18 Temmuz 2019
  • Istanbul 26.11°
  • Ankara 18°
  • Izmir 27°
İmsak 03:47
Güneş 05:40
Öğle 13:15
İkindi 17:13
Akşam 20:41
Yatsı 22:25
BIST99.806
Dolar5,6921
Euro6,409
Altın260,21

İş Hayatında 08.30 - 18.00 Sorunu Ya da Artık Oyun Oynamayı Ciddi Ciddi Düşünmeliyiz

Furkan Hasdemir
02 Temmuz 2019 Salı 13:51

Önceki yazımda iş hayatına ve iş hayatının dijital dönüşümde yaşadığı sorunlara değinmiştim.

(Bir önceki yazımı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.)

Oldukça güzel geri dönüşler aldım.

İnsanlar, vaktinin çoğunu geçirdiği bu ekmek tekneleriyle ilgili sorunlara ciddi anlamda bir ilgi gösteriyor haliyle…

Çünkü herkesin yaşadığı ortak sorunlara değiniyoruz.

Geçen yazımda söz vermiştim…

İş hayatıyla ilgili sorunlara işveren ve çalışan açısından bakıp yorumlamaya bu yazımda da devam edeceğim.

İŞVEREN DİYOR Kİ:

REAKSİYONER, KATILIMCI ELEMAN BULMAK ÇOK ZOR

Garanticiyiz… Hem de çok… Türkiye’nin geleceği için ciddi bir sorun olarak düşündüğüm ‘garanticilik’ mantığı gençlerdeki ‘tutku’ hissini öldürüyor.

Örneğin mülakat günü Adliye Binalarının önü, Mühendislik Fakültesi, İletişim Fakültesi gibi alakasız fakülteleri bitiren ‘zabıt katibi’ adaylarıyla dolu…

Bu tabloyu görünce, “okuduğunuz mesleğe dair hiç mi inancınız ya da tutkunuz yok” diye sormak istemişimdir her zaman.

GENÇLER NEDEN GARANTİCİLİĞİ SEVİYOR?

Gençleri garanticiliğe iten bir takım sistemsel tıkanıklıklar da mevcut.

Özel sektörün fazla zorlama ve yıpratmaya dayalı bir takım gereksiz uygulamaları, geçen yazımda bahsettiğim vizyonsuz ve torpilli yöneticilerin, boyunu aşan egosu ve mobbing yaptırımları…

Liyakattan çok sadakat ve torpile dayanan, ‘anlamasa da anlıyormuş gibi yapıp, her türlü yeni fikri tehdit olarak gören yönetici profiliyle uğraşma…

Maaş politikası konusundaki ‘ucuza kapatma’ mantığı…

Liste uzayıp gider.

Tüm bu etkenler özellikle yeni mezunların mesleğe olan tutkusunu emen faktörler.

KRAVATLA DOĞAN BİR GİRİŞİMCİ YOK

Ancak genç kardeşlerim, bunlar sizin ‘reaksiyoner ve tutkulu’ olmanız için bir engel değil.

Aksine iş hayatındaki yaşadığınız sorunlar, sizi daha da kamçılaması gereken, hedeflediğiniz yolu yürürken kenara atılacak taşlardır sadece…

Hangi başarılı iş adamı bu yollardan geçmemiştir ki…

Annesinin karnından iş adamı olarak kravatlı bir şekilde dünyaya gelen bir girişimci tanıyor musunuz?

Şartlar ne olursa olsun ‘mesleki tutku’nuzu ve reaksiyoner tavrınızı kaybetmeyin…

Günün sonunda size kazandıracak olan tek sermayeniz tutkunuz ve aklınızdır.

Reaksiyonerliği biraz açacak olursam; kimsenin size iş buyurmasını beklemeden, anlık gelişmelere anlık tepkiler verebilme enerjisi, her zaman yeni fikirler, projeler sunabilme isteği diye özetleyebilirim.

