İçimdeki Koca Öküzün Kalın ve Sivri Üvendiresi

Ahmet Tezcan
07 Temmuz 2020 Salı 14:31

 

Şu İbrahim Kalın olmasa, Gonçarov'un Oblomov'u gibi kılımı kıpırdatacak rüzgârı bile keserim. Fakat adam içimdeki koca öküzü sürekli dürten bir üvendire. Hem de soyadı gibi kalın ama sivri bir üvendire Ne zaman vakit yok, nakit yok bahanesine sığınıp yatsam, ya televizyonda Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü sıfatıyla basın açıklaması gelir önüme yahut postacı kapıyı iki kere çalar İbrahim Kalın'ın son yayınlanan kitabını getirir.

“Hangi ara yazdın bunu üstad?”

Kalın'ın en çok muhatab olduğu soru olsa gerek.

İş yoğunluğunu tahmin edebiliyorum. Tayyip Erdoğan gibi bir yöneticiyle çalışmak bir anlamda evi barkı, çoluk çocuğu, özel ve güzel hayatı unutmak demek. Gecenin bir yarısı, hatta sabaha karşı telefon çalar, bilmem kaçıncı Rem'den fırlayıp açarsınız, fakat o horondan yeni çıkmış tipik Karadenizli tavrıyla sorar:

“Napıyorsun? Uyuyor musun?”

“Dalmak üzereydim” deyip zevahiri kurtarmaya çalışırsınız, yemez ama aldırmaz da.

“Şöyle bir mesele vardı, n'oldu o?”

O kadar öyle böyle mesele arasından şöyle bir meselenin hangisi olduğunu ilk on saniyede hatırlayabilirseniz ne âlâ, yoksa o size hatırlatır. Ne unutur, ne uyutur. “Keşke Sezai Karakoç'u hiç tanımasaymış, okumasaymış” diye geçirirsiniz içinizden, “her gece saat beş sularında sizi toplardamarlarınızın içinde bekleyen” biri ile çalışmak zordur çünkü, atar da yapamazsınız, ar damarınız çatlamamışsa.

Üzüm üzüme baka baka kararır, öyle bir çalışma düzenine ek olursanız, bir süre sonra o düzen sizi kendisine benzetir, son kitabınıza bakıp “Hangi ara yazdın bunu üstad?” hayreti, “Hangi ara nefes alıyorsun?” sorusu kadar saçma görünür.

İbrahim Kalın'a da öyle saçma geliyor galiba o sorular.

Nasıl çalıştığını bildiğim için yazarının soyismi ile müsemma Ben, Öteki ve Ötesi kitabını aldığımda bile sormadım ben o soruyu.

“Keşke soyadın İnce olaydı?” diye mesaj attım sadece.

Daha önce Türkiye'nin toplumsal muhayyilesi üzerine bir çalışma olan Akıl ve Erdem'i almış, fakat henüz bitirememiştim. Üstüne 568 sayfalık Ben, Öteki ve Ötesi geldi. İslam ve Batı İlişkileri Tarihine Giriş yazıyordu alt başlıkta. Girişi böyle ise çıkışı kimbilir nasıldır deyip, Akıl ve Erdem'i unuttum.

Üvendire hem kalın hem çok sivri idi, içimdeki Oblomov cinsi koca öküzü böğürte böğürte, neredeyse bütün satırlarının altını çizdirdi.

“Bundan sonraki kitabını lütfen satırları çizilmiş olarak bastır, uğraştırma beni!” dedim.

Güldü:

“Basıldı bile!” dedi.

Barbar, Modern ve Medeni kitabı, ben Mardin'de iken, Vali Mustafa Yaman'ın haset oklarıyla delik deşik edilmesine neden olan o benzersiz  Gençlik Merkezi'nde, lise ve üniversite öğrencileri ile birlikte Okur Yazar Atölyesi'nde Ben, Öteki ve Ötesi kitabını okurken yayımlandı. İçimdeki koca öküz öyle bir böğürüp sıçradı ki, ben bile şaşırdım, o acıyla çocuklara zulmedip iki kitabı bir arada okuttum.

Allah'tan Barbar Modern Medeni, hacim olarak Ben Öteki ve Ötesi'nin zeyli sayılırdı, içerek olarak da ilkini çok daha anlaşılır kılıyor, somutlaştırıyordu. Mardin'de bulamayıp, İstanbul kaçamağında aldığım, satır satır  çizip derkenarlar tuttuğum  Barbar, Modern ve Medeni kitabını, Okur Yazar Atölyesi'nin deli fişek öğrencisi Ayşegül aldı elimden, gıkımı çıkartamadım.

Mardin'in bir şehir romanı olan Abbara'ya katkısı çoktur bu iki kitabın. Hatta sevgili Mustafa Yaman'ın; “Bugün varız yarın yokuz, burada bir şeyler yapıyoruz ama yaptıklarımız biz gittikten sonra ne olacak, bozulacak mı, yıkılacak mı, kapanacak mı bilmiyoruz. Öyle bir şey yapalım ki, biz gittikten sonra da bozulmasına, yıkılmasına, yok edilmesine imkan olmasın. Gel bu şehrin bir romanını yaz!” teklifiyle doğan Abbara – Bir Umudun Masalı romanının temeli, Ben Öteki ve Ötesi kitabı zeminine atıldı desem abartmış sayılmam.

O nedenle roman bitince aldığım ilk yazıcı kopyasını, Cumhurbaşkanı ile birlikte Mardin'e geldiğinde İbrahim Kalın'a vermiştim. Eşimden sonra romanı ilk okuyan ve tebrik eden o oldu.

Bendeniz Pandemi bahanesiyle yeniden oturaduran içimdeki koca öküz yüzünden Abbara üstüne bir kitap konduramadım ama İbrahim Kalın, postacıyla sosyal mesafemi sıfırlatan Perde ve Mânâ kitabıyla koca öküzümü yeniden dürtükleyiverdi. Mânâyı örten akıl perdeleri bir nicedir kafamda dolanan düşünce kırıntılarına ilaç gibi geldi.

Şimdi bir heves; ilk ikisi Kafirun ve Sarı olan Alkımın Altından Kimse Geçemez serisinin sonuncusu olacak romanı çalışmaya başladım. Fakat biliyorum ki o bitmeden İbrahim Kalın yeni kitabını gönderecek.  Çünkü benimki bir heves, onunki son nefes.

Her nefesi son nefes sayarak çalışanın hızına yetişmek mümkün değil!

Allah sayılarını çoğaltsın, canımıza can katıyorlar zira!

İyi ki varsın Leylâ!

Talha Arslan

4 Büyüklerin Harcama Limiti ve Kâr-Zarar Verileri

Celal Arslan

Döviz Neden Yükseliyor?

Erdal Şimşek

Cemil Bayık Değil, Agit Civyan Öldürüldü

Mehmet Hakan Kekeç

Tarihe Yanlış Sorular: Selçuklu, Osmanlı ve Türklük

Ahmet Tezcan

Esrarengiz Fussilet Konağının 11 Nolu Odasında Bir Çocuk

Hasan Mesut Önder

MİT, 15 Temmuz Darbe Girişimini Nasıl Öne Aldırdı