bin beter savaş ve soykırım yapıyoruz da yaptığımızın farkına varmıyoruz.

Dünyayı saran Corona virus salgını bile aklımızı başa getirmedi hala.

Sebep; başımızdaki virüsten beter iki büyük bela…

Fikirsizliğimiz ve şükürsüzlüğümüz!

Fikirsizlik evet çünkü bilmiyoruz, bilmek istemiyoruz, biliyor gibi davranıp ayak diriyoruz.

Cahiliz, adımızın önünde bol ünvanlar, kısaltmalar olsa da. İlerleme adına her şey başını almış gidiyor ama ilkel kabileci dürtülerimiz olduğu yerde sayıyor, bir adım ileri gidemiyor.

Bir önceki yazımda o taraf – bu taraf üzerinden biraz anlatmaya çalışmış, “o tarafı da batsın bu tarafı da” demiştim. Batmıyor işte. O taraf bu tarafa batıyor, bu taraf o tarafa batıyor. İçimizdeki insanlık batıyor gerçekte, umurumuzda değil! “İlle de odunum” diyen kalaslardan ibaret bir kereste deposuna dönüşmüş koca ülke, tınlayan yok!

Şu da mı, bu da mı demeyin Allah aşkına! Alayımız öyleyiz! Bendeniz dahil! Çünkü söylemesi kolay, yapması zor!

İyi ve güzel bizden değilse şayet, kötü ve çirkin görüyoruz. Biz kimiz, neyiz, sorulsa söyleyecek donanıma sahip olmadığımız halde, inatla çakılıp kalıyoruz çakılıp kaldığımız yerde, bir milim kıpırdamıyoruz.

O inadın adıdır cehalet, okuma yazma bilmemekle alakası yok!

Cahil toplumuz evet yularımız ilkel duygularımızın elinde, nereye çekerse oraya gidiyoruz. Yolu yordamı bilmiyoruz, yönü yöntemi bilmiyoruz. Her şeyi bir avuç yahut bir demet mercimek zannediyoruz.

Bilmeyince fikrimiz de olmuyor elbet. Fikir olmayınca da şükür olmuyor. Bizden olan herşey iyi ve güzel görünüyor, olmayan her şey kötü ve çirkin.

Münkir toplumuz yani, inkarımız çok, ikrarımız yok, kararlarımız başka ceplerde.

Corona virüsü ne yapsın bize, biz bizi her gün dayatmalarımızla enfekte edip öldürüyoruz da, her akşam tweet atıp ölen kalan sayısını ilan eden biri olmadığı için, kendi elimizle yaratıp yaşattığımız felaketten haberimiz olmuyor.

Çin’den yola çıkıp dünyayı saran virus, mutasyona uğrayıp kendi kendisini yok ederse, bu başka bir ülkede değil Türkiye’de olacak galiba. Varlığı bile tartışmalı o yaratık halimize bakacak, “Bunlar bulmuş belasını bana ne hacet?” diyerek kaçıp gidecek…

Ya da hem o taraftan hem bu taraftan binlerce insanı yok edip ortada birbirine çemkirecek kimse kalmayana dek sarsmaya devam edecek.

Şavkiya Bacı; coşup da kollarını iki yana açarak ateş topu gibi dönerken, etrafında hayret ve hayranlıkla kendisine bakanlardan birilerinin suratına şaak diye tokat atardı bazen. Kimse bilmezdi sebebi nedir? Celal midir, Cemal midir? Bir Allah bilirdi, bir de o tokatı yiyen! Fakat herkes anlardı onun boş bir şamar olmadığını. Yiyendeki hâl değişikliğinden anlaşılırdı.

Bu Corona denilen virüsceğiz öylesi bir tokat mıdır acep?

Öyle mi Leyla?

Keşke.. ah keşke!

 

 

 

 

Mehmet Hakan Kekeç

Yıldırım Bayezid’in Kemikleri Neden Yakıldı?

Ahmet Tezcan

Afedersiniz Ama Siz Aynalı Sazan Mısınız?

Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın

Genetiği Değiştirilmiş Doktorlar (GDD)!

Dr. Ömer Aydın

27 Mayıs'ta Türkçe Ezana Direnen Alperen

Halit Emre Aydın

Biz Çocuklar Gibi Şendik, Ama Şenlik Yetmezdi

Erdal Şimşek

İstifa Et Ey Ahmak Bülent Arınç!