İstihbaratın Operasyon Aygıtı Paralel Devletler: FETÖ

Hasan Mesut Önder
13 Temmuz 2020 Pazartesi 14:15

İstihbarat örgütleri, devletlerin yürüttüğü gizli savaşın en önemli enstrümanlarından biridir. Devletler, rakip veya hasım olarak gördükleri ülkelerin politik pozisyonunu etkilemek ve ikna etmek için örtülü faaliyetlerini istihbarat örgütleri aracılığı ile yaparlar. Bu operasyonlar belli bir zaman diliminde yürütülüp terkedilmez; ancak taktikler dönem dönem değişiklik gösterebilir.

Bir ülkenin temel amacı, kendi ulusal güvenliğini, ekonomik ve ulusal çıkarını takip etmenin yanında, ulusal etki diye tabir edilen, ülkesinin uluslararası nüfuzunu artırmaya yönelik çalışmalar da yapmaktır. Ulusal etki, bir ülkenin içinde uzun erimli yapılanarak, o ülkede belirleyici güç haline gelmek şeklinde izah edilebilir. İstihbarat örgütleri ise ülkesinin ulusal etkisini güçlendirmek için hedef ülkelerde kurdukları paralel devlet yapılanmaları inşa ederler. Paralel devlet yapılanmaları, kırılgan bir devletin meşru yapılarına rakip veya kısmen angaje organizasyonlardır.

“Paralel devlet” kavramı, Pobert Paxton’un “Faşizmin Anatomisi” adlı kitabında yer alan bir kavramdır ve faşist paramiliter örgütlerin devlet içindeki yapılanmasını açıklamak için kullanılmıştır.

Bir ülkede paralel devlet yapılanmasının inşa edilebilmesi için o ülkenin kırılgan bir devlet olması gerekir. Yani askeri ve güvenlik bürokrasisinde rakip güçler olmak zorundadır. Bürokraside hiziplerin olmadığı bir ülkede, taktik ve stratejik düzeyde bir yapılanma inşa etmek oldukça zordur. Bunun için işi yürüten istihbarat servisinin ilk önce devlet içindeki farklılıkları kaşıması, istihbarat bürokrasisinde ikilik çıkarması ve hatta yapılabiliyorsa, angaje edilen kaynaklar üzerinden çeşitli ideolojik motifli örgütler kurması gerekir. Ancak buna karşı güçlü bir direnç oluşursa, istihbarat bürokrasisinde kullanılmak istenen ekipler kayıt dışı ekonomiye bir şekilde bulaştırılır. Kayıt dışı ekonomiye bulaşan ekipler, belli süreçten sonra dış istihbarat servisinin inşa etmeye çalıştığı paralel devlet yapılanmasının koruyucusu ve kollayıcısı haline getirilir.

1970’li yıllardan 1999 yılına kadar olan süreçte, devletin tepe yöneticileri, istihbarat bürokrasisi ve mafya organizasyonları arasındaki ilişkiye bakıldığında, bu ilişkileri, yabancı istihbarat servislerinin bazı kadroları ve politik figürleri kayıt dışı ekonomimin içine sokarak etki altına alma girişimi olarak okumak mümkün.

Beyaz Toroslarla taşınan uyuşturucular, hangi amaca matuf faaliyetlerdi sorusunun sorulması gerekir. Ön açıcı kadro yaratıldıktan sonra, hedef devletin içine hangi motifle girileceği belirlenir ve buna göre aktör bulunur. Bu aktör, dini hassasiyete sahip kişilerden seçilebileceği gibi etnik hassasiyete sahip kişilerden de seçilebilir. Bu seçimler, operasyonu yürüten devletin ihtiyaçlarına göre değişir. Fethullahçı Terör Örgütü incelendiğinde, Erzurumlu bir vaiz olan Gülen’in, askerlik görevi sırasında sistemin içerisine çekilerek, komünizmle mücadele derneklerinde eğitildiği görülecektir. 1990’lı yıllara kadar yapılanma süreci tamamlanan bu örgüt, daha sonra Soğuk Savaş’ın bitmesi ile birlikte ABD patentli “Adriyati’kten Çin Seddi’ne Türk Jeopolitiği” stratejisinin uygulayıcısı haline geliyor. Ancak bu stratejinin uygulanabilmesi için Türkiye’nin de devlet olarak yeniden modellenmesi gerekiyordu.

Bu süreçte açılan okullar vasıtası ile eğitim faaliyetleri adı altında, hedef ülkelerdeki elit kesimlerin çocuklarının eğitilmesi, ABD’nin “ılımlı İslam” örtüsü altında, Orta Asya’dan Balkanlara, Afrika’dan Avrupa’ya kadar çeşitli bölgelere farklı şekillerde girme ve yerleşme politikası olduğu su götürmez bir gerçektir. Bu bağlamda Türkiye’nin hem hedef hem de üs konumunda olan bir ülke olduğu açıktır.

Türkiye hedef ülkedir; çünkü devlet mekanizmasını klonlayan ABD, FETÖ marifetiyle Türk devlet sistemine yerleşmiştir. Üs ülkedir; çünkü Türkiye’de klonladıkları devlet yapısı, medya ve sivil toplum kuruluşları aracılığı ile Orta Asya'da, Ortadoğu’da ve birçok bölgede Türkiye operasyon merkezi olarak kullanılmıştır. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mustafa AKIŞ bir televizyon kanalında yaptığı sunuda, FETÖ'nün Türkiye’deki ve dünyadaki örgütlenmesini net bir biçimde ortaya koydu. FETÖ'nün Türkiye’deki organizasyonu ile ilgili bütün bilgiler hemen hemen ortaya çıktı.

Benim hala araştırılması gerektiğini düşündüğüm konu, FETÖ ile aynı merkezden yönetilen ve 1960’lı yıllardan bu yana FETÖ'yü himaye edip, devlete yerleşmesini sağlayan bu öncü gücün ne olduğudur. Yani FETÖ'nün Türkiye’de paralel devlet olarak yapılanmasının önünü açan ve CIA’nın stratejik ihtiyaçları doğrultusunda aktör yaratıp, sahaya süren bu akıl kim?

Bu konuyu henüz çözebilmiş değilim, çözdüğümde yazacağım, siz merak etmiyor musunuz?

Ahmet Tezcan

Esrarengiz Fussilet Konağının 11 Nolu Odasında Bir Çocuk

Talha Arslan

Fenerbahçe’de Hedef Stoper Tandemi

Hasan Mesut Önder

MİT, 15 Temmuz Darbe Girişimini Nasıl Öne Aldırdı

Hürriyet Gücer

Covid-19 Pandemisi ve Türk Futbolu

Erdal Şimşek

Akdeniz ve Ege'de savaş Kapıda

Celal Arslan

Kripto Para: Bitcoin