ÇALIŞAN DİYOR Kİ:

8.30 -18.00 + MESAİ OLUNCA SOSYAL HAYAT KALMIYOR

İşçi ve Orta sınıfın ortak şikayeti: 'Günümüzün 4/3’ünü işte ve iş yolunda geçiriyoruz, sosyal hayata yer kalmıyor.'

İdealden ziyade mecburiyet mantığıyla çalışan personel profilinin sıkışmışlığını bir kaç yansımayla pekiştireyim:

Mesela çalışan orta sınıf, İnstagram’da gezerek para kazananlara hem özenir hem de istediği hayatı o yaşadığı için içten içe gıcık olur…

MESLEKİ İDEALLERDEN ÇOK UZAKTA ŞEYMA SUBAŞICILIK OYNAMAK

Mesela üzülerek söylemek istiyorum ki Şeyma Subaşı hakkında atıp tutan bazı kadınların, iş yerlerinde belirli makamlara ve imkanlara gelebilmek için -onların dilinde- 'Şeyma Subaşıcılık' oynamaya çalıştığını her beyaz yakalı bir 'ofis dedikodusu' olarak bilir. 

Tabi işini layıkıyla yapan ve bence detaycılıktaki performansıyla bir çok erkekten daha üretken ve verimli çalışan kadın çalışanları tenzih ederim... 

Aynı orta sınıf baba parası yiyip çalışmak zorunda değilmiş gibi gözüken tiplere de aşırı gıcık olur.

Genelde orta sınıf ya da işçi sınıfı, zengin ve gösterişli hayat yaşayan bu tipleri ‘ahlak ve saygı’ kavramlarını öne sürerek ‘gösteriş budalalığı’ etiketiyle linç etmeye bayılır ama aynı imkâna, azıcık ucundan bile olsa kendisi kavuştuğunda, o küfrettiği şeyi ilk önce kendisi yapar…

DÜNYA KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ MESAİ MANTIĞINA DOĞRU EVRİLİYOR

8.30 – 18.00 çalışma saatleri meselesini sosyolojik olarak uzun uzun inceleyebiliriz. Ama burada konuyu dağıtmamak adına kısa bir şekilde değinecek olursam;

Dünya çapında başarılı şirketlerin, özellikle, Google, Amazon ya da Facebook gibi devasa şirketlerin, -belirli departmanlarındaki- personel planlamasına baktığımızda, personeli belirli bir saatle kısıtlama yoluna gitmediklerini görüyoruz.

Onlara daha serbest saat imkânları tanıyıp, daha çok iş bazlı bir sorumluluk yüklüyorlar.

Bence de doğru model bu.

Tabi bu Türkiye’de ne kadar uygulanır, ya da hangi sektörlerde, hangi pozisyonlar için uygulanabilir bilemem ama özellikle dijital işler de kişiselleştirilmiş mesai mantığı devreye girmeli.

KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ MESAİ MANTIĞI NEDİR?

Dijital dünyanın nimetlerinden birisi de personel yönetimi açısından, dünyanın neresinde olursanız olun, verilen işin takibini, ölçümlemesini, performans değerlendirmesini mekandan bağımsız bir şekilde yapabilmenizdir.   

Yani McLuhan’ın küresel köyüne hoş geldiniz…

Şirketler, çeşitli programlarla verdikleri işi takip edebilme - ölçümleyebilme olanağını kullanmaktan çekinmemeli.

Siz personele kendi evinde, bahçesinde çalışma imkânı verdiğinizde, onun sıkışmışlık hissi, sosyal hayattan kopma kaygısı, mobbinge maruz kalma olanağını ve yol-trafik sorununun doğurduğu yıpranma payını büyük oranda ortadan kaldırmış oluyorsunuz.

O sebeple kişiselleştirilmiş mesai kavramını hayata geçirebilen şirketlerin geleceğinin daha parlak olduğuna inanıyorum.

Kişiselleştirilmiş mesai yönteminin, creatif düşünceyi ve mesleki tutkuyu arttırdığı ve bunun sonucu olarak da şirketlerin kârlılık oranına pozitif katkıda bulunduğu açık bir gerçek.

Nitekim bu yöntemi izleyen Google, Facebook ve Amazon’un cirosu, hemen hemen dünya ülkelerinin hepsinden çok daha fazla… Adamların bir bildiği var…

YENİ İLETİŞİM TARZI; GAMIFICATION

Gamification yani oyunlaştırma… Bu kavrama daha sonra detaylı bir şekilde değineceğim. Şu an konu bağlamında değerlendirmek istiyorum sadece.

Geçtiğimiz aylarda şöyle bir habere rastlamıştım:

ABD'li e-ticaret devi Amazon, personelin motivasyon sorununu geliştirdiği "PicksInSpace", "Mission Racer" ve "CastleCrafter" isimli video oyunlarla çözmeyi planlıyor.

Yine bir Amazon Yöneticisi, oyunlaştırma sistemine geçtikten sonra personel veriminin 2 kat arttığını söylemişti.

Oyunlaştırma yöntemi, iletişim dünyasında ilk olarak, reklam ajanslarının, marka sadakati, ve markaların hafızada daha fazla yer edinmesini sağlama adına uygulanmaya başlanan bir yöntemdi.

Bu yöntem öylesine tuttu ki bir çok iletişim bilimci, bu yöntemin zamanla farklı alanlara da yayılacağı ve geleceğin iletişim dili olacağına yönelik tezler ortaya koydu.

Gerçekten dünya koca bir ‘oyun dünyası’ olma yolunda ilerliyor. Dijital oyunlar, kitleleri bir çok reklamdan daha çok etkiliyor.

OYUNLAŞTIRMA: BİR PERSONEL VERİMİ ARTTIRMA ARACI

Bu etkiyi gören insan kaynakları birimleri, insan bilim ve toplum bilimle uğraşan araştırmacıların da desteğini alarak, ‘gamefication’u, bir ‘personel verimi arttırma aracı’ olarak da kullanmaya başladı.

Vizyoner girişimciler de iş yerlerinde bu uygulamayı denemeye ve verimini almaya başladı.

Dünyada büyük şirketlerce uygulanan bu yöntem Türkiye’de de ufak ufak kendisini hissettiriyor diyebiliriz.

Demem o ki; beyler bizim artık ciddi ciddi ‘oyun’ oynamamız lazım. ‘Gamefication’ trenini kaçırmamamız ve bunu bir personel verim arttırıcı olarak da kullanabilmemiz lazım.

Genç nüfus potansiyeli bu kadar yüksek olan ülkemizi, iş hayatındaki sorunlarla bunaltıp ‘memur ol kurtul’ düşüncesiyle baş başa bırakmak, ülkemize yapılmış bir kötülük olur.

Onun yerine bu tarz yenilikçi ‘personel verimi’ fikirlerini korkmadan hayata geçirerek, gençlerdeki ‘mesleki tutku’ dürtüsünü canlandırmamız gerekir.

PARLAK BEYİNLERİ KAZANABİLMEK MİLLİ BİR VAZİFEDİR

Aksi halde vizyonsuz yöneticilerin avuçları arasında harcanan her parlak beyin, ABD gibi ülkeleri fırsat olarak görüp, fırsatını bulduğu ilk anda kaçmak isteyecektir.

 Bence bu parlak beyinlerin, ülkemizin bereketli iş havzasında yeşermesini ve geleceğimize katkı sunabilmesini sağlayabilmek, milli bir vazifedir.

Twitter için: @furkanhasdemirr

Görüş ve Önerileriniz için: fhasdemir@adnc.com.tr

Facebook Yorumları

Yorum Yaz

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.